Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

18. Bölüm Lütfen Kurtulmamıza İzin Ver

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Fanny yaralarından dolayı Han Shuo’nun üzerinde deney yapma niyetinde değildi. Yaralarını temizletip sardıktan ve başka kötü yarası olmadığını gördükten sonra gitmesine izin verdi.

Han Shuo’nun geri dönüşü sırasında endişeli bir haldeydi. Lisa’nın bu kadar çabuk aptal rolü yaptığını fark etmesini beklemiyordu.

Son zamanlarda kızın üzerinde birçok muzip numara kullanmıştı ve kendisinin deli olduğunu düşündüğünden dolayı da başına gelecekleri umursamamıştı. Ne var ki, Lisa artık tüm bunların bir numara olduğu biliyordu ve kanını emeceği kesindi.

Derin, dağılmış düşünceleri arasında farkında olmadan depoya geri döndü. Tam kapıyı açıp içeri girecekti ki, yan tarafta ürkek bir şekilde bekleyen Carey ve Borg’u fark etti.

Han Shuo antrenman alanında en çok bu ikisini dövmüştü. Yüzleri mosmor ve şişikti.

İkilinin orada beklediğini gören Han Shuo oldukça endişelendi, zira ikilinin intikam almak için geldiğini varsayıyordu ve kaç kişinin pusu kurmak için saklandığını belirlemek için çevresine bakındı.

Çevreyi inceledikten sonra gözlerini kısarak, tek kelime etmeden ikisine baktı ardından kıyafetlerini yıkadığı yere doğru yürüdü ve eline bir kaya parçası aldı. Daha sonra şapşalca gülümsedi ve söylendi, ‘’Hâlâ dövüşmek mi istiyorsunuz?’’

Hem Carey hem de Borg Han Shuo’nun bir kayayla geldiğini görünce titredi. Carey hızla konuştu, ‘’Bryan, lütfen kurtulmamıza izin ver. Daha önce seni rahatsız ettik, hata bizde. Bir daha asla aynı hareketi yapmayacağız. Lütfen bizi affet!’’

Borg da Han Shuo’ya korku dolu bir ifadeyle baktığı esnada, titreyerek cebinden iki gümüş sikke çıkardı. Han Shuo’nun önünde çöktü ve genç adama sundu, ‘’Bryan, bu samimiyetimizin bir simgesi. Bizim için Usta Fanny’yle konuşabilir misin? Aksi halde akademi ikimizi de kovacak. Ailelerimiz fakir ve hayatta kalmak akademiden aldığımız ücrete muhtacız. Lütfen kurtulmamıza izin ver!’’

Demek yalvarıp özür dilemeye geldiler. Han Shuo elindeki taşı attı. Tembelce ikiliyi süzerken gözlerindeki dürüst, şapşal bakış kaybolmuştu.

Bir an sonra gülümsedi ve ‘’Bu iki gümüşü istemiyorum!’’ dedi.

Borg ve Carey önce birbirlerine ardından Han Shuo’ya baktılar. Ardından İkisi de diz çökerek yalvarmaya başladılar, ‘’Bryan, lütfen bizi affet. Bir daha böyle bir şey yapmaya cüret etmeyeceğiz.’’

‘’Kalkın da konuşun, kalkın!’’ Han Shuo gülümserken hızla ikisini de kaldırdı. Ardından devam etti, ‘’Paranızı istemiyorum, eğer şartımı kabul ederseniz Usta Fanny’yle konuşup bu işten kurtulmanızı sağlarım!’’

Borg ve Carey Han Shuo’nun her zaman numara yaptığını şimdiye dek nasıl fark etmemiş olabilirlerdi ki? Han Shuo’nun antrenman alanında sergilediği soğuk acımasız yöntemler sersemlemelerine ve dehşete düşerek kafalarından bütün intikam fikirlerini çıkarmalarına sebep olmuştu. Şu anki Han Shuo tamamen beklentilerini aşıyordu!

‘’Ne şartın olursa olsun kabul elliyoruz!’’ Borg hızla yanıtladı.

Han Shuo sakin bir ifadeyle konuştu, ‘’Yapmam gereken bütün işleri bundan sonra siz yapacaksınız. Bu şartımı kabul ederseniz Usta Fanny’yle konuşurum.’’

