Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

12. Bölüm Başkalarının İşlerine Burun Sokmak

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 ‘’Ben...’’ Han Shuo ağzını açtı ama Lisa’nın yumrukları nedeniyle tek kelime edecek zaman bulamadı. Lisa bir yandan Han Shuo’ya vurmaya devam ederken, diğer yandan lanet okuyordu, ‘’Lanet olası Bryan, beni nasıl öpersin! İlk öpücüğümü deli birisine verdim! Oh tanrım, bu çok korkutucu. Seni öldüreceğim!’’

Az önce Lisa’yı öptüğü için Han Shuo’nun zihni de karmakarışık bir haldeydi. Lisa’nın ilk seferiydi ama kimse Han Shuo’nun da ilk seferi olduğundan bahsetmiyordu!

Lisa’nın yüzü korku doluydu ve yaralıydı, dolayısıyla yumruklarında hiç güç yoktu. Lisa’nın darbeleri Han Shuo’yu gıdıklanmıyordu bile. Direnmedi ve hızla Lisa’nın bu konuyu uzatmaması için dayak yemeye devam etti.

Lisa biraz vurduktan sonra görünüşe göre yorulmuştu. Gözleri biraz kızarmış ve şişmişti. Han Shuo’ya vahşice bakıyordu. Biraz baktıktan sonra kaşlarını çattı ve soğukça konuştu, ‘’Bryan, eğer tek bir şeyi söylersen gitmene izin vereceğim.’’

Anlık olarak sersemleyen Han Shuo yavaşça sordu, ‘’Neyi?’’

‘’Gücün neden artıyor? Önceden iskelet savaşçılarından bile kaçamazdın ama şimdi, zombi savaşçılar bile sana yetişemiyor. Aptal Bach bile geçen sefer senin elinde acı çekti. Bu sabah Claude’nin savaşçı aurası apaçık bedenine çarptı ama sen yaralanmadın bile! Bütün bunların nedeni ne?’’ Lisa sorularını sıraladığı sırada Han Shuo’ya dikkatle bakıyordu.

Han Shuo, kalbi teklerken içten içe düşündü, ‘’Uh oh.’’ Bedeni gerçekten de büyü yuanı eğitimi sayesinde güçlenmişti ama kim Lisa’nun bu kadar çabuk fark edeceğini düşünürdü ki?

Aceleyle birkaç seçeneği gözden geçirdi ve en sonunda şapşalca bir gülümsemeyle yanıtladı, ‘’Bil, bilmiyorum...sadece geçenlerde güçlü hissetmemi sağlayan birkaç şey yedim.’’

‘’Kertenkele kuyruğu ve yeleli sırtlan dişini büyüyle ayrı ayrı erit...bir gün ılık suda tut ve ardından ikisini de iç. Böylece gücün artacaktır.’’ Han Shuo gözkapaklarını kıstı ve biraz düşündü, ardından toy bir gülümsemeyle bu cümleleri söyledi.

Lisa’nın yüzünde ciddi bir ifade vardı ve tamamen Han Shuo’nun sözlerine odaklanmıştı. Sözleri tekrar etti ve kendi kendine mırıldandı, ‘’Eh? Bu tiksinç şeyler birlikte kullanılınca böyle bir etkiye mi sahip?’’

Han Shuo yanıtlamadı ve Lisa’ya sadece şapşalca bir gülümsemeyle baktı.

‘’Hmph. Bugün kurtulmana izin vereceğim ama bir dahaki büyü pratiğimde gününü göreceksin.’’ Lisa bir an düşündü ardından kalkmaya çalışırken ‘’Aiyo!’’ diye haykırdı ve öfkeyle lanet okudu, ‘’Lanet Bryan, çok sert tekmeledin. Neden senin çevrendeyken bu kadar şanssızım!’’

Lisa bir yandan acıyan kıçını bir eliyle ovuştururken, diğer yandan deli gibi söverek antrenman odasından çıktı. Han Shuo da Lisa ayrıldıktan sonra çabucak antrenman odasından kaçtı.

O akşam, Han Shuo gizlice çöplüğe gitti. İlk olarak küçük iskelete kendisini göstermesi için zihinsel gücüyle emir vermeye çalıştı ama iskelete yine ulaşamadı. İsteksizce çöpün iğrenç kokusuna katlandı ve bütün çöp yığınını karıştırarak, nihayetinde iskeleti çöplerin en altında buldu.

Küçük iskelet sanki uyuya kalmış gibi çöpün altına kıvrılmıştı. Göğüs kafesindeki birkaç kemik dağılmıştı ve ağır yaralı gözüküyordu. İskeletle olan bağlantısından dolayı, Han Shuo küçük iskeletin işinin bitmediğinin farkındaydı. Genç adam iskeletin durumuna acıdı ve kendisini suçlu hissetti. Lisa’dan intikam alma emri verdiğinden dolayı işlerin bu hale geldiğini biliyordu.

