Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

29. Bölüm Aşağılanma Hissi

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Han Shuo ve grubu, Zajoski Şehri’ne geldiklerinde ihtişamlı şehir kapıları nedeniyle sersemlediler. Kapılar olağanüstü derecede güzeldi ve en sert kayadan yapılmıştı. Kurumuş kan rengindeydiler ve kapıların bu rengi çok fazla kan banyosu gördüğünden dolayı mı aldığını kimse bilmiyordu.

Tüm bedeni zırhla kaplı muhafızlar şehir duvarlarında devriye geziyorlardı. Duvarlarda her türden savunma malzemesi vardı.

Şehir kapıları uzaktan, güneşin altındaki her şeyi yutan kana susamış bir canavarın açık, sivri dişlerini sergilediği ağzı gibi gözüküyordu. Yaratığın keskin dişleri gibi gözüken, birkaç sivri, soğuk, şeytan tırnağı şehir duvarlarına iliştirilmişti. Tırnaklardan yayılan soğuk ışıklar güneşin altında parıldayarak, insanlara inanılmaz derecede cesaret kırıcı ve ihtişamlı bir hissiyat veriyordu.

Hangi malzemeden yapıldığı belli olmayan, mürekkep siyahı rengindeki kapı ardına kadar açıktı. Kapılardan on at yan yana rahatça geçebilirdi. Kapının önü oldukça kalabalıktı ve mamut ile garip büyülü yaratıklara binmiş her türden insan eşyalarıyla birlikte, şehrin girişinden yavaşça ilerliyordu.

Bu büyülü yaratıklar Han Shuo’nun daha önce gördüğü her yaratıktan daha büyüktü. Yaklaşık beş metre uzunluğunda ve on metre genişliğindeydiler. Fil gibi bir kafaya sahip olmakla birlikte, derileri koyu kahverengindeydi. Yanaklarından fırlayan iki tane kıvrımlı ve beyaz renkli fildişleri vardı. Suratları da kırışıklarla kaplıydı. Fildişleri ise bir metre uzunluğundaydı.

‘’Bu bir toprak ejderhası, nazik türden büyülü yaratık. Kolayca eğitilirler ve yavaş yürürler ama ağır yükler taşıyabilirler. İmparatorlukta popüler bir taşıma yöntemi olarak kullanılıyorlar. Tüccarlar ağır yükleri taşımak ve farklı bölgelerle ticaret yapmak için toprak ejderhalarını kullanır.’’ Fanny öğrencilerin şaşkınlıkla toprak ejderhalarına baktığını gördüğünde bir gülümsemeyle açıkladı.

‘’Usta Fanny, ben memur karargâhına kayda giderken öğrencilere göz kulak ol. Birkaç binek de ödünç alacağım, zira yürüyerek gece çökmeden önce Drol’a ulaşamayız.’’ Gene Fanny’ye parıldayan gözleriyle baktı. Bakışları Fanny’nin güzel yüzüne odaklıydı ve bir an dahi sapmamıştı.

Bütün Nekromansi bölümü Gene’nin Fanny’ye olan hislerinden haberdardı. Fanny de bu durumun farkındaydı, lakin hiçbir tepki göstermemişti. Gene aceleci değildi ve samimiyetiyle Fanny’yi etkilemek istiyordu. Sık sık hislerini göstermek için çeşitli fırsatları kullanıyordu. Uzun uzun anlamlı bir şekilde bakmak da bunlardan birisiydi.

Han Shuo Gene’nin bakışlarını çekmediğini görünce içinden küfretti. Han Shuo’ya göre, Fanny onun kadınıydı. Doğal olarak diğer insanların Fanny’yle ilgilenmesi kendisini sinirlendiriyordu, lakin şu an sadece basit bir köleydi ve gücünü gösterecek kadar güçlü değildi. Dolayısıyla sinirlense de, kendisini kontrol altında tutmak zorundaydı.