‘’Sorun yok Bryan, bu iş bizde. Ne yapmamız gerektiğini biliyoruz, işlerini ileride biz yapacağız.’’ Carey hızla onaylarken neredeyse sözlerini karıştırıyordu, sanki Han Shuo’nun dediklerinden pişman olacağından korkuyor gibiydi.

Nekromansi bölümünde dört ayakçı vardı. Eğer okul yönetimi gerçekten Carey ve Borg’u kapı dışarı ederse, yerlerine hemen birini bulamazdı. İkilinin işleri şüphesiz Jack ve Bryan’ın omuzlarına binerdi. Bu durum gerçekleştiği taktirde Han Shuo’nun artık boş zamanı olmazdı ve doğal olarak bunun olmasını istemiyordu.

Artık Carey ve Borg Han Shuo’nun işlerini yapmayı kabul ettiğine göre, başka işlere harcayacak bir sürü enerjisi olacaktı. Ne şanslı bir değişim ama. Geçmişte Bryan bu heriflerin bütün işini yapmak zorunda iken, artık durum değişmişti ve dolaylıda olsa şanssız Bryan’ın intikamını almıştı.

Han Shuo havanın karardığını fark etti ve Lisa’yla sözleştiği zamanın hızla yaklaştığını hatırladı. Biraz sabırsızca söylendi, ‘’Pekâlâ, pekâlâ. Sınıf binasının arkasına gitmem lazım. Başka bir mesele yoksa geri dönmelisiniz. Gelecekte dikkatli olun ve bir aptal olduğumu düşünmeye devam edin. Bugün olanlar hakkında tek kelime ederseniz, siz ikinizi öyle döverim ki, yüz yüze dursanız dahi birbirinizi tanıyamazsınız!’’

Carey ve Borg Han Shuo’nun soğuk tehdidini duyunca çabucak onayladılar. Han Shuo’nun acımasız soğukkanlı yöntemleri kalplerinin derinliklerinde bir iz bırakmıştı. İçten içe dahi intikam alma fikrini taşımaya cüret edemiyorlardı.

Tam Han Shuo gitmek üzereyken, Borg birden seslendi, ‘’Bryan, sınıf binasının arkasına sahte dağlar yönünden gitme. Lisa az önce Carey ve bana üç ağlı delik ve tetik mekanizmaları kurdurdu. Çağırdığı yaratıkların zekâsını test etmek istediğini söyledi. Yanlışlıkla içlerine düşme!’’

Han Shuo afalladı ama şaşkınlığı hızlıca yerini anlayışa bıraktı. Görünüşe göre Lisa erkenden hazırlığını yapmıştı. Çağırdığı yaratıkların zekâsını test etmek de neymiş? Bunlar benim için hazırladığı tuzaklardı!

‘’Tuzakları nereye kurdunuz? Detayıyla anlatın, yoksa karanlıkta içine düşüveririm!’’ Han Shuo Borg ve Carey’e sorarken kaşlarını çattı.

İkilinin, Lisa’nın tuzakları Han Shuo’yla ilgilenmek için kurduğunu bilmesi mümkün değildi. Şu anda Han Shuo’yla iyi geçinmeleri gerektiği ve ondan duydukları korku da eklenince, hızlıca üç tuzağın konumlarını tüm detaylarıyla açıkladılar.

‘’Tamam. Yarın görüşürüz. Sınıf binasının yolu üzerindeki heykelleri düzgünce silip tozunu almayı unutmayın. Yarın uyuyacağım.’’ Han Shuo ikiliye kibirle bir emir verdi ve sınıf binasının arkasındaki sahte dağlara doğru yürümeye başladı.

Kara büyü bölümünün sınıf binasının arkası.

Lisa sahte dağın arkasında saklanırken kötü niyetli biri gibi sırıtıyordu. Gözleri mesafede beliren Han Shuo’ya fark ettiği anda parıldamaya başlamıştı.

Lanet Bryan, nasıl deli numarası yapıp beni utandırırsın! Beni ceset gibi davranarak korkutmakla kalmadın, ayrıca antrenman alanında kıçımı tekmeledin. Üstelik bir de iğrenç bir arıtım reçetesi verdin. Bak bakalım sana ölümüne işkence çektirecek miyim! Lisa vahşice düşünde ve parmaklarıyla elinin etrafına sardığı ipi sıktı.

