Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

26. Bölüm Şeytani Bir Zihinsel Duruma Giriş

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Claude yaklaşırken, Han Shuo suratını buruşturdu ve kısık sesle inledi. Bedenini ve kafasını eğerek sanki ayak bileğindeki yarayı inceliyor gibi davranmaya başladı.

Yanındaki Cal Han Shuo’nun hareketlerini izlerken istemsizce kaşlarını çattı. Bir eliyle Han Shuo’yu destekledi ve konuştu, ‘’İyi misin? Bileğin mi hasar aldı? Bırak bakayım.’’

‘’Önemli değil, sadece az önce biraz burktum.’’ Han Shuo eğdiği kafası ve büktüğü vücuduyla fısıldadı.

Claude ve diğer öğrenciler o sırada ikilinin yanına gelmişlerdi. Burada bir sürü yaralı veya sakatlanmış kişi vardı, dolayısıyla Han Shuo’nun hareketleri çok dikkat çekmedi.

Claude Han Shuo’ya bir göz attı ve önemsemeyip arkadaşlarıyla sohbet etmeye devam ederken geçip gitti.

Han Shuo’nun ayak bileği gerçekten bükülmüştü ve şimdiye dek şişmişti. Cal görünce yumuşakça iç çekti, ‘’Çok fazla şişmiş, bırak seni eve götüreyim!’’

Claude’nin uzaklaştığını görünce, Han Shuo kalktı ve ayak bileğini sallayarak, parmaklarını oynattı. Cal’a gülümsedi, ‘’Aniden daha iyi hissetmeye başladım. Teşekkür ederim Cal, endişelenme, iyi olacağım!’’

Han Shuo konuşmayı bitirdikten sonra temposunu arttırdı ve hızlıca bir iz bırakmadan veya başka ses çıkarmadan köşede kayboldu.

Cal kafasını iki yana salladı, Han Shuo’nun birden zinde ve sağlıklı hale gelmesi onu oldukça şaşırtmıştı, ‘’Ne garip herif ama!’’

Han Shuo hava kararmak üzereyken hırpalanmış bedenini Nekromansi bölümüne getirmeyi başardı. Artık Carey ve Borg işlerini yaptığından, pek bakınmasına gerek yoktu. Döndükten sonra yemek sırasına girdi ardından direkt depoya yöneldi. Kapıyı kilitlemenin hemen ardından bedeninin yeniden oluşturmak ve törpülemek adına büyü yuanını kullanmaya koyuldu.

Bedeninde acı içinde haykırmayan tek bir santim dahi yoktu. Teni, tendonları, kemikleri ağır hasar almıştı. Büyü yuanı şeytani büyü yasalarına göre bedeninde sürekli dolanıyordu. Han Shuo büyü yuanının her dönüşüyle birlikte, şu an şiddetli acı içindeki bedenine birazcık gücün döndüğünü hissedebiliyordu.

Büyü yuanı durmadan hızlanıyordu ve görünüşe göre az önce bir parmak kadar büyümüştü, bu Han Shuo’ya yeni bir sürpriz oldu. Görünüşe göre bedenini güçlendirmek için harcadığı zaman ve çaba da büyü yuanının gelişimini sağlıyordu. Bedenini geliştirmek adına yakın gelecekte bu türden yaralara dayanmak zorundaydı.

Bedenindeki acı gece yarısından sonra dindi ve Han Shuo Mistik Buzul Büyüalevi’ni çalışmaya geçti. Büyü yuanını Mistik Buzul Büyüalevi yönergelerine göre parmak uçlarına ve avuçlarına yöneltti.

Han Shuo garip, umursamaz bir zihinsel duruma gömülürken zaman aktı. Zihninde dikkatini dağıtan hiçbir şey yoktu, sadece çalışma sabrı ve azmi bulunuyordu. Bedenindeki acı ve yaraları çoktan unutmuştu ve büyü yuanını Mistik Buzul Büyüalevi’nde açıklanan yönteme göre dolandırıp duruyordu.

Han Shuo büyü çalıştığında öncesinde kendisini tutardı. Belli bir zamanda uyanırdı ve hiç bugün olduğu gibi dalmamıştı. Bugün zamanın geçişini, kendi algısını, bütün dikkatini dağıtacak meseleleri unutarak, kendini kaybetmişti.

Bam.

