Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

23. Bölüm Bu Velet Biraz Güçlü

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 ‘’Pekâlâ, geleceğin soylu şövalyeleri bu yoldan geliyor. İyi şanslar!’’ Han Shuo ve Cal konuştuğu sırada Jeff ansızın yüksek sesle bağırdı.

Çeşitli renklerde kıyafetler giymiş onu aşkın şövalye öğrencisi Jeff’in anonsunu takiben keskin kılıçlarıyla birlikte lobi kapısından içeri girdi. Bu öğrencilerden çoğu erkekti.

Cal’ın olduğu savaşçı grubu öğrencilerin ilk hedefiydi. Öğrenciler gruba uygun bir fiyat biçtikten sonra savaşçı grubu pratik için antrenman alanına götürüldü. Cal gruptakilerden biriydi ve ayrılırken Han Shuo’ya uzaktan pişman bir bakış attı.

Savaşçı olmak isteyen öğrenciler canlı hedef tahtaları arasında en çok güce sahip olan kimselerdi. Bu nedenle gerçek dövüş pratiği için şövalye olmak isteyen öğrenciler en çok onları tercih ederdi. Eğer şövalye öğrencileri onları tutmak isterse, ödemeleri gereken fiyat çok daha yüksek olurdu.

Artık geriye sadece halk tabakasından insanlar kalmıştı. Bunlardan da, iri yarı ve kalıplı olanlar ilk seçilenler olurdu.

Bazıları devasa kaslarını uzatarak, fena-güçlüyüm-kaslarım-şahane diye çığlık atan vücut geliştirici pozları takındı. Bu tip insanlar geleceğin şövalyelerine bakarken yalakalık dolu bir gülümseme takınırlar ve seçilip karşılığında güzel ödüller almayı umarlardı.

Han Shuo zaten göze çarpan bir bedene sahip değildi. Buna ek olarak, uzun ve güçlü kaslı adamlar tamamen önünü kapayarak, daha az ciddiye alınmasına neden oluyordu. Han Shuo şövalyelerin hedeflerini seçip bir bir ayrıldığını görünce içten içe endişelendi.

Önündeki üç kaslı adam üç farklı yönde durarak, neredeyse tamamen görünmesini engelliyordu. Şövalye olmak isteyen öğrenciler muhtemelen kendisini göremiyordu bile. Han Shuo hareketler yaparken, öne çıkmak için bir yol bulmayı da denedi.

‘’Hey, koca oğlan, bakar mısın!’’ Han Shuo önündeki iki metrelik et dağına hafifçe vurdu ve dostça bir gülümseme takındı.

İri yarı adamın teni bronz rengindeydi ve sırtı sağlam bir yapıya sahipti. İki metrelik vücudundan, Han Shuo’nun daha önce gördüğü vücut geliştiriciler gibi kaslar fışkırıyordu.

Han Shuo’nun sesini duyan adam kafasını çevirdi ve gence vahşi bir bakış attı. Sağ kol kası birden kıvrıldı ve şişerek, küçük bir dağ oluşturdu. Ardından kibirle ve soğukça güldü ve tek kelime etmeden kafasını çevirdi.

Koca kasların varsa ne olmuş yani! Han Shuo da içten içe soğukça güldü ardından sol elini adamın beline koydu ve birdenbire sertçe öne ittirdi.

Dondondon. İri yarı kaslı adam tökezledi ve ileri doğru üç adım sendeledi.

Lobi zaten çok sayıda et yığını sayesinde son derece kalabalıktı. Etrafındaki insanlar bu kişi birdenbire kendilerine çarpınca istemsizce dağıldı. Han Shuo’nun önündeki alan anında son derece kaotik bir hal aldı.

‘’Lanet olsun, Daniel, kuralları bozmak mı istiyorsun?’’ Daniel denilen et yığının çarptığı diğer et dağları dengelerini topladıktan sonra öfkeyle kükrediler.

‘’Ben değildim! Arkamdaki veletti!’’ Daniel yanındaki iri yarı adama masumluğunu kanıtlamaya çalıştı ardından vahşice Han Shuo’ya bakarak söylendi, ‘’Velet, erkenden ölmek mi istiyorsun?’’

