Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

22. Bölüm Biraz Para Kazanmak

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Zaman aktı. Göz açıp kapayıncaya kadar yarım ay geçmişti.

Bu zaman Han Shuo’nun sahip olduğu en rahat zaman zarfıydı. Ona ait olan temizlik işlerini Borg ve Carey hallediyordu. Sırtı yaralı olduğundan dolayı da, Fanny araştırma yapmak için genci rahatsız etmiyordu.

Han Shuo Jeff’den Fitch’in bir kere daha usta büyücü olmak için denemelere gittiğini öğrendi. Bu yüzden, büyük düşmanı da geçici olarak bir tehdit olmaktan çıkmıştı.

Han Shuo’nun delikteki utanmaz aşk itirafından beri, Lisa’nın tavrı net bir değişiklik göstermişti. Artık Han Shuo’yla uğraşmamakla kalmıyor, ayrıca onu sık sık koruyarak, diğer öğrencilerin üzerinde nekromansi büyüsü denemesini engelliyordu.

Durum böyle olunca, yemek, uyku ve duş alma zamanları dışındaki bütün zamanını büyü pratiği yaparak ve Nekromansi’nin Temelleri ile Gecenin Yaratıklarının Açıklamaları kitaplarına çalışarak harcıyordu.

Dürüst olmak gerekirse Han Shuo’nun sırtındaki yaralar çoktan iyileşmişti. Artık bir iz dahi yoktu.

Bu arada Han Shuo iki santimetre daha uzamıştı ve artık 170 cm idi. Büyü çalışması ve yeterli besin sayesinde, önceki zayıf bedeni yavaşça sertleşip güçlenmeye başlamıştı. Göğsünde ve kollarında kaslar bile çıkmıştı.

Kimse farkında olmadan, Han Shuo’nun bedeni ve gücü yavaş yavaş artmıştı. Ayrıca Mistik Buzul Büyüalevi eğitiminde kritik noktaya da ulaşmıştı. Han Shuo büyünün yönergelerine göre büyü yuanını dolandırıyor ve teknikte ustalaşmaya çalışıyordu.

Han Shuo ne zaman Mistik Buzul Büyüalevi’ni aktifleştirip büyü yuanını sağ ve sol avucuna yönlendirse, bir avucunun dondurucu derecede soğuduğunu, diğer avucunun ise yakıcı derecede ısındığını hissedebiliyordu. Teni ise hafif mor ve kırmızı bir renk alarak, avuç içlerinin oldukça garip görünmesine neden oluyordu.

Han Shuo garip yeşim kutuyla alakalı aceleci bir hareket yapmaya cüret edemiyordu. Geçen seferki durumun yine meydana gelmesinden ölümüne korkuyordu. Kürenin ne olduğunu ve ne işe yaradığını çözmeden böyle bir risk almaya razı değildi.

Geçen iki hafta boyunca Gece Yaratıkları Açıklamaları’na çalışması sayesinde, bazı gece yaratıklarını çağırmanın ayrıntılarını çok daha iyi anlıyordu. Ayrıca onlarla nasıl iletişim kurulacağını ve diğer boyuta nasıl gönderileceklerini de biliyordu.

Ancak, bir gece yaratığını diğer boyuta göndermek için gereken büyülü sözler Gece Yaratıkları Açıklamaları’nda yazılı olsa ve Han Shuo şu anki zihinsel gücüyle bu büyüyü yapabileceğine dair mutlak bir inanca sahip olsa da, büyüyü aktif etmeye cesaret edemedi, zira eğer küçük iskeleti diğer boyuta gönderirse tekrar çağırabileceğinden emin değildi.

Yedi kemik çıkıntısı olan kara iskelet Han Shuo’nun şeytani hazine arıtım yöntemiyle arıtımının bir sonucuydu. Sadece sıradan iskeletlere karşı üstün olmakla kalmıyor, ayrıca ışık büyüsüne karşı korkutucu bir dayanıklılığa da sahipti.

Bu zaman zarfında Han Shuo günlerini küçük iskeletle geçirmişti. Küçük iskeletin de Han Shuo’ya epey yardımı dokunmuş, Han Shuo’nun kendisine git gide bağlanmasına neden olmuştu. Han Shuo iskeleti diğer boyuta gönderip geri çağıramazsa çok üzülürdü.

