Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

7. Bölüm Meta-İnsan

Çevirmen: T4icho / Editor: Venus

Bir anda gerçekleşmiş gibi geliyordu, ama sanki bin yıl geçmiş gibi de hissettirmişti.

Gökdoğan gözlerini yavaşça açtı. Açıkta uzanmış olduğunu fark edince doğrulup deli gibi sağa sola göz attı. Arazi, enkaz yığınları ve yıkık binalarla dolup taşıyordu. Burası harabelerdi ve hava aydınlanmıştı.

Hepsi bir rüya mıydı? Göğsündeki yara yok olmuştu. Omzundaki yara da öyle... Fevtin onu tekmeleyip iç kanama geçirttiği yerde de hiç ağrı yoktu.

Yaralı yüzlü adamın attığı dayaktan kalan yaralar bile tamamen kaybolmuştu. HEPSİ bir rüya olamazdı değil mi?

Gökdoğan, ellerinin bir şeye kenetlenmiş olduğunu hissedebiliyordu. Bakmak için eğildiğinde gözleri kısıldı. Bu fevt kampından aldığı mücevher değildi miydi?

Mücevher hiç ışıldamıyordu, artık en ufak bir ışık bile yaymıyordu. Ancak eski pürüzsüz yüzeyi şimdi çok ince kan 'damarları' ile kaplıydı. Sanki kendi kanı onun içine akmış, bir kısmı yüzeyde kalmıştı.

Mücevher tamamen sıradan ve önemsiz görünüyordu. Onu gören herkes, onun sıradan siyah bir kayadan başka bir şey olmadığını düşünürdü. Yüzeyi örten pek çok koyu kırmızı çizginin dışında, özel bir yanı yoktu.

“Uyandın mı?” Şişman adam Gökdoğan’a doğru yürüdü. Gökdoğan, aceleyle siyah taşını sakladıktan sonra şişman adama biraz endişeyle baktı. Bu adamın her zaman yüzünde neşeli bir bakış vardı, ama aslında inanılmaz derecede uğursuz biriydi. Ancak şişman adam, yüzündeki görünüme aldırış etmiyor gibiydi. Gökdoğan'a bir parça ekmek attı. “Önce bir şeyler ye.”

Gökdoğan bir anlığına tereddüt etti, ama karnı çok aç olduğu için ekmeği kabul edip kemirmeye başladı. Ekmek parçası odun kadar sertti, ama Gökdoğan için kesinlikle nefis bir yiyecekti.

Paralı askerler, çeşitli mutant cesetlerini yağmur geçirmez torbalara koymakla meşguldüler. Şişman adama gelince, oturup bir sigara yaktı. “Biliyorsun, ilk başta sana sadece yalan söylüyordum. Ama fikrimi değiştirdim. Seni ileri karakolumuza götüreceğim.”

Şişman adam neden fikrini aniden değiştirip bu kadar nazik olmuştu? Gökdoğan, onun onlarca yağmacıyı ölüme yollayıp onlara sanki çöpmüş gibi davrandığına bizzat tanık olmuştu!

“Bunu bilmiyor olabilirsin, ama sen artık bir meta-insansın.” Şişman adam Gökdoğan'ın soruyu cevaplamasını beklemedi. “Meta ne diye sorma bana. Ben nereden bileyim. Tek bildiğim, bedenleri belirli yönlerden gelişmiş ve sıradan insanlardan çok daha güçlü olan yeni bir insan ırkı olduğumuzdur. Ben bir metayım, Çılgın Köpek bir meta ve paralı asker şirketimizin diğer her üyesi de öyle. Şimdi, görünen o ki sen de bir metasın.”

Gökdoğan'ın kalbi heyecanla doldu. Yani bu, gelecekte bu şişko beyaz adam ve kaslı zenci adam kadar güçlü olacağı anlamına mı geliyordu?

Şişman adam sigarasından bir fırt çekip ardından devam etti, “Amaaaa… çok fazla beklentiye girme. Birçok farklı türde meta var. Güç metaları, çeviklik metaları, kontrol metaları, algı metaları, zeka metaları vardır… ve sana gelince, sen bir şifa metasından başka bir şey değilsin.”

Gökdoğan anlamadı. “Şifa metası mı?”

“Çılgın Köpek'inki bir güç metası, bu yüzden kemikleri dal kırar gibi kolayca kırabiliyor. Güç metaları, yakın dövüş savaşçıları olmak için uygundur. Ben bir kontrol metasıyım; vücudumun her bir parçası üzerinde kesinlikle kusursuz bir kontrolüm var, bu da benim kesin bir doğrulukta nişan almamı ve hareket etmemi sağlıyor. İşte bu yüzden, taşaklarını yüzlerce adım uzaktan bakmadan bile vurabilirim. Herhangi bir aleti veya silahı kusursuz bir hassasiyetle kontrol edebilirim.”

“Peki ya ben?” Gökdoğan oldukça sabırsızdı.

