Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

10. Bölüm Bir Şeytani Gelişimci Arzuladığı Şeyi Yapar

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Öğrenciler derslere gitmişti ama Han Shuo ve Jack daha günlük işlerine başlamamışlardı. Herkes ayrıldıktan sonra ikili de kendi işlerini tamamlamak için ayrıldılar.

Han Shuo heykelleri temizlemeyi bitirdiğinde göğsündeki ağırlığın kaybolduğunu hissetti. Göğsüne baktığında soluk-yeşil ışık huzmelerinin bedeninden atıldığını gördü. Görünüşe göre Claude’nin soluk-yeşil savaşçı aurası büyü yuanı tarafından etkisiz hale getiriliyordu.

Han Shuo rahat bir nefes aldıktan sonra endişelerini bir kenara bıraktı ve büyü yuanının ne kadar mucizevî bir şey olduğunu düşünmeye başladı. Edindiği bilgilere göre, şövalyeler de çeşitli seviyelere ayrılıyordu. Farklı seviyedeki şövalyelerin savaşçı auraları farklı renkte olurdu. Örneğin; şövalye çırağının soluk-mavi, kolcu şövalyenin koyu mavi, çavuşun soluk-yeşil, kıdemli şövalyenin koyu-yeşil, kara süvarisinin beyaz, gök süvarisinin gümüş ve ilahi şövalyenin altın renkli savaşçı auraları vardı.

Claude’nin soluk-yeşil savaşçı aurası, onun çavuş seviyesinde bir şövalye olduğunu gösteriyordu. Çavuş seviyesindeki bir şövalye savaşçı aurasını toplar ve normal birisine saldırırsa, karşısındakine mutlaka ölümcül bir hasar verirdi. Han Shuo’nun bu saldırıyı yara almadan atlatması sadece ve sadece büyü yuanı sayesindeydi.

Han Shuo büyü yuanının soluk yeşil savaşçı aurasını sıkıca çevrelediğini hissederken rahat bir nefes verdi lakin daha fazla çalışmaya cüret edemedi, zira büyü yuanını bedeninin diğer kısımlarına gönderirse soluk-yeşil auranın kısıtlamadan kurtulup harekete geçeceğinden ve iç organlarına zarar vereceğinden korkuyordu.

Neyse ki büyü yuanı aurayı yavaşça ışık tanecikleri şeklinde bedeninden atmaya devam ediyordu. Bu durum Han Shuo’nun biraz daha rahatlamasını sağladı.

Derslerin başladığı için kimse küçük iskeletin saklandığı çöplüğü araştırmadı ama bu mesele öyle kolayca üstü kapatılacak bir mesele değildi. Günün gündüz saatlerindeydiler, dolayısıyla Han Shuo iskeletin yakalanmasından korktuğu için ona dönmesini söylemeye cüret edemedi.

Öğleden sonra Kara Büyü bölümünün antrenman sahasında.

Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’nin son derece büyük binaları vardı. Her bölümün kendine ait antrenman sahası vardı. Antrenman sahaları öğrencilerin büyülerini denemesi için kullanılıyordu. Antrenman sahasında zihinsel gücü ölçmek için her türden zihin ölçüm taşı ve bir büyü patlamasının gücüne dayanabilecek ekipmanlar bulunabilirdi.

Nekromansi bölümü öğrencilerinin de büyü deneyleri yapması için onlara ayrılan birkaç büyük oda vardı. Han Shuo elinde paspasla Nekromansi bölümünün antrenman odasını temizliyordu ki birdenbire birkaç nekromansi öğrencisi odaya girdi.

İçlerinden biri Bach’tı ve yüzü morluklarla kaplıydı. Oldukça acınası görünüyordu. Görünüşe göre Irene ve Lisa’nın ellerinden kurtulamamıştı. Bach Han Shuo’nun yeri sildiğini gördüğünde hiddetlendi. Çirkin yüzü o kadar buruşmuştu ki neredeyse asıl hatlarına geri dönmesinin imkânsız olduğu bir hale bürünmüştü.

Han Shuo içten içe keyiften uçuyordu ama şapşalca bir gülümseme takınmayı sürdürdü. Elindeki paspas ile yeri silerken bir şarkı bile mırıldanıyordu.

‘’Seni lanet Bryan, o küçük kara iskeletin ne zaman odamdan çıktığını gördün?’’ Bach öfkeyle Han Shuo’ya kükredi.

Han Shuo şapşal bir ifadeyle kafasını kaldırdı ve şapşalca bir gülümseme eşliğinde Bach’e bir göz attı, ardından yanıt vermedi ve hızlıca elindeki paspasla uzaklaşmaya başladı.

‘’Buraya geri dön, bugün kurtulamayacaksın!’’

‘’Bach, sana kaç kez Bryan’a zorbalık yapmamanı söyledim? Artık sözlerimi bile görmezden mi geliyorsun?’’ Fanny odadan çıktıktan sonra hemen ellerini beline koydu ve sertçe bağırarak, Han Shuo’nun peşine düşmek üzere olan Bach’e sert bir bakış attı.