Bu nedenle başkaları tarafından sırrının açığa çıkması ihtimaline rağmen, küçük iskeleti yatağın altında tutmaya devam ediyordu.

Küçük iskelet tahta kovada tembelce yatıyordu. Kemikleri mürekkep kadar siyahtı ve hafif bir parıltı saçıyorlardı. Geçen iki haftada, Han Shuo büyü yuanını sık sık kovaya aktararak, Büyüsel Yin Odaklama Düzeni’ne göre iskeleti arıtmaya devam etmişti.

Han Shuo’nun devamlı arıtımı nedeniyle, küçük iskeletin bedeni daha da çevik ve güçlü bir hal aldı. Kemik hançeri de sıradan bıçak ve kılıçlardan çok daha güçlüydü. Han Shuo bir keresinde hançeri kırık bir kemik parçası üzerinde denemiş ve hançerin kemiği anında ikiye böldüğünü görmüştü.

Küçük iskelet değişiklikler yaşarken, Han Shuo da Vücut Âlemindeki eğitimine devam ediyordu.

Ne var ki, Han Shuo hâlâ Şeytani Âleme atılım yapamamıştı. Dikkatle ihtiyar Cu Cang Lan’ın anılarını inceledi, son zamanlarda yaşanan birkaç olayı ekledi ve en sonunda bir sonuca ulaştı. Vücut Âleminde hızla mükemmelliğe ulaşmak istiyorsa, ‘bir yerlerini kırmak’ en etkili ve verimli yöntemdi.

Han Shuo ne zaman ağır bir dayak yese veya yaralansa, bedeni büyü eğitimi vasıtasıyla kendisini çabucak yeniliyordu ve her yenilenmeden sonra, bedeni öncesinden daha güçlü hale geliyordu. Derisinin ve kemiklerinin dayanıklılığı da artıyordu. Sadece bu şekilde Vücut Âlemindeki ilerleyişi hızlanırdı.

Han Shuo istemsizce de olsa gülümsedi. Bu tür bir büyü eğitimi ölümüne mazoşistlikti! Ne var ki, bu yolda yürümeye başladığına göre, daha fazla güç kazanmak için hızlıca Vücut Âlemini aşmak adına bir yöntem bulmalıydı.

Böylece, kendisini Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisinin dövüş sanatları bölümünün kapılarında buldu.

Birkaç günlük bilgi toplamanın sonrasında, Han Shuo bu okulda savaşçılar ve şövalyelerin de eğitim aldığını öğrenmişti. Ancak, savaşçılar ve şövalyeler farklı bir yerde eğitim görüyorlardı. Savaşçı olmak isteyen öğrencilerin çoğu halk tabakasındandı. Eğitim yöntemleri çoğunlukla savaşçı auralarını çalışmaya ve derebeylerinin altına girme odaklıydı.

Şövalye olmak isteyen öğrenciler ise genel olarak soylu ailelerden geliyorlardı. Burası güçlü ailelerin, ordu kuvvetlerinin ve imparatorluk prenslerinin eğitim alanıydı. Bu öğrenciler sıra dışı köklerden geliyordu ve ailelerinde çeşitli derecelerde etkileri bulunuyordu. Sadece savaşçı auralarını çalışmakla kalmıyor, ayrıca soyluluğun, savaş stratejilerinin ve yönetme sanatının inceliklerini de öğreniyorlardı.

Bu öğrenciler şövalye okulunda aldıkları bilgileri ailelerinde veya imparatorlukta iyi bir fırsat elde etmede kullanmak niyetindelerdi. Bu öğrencilerinin aileleri oldukça zengindi ve bir kıdemli şövalye olma yolunda, pratik yapmak için halktan birkaç kişiyi tutmaktan çekinmiyorlardı.

Sert bedene sahip olduğunu düşünen kişiler para ve şaşalı ödüller karşılığında yumruklanmaya razıydı. Hatta savaşçı olmak isteyen birkaç öğrenci bile para karşılığında hedef tahtası olmaya gönüllüydü.

Ne var ki, bu parayı kazanmak kolay değildi. Şövalye olmak isteyen öğrenciler bazen yanlış hesaplama yaparlardı ve tuttukları canlı hedef tahtasını ölümüne döverlerdi. Tüm bunlara rağmen, iki taraf arasında bir sözleşme yapıldığından dolayı, canlı hedef tahtalarının ölümüne dövülmesini kimse umursamazdı. Ne de olsa, bunu kendileri istemişti.

