Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

20. Bölüm Öğretmenin Poposuna Dokunulmaz

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Yeşim kutu açıldığında dondurucu bir aura çevreye yayıldı. Deponun sıcaklığı hızla düşerek, Han Shuo’nun istemsizce titremesine neden oldu. Hızlıca odağını yeniden yeşim kutudaki eşyaya odakladı.

Bu yeşil bir küreydi. Yüzeyi tıpkı bir zümrüt gibi, hafif yeşil renkle parıldıyordu. İçinde, tıpkı akan bir kandamlası gibi, rastgele kürenin içinde sallanan kırmızı bir nokta vardı.

Zihni birden acıyan Han Shuo zihinsel gücünün süratle küreye doğru çekilmeye başladığını hissetti. Biraz büyü yapıyor gibi hissettiriyordu. Han Shuo’nun zihinsel gücüyle birlikte, kürenin yüzeyi daha da fazla ışıldadı ve ortasındaki kan kırmızısı nokta birden ufak bir kızıl ışık huzmesi saldı.

Acı! Keskince bilenmiş bir hançer Han Shuo’nun beynini vahşice kesiyor gibiydi. Zihinsel gücünün kaybıyla birlikte, Han Shuo’nun zihni cehenneme döndü. Hayatı boyunca hiç böyle acılı bir ıstırap çekmemişti.

Bu olağanüstü acının nedeniyle Han Shuo bayılmış olmalıydı ama gariptir ki, Han Shuo’nun zihni hiç olmadığı kadar açıktı. Hatta zihninin hiç olmadığı kadar berrak olması acıyı şiddetlendirip arttırıyordu.

İki eli de kafasına kenetlenen Han Shuo, milyon tane bıçakla, yavaşça bin parçaya ayrılan vahşi bir yaratık gibiydi. Bir insandan çıkmayacak boğuk, kısık bir kükreme kopardı. Han Shuo’nun zihinsel gücü durmak bilmeyen insanlık dışı acının yanı sıra yavaşça küreye doğru akmaya devam ediyordu.

O anda, Han Shuo’nun alnındaki, boynundaki ve kollarındaki damarlar, adeta bedeninde bir sürü solucan geziyormuş gibi belirginleşti. Bedeni biraz şişti, kasları ise şu an patlayıcı bir güçle doluydu.

Han Shuo zihinsel gücünün tamamen tükenmek üzere olduğunu hissederken, bedenindeki büyü yuanı boynundan beynine doğru aktı. Büyü yuanının beynine girmesiyle birlikte, zaten parçalanıyor gibi hissettiren acı on kat daha yoğunlaştı.

Kürede kaybolan zihinsel gücü büyü yuanı sayesinde tıpkı kumsala vuran devasa bir dalga gibi geri dönerek, bir anda Han Shuo’yu boğdu. Han Shuo daha fazla dayanamadı ve bayıldı.

Gözlerini açtığında, üzerinde on bin kilometrelik koşunun ağırlığı vardı, lakin beyni anormal şekilde berraktı. Gözleri odağını kazandığında, önündeki tahta kapıdaki tozları bile oldukça açık bir şekilde görebildiğini keşfetti.

İçindeki değişiklikler bulunduğu yerde kalmasına neden olurken hafifçe ‘’eh?’’ dedi. Böyle hissettiği geçen seferde bir dizi tesadüf sonrası zihinsel güç kazanmıştı.  O vakit de hislerinin geliştiğini hissetmişti, bu hissiyatın geri döndüğünü hissedince hızla zihinsel gücünü odakladı.

Yüzünde anında inanılmaz bir keyif patlak verirken, seni ne öldürmüyorsa güçlendirir lafının doğru olduğunu düşündü! Bu tehlike miktarı sonumu getirmeye yeterli gelmedi ama bu felaketten yararlı çıktım. Zihinsel gücünün kat kat arttığını ve geçen iki ayda biriktirdiği miktardan çok daha fazla olduğunu hissedebiliyordu.

Bakışlarını kendisine bu gizemli durumu yaşatan koyu yeşil küreye çevirirken şok içerisindeydi. Kürenin yüzeyindeki hafif yeşil parıltı bir şekilde solmuş gözüküyordu ama içindeki kırmızı nokta daha hareketliydi.

Küreye birkaç santim yaklaşırken kaşlarını çattı ve küreyi yakından inceledi. Aniden bu kürenin bir şeye çok benzediğini hissetti. Biraz düşündükten sonra, dehşet içinde afalladı. Küre bir göz küresine epey benziyordu.