‘’Usta Fanny, yüzüme bakın! Sırf Bryan hakkımda söylenti çıkardı diye Lisa ve Irene’den dayak yedim. Buradaki zorba Bryan!’’

‘’Oh, bu sabah olanları duydum. Belki de Bryan’ın kafası karışmış ve yanlış görmüştür. Zaten hali ortada! Neden daha fazla sorun çıkartıyorsun? Hmph. Büyü kabiliyetin düşünülürse, gerçekten de öyle garip ve güçlü bir iskelet çağırma niteliğin yok.’’ Fanny bu noktadan sonra kendi kendine konuşmaya başlamıştı. ‘’Kim o iskeleti çağırdı be? Ben de epey meraklıyım. Nekromansi bölümümüzün büyük bir atılım yaptığı ve gecenin yaratıklarını ışık büyüsüne karşı dayanıklı hale geldiğine dair söylentiler havada uçuşuyor.’’

Han Shuo odanın köşesine koşmuş ve uzaktan şahane Fanny’ye göz atıyordu. Fanny açık mor saçını bugün bir tokayla bağlamış, sadece birkaç mor sütreyi alnında bırakmıştı. Bu hali bakışlarına çarpıcı bir cazibe eklemişti. Onun bu hali Han Shuo’nun birkaç kez sessizce iç çekmesine neden olmuştu.

‘’Bryan, Ruh Izdırabı’nın etkisi artık geçmiş olmalı. Bugün zombilerle çalışmama yardım edebilmelisin. Gel, antrenman odası üçe.’’ Lisa köşedeki figüre göz attı ve kibirle emir verdi.

‘’Lisa, eğitim iyidir ama geçen sefer yaptığını bu kez yapamaz ve ona direkt bir hortlakla saldıramazsın.’’ Fanny Lisa’nın sözlerini duyduktan sonra Han Shuo’nun başına aynı şeylerin gelebileceğinden endişelendiği için, nazikçe hatırlattı.

‘’Biliyorum, Usta Fanny!’’ Lisa umursamazca yanıtladı ardından antrenman odası üçe doğru yürüdü.

Öğrencilerin büyü çalışmasına yardım etmek ayakçıların göreviydi. Han Shuo da bu fırsatı kullanıp biraz intikam almak istiyordu, dolayısıyla uysal bir şekilde paspası bıraktı ve antrenman odasına doğru yürüdü.

Lisa Han Shuo girdikten sonra bir patırtıyla kapıyı çarptı. Bu hareketiyle diğer öğrencilere bugün odayı kendi kullanımı için ayırttığını anlatmak istiyordu. Kapının önünde böbürlenerek durdu ve Han Shuo’yu süzmeye başladı, ‘’Bugün kaçamazsın.’’

Konuşmayı bitirdiğinde hemen elini kaldırdı ve büyülü sözleri okumaya başladı, ‘’Düşmüş askerlerin zombi savaşçıları, karanlığın elçisinin çağrısına kulak verin ve kendinizi gösterin!’’

Büyülü sözler bittiği anda, kalın bir tahta sopa taşıyan, koyu yeşil renkte kaslı bir zombi savaşçı belirdi.

Zombi savaşçılar iskelet savaşçılardan bir seviye daha yüksekti. İlle çürüyen cesetler olmak zorunda değildiler, aksine kaslı ve sert bedenleri olurdu. İskelet savaşçılardan daha hızlı ve de daha güçlüydüler. Zombi savaşçıları ancak acemi büyücüler çağırabilirdi, Bach gibi basit bir çırak onları katiyen çağıramazdı.

Çağrılan gecenin yaratıkları sadece çağıranın zihinsel emirleriyle harekete geçebilirdi. Düşük seviye gecenin yaratıkları genellikle son derece düşük zekâya sahip olur ve ancak en basit saldırıları başarabilirlerdi. Çağıran gecenin yaratığının tam potansiyelini açığa çıkartmak için zihinsel kontrolünü devamlı sürdürmeliydi. Ancak o zaman gecenin yaratığı çağıranın isteklerini takip eder ve çeşitli karmaşık yöntemlerde saldırabilirdi.

Bir gecenin yaratığının saldırılarını zihinsel güçle düzgün bir şekilde kontrol edebilmek içini sürekli pratik yapmak gerekirdi. Bu yüzden, ayakçılar sık sık pratik hedefi olarak kullanılırdı. Şu zamana dek, Lisa ve diğerleri ayakçılar üzerinde pratik yapmak adına iskelet savaşçıları kullanmıştı. Ne var ki Lisa bu kez, bir zombi savaşçı çağırmıştı. İyi niyetli olmadığı apaçıktı.

