Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

16. Bölüm Çok fazla Kişi Bana Vuruyor

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Öğle vakti, Nekromansi bölümünün antrenman alanında.

Han Shuo Usta Gene’nin sabahki dersini düşünürken dalgın dalgın temizlik yapıyordu. Derin düşüncelere daldığından kaşları hafifçe çatıktı.

Kapıdan şişko bir figür atıldı ve Han Shuo’nun önünde durdu. Jack alelacele konuşurken ağır ağır soluyordu, ‘’Bryan, kötü haber! Carey ve Borg intikam almaya geliyor!’’

Han Shuo düşünceleri bölündüğünden biraz mutsuzdu.  Jack’in paniklemiş ifadesini görünce kaşlarını iyice çattı ve sordu, ‘’Neler oluyor? Geçen sefer o iki aptalı dövmedim mi? Yine ne istiyorlar?’’

‘’Bilmiyorum, emin de değilim. Sadece bu sabah yedikleri bir şey yüzünden acı çektiklerini duydum. Yüzleri yemyeşildi! Senden intikam alacaklarını bağırıyorlardı, Lisa bile seni arıyor!’’

Han Shuo’nun canı, sırtına dokunduğunda hâlâ biraz yanıyordu ama durumu dün geceden çok daha iyiydi. Büyü yuanı nihayetinde koyu yeşil savaşçı aurasını kaburgasında tamamen çevrelemişti ve görünüşe göre onu yavaşça küçülüyordu. Bu da Han Shuo’ya ufak bir rahatlık kazandırıyordu.

‘’Ölümlerine susadıkları için beni suçlamasınlar!’’ Han Shuo soğukça homurdandı ve kapıya doğru bakarken elindeki paspası sıkıca tuttu.

Jack’in endişesi hâlâ geçmemişti, ‘’Bryan, durum bu sefer farklı. Carey ve Borg yanlarında birkaç kişiyi daha getiriyorlar ve getirdikleri kişiler Nekromansi bölümünün ayakçıları değiller. Hepsi uzun ve güçlüler. Bence acele etmeli ve kaçmalısın!’’

‘’Lanet Bryan, bize nasıl tuzak kurmaya cüret edersin! Bugün yaptıklarının bedelini sana ödeteceğim!’’ Carey’in sesi dışarıdan duyulurken, Jack hâlâ Han Shuo’yu kaçmaya ikna etmeye çalışıyordu. Ne var ki, antrenman alanının kapısı anında birileri tarafından tıkanmıştı.

Carey ve Borg’un yüzü gerçekten yeşile dönmüştü ve Borg kapıdan geçtiği gibi öğürmeye başlamıştı. Karnını tuttu ve bedeni bir süre kasıldı ardından kara, vıcık vıcık bir sıvı kustu ve anında burnuna acı bir ekşilik kokusu geldi.

Borg’un kusmuğunu gören Carey’in zaten yemyeşil olan yüzü daha da kötüleşti. Eline doğru öksürürken çok acı çekiyor gibi duruyordu ama istese de kusamadı.

‘’Bryan, Lisa’dan ne arıtmasını istedin?! Bize onu yedirdi ve şimdi bu haldeyiz! Bugün ya sen öleceksin ya biz!’’ Borg karnını tutup acı dolu bir ifadeyle konuşurken, biraz zayıf hissettiği için kapıya dayanmak zorunda kalmıştı.

Han Shuo saçmalığı fark ederken içten içe gülümsedi. Lisa geçenlerde neden aniden bu kadar çevik ve esnek olduğunu sorunca, savuşturmak için rastgele birkaç iğrenç şey söylemişti. Kim Lisa’nın gerçekten Han Shuo’ya inanıp bu şeyleri arıtacağını tahmin ederdi ki? Görünüşe göre Borg ve Carey üzerinde deney yapmıştı, ikisinin ölüden beter gözükmesine şaşırmamak lazımdı.

‘’Hayır, ben bir şey yapmadım!’’ Han Shuo kafasını iki yana sallayarak konuştu. Şapşal ve oldukça masum gözüküyordu.

‘’Lisa bize her şeyi anlattı. Nasıl hâlâ suçsuz olduğunu söylemeye cüret ediyorsun ha! Bugün sana bir ders verene dek buradan gitmeyeceğim!’’ Carey öfkeyle haykırdı ve yanındakilere işaret verdi. Borg da dahil, altı ayakçı vardı. Kollarını sıvadılar ve Han Shuo’ya doğru tehditkâr bir şekilde yürümeye başladılar.

Carey ve Borg dışındaki diğer ayakçılar Kara Büyü bölümünde çalışıyorlardı ama Jack’in tasvir ettiği gibi uzun ve güçlü değillerdi. Uzundular tamam ama uzun olanlar çubuk gibiydi. Güçlü olanlar vardı ama onlar da Han Shuo kadar uzun değillerdi. Yani, uzun olanlar güçlü değildi, güçlü olanlar da uzun değildi. Dövüş kabiliyetlerine dikkat etmeye pek de gerek yoktu.