Kürenin içindeki kırmızı nokta Han Shuo’yu süzen bir göze benziyor, son derece ürkünç bir hissiyat yaşatıyordu. Yeşim kutuyu ensesindeki tüm tüyler diken diken olmuş şekilde kapatırken şiddetle titredi. Yeşil kutu kendi kendine kilitlenirken keskin bir klik sesi duyuldu ve içinde sıkışmış anahtar, otomatik olarak geri çıktı.

Han Shuo kafasını iki yana salladı ve zihnindeki küre ve göz küresi benzerliğini dağıttı. Bu konu hakkında ne kadar düşünürse, kürenin garip olduğuna o kadar emin oluyordu. Bugün büyü yuanı beyninde dolanmasaydı, zihinsel gücü küre tarafından kesinlikle sömürülür ve akıl almaz acının altında çökerdi. Gerçekten delirir ve bir aptal olurdu.

Ne var ki, büyü yuanı beynine ulaştığında, sömürülen zihinsel gücü bir şelale gibi geri gelmiş hatta büyük ölçüde gelişmişti. Bu da Han Shuo’ya kürenin öngörülemez ve esrarengiz olduğunu hissettiriyordu. Bu kürenin sıradan bir şey olmadığını az buz hissedebiliyordu, aksi halde Dük yeşim kutu için Dylan’ı öldürmezdi.

Yeşim kutunun içindeki kürenin ne işe yaradığını bilmiyordu ama küre neredeyse kendisini gerçekten aptala çevireceği için, hâlâ korku içerisindeydi. Yeşim kutuyu yatağın altına koydu ve kürenin ne işe yaradığını çözünce denemelerine devam etme kararı aldı.

Sonraki gün.

Han Shuo bedeninin önceki güne göre çok daha iyi durumda olduğunu hissederek kalktı. Yüzünü yıkarken uzaktan Carey ve Borg’u fark etti, ikili sınıf yolundaki heykelleri temizliyordu. Görünüşe göre bugün normalden çok daha erken kalkmışlardı, zira günün bu saatinde dahi esniyorlardı.

Carey ve Borg Han Shuo’yu fark ettiklerinde uzaklardan samimi gülümsemeler takınıp selamlarını gönderdiler ve de olabildiğince çabuk Usta Fanny’yle konuşmasını hatırlattılar.

Han Shuo kahvaltısını mideye indirdikten ve Usta Gene’nin büyü temelleri konusunda bir dersini daha dinledikten sonra, direkt antrenman alanlarına doğru yürüdü.

‘’Bryan, Fitch antrenman alanında Usta Fanny’ye büyü bilgisi hakkında birkaç soru soruyor. Lütfen çabucak konuş, yoksa ikimiz gerçekten biteriz!’’ Han Shuo kapıda Carey ve Borg’e denk geldi, ikili antrenman alanlarını temizlemeyi yeni bitirmişti ve Han Shuo’yu görür görmez ona yalvarmaya başlamışlardı.

Han Shuo tembelce söylenirken onayladı, ‘’Pekâlâ pekâlâ, şimdi gidip Usta Fanny’yi bulacağım.’’

Fitch Gene’den hoşlanmıyordu ve Fitch’in bir kalfa büyücü olduğundan bahsetmeye gerek dahi yoktu. Bu yüzden doğal olarak Gene’nin temel bilgi derslerini dinlemesine gerek yoktu.

Fitch yandan Fanny’ye bakıyordu, tamamen mest olmuş haldeydi. Gözlerinde aşk, arzu ve açgözlülük parıltıları birleşmiş ve ışıldıyordu. Gözleri devamlı Fanny’nin güzel bedeninde gezip duruyordu ve Han Shuo’nun geldiğini bile fark etmedi.

‘’Fitch bunu izle. Gözlerim örtülü olsa bile, gördüğüm son ana dayanarak gecenin yaratıklarını doğru hedefe yönlendirebilirim.’’ Fanny’nin gözleri örtülü olmasına rağmen birkaç zombi bazı engelleri geçerek, ellerindeki sopaları tahta hedeflere doğru sallıyorlardı.

Fanny eğitime odaklandığından dolayı, Fitch’in sözlerine dikkat etmediği hakkında bir fikre sahip değildi. Fitch’in dikkati Fanny’nin güzel kıvrımlarına odaklıydı.

