Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

25. Bölüm Çorak Arazi Uzmanları

Çevirmen: T4icho / Editor: Venus

Gizemli adam, hareket etmeye başlar başlamaz Kurnaztilki de harekete geçti. Gökdoğan uyarmamış olsaydı bile, Kurnaztilki ihtiyatı elden bırakmazdı. Bu savaş alanındaki en tehlikeli kişinin kim olduğunu ve gözünü tam olarak kimin üzerinden ayırmaması gerektiğini biliyordu. Özel ikiz tabancaları, önünde kesişen yaylar şeklinde döndü ve namlularından alevler çıktı. Bir anda dört kez ateş etmişti!

Kurnaztilki gerçekten başarılı bir kontrol meta-insanıydı ve nişancılık becerileri Karabayrak İleri Karakolu’nda birinci sınıftı. Anında hedefe kilitlenip en yüksek hızda uçan bir şahini bile otuz metre öteden bir fili vurur gibi kolayca vurabiliyordu. Gizemli adam, Kurnaztilki’nin tanıdığı herkesten daha hızlı olmasına rağmen, bir mermiden daha hızlı hareket edebilir miydi?

Kurnaztilki çok deneyimliydi ve gerçekten usta bir nişancıydı. Bu dört atış, gizemli adamın etrafındaki alanı tamamen kapatmıştı ve nereye sıyrılırsa sıyrılsın, en azından iki mermi tarafından vurulacağını garanti etti. Yaralanmadan kaçabilmesinin hiçbir yolu yoktu! Ayrıca Kurnaztilki, kendi el yapımı özel mermilerinden bazılarını kullanmıştı. Bu mermiler o kadar güçlüydüler ki, hedefin herhangi bir yerine geldikleri sürece, hedefi kesinlikle felce uğratır ve öldürürdü.

Gizemli adamın gözleri, karanlık bir gece gibi zifiri karanlıktı. Bu gözler, Kurnaztilki’nin tüm hareketlerini, tetiği çektiği ana kadar görüp kaydetti.

Etkileyici! İleri karakol içinde saklanan bu silahşör kesinlikle gizemli adamın karşılaştığı en korkunç nişancıydı ve hem zamanlaması hem de nişan alışı kusursuzdu. Gizemli adamın neredeyse hiçbir kaçış yolu yoktu.

Ancak, vurgu “neredeyse” kelimesindeydi. Bu mutlak bir ifade değildi!

Gizemli adamın gözle ilgili üstün yetenekleri, Kurnaztilki’nin dört atışının tümünü görmesini sağladı ve mermilerin gidişatını aniden tahmin edebildi. Hepsini atlatmanın imkânsız olduğunu fark etmişti; en fazla ikisinden sıyrılabilirdi.

Ama iki tane yeterliydi! Gizemli adam bir tarafa kaçarak iki atıştan kurtuldu. Aynı zamanda, iki kolu karanlık gökyüzünde kayan göktaşları gibi havada hızla geçerek bıçaklarını diğer iki merminin önüne getirdi.

Kıvılcımlar her yerde uçtu, sağır edici bir çığlık duyuldu. Bıçaklar aslında iki mermiyi dört parçaya bölmüştü. Kesiş o kadar mükemmeldi ki, dört yarımı ölçmek için bir ölçek veya bir cetvel kullansanız, boyut ve şekil olarak dört mermi yarısının kesinlikle birbiriyle özdeş olduğunu görürdünüz.

İlk kez, Kurnaztilki’nin yüzünde bir şaşkınlık ifadesi belirdi. "Olamaz. Bu imkânsız.” Bir mermiyi nasıl bıçakla havada kesebilirsin ki? Mükemmel bir hassasiyet ve kontrol, anlık refleksler ve bir kartaldan daha iyi bir görüş gerektiriyordu. Bu tek kelimeyle inanılmazdı! Sadece çeviklik, kontrol ve daha fazlası üzerinde çoklu üst düzey meta güce sahip biri böyle bir işi başarabilirdi. Bir milyon çorak araziliden birinden daha azı, gerekli güce sahip olabilirdi ve o kişi gerçekten yüce bir savaşçı sayılırdı. Karabayrak İleri Karakolu’na gelince, orada böyle bir kimse yoktu!