‘’Claude, ah Claude, sadece bekle. Bir gün intikamımı alacağım!’’

Küçük iskeleti alıp kucakladı ve gecenin koruması altında depoya geri dönmeye koyuldu. Koştuğu sırada iskeletin zayıflamış göğüs kafesindeki kemikler birbirine çarpıyor, çıkan sesler genç adamın içini acıtıyordu.

Han Shuo depoya girdiğinde kapıyı dikkatle kapattı ve bir süre düşündü. Ardından küçük iskeleti tahta kutuya yerleştirdi ve biraz aradıktan sonra yedi kırık kemik parçası buldu. Kemikleri kovaya koydu ve büyü yuanını içine aktararak, yeniden Büyüsel Yin Odaklama Düzeni’ni oluşturdu. Küçük iskeletin bedenini, şeytani hazineleri tamir etme yöntemini kullanarak iyileştirmeye çalışıyordu.

Geçen seferki yoğun zayıflığın aksine, Han Shuo kovaya büyü yuanını aktardıktan sonra bu kez çok daha iyi hissediyordu. Görünüşe göre bu sabah Claude’nin savaşçı aurasını özümsedikten sonra büyü yuanının gücü epey artmıştı.

İskeleti güvenle sakladıktan sonra yatağın altındaki Nekromansi’nin Temelleri kitabını çıkardı ve çalışmaya başladı. Bu günlerde gece çalışmalarını sürdürüyordu ve gök gürültüsü ile şimşekler bile genç adamı okumaktan alıkoyamazdı.

Bu kitap sadece bir temel kitabı olup, sayfalarında hiç büyük nekromansi büyüleri olmasa da Han Shuo gibi büyüye tamamen yabancı birisi için hâlâ çok karışıktı.

Nekromansi’nin Temelleri’nin yanı sıra Bir Büyü Sözlüğü’ne de çalışmaya başladı ve yavaş yavaş kendisini kitapların içinde kaybetti. Ne var ki Bir Büyü Sözlüğü’nün yardımına rağmen, hâlâ bazı teknik terimleri anlayamıyordu.

Uzunca bir iç çekti ve elindeki iki kitabı bırakarak, geçen on günde sadece büyü anlayışını inşa etmeye başladığını düşündü. Eğer kitaplardaki bütün bilgiyi anlayabilseydi, Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’nin varlığını sürdürmesinin anlamı olmazdı. Biraz düşündükten sonra pozisyonunun uygunluğundan yararlanıp nekromansi derslerini gizlice dinlemeye karar verdi.

Sakinleşip zihnin temizledikten sonra meditasyona geri döndü. Her boş zamanında meditasyon yaparak zihinsel gücünü arttırmaya çalışıyordu. Farkında olmadan gecenin çoğunluğunda meditasyon yaptı ardından huzurlu bir şekilde uykuya daldı.

Sonraki günün şafağında uyandığında bedeni adeta engin bir güce sahip gibi enerjikti. Yatağın yanındaki tahta kovada bulunan küçük iskelet hareketsizdi ve yaşam belirtisi göstermiyordu. Yedi kırık kemik parçasının yanında, suda yedi küçük girdap oluşmuştu.

Han Shuo iskeleti yakından incelediğinde, dağılmış göğüs kafesi kemiklerinin kendilerini onardığını fark etti. İskeletin iki oyuk göz deliğinde de parlayan kara bir ışık vardı ve oldukça korkunç görünüyordu.

Han Shuo zihinsel gücüyle iskeletle bağlantı kurdu ve hâlâ hala hayatta olduğunu fark edince oldukça keyiflendi, ‘’Oh küçük iskelet, beni takip ettiğin için son derece şanslısın. Yeterli büyü yuanım olduğu sürece seni arıtabilirim ve sen de güçlenmeye devam edersin. Bir gün, Claude hak ettiğini bulacak.’’

Küçük iskelet hâlâ tahta kovada arıtıldığı için, çöpü dökmek görevi yine Han Shuo kalmıştı. Han Shuo üzünü çabucak yıkayıp çöpü attıktan sonra zinde bir şekilde bütün heykellerin tozunu aldı. Ardından bir parça çavdar ekmeği aldı ve elinde bir süpürgeyle, keyifli bir şekilde nekromansi sınıfına doğru koşturdu.

‘’Büyüyü mükemmel şekilde salmak adına, hem büyülü sözler hem de el mühürleri anahtar noktadır. Büyülü sözler veya el hareketi yanlışsa, büyüyü sergileyemezsiniz. Büyü gizemli bir güçtür, yeryüzü ve göklerde bulunan elementlerde bulunan gücü gizemli büyülü sözlerin yanı sıra zihinsel gücünüzü kullanarak ödünç alma sanatıdır. O vakit büyü el mühürleri vasıtasıyla hedefini bulur....’’

Nekromansi öğrencileri ya ilgiyle ya da ilgisizce Usta Gene’yi dinliyordu. Sınıftaki birkaç pencere açıktı, Han Shuo da elindeki süpürgeyi rastgele sallarken tüm dikkatiyle dersi dinliyordu.

