Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

25. Bölüm Acı ve Mutluluk

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Lawrence biraz şaşırarak Han Shuo’ya baktı, ardından gülümsedi ve konuştu, ‘’Çok güzel.’’ Bedeni birdenbire harekete geçti ve göz açıp kapayıncaya kadar Han Shuo’nun önüne geldi. Yıldırımvari hızını kullanarak yine tekme attı, hâlâ Han Shuo’nun karnını hedefliyordu.

Han Shuo zaten karnına güçlü bir tekme yemişti ve son derece acı içindeydi. Daha vücut âlemini bile aşamamış birisinin, Çavuş şövalye Lawrence’in saldırı hızına ve gücüne tam olarak dayanamayacağının epey farkındaydı.

Ne var ki, bazı nedenlerden dolayı, Han Shuo tamamen korkusuzdu hatta biraz beklentisi dahi vardı. Bedenindeki büyü yuanı birkaç kez karnı boyunca dolandı ve hızla acının azaldığını hissetti. Daha önce hiç olmadığı kadar odaklandı ve Lawrence’in sonraki saldırılarıyla sakince yüzleşti.

Tam Lawrence’in ayağı uçarak gelirken, Han Shuo ayaklarıyla kendisini geriye doğru ittirdi ve çabucak geriye çekilip Lawrence’in tekmesinden kaçındı. Ne var ki, Lawrence azıcık dahi şaşırmadı ve tereddüt etmedi. Yumruk ve tekmelerle Han Shuo’nun peşine takıldı ve vahşice saldırmayı sürdürdü.

Lawrence çavuş seviyeli bir şövalyeydi ve bedensel özelliklerini savaşçı aurasını enerji ve saldırı gücü vermesi adına kullandığında normal bir kaslı adamın ötesine geçirebilirdi. Han Shuo çevikliğiyle bile, durmadan vurulmaktan kaçınamıyordu. Ara vermeksizin çat küt sesleri gelirken, Han Shuo ancak yüzünün tamamını koruyabiliyordu. Bu da göğsünün, belinin, karnının, kollarının ve bacaklarının sonu gelmeyen darbeler almasına neden oluyordu.

Bir süre sonra bedenindeki acı iyice arttı. Bedeninin genel durumundan dolayı hızını da kaybetmeye başladı. Bu nedenle daha fazla darbe almaya başladı. Sonlara doğru iki bacağı da kurşundan yapılmış gibiydi ve her hareketi çaba gerektiriyordu.

Han Shuo eğer devamlı büyü çalışıp bu zaman zarfında bedenini güçlendirmiş olmasaydı, Lawrence’nin saldırı fırtınası karşısında bir dakika içinde can verirdi.

Claude ve Erick’le yüzleştiğinde, ikisi de savaşçı auralarını direkt Han Shuo’nun bedenine yollamışlardı. Vahşi savaşçı auraları bedenine girdiği anda ise büyü yuanı tarafından çevrelenerek bedeninin fazla zarar almasını engellemişti.

Han Shuo savaşçı aurasından darbe aldığı iki seferde de ağır yaralanmadığı için savaşçı ve şövalyeleri biraz küçük görmeye başlamıştı, lakin Lawrence’den yediği bu dayak sayesinde tamamen hatalı olduğunu anlamıştı.

Daha önce sadece büyü yuanının gizemli etkileri sayesinde zarar görmemişti. Eğer büyü yuanı olmasaydı, büyük ihtimalle savaşçı aurası bedenine girdiği anda iç organları tamamen yok olurdu. Claude’nin Han Shuo acınası bir ölümle can vermediği için o kadar şaşırmasını şimdi anlıyordu. Ayrıca Erick’in Han Shuo’nun öldüğüne emin olmasını ve bedenini kontrol etmeye bile uğraşmamasının nedenini bile açıklıyordu.

Lawrence savaşçı aurasını farklı bir yöntemle kullanıyordu ve iç organlarını yok etmesi için direkt Han Shuo’nun bedenine yollamıyordu. Tam tersine, Lawrence savaşçı aurasını saldırılarının gücünü ve hızını arttırmak için kullanıyordu. Bu büyü yuanının gizemli etkilerini engelliyor ve Han Shuo’nun darbeleri karşılamasını zorluyordu.