Kimdi bu adam?

Gökdoğan ellerindeki pompalı tüfeği sıktı. Birkaç kez, silahı ateşlemeyi planlamıştı, ama sonunda hevesten vazgeçti. Kendi sınırlarını biliyordu ve Kurnaztilki’nin dengi olmaktan çok uzak olduğunu biliyordu. Kurnaztilki bile bu adamı öldüremezse, o nasıl başarılı olabilirdi ki? Ayrıca, pompalı tüfeğinin saçmaları çok geniş bir alana püskürürdü. Böyle uzak bir mesafeden ateş etseydi, müttefiklerinden bazılarını bile vurabilirdi.

 

Sakin. Sakin kalmak zorundaydı! Gökdoğan’ın kendine tekrar tekrar söylediği şey buydu. Hiçbir fırsatı boşa harcayamazdı. Başarılı olacağından emin değilse, hiç saldırmamalıydı. Aksi takdirde, o korkunç adamın dikkatini çeker ve hayatı mum gibi sönerdi.

Denizin derinlikleri gibi dipsiz olan gizemli adamın karanlık bakışları, şimdi Kurnaztilki’ye kilitlenmişti. Diğer uzmanlar onun için bir tehdit oluşturmuyordu, ancak bu olağanüstü nişancı öyleydi. Gizemli adam, bu savaştaki gerçek düşmanının kim olacağını biliyordu. İlk başta bu belalı nişancıdan kurtulmak zorundaydı!

Gizemli adam hiç durmadan paldır küldür hücumuna devam etti. Elit muhafızların üç üyesi onun yolundaydı ve bu yüzden yol boyunca onlardan da kurtuldu. Üç muhafız onun nasıl saldırdığını görmeye bile fırsatı olmadı; sadece bedenlerini deşerken adamın bıçaklarının ışıltısını gördüler. Kendi kan havuzlarına yığılırken gördükleri en son şey, örtülü figürünün en ufak bir tereddüt etmeden, onların yanından geçip yok oluşuydu.

“Lanet olsun!” Elit muhafızların ikinci kaptanı Wulf, öfkelenmişti! Wulf bir çeviklik meta-insanıydı, bu da en azından hız açısından, gizemli insandan pek de aşağı olmadığı anlamına geliyordu. Eğer karakol üyeleri gizemli adama ayak uydurabilecek en yakın kişiyi seçmek zorunda kalsalardı, kesinlikle Wulf'u seçerlerdi!

Wulf kılıcını fırlatıp bir çift kısa bıçak çıkardı. Kısa silahlar daha çevikti ve daha fazla delme gücü taşıyorlardı ve hızlı tempolu savaşlarda da avantajlılardı. Bir göz açıp kapayınca kadar, bu ikisi karşılıklı dört ya da beş darbe vuruşmuşlardı! Bu inanılmaz derecede hızlı olan uzmanlar yakın dövüşte birbirleriyle çatışırken bıçaklar tekrar tekrar ışıldıyordu.

Adamla dövüşmeye başlar başlamaz, Wulf bir hata yaptığını fark etti! Her şeyden önce, adamın meta güçleri Wulf'unkinden açıkça daha yüksek seviyedeydi; her ne kadar adam bir çift uzun bıçak kullanıyor olsa da, onları Wulf'ın kısa bıçaklarını kullandığı kadar hız ve çeviklikle kullanabiliyordu. Daha da kötüsü, gizemli adamın saldırıları o kadar doğruydu ki, onları bir milimetresine kadar önceden ölçmüş gibiydi. Her darbede, gizemli adam Wulf'a zayıf bir noktasından saldırdı, Wulf'ın gücünü azaltmak için kendi gücünün az bir miktarını kullandı, ardından inanılmaz güçteki karşı kaçınılmaz saldırılarını başlattı. 

Wulf çok deneyimli bir savaşçı olmasına rağmen, saldırılarında hala ara sıra bir kusur vardı. Gizemli adam, sanki hareketleri bir bilgisayar tarafından önceden sayısız defa hesaplanmış gibi saldırdı; sadece zayıflık göstermedi, saldırıları aşırı derecede hassastı. Sadece birkaç kez değiştirilen darbelerden sonra, Wulf büyük bir zayıflık konumuna getirildi.