‘’Mm. Git işini hallet, ben öğrencilere bakarım.’’ Fanny aldırışsız bir yanıt verdi ve bir gülümsemeyle onaylayarak, Gene’nin anlamlı bakışlarından sıyrıldı. İhtişamlı şehir kapılarına bakmak için kafasını çevirdi ve duygulu bir şekilde konuştu, ‘’Burayı birçok kez görsem de, ne zaman burayı ziyarete gelsem Zajoski Şehri’nin şehir kapılarından gurur duyarım. Bu sağlam şehir kapıları sayesinde orklar çabalarının karşılığını alamadan her zaman geri çekildi.’’

Han Shuo bütün eşyaları yüklenmişti ve aralarında boğulmak üzereydi. Han Shuo dışında o sırada herkes durmuştu. Çömeldi ardından bacaklarını düzeltti, belini döndürdü ve aynı sıkıcı hareketleri tekrarladı.

‘’Bryan, ne yapıyorsun?’’ Amy Han Shuo’nun yanında duruyordu ve eşya yığınlarının Han Shuo’yla birlikte hareket ettiğini gördü. Bu durum dikkatini çektiği için de şaşırarak sordu.

Diğerleri de Amy konuştuktan sonra gencin hareketlerini fark etti ve dikkatlerini Han Shuo’ya odakladılar. Yüzlerinde kafalarının karışıklığını gösteren ifadeler vardı.

‘’Bir şey yapmıyorum, kaslarım uyuştu ben de kıpırdanarak uyuşukluğu geçiriyorum!’’ Han Shuo şapşal ifadesiyle sakince yanıtladı, gerçekten bir aptaldan farksızdı.

‘’Aptal, dikkatli ol. Değerli eşyalar taşıyorsun. Eğer yanlışlıkla birini kırarsan, seni satsak bile zararımızı karşılayamayız.’’ Bella kaşlarını çattı ve soğukça söylendi.

‘’Bella, aptalın tekisin. Bu eşyalar oldukça sağlam. Nasıl o kadar kolay kırılırlar? Kimse gerçekten değerli veya kırılgan bir eşyayı taşıması için Bryan’a vermedi.’’ Lisa Bella’ya aşağılayan bir bakış attı ve alayla yanıtladı.

‘’Siz hanımlar devamlı tartışıyorsunuz...bırakın bunu. Dış dünyada eğitimdeyken her zaman tehlikeye denk geliriz, ister büyük olsun ister küçük. Bir takım olarak birleşmelisiniz, yoksa ileride başımız belaya girer.’’ Fanny kaşlarını çattı ve Lisa ve Bella’nın yine tartışmak üzere olduğunu gördüğünde ikisini engelledi.

Han Shuo Bella’nın soğuk sözlerini tamamen görmezden geldi ve bu sıkıcı hareketleri tekrar etmeye devam etti. Bu hareketler Chu Cang Lan’ın anılarından değildi, Han Shuo’nun daha önce gördüğü kas geliştirme hareketleriydi. Bedenini geliştirmeye devam etmek ve Vücut Âleminden atılım yapmak için her saniye bedenini geliştirmeye çalışıyordu.

Bir süre sonra, Gene çirkin bir ifade ve boş ellerle geri döndü. Fanny’ye yaklaştığında, öfkeyle söylendi, ‘’Lanet olsun! Benden para istediler!’’

Fanny’nin zarif kaşları çatıldı ve şaşkınlıkla konuştu. ‘’Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademi’miz İmparatorluğa şövalye, savaşçı ve büyücü yetiştiriyor. Her yıl imparatorluk için birçok yetenek yetiştiriyoruz. Zajoski Şehri’ndeki çok sayıda gardiyan ve büyücü bile bizim akademimizden mezun oldu. Akademi ve Zajoski arasında bir protokol var. Nasıl bize binek vermemeye cüret ederler?’’