Pa!

Lawrence yine Han Shuo’nun karnına geçirdi ve Han Shuo geriye doğru tökezledi. Sonunda daha fazla dayanamadı ve bir kere daha sertçe yere yığıldı.

Şu an Han Shuo’nun iki kırık uzvu ve sayısız başka yarası vardı. Zarar görmemiş yüzü dışında, bütün bedeni daha önce hiç almadığı ağır darbeler almıştı. Han Shuo çabaladı ve ayağa kalkmaya uğraştı, lakin her seferinde zemine geri yuvarlandı.

Bedeninin her dönüşü ve hareketi muazzam bir acı getiriyordu, fakat Han Shuo aslında o anda keyifliydi. Açıkça büyü yuanının normalden çok daha hızlı dolandığını ve bütün ağrıları ve acılarına akarak, kemiklerinin kırıldığı ve yaralarının açıldığı yerlerde garip, yanıcı bir his oluşturduğunu hissedebiliyordu.

Han Shuo vardığı sonucun doğru olduğunu anladı. Vücut âleminde en hızlı atılım yapma yöntemi ‘bir yerlerini kırmaktı.’ Büyü yuanının şu anki anormal hareketleri sayesinde bedeni iyileşiyor, tendonlarını, kemiklerini, kaslarını ve derisini tekrar tekrar yeniden döverek, bedeninin daha sert olmasını sağlıyordu.

Bedeni akıl almaz derecede acısa da, Han Shuo oldukça memnundu. Dişlerini sıktı ve vahşice gülerken çatlak sesiyle haykırdı. Sonunda ayağa kalktı ve Lawrence’in gözlerine baktı, ‘’Bence partnerliğimiz uzun bir süre devam edebilir.’’

Lawrence durdu ve tekrar tekrar düştükten sonra genç adamın kalkma çabasını izlerken kaşlarını çatarak Han Shuo’nun önünde durdu. Az önceki saldırılarında kullandığı gücün farkındaydı. Savaşçı aurasının savunmasından yararlanan sıradan bir kolcu bile Han Shuo’nun inatçı şekilde aldığı gibi darbe alamazdı.

Lawrence’i en çok şaşırtan kısım, bu şiddetli saldırıları aldıktan sonra dahi, Han Shuo’nun acı çığlıkları arasında halen kahkaha atabilmesiydi. Lawrence Han Shuo’nun gerçekten keyifli olduğunu anlayabiliyor ve bunun basitçe inanılmaz olduğunu düşünüyordu.

Han Shuo uzun zamanlı ortaklıktan bahsettiğinde, Lawrence ilk başta sersemledi ama ardından hafifçe gülümsedi. ‘’Bryan, oldukça ilgi çekicisin ama uzun zamanlı ortaklık bedenine ve daha fazla saldırıya dayanıp dayanamayacağına bağlı. Dürüst olursak, bugün ne tüm gücümü ne de kılıcımı kullandım. Cebimde param var. Eğer bu parayı yine kazanmak istiyorsan, istediğin zaman beni bulmaya gelebilirsin. Her zaman aynı fiyatı önereceğim, ne düşünüyorsun?’’

Han Shuo onayladı ve yanıtladı, ‘’Sorun değil, yakında geri geleceğim!’’

‘’Güzel. Bryan, epey ilginçsin, umarım çabuk toparlarsın. Bir dahaki sefere saldırılarım daha şiddetli olacak! Hazırlıklı ol!’’ Lawrence kıyafetlerini değiştirirken konuştu, kılıcını taktı ve antrenman alanından ayrıldı.

Han Shuo Lawrence ayrıldıktan sonra hemen ayrılmadı. Aksine lotus pozisyonunda oturdu ve şeytani büyü yasalarına göre büyü yuanını dolandırarak, ağır hasarlı bedenini geliştirdi.

Bir süre sonra, büyü yuanının devamlı döngüleri sayesinde tükenmiş enerjisinin yavaşça geri döndüğünü hissetti. Bir ton ağırlığında hissettiği bacakları da yavaş yavaş biraz güç kazandı. Hâlâ her yanı acısa da, az önce hissettiği cansızlıktansa acı daha iyi gözüküyordu.