Wulf geri çekilmek istedi, ama çok geç oldu. Uzun bir bıçak, havaya doğru havaya uçtu!

Gizemli adamın bıçağı, Wulf'un kafasının yarısını kesip biçti. Kan fışkırma fırsatı bile bulamadan adam dönüp bir kez daha Kurnaztilki’ye olan hücumuna devam etti. Tüm bu süre boyunca, hiç tereddüt göstermemiş, hiçbir gereksiz hareket yapmamıştı. Sanki ileri karakolun üstün savaşçılarından biriyle savaşmamıştı; daha doğrusu, sadece isimsiz bir piyondan kurtulmuştu. İkisi arasındaki beceri farkı fazlasıyla aşikârdı!

Bozayı öfkeyle bağırdı. “WULF!”

Kurnaztilki bunun ruhsal durumunu etkilemesine izin vermedi. Birdenbire uzanıp bir karakol savaşçısını yakaladıktan sonra önünde durması için savaşçıyı çevirdi.

“S-sen ne yapıyorsun…” İleri karakol savaşçısı, daha kendini toparlayamadan bir çift buz gibi soğuk silah namlusu sırtına bastırıldı. Gizemli adamın zifiri siyah gözlerinde kurnaz bir ifade belirdi ve hemen sıyrılmak için çekildi.

CRACK! CRACK! Bir çift mermi, o zavallı savaşçının bedeninin içinden geçerken bir çift silah sesi duyuldu ve gizemli adamı sadece kıl payıyla ıskaladı.

Kurnaztilki, hüsran dolu bir şekilde lanet okudu. Adam onun hareketlerine kilitlenebiliyor, sonra da Kurnaztilki tabancaların tetiğini çektiği anda sıyrılabiliyordu. Sonuç olarak Kurnaztilki, adamın görüş açısını engellemek için canlı bir kalkanla ona ateş etmeye karar vermişti. Adamın onu inanılmaz bir doğrulukla ve neredeyse doğaüstü bir altıncı hisle atlatmaya devam edeceğini kim tahmin ederdi ki!

Gizemli adam, kendi bedeni üzerinde mükemmel bir kontrole sahipti, kararlarında herhangi bir hata veya hiç boşa harcanmış bir hareket yapmıyordu. Ayrıca kesinlikle boğucu bir hız seviyesine ve hassaslığında neredeyse hayvanlara özgü keskin bir tehlike duyusuna sahipti. Gerçekten de çorak arazilerde nadiren görülen bir uzmandı.

İkisi birbirine çok yakındı. Kurnaztilki, ölümün soğuk nefesini ensesinde hissedebiliyordu! Gizemli figür, ne pahasına olursa olsun onu öldürmeye kararlıydı. Çılgın Köpek, ön cephede birkaç haydutla eli kolu bağlıydı. Diğer paralı askerler, gizemli adamın tırnağı bile olamazlardı; hatta onu yavaşlatmaya yetecek kadar güçlü bile değildiler. Elden ne gelirdi?

Soğuk bir ışık Kurnaztilki’nin kısılmış gözlerine doğru aniden yanıp söndü. Onun normalde, sevinçle ışıldayan çehresi tamamen ortadan kaybolmuştu. Tamamen farklı bir insana dönüşmüştü; inanılmaz derecede soğuk ve sakin bir insan... Bu, çok sayıda ölüm kalım savaşıyla oluşmuş bir zihniyetti. Durum ne kadar tehlikeli olursa, o kadar sakin kalmalıydı.

Şişman vücudu aniden boyutuna zıt bir çeviklik ve zarafetle hareket etmeye başladı. Onun iki özel tabancası, tekrar tekrar öksürüp alev tükürmeye başladı; birden fazla mermi, karakol savaşçılarını geçip gizemli adama doğru ilerlemeye başladı. Bir mermi aslında bir karakol savaşçısının boynundan dümdüz geçti, sonra da kanlı bir sis püskürterek ilerlemeye devam etti.