Bu esnada, Han Shuo durumdan faydalanarak lobinin diğer tarafındaki daha iyi konumlardan birisini ele geçirmişti. Daniel’in sözlerini duyunca soğukça güldü ve sağ elini uzatarak, Daniel’in az önce yaptığı vücut geliştirici pozun aynısını yaptı. Kollarını uzattı ve çok-çok-güçlüyüm pozu verdikten sonra da bir kaşını kaldırdı ve Daniel’e kışkırtıcı şekilde baktı.

Birkaç fazladan şövalye olmak isteyen öğrencisi aniden içeri girmişti ve canlı hedef tahtalarını seçmek üzereydiler. Han Shuo’nun bedeninin durumuna bakılırsa, seçilmesi biraz zordu. Bedeni ve özgüveniyle dikkat çekmesi de muhtemelen pek etki etmezdi. Seçilmesinin en kestirme yolu dehşetengiz gücünü et dağlarını ezmek için kullanmaktı. Şövalye olmak isteyen öğrencilerin düşüncelerini ancak bu şekilde değiştirebilirdi.

Ne var ki, Han Shuo güçlü, kışkırtıcı bir poz takınsa bile, diğerlerinin gözünde hâlâ bir aptaldı. Daniel gibi birisi böyle bir poz verse, doğal olarak oldukça göz korkutucu olurdu lakin 170 cm uzunluğunda ve ince Han Shuo bunca et dağının arasında kibirle hareket ettiğinde, birisi ancak şunları söyleyebilirdi, ‘Gülünç, ölümünü arıyor!’

‘’Ha, velet ölümünü arandığına göre, seni ait olduğun yere göndereceğim!’’ Daniel Han Shuo’nun kışkırtması karşısında hemen hiddetlenmedi, aksine keyiflendi. Yüksek sesle gülerek, Han Shuo’nun baldırından kalın kolunu kaldırdı ve uzandı.

Lobide kendilerini öne çıkartmak ve zengin öğrencilerin dikkatini çekmek için sık sık kavga çıkardı. Bu sıradan bir manzaraydı. Daniel Han Shuo’nun tam avucunun içine düştüğünü görünce öfkelenmek yerine mutlu olmuştu. Bu veledi şövalye olmak isteyen öğrencilerin önünde vahşiliğini ve agresifliğini sergilemek için kullanabilirdi.

Ne var ki, kaslı ve vahşi kişiler genellikle gerizekalı olurlardı. Daniel Han Shuo’nun, kendisini itip bir de çarptığı kişilerin tökezlemesine neden olduğunu aklına bile getirmemişti.

Kayıtla görevli ayakçı Jeff, Daniel’in Han Shuo’ya doğru uzanmasını görmeye dayanamadı ve gönülsüzce seslendi, ‘’Daniel, kendisi öğrenciler için bir ayakçı. Ciddi hasar veremezsin.’’

‘’Vereceğim!’’ Daniel yanıt olarak sırıttı ve Han Shuo’ya yönelmiş sağ elini yavaşlatmadı.

İyi niyete sahip birkaç canlı hedef tahtası ve bazı nazik öğrenciler kafalarını iki yana salladılar. Hatta birkaç kız öğrenci korku içinde çığlık attı.

Tam Daniel’in kaslı eli Han Shuo’nun kafasına inmek üzereyken, gencin bedeni birdenbire durduğu pozisyonu değiştirerek, Daniel’in elinin havayı kavramasına neden oldu.

Han Shuo da o anda garip garip güldü, sanki Daniel’in aptallığıyla alay ediyor gibiydi. Tekrardan sol kolunu uzattı ve kol kasını aynı pozisyonda şişirdi. Sağ parmağı şişmiş kasını işaret etti ve Daniel’e doğru kafa salladı. Ne demek istediği tek kelime etmese de apaçıktı. ‘’Gördün mü, güçlüyüm!’’

‘’Ah, bu velet gerçekten kibirli!’’

‘’Kışkırtma, mutlak kışkırtma!’’

‘’Hah, ilginç!’’

‘’...’’