Deponun küçük kapısı birdenbire vurularak açıldı ve Han Shuo’yu dalgınlığından uyandırdı. Kaşlarını çattı ve Jack’e buz gibi bakışlar attı.

Jack Han Shuo’nun bakışları altında dehşet içinde titredi ve ancak Han Shuo’nun gözlerindeki soğukluk solduğunda yumuşakça nefes verebildi, ‘’Bryan, demek gerçekten depodaydın. Sana bir şey olduğunu sandım!’’

Han Shuo uyandırıldıktan sonra hemen bedenini kontrol etti. Birden ağır yaralı bedeninin neredeyse iyileştiğini ve bedeninde dolanan büyü yuanının öncesine göre biraz daha güçlü olduğunu fark etti. Zihinsel gücü de öncesinden daha berraktı.

‘’Ne olabilir ki? Sadece bir gün uyudum, bu kadar. Borg ve Carey her şekilde işimi hallediyor, yapacak bir işim yok.’’ Han Shuo boynunu kütürdetirken çatır çutur sesler duyuldu. Küçük tahta yatağından kalkıp bedenini esnettiğinde, bedenindeki bütün kemiklerden keskin pa! pa! sesleri gelerek, Jack’i olduğu yerde serseme çevirdi.

Bir süre sonra, Han Shuo’nun bedeninden sesler kaybolduğunda Jack hayretle tepki verdi. İstemsizce haykırdı, ‘’Uh, Bryan, sadece bir gün uyumadın. Altı gündür ortalıkta yoktun! Kapını uzun süre çalıp yanıt alamayınca, sana bir şey oldu sandım!’’

Han Shuo da Jack’in sözleriyle şaşkına döndü. Altı gündür çalışıyor muydu? Kaşlarını çattı ve ardından Chu Cang Lan’ın şeytani büyü anıları arasında ’şeytani bir zihinsel duruma girmenin’ bahsedildiğini hatırladı.

Bazı gelişimciler şeytani bir zihinsel duruma şanslı tesadüfler sayesinde girebilirdi. Bu tip bir zihinsel duruma girmenin çeşitli yolları vardı ve zihinsel durum agresif veya pasif hal şeklinde bölünürdü. Bazı gelişimcilerin zihinleri ve tavırları şeytani zihinsel duruma girdiklerinde tamamen değişir, kan ziyafetine ve katliama açlık çekerlerdi. Bedenleri acı hissetmez hale gelir ve hem büyü hem de bedenleri muazzam ölçüde güçlenirdi. Bir saniye bile durmazlardı ve önlerindeki her varlığı yok etmeyi arzularlardı. Bu agresif tarz şeytani zihinsel durumdu.

Diğeriyse Han Shuo’nun deneyimlediği, pratik yaptığı sırada birdenbire girdiği pasif durumdu. Bu tip şeytani zihinsel durum gelişimcinin fark edemeyeceği belirsiz, sisli bir süreçti, lakin vücudunun içi ve büyü yuanı normal eğitim şartlarına kıyasla büyük ölçüde yükselirdi. Gelişimci kendi durumunu hissedemezdi, sadece uyandığında bedenindeki devasa değişiklikleri keşfederdi.

İlk tür şeytani zihinsel durum genel olarak mantıklı düşünme yetisi kaybedildiğinde ortaya çıkardı. Gelişimci şeytani hal sırasında meydana gelen sonsuz katliamdan canlı çıkarsa, bedeninin enerjileri diğer yan etkilerin yanı sıra büyük zarar görürdü. Han Shuo’nun huzurlu şeytani hali çok daha iyi bir seçenekti. Çoğu kişi eğitim sırasında bu garip zihinsel aleme girerdi ve uyandıklarında güçlerinin arttığını fark ederdi.

‘’Oh, son zamanlarda biraz uykuluydum ve fazla derin uyudum. Doğru, ne diye beni arıyorsun?’’ Han Shuo konuşurken karnının aç olduğunu fark etti ve anında bedeninin altı gün yemek yemedikten sonra fena şekilde besin istediğini anladı.

Jack karnını ovuşturan gence büyük bir parça ekmek verdi. ‘’Senin için endişeleniyordum ayrıca Usta Fanny laboratuvarına gitmeni istedi. Oh bir de, Lisa seni arıyordu. Yine sorun mu çıkarmak istiyor bilmiyorum.’’

