Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

19. Bölüm Senden Hoşlanıyorum

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Lisa aşağı düşerken panik dolu bir halde ellerini salladı ve tamamen tesadüf eseri, Han Shuo’nun ayağını yakaladı. Bu da Han Shuo’nun bedeninin şiddetle sallanmasına ve Lisa’yla birlikte deliğin derinliklerine düşmesine neden oldu.

Han Shuo az önce deliğin zeminini kontrol etmişti. Ay ışığı sayesinde, deliğin dibinde keskin bıçaklar olmadığını, sadece birkaç sivri çakıl taşı olduğunu görebiliyordu. Yalnız bu çakıl taşları bile epey rahatsız edici olabilirlerdi.

Han Shuo’nun kalbi, Lisa’nın çığlıkları kulaklarına dolarken merak edilir derecede sakindi. Büyü yuanını çalıştığından mıdır bilmiyordu ama son zamanlarda tehlikeyle yüzleşse de paniklemiyordu. Aksine, içinde bulunduğu krizi hızla nasıl çözeceğini düşünüyordu ve bu sefer de istisna değildi.

Tuzak aceleyle hazırlanmıştı ve delik sadece üç metre derinliğindeydi. Han Shuo dibe iyice yaklaşmalarıyla birlikte büyü yuanını normalden çok daha hızlı dolandırmaya başladı.

Tam ikisi de şiddetle keskin taşlara çarpmak üzereyken, genç adam harekete geçti. Havada tamamen kendisini kaybetmiş ve çığlık atan kızı belinden yakaladı ardından onu üstüne doğru çekip kalçasını ve sırtını feda ederek, direkt çukurun dibindeki keskin taşların üstüne düştü.

‘’Ah.....’’ Han Shuo daha yeni sarılmış yarası yine açılırken acı içinde haykırdı. Taze kan anında akmaya başladı. Kıçı  da deli gibi acıyordu.

Lisa Han Shuo’nun kolları tarafından sarıldığı için fazla zarar görmemişti. Zarar görmediğini ve Han Shuo’nun kasvetli inlemelerini duyunca, son derece şaşırmış bir şekilde sordu, ‘’Neden beni kurtardın?’’

Han Shuo’nun haykırışları Lisa’nın sorusuyla kesildi. Kafasını bir iç çekişle sallarken ifadesi birden hüzünlendi, ‘’Çünkü senden hoşlanıyorum!’’

Bu sözleri duyan Lisa’ya adeta yıldırım çarpmıştı. Han Shuo’ya şapşal şapşal baktı, tamamen şoke olmuştu. Han Shuo’yu işaret edip kekelerken tepki vermesi uzun sürdü, ‘’Sen....sen... benden... ben...ne dedin?’’

‘’Senden hoşlanıyorum Lisa, dedim!’’ Han Shuo tamamen samimi bir ifadeyle Lisa’ya bakıp tüm kalbini ortaya koyarak konuştu, ‘’Aslında yıllardır senden hoşlanıyordum ve asla üzerimde yaptığın deneylerden dolayı senden nefret etmedim. Ruh Izdırabı’yla neredeyse beni öldürdüğünde bile, yine de senden nefret etmedim.

“Ancak, sadece bir köle olduğumu biliyorum. Statülerimiz arasında çok fazla boşluk var, dolayısıyla bu düşüncelerimi sadece kalbimin derinliklerine gömdüm ve asla konuşmaya cesaret etmedim. Daha çok dikkatini çekmek için ancak deli numarası yapabilirdim. Lisa, aptalın tekiyim değil mi?’’

“Demek istiyorum ki, yavşağın tekiyim.” Han Shuo bir taraftan dürüst bir ifadeyle yalanlarını sıralarken diğer taraftan içten içe bu garip dünyaya geldikten sonra böyle aşağılık numaralar yapabildiği için kendisiyle gurur duyuyordu. Eskiden de mi böyle şeytandı bilmiyordu ama bu garip dünyada bütün kısıtlamalarını kaldırmaya başlamıştı.

