Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

28. Bölüm Zajoski Şehri

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Han Shuo ve birkaç nekromansi öğrencisi, büyülü sembollerle dolu yuvarlak bir büyü düzeninde belirdiklerinde çevreye beyaz bir ışık huzmesi yayıldı.

Han Shuo geçen gece üç kez deneme yapmış ve küçük iskeleti diğer boyuta gönderip başarıyla geri çağırabildiğini fark etmişti. Keyifle yatağının altındaki para çantasını almış daha sonra eğitim gezisi için hazırlıklarını yapmıştı.

Şimdi ise büyü düzenini yakından incelerken etrafa hayranlıkla bakıyordu. Büyük düzen çember şeklindeydi ve üzerinde devasa, altı noktalı bir yıldız vardı. Zarif büyü formları yakındaki büyü sütunlarına oyulmuştu ve şu anda bütün düzeninden hafif bir büyü dalgası yayılıyordu.

Bir saniye önce Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’nde benzer bir aktarım düzeninde duruyordu. Düzen aktifleştiğinde, Han Shuo sadece güçlü büyü dalgalarının havayı kapladığını hissedebilmişti. Beyaz bir ışık parıltısının ardından ise burada belirmişti.

Etrafındaki öğrencilerin konuşmalarından bunun bir büyüsel aktarım düzeni olduğunu öğrenmişti. Bu türden aktarım düzenleri son derece nadirdi ve epey karışık büyü gereksinimleri ile pahalı kurulma bedelleri vardı. Yüce büyücüler bile bir aktarım düzenini düzgünce kurmak için sayısız kaliteli büyü malzemesine ihtiyaç duyardı.

‘’Bakınmayı kes, büyü aktarım düzeni tabii ki muazzam ama bu kadar büyütmene gerek yok!’’ Han Shuo’nun etrafa şaşkın şaşkın baktığını gören Lisa söylendi.

Bu büyü gerçekten şaşırtıcı. Han Shuo büyüsel aktarım düzenlerini duysa da, bu deneyimi ilk defa yaşıyordu ve doğal olarak bu durum ona oldukça inanılmaz geliyordu. Bir süre daha düzenin etrafındaki alana dikkatle göz attıktan sonra incelemeyi kesti.

Han Shuo şu anki basit büyü bilgisi kavrayışıyla, bir tane kurmayı geç, muhtemelen aktarım düzenin ardındaki teorileri bile anlayamazdı.

Bir de böyle bir aktarım düzeni kurmanın akıl almaz miktarda büyü malzemesi gerektirdiği gerçeği vardı. İmparatorluk bile her şehrine bir tane kuramazdı. Her aktivasyon şaşırılacak miktarda enerji gerektiriyordu. Sıradan soylu aileler bile buna dayanamazdı.

Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi böyle bir büyüsel aktarım düzeni olmasa ve Han shuo öğrencilerin eşyalarını taşımak için gerekmese, büyük ihtimalle hayatı boyunca hiç deneme fırsatı olmazdı.

Burası Lancelot İmparatorluğu’nun kenarındaki Zajoski Şehri’ydi. Zajoski İmparatorluğun batıdaki Kerlan Vadisi’yle birlikte, güneybatıdaki en büyük şehriydi. Kerlan Vadisi’nden batıya geçerlerse orkların bölgesine girerlerdi. Zajoski Şehri’nin güneyinde Karanlık Orman bulunuyordu. Karanlık Ormanın içinde doğaya tapan elfler dahil, her türden güçlü büyülü yaratık yaşıyordu.

Zajoski şehrinde durum asla huzurlu olmazdı. İmparatorluk vahşi orkların istilalarına karşı savunmak için Zajoski şehrinde bir ordu bulunduruyordu. Orkların epey ıssız bir yerde yaşadığı ve bu vahşi ırkın uzun zamandır Lancelot İmparatorluğu’nun bereketli topraklarını ele geçirmek istediği söyleniyordu. Zajoski Şehri İmparatorluk’un güneybatıdaki en güçlü savunma noktasıydı ve doğal olarak orkların epey ilgisini çekiyordu.

Karanlık Orman da karışık bir bölgeydi. Doğaya tapan elfler İmparatorluk ile az çok dost olsalar da, Karanlık Orman’daki birçok büyülü yaratık sık sık yakındaki köy ve kasabaları yağmalamak için ormandan çıkıyordu. Bu da saldırıya uğrayan köylerin ve kasabaların zor duruma düşmesine neden oluyordu.