Çektiği acı nedeniyle yüzünü ekşitti. Han Shuo bomba gibi bir kahkaha patlatarak, içinde sonu gelmeyen acıyı saldı. Yavaşça kalktı, ardından tökezleyerek antrenman alanından çıktı.

‘’Oh, Bryan, iyi misin?’’

Han Shuo antrenman alanından çıktığında diğerlerinin şaşkınlıkla iç çektiğini duydu. Bedenini doğrulttuğunda, nazik genç savaşçı, Cal’in konuştuğunu gördü. Cal’in sıkı cübbesinin üzerinde biraz toz, alnında ter izleri vardı ama zarar görmemiş gibi gözüküyordu.

‘’Büyütülecek bir şey yok.’’ Han Shuo Cal’e gülümsedi ve kafasını sallarken hafifçe onayladı.

Cal olgun bir savaşçıydı ve tek bakışta Han Shuo’nun dediği kadar etkilenmemiş olmadığını söyleyebilirdi. Cal’ın canlı hedef tahtası olarak büyük bir deneyimi vardı ve dışarıya bir şey belli etmese bile, bunun illaki zarar görmediği anlamına gelmediğini anlıyordu. Han Shuo’nun yürüme tarzı ve ifadesi bedeninin durumunun oldukça kötü olduğunu işaret ediyordu.

Cal kaşlarını çatarak çabucak Han Shuo’ya doğru yürüdü ve yardım etmek için uzandı, ‘’Ne büyütülecek bir şey yoku? Bedenin rezalet durumda olmalı. Gel, seni geri götüreyim. Neyse ki canlı çıktın, orada ölümüne dayak yiyeceğini düşünmüştüm.

Cal iyi niyetliydi, lakin Han Shuo Nekromansi bölümünün bir ayakçısıydı ayrıca da bir deliydi. Eğer Cal ile birlikte dönerse, başına gereksiz bela açardı.

Üstelik Han Shuo kimseye borçlu olmak istemiyordu. Leş hissetse de, içinde tutmalıydı. Yavaşça yürürse sorun olmazdı. Bu yüzden, Han Shuo Cal’ın destekleyici elinden kaçındı ve gülümsedi, ‘’Teşekkür ederim Cal. İyiyim, gerçekten. Kendim dönebilirim.’’

Han Shuo sözlerini söyledikten hemen sonra ayrılmak için döndü ama uzaktan tanıdık bir figürün yaklaştığını gördü.

Bu kişi Claude'den başkası değildi.

Claude’nin arkasından bir canlı hedef tahtası yürüyordu ve ikisi de antrenman alanlarına yaklaşıyorlardı. Görünüşe göre o da buraya idman için gelmişti.

Han Shuo şövalye akademisine geldiğinde Claude ile karşılaşmaya kendini hazırlamıştı. Geçen sefer ışık büyüsü bölümünde, Claude neredeyse küçük iskeleti buharlaştırıyordu ve kendisi de Claude’in savaşçı aurası yüzünden acı çekmişti. Büyü yuanı savaşçı aurasını çevrelemese, büyük ihtimalle şimdiye ölüydü.

Claude bu meseleyi çoktan unutmuştu ve Han Shuo’nun küçük iskeletin efendisi olduğundan habersizdi, lakin Han Shuo gelecekte intikam almak için bu olayı kafasına kazımıştı. Claude’yi tekrardan görmeye hazırlanmış olsa da, bedeni şu anda en kötü durumundaydı ve şu an Claude ile yüzleşmenin zamanı değildi. Eğer Claude hâlâ kendisine karşı kin güdüyorsa, intikam almak istediğinde tek muhtemel sonuç Han Shuo için ölüm olurdu.

Claude parıldayan bir gülümsemeyle yaklaştığı esnada kafasını diğer şövalye öğrencileriyle heyecanlı bir konuşma yapmak için çevirirken, Han Shuo’nun zihni deli gibi kaçınma yöntemleri arıyordu.

 

Çevirmen notu
(25/50)
Ufak bir yemek molasının ardından, kalan bölümlerimiz geliyor hazırda bekleyin!