Kendi tarafından birkaç kişiyi yanlışlıkla öldürmüşse ne olmuş ki? Kahrolsun, peki ya birkaçını kasten öldürmüşse ne olmuş? Kurnaztilki, zaten nazik, hayırsever bir tip değildi. O bu adamı vurmanın ne kadar zor olacağını biliyordu ve bu yüzden şansını artırmak için herhangi bir bedel ödemeye ve gerekli her şeyi yapmaya hazırdı. Kıyaslanırsa, karakol muhafızlarından birkaçını feda etmek hiçbir şeydi. Çok fazla zamanı yoktu; her bir atış, her bir fırsat, paha biçilemezdi.

Ama hepsi boşaydı!

Gizemli adamın gece kara gözleri, bir mürekkep damlası kadar sakin kalırken, bakışlarında en ufak bir değişiklik olmamıştı. Onun hareketleri, bir yılanınki kadar rastgele ve tahmin edilemez bir şekilde değişkendi, Kurnaztilki’nin mermilerinin büyük çoğunluğundan sıyrılırken, kaçınamadığı mermileri de bıçaklarını kullanarak engelledi. Adam son derece hızlı bir şekilde ilerledi ve yoluna çıkan herkes (kazayla ya da kasti) parıldayan bıçağıyla karşılaştı. Yolunu kapatan herkesi kolayca kesip biçiyordu.

Kurnaztilki’ye ulaşmak üzereydi! Kurnaztilki’nin tabancalarının her birinde tek bir mermi vardı ve düşman öyle yakın ve öyle hızlıydı ki Kurnaztillki sadece bir atış için yeterli zamana sahipti. Bir sonraki bu atışı ıskalarsa... gizemli adam gibi bir bıçak dövüşçüsünün yakın saldırısına maruz kaldığında bir nişancıya ne olacağı tahmin edilebilirdi.

Kurnaztilki rakibine gözünü kırpmadan bakıyordu. Enerjisinin her zerresini ve dikkatini düşmanı üzerine yoğunlaştırırken, çevredeki diğer herkes tamamen yok olmuştu sanki. Kurnaztilki, onun hareketlerini, nefesini ve her küçük hareketini izledi. Tüm faktörleri ve olası tepkileri dikkate aldıktan sonra…

Crack! Sağ tabancanın namlusundan bir alev dili çıktı.

Gizemli adamın gözlerinde keskin bir ışık parladı. Bu nişancı onun tüm hareketlerini ve potansiyel değişkenlerini mükemmel bir şekilde hesaplamakla kalmamıştı, tepki hızını ve ellerinin hareket edebileceği hızı bile hesaba katmıştı. Bu atış neredeyse onun kaderini mühürlemişti. Ne korkunç bir nişancıydı ama!

Gizemli adam birdenbire bıçağını çıkarıp öncekinden %30 daha hızlı hareket etti. Clang! Mermi bir kez daha parçalara ayrılırken havada  birkaç kıvılcım belirdi.

Kurnaztilki’nin yüzü tamamen bembeyaz olmuştu. "Lanet olsun."

Gizemli adam bir an bile durmadı. Avını yerini saptamış aç bir kurt gibiydi ve ölüm getiren bıçaklarından birini, düşmanının boğazına doğru inanılmaz bir hızla gönderdi.

Bıçak, Kurnaztilki’ye daha da yaklaşırken, hızla büyüyüp onun görüş alanını gittikçe daha çok kaplıyordu.  Kurnaztilki’nin gözlerinden korku okunuyordu ve yüzü bir ceset kadar soluktu. Kaçınılmaz, an meselesi sonuyla yüz yüze olan bir adam gibi görünüyordu.

Sorgusuz sualsiz, bu bıçak hayatını alacaktı!

Gizemli adamın inandığı şey buydu ve tüm kuvvetini bu darbeye vermişti. O keskin bıçak iner inmez, tombul boynu yarılacak ve gürbüz kafası rüzgârda bir karahindiba gibi uçacaktı.

Swish! Bıçak, soğuk bir parıltıyla ışıldarken Kurnaztilki’nin boynundan geçti!