Belki de İmparatorluk bu rahatsızlıktan dolayı çok fazla kaynak harcayarak bir büyüsel aktarım düzeni kurmuştu. Ne var ki, bu düzen İmparatorluk ile Zajoski arasında bir bağlantı kursa da, katı enerji gereksinimleri yüzünden imparatorluk düzen aracılığıyla buraya büyük miktarda silahlı güç aktarımı yapamıyordu.

Zajoski’nin hassas konumu bu yeri maceracılar için cennete çeviriyordu. Tüccarlar ve her türden maceracılar buraya altın ve hazine açlığından gelirdi.

İster Karanlık Orman’daki büyülü yaratıkların kristal çekirdekleri, kemikleri, derileri veya etleri olsun, ister elflerin dövdüğü paha biçilmez büyü eşyaları olsun, ister orkların ıssız bölgelerinden değerli takılar olsun veya muazzam kazançları olan diğer eşyalar olsun, tüm bunlar hazine avcılarının hedefleriydi.

‘’Soylu ve saygıdeğer büyücüler, Zajoski Şehri’ne hoş geldiniz. Umarım Zajoski Şehri’nin keyfini çıkarır ve ihtiyacınız olan her şeyi elde edersiniz!’’ Büyüsel aktarım düzeniyle görevli memur Han Shuo ile diğerlerine mütevazıca kafasını eğdi.

‘’Sıcak karşılamanız için teşekkür ederim, hedeflerimize ulaşacağımıza eminim.’’ Fanny gülümsedi ve kafasıyla onayladı ardından nekromansi öğrencilerine doğru bakarak konuştu, ‘’Burası huzurlu bir yer değil, herkes dikkatli olsun. Belaya bulaşmaktan kaçının. Hadi gidelim.’’

Fanny konuşmayı bitirdiğinde grubu ana sokak boyunca dışa doğru yönlendirdi. Han Shuo’nun yanı sıra diğer öğrenciler de merakla etrafa bakıyor, çevrelerindeki her şeyi ve her yeri süzüyorlardı.

İki öğretmen Fanny ve Gene dışında, dokuz nekromansi öğrencisi ve Han Shuo’yla birlikte toplam on iki kişiydiler. Fanny ve Gene usta ruh çağıranlardı. Fitch hâlâ usta büyücü testinde olduğundan grupla gelmemişti.

Kalan dokuz öğrencinin gücü dengesizdi. Derek adında bir kalfa büyücü dışında, geri kalanlar acemi büyücü ve büyücü çırağıydı.

Sokakta dizili binaların hepsi sert kayadan yapılmaydı ve İmparatorluk’taki diğer binalara kıyasla artistik bir dokunuş eksikliği çekiyorlardı. Sık ork saldırılarından dolayı, Zajoski Şehri’nin sadece duvarları değil şehirdeki binalar bile sağlamlık prensibine göre inşa edilmişti.

Han Shuo yol boyunca, çok fazla eczane ile silah, büyü ve tedarik dükkânı olduğunu fark etti. Ayrıca eğlence için küçük tavernalar, bir köle açık arttırması ve her türden malzeme takası yapan bir dükkân bile vardı.

Görünüşe göre tüccarlar bu yerin eşsiz karakteristiğinden dolayı en kârlı işlerin ne olduğunun farkındaydı. Bu yere giren çıkan kişiler savaşçı, şövalye, farklı bölümlerden büyücü, hırsız, okçu, tüccar, şair hatta Karanlık Orman’dan gelen, sivri kulaklı, uzun, güzel elflerdi.

Sokak satıcılarının sesleri, şairlerin zarif ve kısık konuşmaları, savaşçıların bineklerinin sesleri, tartışmalardan çıkan bağırışlar; bu manzaralar tamamen Han Shuo’nun hayal gücünün ötesindeydi. Son derece şaşkına dönmüştü ve bu kaotik şehri daha iyi anlamaya başlamıştı.

‘’Görülecek çok şey yok, güneş batmadan şehirden ayrılmamız lazım. Burası çok zaman harcamamız gereken bir yer değil. Bir dahaki durağımız Drol Kasabası. Güneş batmadan oraya ulaşamazsak, bu gece açıklıkta kamp yapmak zorunda kalacağız.’’ Gene yüksek sesle seslendi ve öğrencileri hızlandırdı.

‘’Heh heh, hepsi seradaki çiçekler gibi. Bazısı için, Zajoski Şehri’ne ilk gelişleri. Bu kadar meraklı olmalarına şaşırmamak gerek. Gelecekte böyle olmayacaklar.’’ Fanny parlak gözleriyle gruba baktı ve birkaç öğrencinin, ilk defa gördükleri manzaralar yüzünden son derece heyecanlı olduğunu gördüğünde istemsizce gülümsedi.