Han Shuo Lisa’nın iskelet savaşçısı değil de daha yüksek seviyeli zombi savaşçı çağırdığını gördüğünde sersemledi. İçten içe Lisa’ya bir düzine küfür yağdırırken gerilemeye başladı. Sürekli tetikteydi.

‘’Hehe, Bryan daha hızlı koştuğunu ve gücünün arttığını fark ettim. Senin seviyendeki birine iskelet savaşçılarıyla saldırmak seni aşağılamak olur. Dolayısıyla bugün, geleceğin baş büyücü seviyesindeki ruh çağıranı Lisa’ya zombi savaşçılarını daha iyi kontrol etmeyi öğrenmesi için yardım etme onuruna sahip olacaksın.’’

Lisa’nın tatlı yanakları pembeye çalıyordu, gözlerinde ise habislik dolu bir keyif ifadesi vardı. Zombi savaşçı Lisa’dan zihinsel bir emir aldı ve Han Shuo’ya doğru koşmaya başladı.

Zombi savaşçı kalın bir tahta sopa tutuyordu ve Lisa’nın emirlerine göre, Han Shuo’ya doğru hücuma kalkmıştı. Hızı oldukça yüksekti ve mesafeyi çabucak kapattı. Savurduğu sopa Han Shuo’nun kafasını hedef alıyordu.

Bu sopa Han Shuo’nun kollarından kalındı ve zombi savaşçı yüksek bir güce sahipti. Han Shuo eğer bu darbeyi alırsa ağır yaralanırdı.

Nedenini bilmese de Han Shuo sopanın inişini izlerken korkmuyordu. Aslında, kana susamışlıkla dolu bir heyecan hissediyordu. Çok garip bir histi, adeta bedeni ve ruhu savaşa özlem duyuyordu.

Yüzündeki şapşal ifade kayboldu ve gözleri hafifçe kısıldı, şapşallığın yerini keskin bir parıltı almıştı. Sol ayağına yüklendi ardından atılarak, bedenini bir metre sağa kaydırdı.

Zombi savaşçının tahta sopası sertçe zemine, Han Shuo’nun az önce durduğu yere çarparken bam sesi duyuldu.

‘’Ee!’’ Lisa zombiyi kontrol ettiği yan taraftan şoke olmuş bir ciyaklama kopardı. Kısa bir anlığına da olsa Han Shuo’dan değişik bir hissiyat almış, bu da kalbinin teklemesine neden olmuştu. Han Shuo’nun şimdiye dek hiç böyle bir ifade takındığını görmemişti, dolayısıyla yaşananlara hâlâ inanamıyordu.

O sırada zombi savaşçıya emir vermeyi unuttu ve endişeyle gözlerini ovuşturdu.

Garip şekilde, Han Shuo yine aynı şapşal ifadeye sahipti ve zombi savaşçıdan korkuyor gibi görünüyordu. Gerilerken çöküp titreyerek, tam da bir aptal görüntüsü sergiledi.

Yanlış görmüş olmalıyım. Bu lanet Bryan, nasıl mümkün olur...nasıl....öyle bir aura, nasıl öyle bir bakış takınmış olabilir? Lisa sessizce düşündü ve soğukça homurdandı. Tekrardan zihinsel gücünü topladı ve zombi savaşçıya Han Shuo’nun peşine düş emri verdi.

Han Shuo zombi savaşçı tarafından takip edilse de bir daha Lisa’yı şaşırtan aurasını ve bakışını sergilemedi. Ne var ki zombi savaşçının sopasından kaçınmayı her seferinde başarıyordu. Bu Lisa’nın merakını ve rekabetçi ruhunu uyandırdı ve onun tamamen zombi savaşçıyı manipüle etmeye odaklanmasını sağladı. Bryan delirdiğinden beri aslında epey hızlanmış ve güçlenmiş.

Takip devam ederken, bir noktadan sonra Han Shuo’nun içinde güçlü bir intikam arzusu gelişti. Han Shuo intikam almaya çalışamayacağını ve çalışmaması gerektiğini bildiği için mantıklı olmayı deneyip düşüncelerini kontrol altına almayı denese de tam anlamıyla başarılı olamıyordu.

Zombi savaşçı daha da çevikleşip hızını arttırdıkça, Han Shuo’nun intikama olan açlığı da güçleniyordu. Bir şeytani gelişimci ne arzularsa yerine getirir....bir şeytani gelişimci ne arzularsa yerine getirir... Ansızın Han Shuo’nun zihninde bir anı yüzeye çıktı. Şeytani büyünün ardındaki gerçek anlamı anlamış gibiydi ve ‘bir şeytani gelişimci ne arzularsa yerine getirir’ cümlesi durmak bilmeden zihninde yankılanmaya başlamıştı.

Sonunda, Han Shuo kafasını ve bedenini çevirirken kısık sesli bir kükreme kopardı. Kaçınma taktiğini değiştirdi ve direkt Lisa’ya doğru atıldı.

 

Çevirmen notu
[10/50]