“Sen mi?” Şişman adam kıs kıs güldü. “Tek yaptığın biraz daha hızlı iyileşmek, ama bunun ne yararı var ki? Eğer kafana bir kurşun girerse, herkes gibi ölürsün. Bu nedenle, şifa metaları en yararsız olanıdır. Demek istediğim, bir mutant hayvan saldırısını engellemek için seni pek de kullanamam, değil mi?”

En yararsız meta-insan türü mü? Gökdoğan elinde olmadan biraz hayal kırıklığı yaşadı.

“Heh!” Şişman adam, sertçe onun omzuna vurdu. "Neşelen. Yüz kişinin 1'nden azı meta çıkar. Sen zaten çok şanslısın! Şifa metaları yararlı olmayabilir, ama en azından enerjini sıradan insanlardan daha hızlı bir şekilde geri kazanabilirsin. Bu, amele olarak faydalı olacağın anlamına geliyor. Endişelenme! Sadece beni takip et."

Aniden çorak arazilerin yönünden gümbürtülü bir patlama sesi duyuldu. Bu ses küçük başlamış, ancak hemen son derece yükselmişti, tıpkı sonik patlamalar üretiyormuş gibi çorak arazilerde inanılmaz bir hızla yol alıyordu.

"Kahretsin! Sonunda!” Şişman adam sigarasını fırlatıp ayağa kalktı, elleri belinin etrafındaki tabancalara koydu. Diğerlerine doğru bağırdı, “Millet, canlı görün!”

Dinlenmekte olan paralı askerlerin hepsi birden ayağa fırlarken, Çılgın Köpek de iki lekesiz bıçağını çıkardı.

Gökdoğan, paralı askerlerin neden bu şekilde davrandığını anlamamıştı, ancak çorak arazilerden gelen gümbürtülü patlamalar şimdi inanılmaz derecede yakındı. Onlara doğru bakmak için dönünce, gözleri aniden fal taşı gibi açıldı. Gözlerini neredeyse yuvalarından çıkaracak kadar akıl almaz bir şey görmüştü.

Karanlık gökyüzünde küçük bir siyah nokta ortaya çıkmıştı. Uzak göklerden gelmiş gibi görünüyordu ve yavaşça seyrederken gittikçe daha da büyüyordu.

Aslında bu en az yüz metre uzunluğunda büyük bir zeplindi!

Zeplinin muazzam gaz kesesinde birkaç tane gözle görülür yama vardı ve metalik çerçevesi boyunca pas lekeleri görülebiliyordu. Derme çatma tamirler bariz bir şekilde ortadaydı ve bazı bölümleri gerçekten de her an parçalanmak üzereymiş gibi dışa doğru şişkindi. Ancak genel olarak, bu inanılmaz derecede eksiksiz bir zeplindi.

Dış duvarları ve bakır boruları düzgün bir şekilde sıralanmıştı ve arkadaki motorlar, dört kanatlı pervane hızla dönerken geminin bir helyumda ilerlemesini sağlamak için sürekli olarak sıcak buhar üretiyordu. Zeplinin her iki tarafında, çeşitli açıklıklardan dışarı çıkmış kara toplar vardı ve insana korku ve gözdağı veriyordu.

Gökdoğan'ın gözünde, bu muazzam şey efsanelerden fırlamış bir şeydi.

Zeplin yavaş yavaş alçalmaya başlayıp sonunda paralı askerlerin kamp ateşinin önünde durdu. İner inmez, esen kuvvetli bir rüzgar, yerdeki taşları yuvarlayıp kamp ateşini neredeyse söndürdü. Rüzgar o kadar güçlüydü ki, Gökdoğan gözlerini zar zor açabilmişti.

Clank! Zeplinin paslı kapısı açıldı ve rüzgarla kumların arasından siyah bir siluet belirdi.

Bu adam uzun ve oldukça kaslıydı. Tüm vücudunu tamamen örten, siyah deri giysiler giymişti. Bir leylek gagasına benzeyen siyah bir maske takıyordu ve bu maske birkaç kablo ve tüpe bağlıydı. Maskeden gelen boğuk nefes sesleri duyulabiliyor, atık hava tüplerinden çıkan beyaz buhar görülebiliyordu. Aslında uzun gagalı bir kuş yüzüne sahip anormal yaradılışlı bir insansı gibiydi.

Çılgın Köpek'in yüzünde aşırı derecede ihtiyatlı bir bakış vardı.

Şişman adam, her zaman olduğu gibi görünüyordu, ama siyahlı adama doğru giderken elleri, iki tabancasından hiç ayrılmamıştı. “İstediğiniz hedefleri çoktan bulduk. Bizim istediğimiz şeyler nerede?”