İpin diğer ucunda, Han Shuo’nun yolunun üzerinde duran dairesel bir düğüm vardı. Genç adam iki ayağını düğümün içine koyduğu anda Lisa ipi çekecek ve yere düşmesini sağlayacaktı. Büyük, geniş bir ağ düğümün az ilerisindeki bir kayaya bağlıydı ve Han Shuo’nun üzerine atılmayı bekliyordu.

Lisa dünyadan haberi olmayan Han Shuo’nun yaklaşmasını izlerken, sessiz ve acımasız bir kahkaha kopardı. Bu esnada Han Shuo bağırıyordu, ‘’Lisa, neredesin? Ortaya çık.’’

‘’Buradayım, gel. Konuşacağız. Buraya gelmezsen işin biter!’’

Lisa sahte dağın arkasında dururken hafifçe homurdandı.

Han Shuo yolu dikkatlice incelerken ve düğümün olduğu yere doğru sanki farkında değilmiş gibi yürüyordu. Lisa’nın kalbi keyifle attı ve eline bağlı ipi kavrayarak, Han Shuo’nun tuzağa basacağı saniyeye odaklandı.

Tam tuzağa basacakken, Han Shuo’nun bedeni birdenbire dondu ve yine seslendi, ‘’Lisa, nerede saklanıyorsun?’’

Düğüm Han Shuo’nun sadece birkaç santim önündeydi. Lisa Han Shuo’nun tuzağına düşmek üzere olduğunu görünce neredeyse kontrolünü kaybedip tuzağı erken aktifleştirecekti ama son anda bu hatadan döndü.

Lisa rahatlayıp yanıt vermek üzereyken, Han Shuo tuzaktan kaçınıp yoluna devam etti. Kafası karışık bir şekilde sesleniyordu, ‘’Lisa, ne oyunu oynamaya çalışıyorsun?’’

Böylece, Han Shuo Lisa’nın dikkatle yerleştirdiği ip ve ağ tuzağından kurtulmayı başarmıştı. Lisa’nin içinde bir keyifsizlik dalgası yükseldi ve kısık bir sesle Han Shuo’nun iyi şansına sövdü. Genç adamın her şeyin farkında olduğu hiç aklına gelmemişti.

‘’Buradayım, ne diye gelmen bu kadar uzun sürdü?’’ Lisa dişlerini sıkarken sahte dağdaki bir gedikten çıktı.

‘’Oh, pek bir şey olmadı. Sadece sırtım hâlâ acıyordu ben de geri dönüp biraz dinlendim. Bugün yaralarıma baktığın için teşekkür ederim.’’ Han Shuo ifadesizce konuştu ve Lisa’ya doğru yürüdü.

Sanki ince bir tahta dal kırılmış gibi, ani bir çatırtı yankılandı. Han Shuo’nun bedeni, bir bağırış eşliğinde durduğu yerden kayboldu. Kısa süre sonra, yerde beliren derin delikten acı dolu iniltiler duyulmaya başlamıştı.

‘’Haha, lanet Bryan, sonunda tuzağıma düştün. Bugün sana ölümüne işkence çektireceğim! Nasıl geleceğin baş büyücüsünü kandırıp utandırmaya cüret edersin!’’ Lisa’nın yalnızca bir saniye önceki kasvetli ifadesi, Han Shuo’nun tuzağa düştüğünü görünce deli gibi keyifle yer değiştirdi. Heyecanla ilerledi ve hızlıca sahte dağın arkasından çıkarak Han Shuo’nun tetiklediği tuzağa geldi.

Lisa tuzağın kenarına yaklaşırken, kibirle gülüyordu. Han Shuo’ya yüksek sesle lanet okurken eline bir taş aldı. Hissettiği aşağılanmanın intikamını almak için deliği yeri taşlamaya niyetliydi.

Birdenbire, Lisa’nun sağ bileğine bir el sarıldı. Korkan kız aşağı baktı ve Han Shuo’nun sol eliyle deliğin kenarını tutarken sağ eliyle bileğini kavradığını fark etti. Deliğe düştüğü falan yoktu ve yüzünde şeytani bir gülümsemeyle kendisine bakıyordu.

‘’Aşağı gel!’’ Han Shuo şeytani bir kahkahayı attı ve Lisa’nın dikkatinin dağılmasından da faydalanarak onu aşağı çekti. Dikkatle entrika kurmuş olan Lisa vahşice kollarını savururken, dehşet dolu bir çığlık attı ve deliğe düştü.