Han Shuo ellerini esnetti ama yüzünde hâlâ donuk bir ifade vardı. İçinde kontrol edilemez bir hiddet yükselmeye başlamıştı ve görünüşe göre ancak karşısındakileri döverek yatışabilirdi.

Bu hiddet hızla ve beklenmedik bir şekilde geldi, göz açıp kapayıncaya kadar harekete geçmesi için sanki büyülü sözler söylenmiş gibi, zihnini kapladı. Han Shuo’nun nispeten pasif bir kişiliğe sahipti ve nadiren birisini rahatsız etme konusunda önceliği alırdı. Kibirli biri gibi başına bela almaya cüret edemiyordu, fakat eğer şu anki karşısındakileri tüm gücüyle döverse sonuçları muhtemelen ağır olurdu. Han Shuo durumun böyle gelişmesine razı değildi ama şartlar istediği gibi gelişmiyordu.

Bu hissiyat geçen sefer Lisa’yla yüzleştiğinde de meydana gelmişti. Bütün mantıklı düşüncelerini arkasında bırakmış ve kalbinin arzularına göre harekete geçmişti. İşte o zaman Claude’nin savaşçı aurası büyü yuanı tarafından özümsenmişti.

Şu anki durum da aynıydı. Büyü yuanı Erick’in savaşçı aurasını çevrelemişti ve arzuları akıl almaz derecede güçlüydü.

Kafasını çevirdiğinde ürkmüş ve titreyen Jack’i gördü. Han Shuo’nun yüzünde ise artık şapşallığa dair bir belirti kalmamıştı. Bakışları ikiz bıçaklar kadar keskindi. Paspası Jack’e uzattı ve soğukça söylendi, ‘’Al bunu. Sana vurmaya cüret eden olursa geçir bir tane!’’

Duraksadı, ardından metal paspasın keskin tarafını işaret etti ve devam etti, ‘’Keskin tarafını kullan!’’

Jack Han Shuo’nun şu anki tavrından dolayı dehşete düşmüş, titreyen iki bacağıyla birlikte Han Shu’ya sersem sersem bakmaya başlamıştı. Şu an Han Shuo soğuk, sakin ve kendine hakim durumdaydı, Bryan’ın ürkekliği ve aptallığına dair tek bir iz dahi görünmüyordu!

Han Shuo elindeki paspası Jack’in eline tutuşturduktan sonra, her zaman ki şapşal ifadesini takındı ve yere kapanarak haykırmaya başladı, ‘’Hayır, bana vurmayın!’’

‘’Tam da onu yapacağız!’’ Altı kişi de aynı anda, tekme ve yumruklarını savurarak saldırıya geçtiler.

Genç adam başta iki eliyle kafasını tuttu ve korkuyla geriledi. Üç adım geri atıp Jack’in yanına geldiğinde ise adeta aklını kaçırmış gibi kükremeye başladı ve delirmiş bir boğa gibi altılıya doğru atıldı.

Carey en öndeydi ama sağ ayağı havada kalmış, adımını tamamlamaya cüret edememişti, zira geçen sefer Han Shuo aklını kaçırdığında neler yaşandığını gayet iyi hatırlıyordu.

Ne var ki, Han Shuo Carey adımını atmadı diye kolayca kaçmasına izin verecek değildi. Koşarken büyü yuanının dolanma hızının arttığını hissetti. Görünüşe daha önce yaşananlar yine tekrarlanacaktı. Büyü yuanı Erick’in arkasında bıraktığı koyu yeşil savaşçı aurasını özümsemeye başlamıştı bile.

O anda, Han Shuo’nun zihninde tek bir düşünce vardı ve o da karşısındakilerin hepsini acımasızca pataklayarak yere sermekti!

İki elini de uzattı ve Carey’in havadaki ayağını yıldırım gibi yakaladı ardından yukarı kaldırdı ve Carey’i geriye doğru fırlatarak, büyük bir gürültüyle yere yığılıp acıyla bağırmasına neden oldu. Carey’in dişleri yerle temas etmişti ve dudaklarının kenarından kan sızmaya başlamıştı.

Carey ve Borg’a yardıma gelen dörtlü Han Shuo’yla yüzleşirken sersemlemişlerdi. Yüzlerindeki alaycı ifadeler yerini dehşete bırakmıştı.

‘’Korkmayın, o tek bir kişi. Bizse altı kişiyiz ve bize rastgele vursa bile, yine de onu ölümüne dövebiliriz!’’ Borg nereden getirdiği belli olmayan tahta bir tabureyi eline aldı, bir haykırış kopardı ve Han Shuo’ya atıldı.