Canlı hedef tahtalarından ve öğrencilerden bir haykırış akıntısı geldi. Han Shuo’nun yakalanmadığını, aksine işi bir adım ilerletip gülünç pozlar verdiğini gördüklerinde, ilgileri arttı. Hatta diğer canlı hedef tahtalarıyla pazarlık yapan birkaç öğrenci bile, geçici olarak konuşmalarını durdurdu ve dikkatlerini Han Shuo’ya odakladılar.

‘’Velet, beni aşağılamaya nasıl cüret edersin. Bugün işini bitireceğim!’’ Daniel’in yüzü kıpkırmızı olmuştu, adeta deli gibi öfkelenmiş bir boğa gibiydi. Çevresindeki şövalyelik öğrencileri para kaynağıydı. Onların önünde böylesine aşağılanması onu çılgına çevirmişti. Bakışlarına bakılırsa, büyük ihtimalle Jeff’in uyarı sözlerini çoktan unutmuştu.

Daniel konuşurken, gözleri alev saçtı ve elleri demirden yumruklar oluşturdu. Han Shuo’nun üzerine ezici yumruklarını göndererek, genci tutmak yerine bedenine şiddetle zarar vermek istiyordu.

Dışarıdan bakan birisine göre, bu yumruk Daniel’in önceki hareketinden güç ve hız bakımından dünyalar kadar farklıydı. Bu Daniel’in gerçekten öfkelendiğini gösteriyordu. Han Shuo eğer bir darbe alırsa, direkt ölmese bile ölümüne yaralanırdı.

İçlerinde nezaket bulunan insanlar Han Shuo için yeniden endişelenmeye başladılar.

Saldırının kendisine ulaşmak üzere olduğunu gören Han Shuo topuklarını ittirdi ve bedenini döndürerek, mucizevi bir şekilde Daniel’in demir gibi yumruklarından kaçındı. Daniel boş havaya vurduğunda, tökezlemekten kendini alıkoyamadı. Gösteriyi izleyen diğer canlı hedef tahtaları, karmaşaya karışmaktan korktukları için panikle sağa sola kaçıştılar.

Diğer taraftan Han Shuo iki koluyla göğsünün önünde daireler çizerek, yumruklarını yukarı kaldırdı ve göğsünü şişirdi. Dudaklarının ucunda aşağılayan bir gülümseme belirtisiyle birlikte, yine kışkırtıcı bir vücut geliştirici pozu takındı.

İzleyicilerden birdenbire şaşkın sesler yükseldi. Başlangıçta yaşananlara bir gösteri olarak bakan şövalyelik öğrencileri bilinçsizce de olsa Han Shuo’yu ciddiye almaya başlamışlardı. İlk kaçınması belki şans olarak açıklanabilirdi, fakat Han Shuo, Daniel hızını ve yumruklarının gücünü arttırdıktan sonra bile yine de başarıyla kaçınmıştı. Bu artık şans denip geçilemezdi.

Herkes şaşkınken, Daniel delirmiş bir vahşi hayvan gibiydi. Gözleri kan çanağına dönerken yine ileri atıldı, sanki rüzgâr öfkeli kükremesine eşlik ediyor gibiydi. İki eliyle uzandı ve Han Shuo’yu ezmeye çalıştı.

Han Shuo Daniel’in saldırılarından kaçınıp dururken mucizeler yaratıyordu. Tilki kadar kurnazdı ve hızı da son derece akıcıydı. Hatta durmadan garip ve eşsiz vücut geliştirici pozları sergileyecek kadar nefes alma vakti dahi vardı.

Han Shuo’nun hareketleri mutlak bir çıplak kışkırtma ve cüretkâr bir gösterişi sergiliyordu!

‘’Vay be, çok güçlü. Aynı pozu hiç kullanmıyor, daha önce böyle bir şey görmedim!’’ Bir kadın şövalye şaşkınlıkla haykırdı.

‘’Bu velet biraz güçlü!’’ Erkek bir öğrenci şaşkınlıkla konuştu.

‘’Daniel’in başı bu sefer belada!’’ Bir et dağı şaşkın şaşkın bağırdı.

‘’.....’’

Bütün lobi kargaşa içindeydi!