‘’Bryan, bu kadar eşyayı taşıyabilecek misin?’’ Han Shuo’nun yanında duran Lisa genç adama bakarken kaşlarını çattı ve sordu.

‘’Eh, Lisa neden Bryan’ı umursamaya başladın? Kendin gibi davranmıyorsun!’’ Acemi büyücü Bella Lisa’ya sorgulayarak baktı ve garip garip sordu.

Bir sürü küçük işin yanında, Han Shuo bu eğitim gezisinde ağır işlere yardımla da görevliydi. Bu dünyada şaşırtıcı boyutsal yüzükler olsa da, oldukça pahalıydılar. Sıradan soylu ailelerin bir tane elde etmesi bile zordu, halktan bahsetmeye gerek dahi yoktu.

Bu nekromansi öğretmenleri ve öğrencilerinin hiçbirisi bir boyutsal yüzüğe sahip olacak kadar şanslı değildi. Herkes bu eğitim gezisi için ağır çantalar hazırlamıştı. Bir köle olduğundan, doğal olarak Han Shuo çanta taşıma görevini üstlenmişti.

Çok fazla eşya Han Shuo’nun sırtına, omuzlarına, beline ve hatta iki bacağına yüklüydü. Kimse aslında Han Shuo’nun bu kadar eşyayı taşıyabileceğini düşünmemişti ama Han Shuo’nun bunca eşyayı yüklendikten sonra bile rahatça yürüyebildiğini şaşkınlıkla fark ettiklerinde her şeylerini genç adama yıkmışlardı.

Han Shuo bu durumu bedeninin eğitimini ilerletmek için kabul ediyordu. Mutlulukla yükleri kabul etti ve her şeyi taşımaya başladı. Hatta birkaç çanta boynuna aslıydı, sadece mutluca gülümseyen, tozla kapılı yüzü gözüküyordu.

‘’Oh, sorun yok.’’ Han Shuo Lisa’ya hafifçe gülümsedi ve kaygısızca konuştu. Han Shuo’nun Lisa’ya aşkını açıklamasının ardından, Lisa’nın tavrı devasa bir dönüş yaşamıştı. Sözleriyle genç adamı savunmaya bile başlamıştı.

Lisa iyi niyetinin fark edilmediğini görüp Han Shuo’nun dediklerini duyunca, hafifçe homurdandı ve kendi kendine mırıldandı, ‘’İyi niyetimi fark edemiyor, ne aptal ama.’’

‘’Ve bunların hepsi senin sayende! Ruh Izdırabı’n olmasa, Bryan nasıl bu kadar delirebilirdi. Yalnız ne gariptir ki Bryan görünüşe göre o zamandan beri uzamış ve güçlenmiş hatta enerjisi bile gelişmiş. Lisa oldukça muazzamsın!’’ Bella yumuşakça haykırdı ve esrarengiz şekilde konuştu.

‘’Bella, seni ilgilendirmez. Kes kesini!’’ Lisa Bella’ya bir bakış attı ve soğukça karşılık verdi.

‘’Tch. Kim senin meselenle ilgilenmek ister ki? Sadece meraklıydım!’’ Bella homurdandı ve yanıtladı.

‘’Pekala, pekala, sakinleşin. Şehirden çıkmak için hadi hızlanalım. Gece çökmeden Drol’a ulaşamazsak narin bedenlerinizi nasıl koruyacağınızı düşünmeye başlarsınız.’’ Fanny kaşlarını çattı ve hafifçe ikiliyi azarladı, ardından Han Shuo’ya baktı ve yumuşakça konuştu, ‘’Bryan, gerçekten iyi misin?’’

Han Shuo kafa salladı ve hafifçe gülümseyerek konuştu, ‘’Sorun yok. Yediğim iyi yemekler güçlenmemi sağladı.’’

Fanny Han Shuo’nun sözlerini duyunca kıkırdadı. ‘’Görünüşe göre okul yönetiminden yemeğini arttırmalarını istememin gerçekten biraz etkisi olmuş!’’

Grup bundan sonra daha fazla boş boş konuşmadı ve öğrencilerin gözleri etrafı süzmeye devam etmedi. Hepsi tüm hızlarıyla yol almaya başladı.

Çevirmen notu
Ne kadar başlığı Zakowske diye değiştirmek istesem de mecbur tuttum kendimi huh... :/