Han Shuo buraya canlı hedef tahtası olmaya gelmişti ama gelmesinin nedeni para değildi. Vücut Âleminden atılım yapmak için buradaydı.

Geniş bir lobide sayısız canlı hedef tahtası bekliyordu. Her biri güçlü ve iri yapılıydı. Çoğu fakir halk tabakasındaki insanların giydiği pis kıyafetler giyiyordu. Han Shuo bir anlığına dikkatini odakladı ve savaşçı olmak isteyen birkaç öğrencinin de kalabalıkta olduğunu fark etti.

‘’Akademinin ayakçılarından birisin ama bedenin çok güçlü değil, bir savaşçı bile değilsin. Buraya gelerek ölümünü arıyorsun. Küçük dostum, bu parayı almaya çalışmaktan kaçınmanı tavsiye ederim, aksi halde gerçekten ölümüne dövülebilirsin!’’ Cılız bir yaşlı adam içeriye bakınan Han Shuo’ya seslendi.

İhtiyar Jeff elli yaşlarındaydı ve Han Shuo’yla aynı statüye sahipti. Ayakçı kıyafetleri giyiyordu ve canlı hedef tahtalarının kaydından sorumluydu. Han Shuo’nun bedeninin cılız olması dikkatini çekmiş ve bu yüzden nezaketinden ötürü Han Shuo’nun bu işten vazgeçmesini istemişti.

‘’Endişelenmeyin, Bay Jeff lütfen beni kaydedin. Denemek istiyorum!’’ Han Shuo Jeff’e baktı ve samimiyetle konuştu.

‘’Israr ediyorsan, kaydedeceğim. Bunun kolay para olduğunu mu sanıyorsun? Eğer gerçekten ölümüne dayak yersen, seni uyarmadım diye beni suçlama!’’ Han Shuo’nun hâlâ ısrarcı olduğunu ve sıranın arkasındakilerin sabırsızca homurdandığını gören Jeff Han Shuo’yu ikna etmekten vazgeçti ve onu kaydetti.

Han Shuo kapıdan girdiğinde, birkaç kişi ona garip ifadelerle baktı. Çoğunun gözleri aşağılamayla kaplıydı, birkaç kişi de acıma dolu ifadeler vardı hatta Han Shuo’yu vazgeçirmeye bile çalıştılar.

Han Shuo’nun bedeni büyü çalışmasından ötürü öncesine göre biraz daha güçlü olsa da, içerideki iri yarı adamlardan halen oldukça uzaktı. Bryan tıpkı cılız bir maymun gibi görünüyordu ve çok da güçlü görünmüyordu.

‘’Beni dinle, hâlâ ayrılabiliyorken ayrıl, yoksa kesinlikle ölümüne dövülürsün.’’ Han Shuo çevresine bakınırken, yirmi yaşlarında ince yapılı bir genç yaklaştı ve Han Shuo’yu ikna etmeyi denedi.

Bu genç bir savaşçı öğrencisi kıyafeti giyiyordu. O da fazla iri yapılı gözükmese de, şüphesiz buradaki çoğu kişiden çok daha güçlüydü ama bir savaşçı öğrencisi olduğundan bugüne dek hiç dövüş sanatları çalışmamıştı.

‘’Teşekkür ederim ama denemek istiyorum!’’ Han Shuo dostça bir şekilde gülümsedi ve gence kafa sallarken hafifçe onayladı.

‘’Bana Cal derler. Biraz para kazanmak için sık sık buraya gelirim. Bir çavuş seviyeli şövalye olsam dahi, yine de daha önce yaralandım. Para kazanmak için buraya gelip de ölümüne dövülen çok fazla kişi gördüm, umarım tavsiyemi dinlersin. Hâlâ yapabiliyorken git, yoksa gerçekten pişman olacaksın!’’ Cal samimiyetle Han Shuo’ya baktı ve tamamen dürüst bir ifadeyle konuştu.

Han Shuo gülümsedi ve kafasını iki yana salladı, ‘’Adım Bryan. Tanıştığıma çok memnun oldum Cal. İyi niyetin için minnettarım ama denemek zorundayım.’’

Cal Han Shuo’nun kararlılığını fark edince istemsizce iç çekti ve kafasını iki yana salladı. Bakışları ise tamamen acımayla kaplıydı, sanki Han Shuo’nun kesinlikle öleceğini düşünüyor gibiydi.