Lisa Han Shuo tarafından tamamen sersemletilmişti. Şapşal şapşal gence baktı ve konuşmayı unuttu. Ancak kafasını sallayarak sersemliğinden kurtuldu ve endişeli elleri çıplak bir kalçada dolaşınca aceleyle kalktı. Han Shuo’ya baktığında, ilk defa yüzünde afallatıcı bir kızarıklık belirdi. Görünüşe göre biraz utanıyordu.

Han Shuo afalladı ve Lisa’ya bakmak için kafasını eğdi. İşte o zaman pantolonunun düştüğünde yırtıldığını fark etti. İç çamaşırı dışında, bütün alt bedeni tamamen açıktaydı. Lisa aslında az önce çıplak kucağında oturuyordu.

Deli gibi kafasını sağa sola sallayan Lisa, somurtkan bir ifadeyle konuştu, ‘’Doğruyu mu söylüyorsun yoksa yalan mı, umurumda değil, senden hoşlanmam mümkün değil. Sadece bir kölesin. Asla seninle bağlantım olmayacak.’’

‘’Anlıyorum Lisa, sadece Nekromansi bölümünde kalıp sana uzaktan bakmayı umuyorum. Başka arzum yok. Yıllardır içimde tuttuğum duygulardan kurtulduğum için, artık çok daha rahat hissediyorum.’’ Han Shuo kısık bir sesle ve tamamen samimi bir yüzle konuştu.

‘’Ben, gidiyorum. Daha önce olanları unutabiliriz. Bu konuyu daha fazla uzatmayacağım ama hayal kurmaya sakın cüret etme. Sadece bir kölesin, birlikte olmamız imkânsız!’’ Lisa sırtını Han Shuo’ya döndü ve aceleyle konuştu. Hemen büyülü sözler söylemeye başladı ve bir iskelet savaşçı çağırarak, ona Han Shuo için kullanmayı planladığı ipi aşağı atmasını emretti.

Han Shuo kızların kendilerinden hoşlanan erkeklere, nefret etseler bile kötü davranamayacağını biliyordu. Lisa da istisna değildi.

Lisa sırf sözlerinden dolayı Han Shuo’dan hoşlanacak değildi ama bu sözler sayesinde Han Shuo’nun geçmişte yaptığı hataları affederdi. Hatta gelecekte yardım bile ederdi, zira Han Shuo’nun kendisinden hoşlandığını düşünüyordu. Han Shuo’yu hiç sevmese bile bu durum nedeniyle ilerideki davranışları mutlaka değişirdi.

Lisa’nın gitmek üzere olduğunu gören Han Shuo Lisa’ya sırtını döndü ve entrikasının başarılı olmasından dolayı şeytanca sırıttı. Ardından sesini kısarak konuştu, ‘’Lisa, senin için her şeyi yapabilirim. Bir kızın göğüslerinin nasıl gelişeceğini öğrenmek için mümkün olan her şeyi yaptım. Bol bol kavun suyu içmeli ve yüzmelisin. Yüzdükten sonra duş alırken, göğüslerine masaj yapmalısın. Bunun göğüslerin gelişmesini sağlayacağını söylüyorlar.’’

‘’Lanet Bryan, bütün bunları nereden duydun?’’ Lisa kafasını düz tutarak, ipi tutarken ters bir cevap verdi. Bir duraksamadan sonra, yine konuştu, ‘’Kavun suyu ne?’’

‘’Eh, süt de olur. Günde iki bardak!’’ Han Shuo birden bu dünyanın farklı olduğunu hatırladı ve aceleyle yanıtladı.

Hızla kafasını çeviren Lisa Han Shuo’ya vahşi bir bakış attı ve öfkeyle konuştu, ‘’Kes sesini. Bugün olanları ve benden hoşlandığını kimseye söyleme, yoksa seni gebertirim.’’

Bu cümleyi söyledikten sonra, yukarıda bekleyen iskelet savaşçıya bir emir verdi ve iskelet kendisini yukarı çekti. Ardından birkaç sürtünme sesi geldi ve her şey yine sessizleşti.