Han Shuo, Fitch’in Fanny’nin açıklamasını tamamen görmezden geldiğini ve bakışlarının durmadan güzel kadının bedenini süzdüğünü görünce, bu veledin birçok denemeden sonra dahi usta seviyesine ulaşamamasına şaşırmamak gerektiğini düşündü.

Duruma bakılırsa, Fitch Fanny’le biraz yalnız zaman geçirebilmek için ek özel ders bahanesini kullanmış olmalıydı. Fanny gözlerini kapatmış ve Fitch’e gecenin yaratıklarını kontrol etmek için algılarını nasıl kullanacağını öğretmekle meşguldü.

Han Shuo ilerlerken önüne çıkan engelleri aştı ve Fitch ile Fanny’ye doğru yürümeye başladı.

Tam Fanny ve Fitch’e ulaşmak üzereyken, Fitch birdenbire sersemliğinden uyandı ve hafifçe kafasını çevirdi. Han Shuo’yu gördüğünde ise gözlerinde gizlemediği bir aşağılama belirtisi açığa çıktı.

Bu durumu asasının bir hareketi takip etti ve fısıltıyla büyülü sözler söyledi. Zemindeki bazı engeller birdenbire hayata gelmiş gibiydi ve birkaç soluk, kırık, beyaz kemik Han Shuo’nun kıçına doğru atıldı. Kemiklerdeki ipler de sıkılaştılar ve kemiklerle beraber uçarak, bir yılan gibi Han Shuo’nun etrafına dolanmaya çalıştılar.

Han Shuo’nun durumu geçen gece olanlardan sonra normalden biraz zayıftı. Paniklemiş kaçışı biraz kötüydü, nihayetinde birden beliren bir ipe takıldı ve Fitch’le Fanny’ye doğru sendeledi.

Fany hâlâ zihinsel gücünü gecenin yaratıklarını yönetmeye odaklamıştı ve hareketlerini açıklayıp duruyordu. Kulağına birkaç ses gelse de, önemsemedi.

Han Shuo Fitch ve Fanny’e doğru düşmek üzere olduğunu görünce, dengesini sağlamak için deli gibi bir şeye uzanmaya çalıştı, lakin o anda, Fitch’in dudaklarında soğuk bir gülümseme peydahlandı. Hafifçe asasını kaldırdı ve düşen Han Shuo’ya doğru doğrulttu, niyetinin iyi olmadığı açıktı.

Artık iyiden iyiye panikleyen Han Shuo havadayken zorla bedenini sola çevirerek, Fitch’in saldırısından kaçınmaya çalıştı. Bedeni Fanny’e doğru düşmeye başladığında, Han Shuo’nun büyü çalışmasının sonuçları nihayet etkisini gösterdi ve belini içe doğrultup karnını ittirirken mucizevi şekilde durdu.

Ne var ki, Han Shuo’nun rastgele salladığı sağ kolunu zamanında çekmeyi başaramadı ve eli Fanny’nin yumuşak, dolgun poposuna indi. Fanny’nin esnek, zarif ve dolgun kıvrımının cazibesi anında Han Shuo’nun beynine ulaştı.

Han Shuo aslında ne olduğunu fark edip şiddetle gerilemeden önce, popoyu hafifçe sıktı. Az önceki hareketi nedeniyle dehşete düşmüştü ve Fanny’nin asla kendisini affetmeyeceğini düşünüyordu. Neden sıktırmalıydı ki, muazzam hissettirmesine rağmen neden yahu!

Neredeyse uçarak geri çekildiği sırada, kendisine ateş saçan gözleriyle ve hiddetle titreyen bedeniyle bakan, Fitch’e göz attı. Sanki Han Shuo Fitch’in tüm ailesini katletmek gibi dehşetengiz bir hareket yapmıştı. Fanny de şok içinde haykırdı ve hemen gözlerini kapatan siyah bezi yırttı.

Fanny artık asla beni affetmeyecek. Hass*ktir, hass*ktir. Han Shuo düşündü.

Pa pa! İki tokat. Fitch öfkeyle Han Shuo’ya bakıyordu ki, yüzünde iki kırmızı avuç izi belirdi. Fanny öfkeliydi ve Fitch’e öldürme arzusuyla bakıyor, azametli göğüsleri hiddetini kusarken inip kalkıyordu, ‘’Lanet Fitch, beni kirletmeye ve vücudumdan yararlanmaya nasıl cüret edersin!’’