‘’Memur Akademi’den olduğumu söylediğimde binekleri verecekti. Kimliğimi uzatınca Nekromansi bölümünden olduğumu fark etti, aslında benimle alay etti! Elli altın istedi ve ödeme yapmazsak binek alamayacağımızı söyledi. Üstüne Nekromansi bölümünün imparatorluğa hiç yetenek yetiştiremediğini ve bu yüzden ücretsiz olarak faydalandığımız hizmetlerin tadını çıkartmamız gerektiğini de ekledi.’’ Gene sinirden deliriyordu.

Bu sözleri duyan öğrenciler ortak bir düşman bulmuşlar gibi öfkeyle bağırarak, memurdan intikam almak için haykırdılar. Görünüşe göre aşağılanma hissini sindirmek zordu. Bu öğrenciler zaten popüler olmayan bir bölüme katılmaktan memnun değillerdi. Tüm bunların üstüne görmezden gelindikleri için öfkelerini zor tutuyorlardı.

‘’Unut gitsin, okulun parasından elli altın al. Bu memur uzun süredir burada. Bölümümüzün gerçekten önemsenmediği ve Akademi’de düşük bir yeri olduğu gerçeğini de eklersek, bizi önemsememelerine şaşmamalı. Bu meseleyi dönünce başkana bildireceğim. Şu anlık onlarla tartışmaya girmeyelim.’’ Fanny kafasını iki yana salladı ve sonunda Gene’ye bu yanıtı verdi.

Gene ilk başta Fanny’nin sözlerine katılmıyordu, böyle kibirli askerlerin etrafta olmasına izin veremeyiz diyordu ama Fanny’nin yatıştırıcı birkaç sözünden sonra yavaşça iç çekti ve kafasını iki yana salladı. Kasvetli bir ifadeyle Fanny’den elli altın sikkeyi aldı ve şehir kapılarına doğru yürüdü.

Han Shuo birkaç kişiyi gözlemledi ardından morali bozuk Fanny’ye baktı. Uzaktaki memura bir bakış attı ve içinden yemin etti; bir gün Nekromansi bölümü ellerimde eski onurunu kazanacak ve siz bir ruh çağıranın ismini duyduğunuzda korkudan titreyeceksiniz!

‘’Moralinizi bozmayın. Nekromansi bölümü zirvedeyken kimse bizi küçük görmeye cüret edemezdi. Ne var ki, Nekromansi bölümü bir süredir bütün bölümlerin dışlamasından etkilendi. Uzun zaman önce ruh çağıranlar arasında büyük bir büyü savaşının olduğu, bu savaşın da ağır kayıplara ve birçok güçlü büyünün kayboluşuna neden olduğu söylenir. Nekromansi bu yüzden dışlandı.

‘’Bu sefer Karanlık Orman’a hakkında söylentiler duyduğum bir ölüm mezarlığına gidiyoruz. Söylenilene göre yıllarca nekromansiye çalışan bilge bir büyücü, bir zamanlar ölüm mezarlığında kalıyormuş. Eğer mezarlığı bulabilir ve içindeki büyü kitaplarını elde edebilirsek, belki de şu an Nekromansi bölümünün içinde olduğu durumu değiştirebiliriz.’’ Fanny öğrencilerin kasvetlendiğini görünce rahatlatıcı sözler kullandı.

Fanny’nin sözlerini duyduktan sonra çoğu keyifle haykırdı, yüzlerinde neşeli ve hayranlık dolu ifadeler oluştu. Görünüşe göre bu seferki eğitimlerinde her şeylerini ortaya koymaya hazırdılar.

Herkesin yüzündeki keyfi gören Fanny sessiz, istemsiz bir iç çekiş koyuverdi. Mezarlığın keşfedildiğine dair haberleri duysa da, keşfeden kişi çok geçmeden hayatını kaybetmişti.

Karanlık Orman engindi ve orada bir yeri aramak samanlıkta iğne aramaya benzerdi. O bile pek umutlu değildi. Ayrıca, eğer böyle bir yer gerçekten keşfedilirse, çok sayıda maceracı çekerdi. On iki kişilik grubun sahip olduğu güçle oradaki hazineleri almayı düşünmek bile biraz gerçek dışıydı.