Dörtlünün dağılan özgüveni Borg’un sözleri nedeniyle geri gelmiş, ifadeleri eski hallerine dönmüştü. Yavaşça arkalarından kısa tahta sopalar çıkardılar ve Borg’un önderliğinde Han Shuo’ya atıldılar.

Crash!

Tahta tabure taş zemine çarptı ve ayak kısımları çatlamaya başladı. Artık o kadar da sağlam durmuyordu. Borg hafifçe ‘’Eh?’’ derken yüzünde şoke olmuş bir ifade oluştu. Han Shuo’nun kaçınacağını beklememişti.

Pov! Borg burun kemiğine bir yumruk yedi. Darbe nedeniyle havaya savrulan kan adeta bir çiçek oluşturmuştu. Borg geriye doğru sendelerken, tuttuğu sandalye acı içindeki uyuşuk ellerinden kayıp yere düştü.

Kısık sesli bir kahkaha atan Han Shuo Borg’un düşürdüğü sandalyeyi aldı ve sinsice kendisine doğru yaklaşan kısa boylu, iri yarı kızıl gence döndü. Gencin savurduğu tahta sopa havada ıslık çalıp kafasına çarpmadan hemen önce tahta tabureyle sopayı durdurmayı başarmıştı.

Han Shuo kaburgasındaki büyü yuanının çok daha hızlandığını hissetti. İçindeki savaşçı aurasının kaybolmaya başladığını ve sonu gelmeyen bir gücün içine aktığını apaçık şekilde hissedebiliyordu. Taburenin ayaklarını sertçe tuttu ve birdenbire kırdı.

Taburenin tamamı ikiye ayırdığı anda sağ ayağıyla bir tekme savurdu. Tekme gencin karın boşluğuna denk gelmiş ve acı içinde yere yığılmasına neden olmuştu.

Han Shuo gencin kolayca kaçmasına izin verecek değildi. Kana susamışlığını açığa çıkardı ve İki elindeki taburenin ayaklarını aynı anda gencin yüzüne geçirmeye başladı. Tahta parçaları kırmızıya boyanırken gencin alnından kan fışkırdı.

‘’Çabuk durdur onu! Bu lanet deli Alva’yı öldürecek!’’ Borg Han Shuo’nun yumruğu nedeniyle burnu deli gibi kanar halde çığlık atmaya başlamıştı.

Carey ayağa kalkmaya çabalıyordu. Dehşete düşmüş olsa bile, yine de titreyerek parçalanmış tahta tabureyi kaldırdı ve diğerleriyle birlikte Han Shuo’ya doğru atıldı.

Pat, küt.

Bir dizi şiddetli patırtı koptu. Kavgayı korku içerisinde izleyen Jack Han Shuo’nun yaptıklarına inanamıyordu. Han Shuo’nun taburenin ayaklarını kaldırıp insanların burunlarına indiriyor ve sadece bir an sonra, insanların kafalarından ve yüzlerinden kan akıyordu.

Han Shuo’nun soğuk ve acımasız yöntemlerin Jack’in ağzını tamamen açık bırakmıştı. Normalde uysal ve her şeyi kabul eden Bryan’ın bir gün böyle vahşi ve barbar yanını göstereceğini asla düşünmezdi.

Jack bunları düşünürken, Erick’in savaşçı aurası nihayet tamamen özümsendi ve Han Shuo anında kendisine geldi. Yaptıklarını görünce kendi bile ürkmeden edememişti.

‘’Dövüşme sesleri geliyor, neler oluyor? Git antrenman alanını kontrol et!’’ Han Shuo aniden uzaktan yaklaşan Fanny’nin sesini duydu.

Carey, Borg ve diğerlerine bakmak için kafasını çevirdiğinde hepsinin korku ve şaşkınlık dolu ifadelerle ona baktıklarını gördü. Tahta sopalar tutuyorlardı ama kimse bir adım bile yaklaşmaya cesaret edemiyordu.

Han Shuo durumun gerçekten kötü olduğunun farkındaydı ve aklını deli gibi çalıştırmaya başlamıştı. Birden aklına bir düşünce geldi ve beklenmedik bir şekilde antrenman alanının kapısına doğru koşturdu. Koşarken taburenin ayağındaki kanları yüzüne ve kafasına sürdü, ardından onları bir kenara fırlattı. Daha sonra ise Erick’in yaraladığı sırtını tuttu ve acı bir kükremesiyle birlikte güçlü bir şekilde sırtına bastırdı. Bu hareketi nedeniyle daha tamamen kabuk bağlamamış olan yara tamamen açıldı ve sırtı kan içerisinde kaldı.

Han Shuo aniden koşmayı kesti ve kapıya doğru sürünmeye başladı. Fanny ve diğerlerini gördüğünde ise kanla kaplı ellerini uzattı ve dehşet dolu bir ifadeyle konuştu, ‘’Bir, bir sürü kişi bana vuruyor!’’