Han Shuo bir nefes verdikten sonra hafifçe güldü. Böyle kusursuzca ve pürüzsüzce yalan söylemek için gittikçe daha da şeytanileştiğini düşündü. Lisa kolayca kurtulmasına izin verdiğine göre, bu yöntemin ne kadar etkili olduğu ortadaydı.

Lisa’nın arkasında ipi bıraktığını görünce alayla sırıttı. İpi çekti ve diğer ucunun muhtemelen sahte dağa bağlı olduğunu fark etti. Keyiflenerek kendisini yukarı çekti ve depoya döndü.

Han Shuo sırtındaki yaraları küçük iskelete yeniden sargılattıktan sonra büyü çalıştı. Büyü yuanının sadece biraz büyümekle kalmadığını, öncesinden çok daha hızlı döndüğünü hissetti. Bir süredir çalıştığı Mistik Buzul Büyüalevi de sonunda bileğinin ötesine ulaşarak ilerleme gösterdi. Bu büyük ölçüde keyiflenmesini sağladı.

Han Shuo kaşlarını çatarak düşüncelere daldı ve Claude ile Erick’in savaşçı auralarını özümsediğinde ortaya çıkan sonuçları düşündü. Han Shuo bedenindeki büyü yuanının savaşçı auralarını özümseyerek gelişebileceğinden şüphelenmeye başladı.

Neden büyü yuanının böyle özel bir etkisi vardı?  Han Shuo bir süre daha düşündü ardından zihinsel gücünü geliştirmek için meditasyon yapmaya başladı.

Zihni boş ve berrak olan genç adam meditasyon yapmaya çalışırken dikkatinin dağıldığını hissetti. Normalde olduğu gibi hemen meditasyona başlayamıyordu, sanki birisi ona seslenerek meditasyonunu bozuyor gibiydi. Garip bir histi ve Han Shuo başta bu hissi görmezden geldi. Ne var ki, meditasyonu birkaç kez bölününce bu olaya odaklanmaya karar verdi.

Han Shuo sakinleşip algılarını açar açmaz meditasyonunu bölen nesnenin yatağın altında olduğunu hissetti. Yatağın altında sadece Dylan’a ait olan el çantası vardı.

Han Shuo çantaya uzanırken kafasında bir fikir belirdi. Pürüzsüz, koyu yeşil, yeşim kutuyu çıkartarak, kutudaki sinsi, soğuk şeyi incelemeye başladı.

Han Shuo’nun meditasyonunu durmadan bozan suçlu önündeki koyu yeşil yeşim kutuydu. Halen kutunun içinde ne olduğunu bilmiyordu. Daha önce ilgilenmiyordu ama şu an başarıyla meditasyona devam etmek istiyorsa, yeşim kutuyu incelemekten başka şansı yoktu.

Yeşil anahtarı aldı ve yeşim kutudaki deliğe soktu ama anahtarı birkaç kez çevirdikten sonra yüzünde inanamayan bir ifade belirdi.

Anahtar yeşim kutuyu açamıyordu. Han Shuo afalladı ve şaşkınlığı artmaya başladı. Geçen sefer ki durumu detaylarına kadar aklına getirdi ardından zihinsel gücünü odaklayarak, yavaşça yeşim kutuya yönlendirdi.

Birdenbire, kutudan sinsi bir aura yayıldı ve Han Shuo’nun zihnini istila ederek, zihnini acıtmaya başladı. Acıya karşı savaşan Han Shuo daha önce hiç olmadığı kadar zihinsel gücünü odakladı. Bedenindeki büyü yuanı bile normalden daha hızlı dönüyordu.

Han Shuo yeşim kutudan gelen sinsi auranın istilasına karşı direnirken, anahtarı yeniden döndürmeyi denedi. Anahtar bir klik sesiyle sağa doğru döndü ve yeşim kutu birden açılarak, içindekini açığa çıkardı.