Gene de Fanny’yle aynı statüye sahipti, bir usta ruh çağıran ve de bölüm öğretmeniydi. Gene ana olarak büyü temelleri hakkında ders veriyor ve öğrencilere materyallerle ilgili zorlukları aşmada yardımcı oluyordu. Diğer taraftan Fanny ise, öğrencilere nasıl nekromansi büyüleriyle destek saldırıları kullanacaklarını ve nekromansi deneyleri yapmayı öğretiyordu.

Akademideki bölümlerin çoğunda sadece usta büyücüler değil, daha bilgili, daha güçlü büyücüler de öğretmenlik yapıyorlardı. Ne var ki Nekromansi bölümündeki öğrenci sayısı az olduğundan, yalnızca Gene ve Fanny öğretmen olarak vardı ve onlar da sadece usta seviyesindeydi. Zayıf Nekromansi bölümüne çok fazla kaynak harcamaya gerek olmadığı doğruydu; lakin bir yandan da bu nedenden ötürü nekromansi popülerliğini kaybediyor, öğrenci sayısı azalıyordu.

Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’nde öğrenciler bir takım zor sınavı geçtikleri sürece mezun olabilirlerdi. Tabii ki eğer öğrenciler akademiyle yolculuklarına devam etmek isterse, okulda kalıp çalışma özgürlükleri vardı. Birçok bölümde çırak, acemi ve kalfa seviyelerini için ayrı sınıflar bulunuyordu ama Nekromansi bölümünde çok az öğrenci olduğundan dolayı, bütün öğrenciler tek bir sınıfa toplanmıştı.

Han Shuo bütün dikkatiyle odaklanmıştı ve eğdiği yüzündeki gülümsemeden bir keyif parıltısı görülebilirdi. Sadece biraz zaman geçmişti ama Han Shuo durmadan kafasını yoran bazı teorilerini Gene’nin açıklamaları sayesinde çözmüştü. Gene’nin cansız, eski tarz tonu Han Shuo’nun kulağına meleklerin müziği gibi geliyordu.

Büyücü cübbesi giyen bir öğrenci, birdenbire Han Shuo’nun önünde yere yığılırken bir bam sesi duyuldu. Yüzü tamamen beyaz mermer zemine yapışırken kıçı havaya yükselmişti. Kendisini kaldırırken acıyla inledi, Han Shuo’ya bakmak için döndü ve öfkeyle söylendi, ‘’Bryan, nasıl süpürgeyle beni düşürmeye cüret edersin?’’

‘’Ah....sadece yeri süpürüyordum!’’ Han Shuo düşen kişinin Fitch olduğunu görünce paniklemiş bir şekilde hemen yanıtladı.

Fitch 176 cm boyundaydı ve açık mavi saçlara sahipti. İnce yapısı nedeniyle, üzerine giydiği bol büyücü cübbesi tahta çubuğa sarılı gibi görünmesine neden oluyordu. Nekromansi bölümünde bir kalfa büyücüydü ve usta büyücü olmak için uzun süredir testi geçmeye çalışıyordu. Ne yazık ki birçok kez başarısız olmuştu. Görünüşe göre yeni bir denemeden dönüyordu.

Han Shuo kendini Gene’nin büyü temeli dersine kaptırmıştı ve elindeki süpürgeye dikkat etmemişti. Fitch’in takılmasına şaşırmamak lazımdı.

‘’Eh? Fitch geri dönmüşsün. Heh heh, yine mi başarısız oldun? Görünüşe göre usta bir büyücü olmak istiyorsan daha sıkı çalışmalısın. Geri dönmen iyi oldu. Bryan, az önce isteyerek yapmamış olmalı, kafana takma!’’ Gene hafifçe güldü ve hafif alaycı bir sesle konuştu.

Han Shuo Gene’nin kendisi için konuşmasına ufacık da olsa minnettar değildi, aksine burnunu başkalarının işine soktuğu için adama içten içe sövüyordu.

Fitch çok kötü biri değildi. Sayısız kez usta büyücü sınavını geçmeyi başaramasa da nekromansiye olan büyük aşkından dolayı yorulmak bilmeden deneyler yapıyordu. Fitch, Bach ve diğerlerinin lideriydi ama normal zamanda Bryan ve diğer ayakçılarla ilgilenmezdi.

Ancak, hem Fitch hem de Gene Fanny’den hoşlanıyordu. Fitch Fanny’nin bir keresinde ‘’Ancak bir usta büyücü olursan düşüneceğim.’’ sözlerinden dolayı bu kadar sıkı çalışıyordu.

Dolayısıyla, bu öğretmen öğrenci ikilisi birbirlerinden hiç mi hiç hoşlanmıyorlardı. Gene’nin sözleri olmasa, Han Shuo belki cezadan kurtulabilirdi ama artık böyle bir ihtimal söz konusu bile değildi.