Siyahlı adam, şişman adama göz ucuyla bile bakmadı. Sadece bir eliyle işaret verip birkaç adamı zırhlı zeplinden dışarı çağırdı. Bu adamlar, tehlikeli maddelere karşı koruyucu beyaz elbiseler giymişlerdi ve ellerinde hazır bulunan alet çantalarıyla cesetlere doğru aceleyle koşturdular. Yağmur geçirmez ceset torbalarını açtıktan sonra cesetlere göz gezdirdiler. Beyaz giysili adamlardan biri başını salladı. “İyi görünüyorlar!”

 Siyahlı adam, şişman adamın ayaklarına bir kutu attı.

Çaylak paralı askerlerden biri kutuyu almaya gitti, sonra da açtı. Kutunun içinde düzgün bir şekilde dizilmiş çoklu ateşli silahlar, ayrıca büyük miktarda barut ve çeşitli renkteki iğneler vardı.

Şişman adam rahat bir nefes aldı. “Sizinle iş yapmak zevkti!”

“Bir dakika bekle!” Siyahlı adam ilk kez konuştu. Onun pürüzlü sesi, sıkı kontrol edilen vahşi bir canavarın sesi gibiydi ve bu nefes maskesinden çıktığında inanılmaz garip geliyordu. “İçinizden biri sıra dışı bir şey buldu mu? Örneğin, garip bir taş.”

Gökdoğan'ın kalbi neredeyse duracaktı!

Şişman adam kaşlarını çattı. “Burası taşlarla dolu. Özel bir şey görmedim.”

"Emin misin?"

Siyahlı adam yavaşça kafasını kaldırdı.

Yüzü tamamen bu garip maskeyle kaplı olsa da, bütün paralı askerler hala inanılmaz derecede tehlikeli ve keskin bir bakışın üzerlerinde gezdiğini hissedebiliyordu ve bu yüzden hepsi gerginlikle birkaç adım geri çekilmişti.

Herkes o bakışların kendilerini delip geçtiğini hissetti. Şişman adama gelince, oldukça rahatsız olmuştu. “Bu ne böyle?”

“Hiçbir şey.” Siyahlı adam bakışlarını geri çektikten sonra yavaşça şöyle dedi, “O taş sizin bir işinize yaramaz. İlerde bulabilirseniz, size bugün kazandığınız komisyonun yüz katını öderim!”

Tüm paralı askerlerin soluğu kesildi. Ne? Komisyonun yüz katı mı? Bu görev için komisyon, zaten bir yıl boyunca komisyon değerine eşdeğerdi. Bu rakamı yüz katına çarparsak… lanet olsun, ne tür bir taş bu?!

Artık, fevtlerin cesetleri zeplin içine yüklenmişti.

Dört pervane bir kez daha dönmeye başladı, muazzam zeplin yavaşça havaya yükselmeye başlayınca başka bir rüzgar ve kum fırtınası daha oluşturdu. Bakır boruları bir kez daha, büyük bir hava akımı püskürtmeye başlamadan önce, akciğer hastalığından muzdarip birinin şiddetlenen öksürükleri gibi ses çıkaran o patlama seslerini üretmeye başladı. Zeplin yavaş yavaş hızlanmaya başladı, sonra nihayet ufukta kayboldu.

Şişman adam göğsünü şişirdi, yüzünde tamamen memnuniyet dolu bir ifade vardı. Koca gözlü ve durgun çeneli Gökdoğan'ın yanından yürüdü, sonra da onun omuzlarına sert bir tokat attı. “Çılgınca, değil mi? O şey resmen yüksek sınıf bir oyuncak!”

Gökdoğan, elindeki taşı sıkıca tutup normal davranmak için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı. Ancak sesi, elinde olmadan, biraz titredi. “K-kimdi onlar?”

“Bir grup gizemli p*ç kurusu. Kim bilir? Çorak toprakların gerçek yöneticilerinden bazıları, orası kesin!” Şişman adam, anlaşılan onlar hakkında çok fazla şey bilmiyordu. “Gerçekten önemli değil. Senin gibi önemsizlerin muhtemelen onlar gibi insanlarla tanışma şansı hiç olmayacak. Öyle yaparsan daha iyi. Bu adamlar gerçekten gözünü bile kırpmadan insanları öldürebiliyorlar. Onlar için karıncalardan başka bir şey değiliz!”

Bu adamlar, güçlü paralı askerleri bile huşu içinde baktıracak kadar çok mu kuvvetliydiler?

Gökdoğan, ne tür inanılmaz bir hazineye denk gelmiş olduğunu bilmiyordu. Gizemli taş ellerinde sakince duruyordu ve onu etine doğru bastırdığında taş, sanki vücudunun bir parçasıymış gibi hissediyordu.

Şişman adam yüksek bir sesle çağrıda bulundu, “Toplanın, toplanın! Geri dönüyoruz!”

Paralı askerleri yamalı arabalarına binerken, hepsi de sevinçle kutlama yapıyordu. Kaba, çok tekerlekli dev yaratık, birkaç öfkeli gümbürtü çıkardıktan sonra engebeli arazilerin üzerine atıldı.