‘’Anladım. Hmm. İlk Usta Fanny’ye gideceğim. Hadi gidelim!’’ Han Shuo depodan çıkarken Jack’in ekmeğini ağzına tıkıştırdı.

İyi ki Han Shuo küçük iskeleti bu sırada yatağın altına saklamıştı. Jack içeri daldığında görmemesi gereken bir manzarayla karşılaşmamıştı. Jack’in ezip geçtiği kapıyı kilitledikten sonra, direkt Fanny’nin laboratuvarına gitti.

Tık tık tık.

Han Shuo Fanny’nin laboratuvarının girişinde durdu ve kapıyı tıklatmak için elini kaldırdı.

‘’İçeri gel!’’ Fanny’nin nazik ve yumuşak sesi duyuldu. Han Shuo Fanny'nin sesini duyunca kapıyı açtı ve laboratuvara girdi.

Laboratuvarın ortasındaki çalışma masasına birkaç büyü parşömeni yerleştirilmişti. Parşömenlere gizemli ve zarif büyülü sözler ve diyagramlar çizilmişti. Han Shuo gibi büyü alemine henüz adım atmış birisi bile, parşömenden gelen güçlü büyü dalgalarını uzaktan hissedebiliyordu.

Fanny eğilmiş büyülü sözler söylüyor, uzun, zarif bir kalemi yandaki kahverengi büyü sıvısına batırırken büyü parşömenlerindeki güzel çizgileri takip ediyordu. Bu zarif çizgiler rastgele gözükseler de, şaşırtıcı bir şekilde olağanüstü bir düzenin hissini de veriyorlardı. Fanny bir süre sonra parşömeni çizmeyi bitirdi ve büyülü sözleri söyledikten sonra parşömene büyü aktardı. Parşömenden kahverengi bir ışık aurası saçılırken anında ıssız, yalnız ve karanlık bir aura yayılmaya başladı. Ardından kendi kendine otomatik olarak sarıldı.

Fanny büyü parşömenini kaldırdıktan sonra, kafasını kaldırdı ve istemsizce gülümsedi. ‘’Oh, Bryan. Nasılsın?’’

‘’Alakanız için teşekkür ederim Usta Fanny. Sırtımdaki bütün yaralar iyileşti.’’ Han Shuo kafa sallayıp yanıt verdi.

Han Shuo aptalı oynamaya devam edemeyeceğinin farkındaydı. Bu şekilde davranmak kendisine bazı yararlar getirecek olsa da, eninde sonunda başına daha fazla bela açardı. Durum böyle olduğuna göre, en iyisi yavaşça kendisini değiştirmek ve herkese yeni benliğini yavaş yavaş kabul ettirmekti. Bu sayede, insanlar değişimini garip bulmaz ve delirdikten sonra yeniden mantığını bulduğunu düşünürlerdi.

Bu bedenin önceki sahibi olan Bryan, Nekromansi bölümünde büyük acı çekmişti. Han Shuo o mezardan tırmandığında Bryan için intikam alacağına yemin etmişti. Carey, Borg, Bach ve Lisa’ya az buz bir ders vererek, Bryan’ın intikamını almıştı. Genç adam gelecekteki planlarını düzene sokmak için  Nekromansi bölümünde kalmaya devam etmek zorundaydı.

Han Shuo bu dünyayı daha iyi anlamış ve hayatını sürdürmek istiyorsa devamlı güçlenmesi gerektiğini fark etmişti. Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi durmadan kendisini geliştirebileceği bir yerdi. Gücü, bilgisi ve bu dünyaya olan anlayışı dahil, bütün yönlerini yükseltmek adına okulun kaynaklarını kullanmak için burada kalıyordu.

Bu yüzden, Han Shuo deli olmaya devam edemeyeceğini ve biraz biraz değişmesi gerektiğini biliyordu.

‘’Oh, şahane. Tam da bir eğitim gezisi yapıp öğrencileri dış dünyaya götürmek üzereydik. Büyücülük yollarında kendilerini deneyecekler. Bizimle gel! İşleri toparlayabilirsin ve ben de yolda durumunu iyice gözlemleyebilirim. Ne dersin Bryan?’’ Fanny elindeki eşyaları bıraktı ve Han Shuo’ya gülümsedi.

Genç adam biraz düşündü ve bunun bir fırsat olduğunu hissetti ardından istemsizce onayladı, ‘’Tabii!’’