Fanny sadece sözleriyle herkesi rahatlatmak istiyordu. Bu gezinin ana amacı öğrencilerin nekromansi kavrayışlarını geliştirmek ve gerçek dünyadaki büyü bilgisini keşfetmelerine yardım etmekti.

‘’Eh? Bunlar Nekromansi bölümünden değil mi? Siz de mi maceraya çıktınız? Hehe, neden hepiniz burada duruyorsunuz?’’ Nekromansi öğrencileri kendi düşüncelerine daldığı sırada uzaktan tatlı bir ses geldi.

Sesler ışık bölümü öğrencilerine aitti. Irene ile diğer öğrenci ve öğretmenler atların üzerinde dörtnala onlara yaklaşıyorlardı.

‘’Seni ilgilendirmez. Atından düşme bakayım.’’ Lisa Irene’ye aşağılamayla baktı ve karşılık olarak alayla sırıttı.

‘’Hehe, biliyordum, binek ödünç alamamış olmalısınız. Ai, bu doğru bir karar. Nekromansi bölümünüz imparatorluğa bir katkı sağlamadı, dolayısıyla tabii ki ödeme yapmadan imparatorluğun kaynaklarını kullanmanız uygun değil!’’ Irene çekici bir şekilde kıkırdarken yüzünden alay ve aşağılama akıyordu.

Lisa ve diğerleri öfkeli olsalar da, Irene doğruyu konuştuğu için söyleyecek söz bulamadılar. Ancak dişlerini sıkıp içlerinden sövebildiler.

‘’Merhaba Usta Fanny.’’ Işık usta büyücüsü Beacher bir bineğin üzerindeydi ve Fanny’yi bir gülümsemeyle selamladı.

‘’Merhaba Beacher, sen de mi macera için Karanlık Orman’a doğru gidiyorsun?’’ Fanny karşılığında gülümsedi ve hafifçe konuştu.

‘’Evet, Karanlık Orman’a gidip sık sık etraftaki köylere musallat olan büyü yaratıklarını avlamayı planlıyoruz. İmparatorluğa yardım ederken öğrencilerimizin büyü kontrolünü deneyeceğiz. Heh, biz kaçıyoruz, sonra görüşürüz!’’ Beacher centilmence yanıtladı, lakin Han Shuo yine de gözlerinde bir aşağılama belirtisi olduğunu görebiliyordu. Beacher belli ki nekromansi grubunu küçük görüyordu.

Gene, Beacher ve ışık bölümü grubu uzaklaşırken en sonunda altı binek getirdi. Gene’nin getirdiği atlar ister fizik olsun, ister sayı olsun ışık bölümü öğrencilerininkinden çok daha kötüydü. Görünüşe göre fazladan elli altın ödedikten sonra bile Nekromansi bölümü hala eşit tutum göremiyordu.

Ayrıca nekromansi grubu on iki kişiyken sadece altı binek vardı. Bu yüzden her ata iki kişi binmeliydi. Öğrenciler birbirlerine bakıp hemen gruplaşarak geriye sadece Han Shuo, Fanny, Gene ve Bach’i bıraktı.

‘’Bach, sen ve Bryan bir at paylaşırken ben de Usta Fanny’yle gideceğim.’’ Gene’nin gözleri fıldır fıldır döndü ve keyiflendi.

‘’Hayır! Kesinlikle bu iğrenç köleyle aynı atı sürmem!’’ Bach Han Shuo’ya karşı kin tutuyordu ve hemen memnuniyetsizce haykırdı.

Herkes Gene’nin düşüncelerini biliyordu. Bu Fanny’ye yaklaşması için altın fırsattı. Tam öfkeyle Bach’in haykırışına yanıt vermek üzereydi ki, Fanny birdenbire gülümsedi, ‘’Bach istemediğine göre, o zaman Bryan’la birlikte ben at sürerim.’’

‘’Heh heh, teşekkür ederim Usta Fanny. Geliyorum!’’ Han Shuo keyiflendi ve neşeyle Gene’nin yanından hızla geçerek, Fanny’e doğru ilerledi.