Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

3. Bölüm Aptaldan Deliye Dönmek

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Küçük cadı Lisa’dan yediği deli gibi dayak bedeninin her tarafında hissettiği acı ve ağrıları arttırırken, Han Shuo’nun düşünceleri çılgınca gel git yaptı. Acınası Han Shuo zaten oldukça zayıftı. Burnunun kanamasına neden olan ilk hamle ağlamasına neden olmuş, ağaçtan düşüşü ise acıyla bedeninin uyuşmasına sebebiyet vermişti. Yerde top gibi kıvrılması ise Lisa’nın dikkatini korunmasız bir noktasına çekiyordu; kıçına.

Han Shuo bir süre sonra fevkalade bir şey fark etti. Ufacık olan büyü yuanı kıçında dolanmaya başlamış ve acının birazını geçirmişti. Lisa tekmeleri büyü yuanının yardımıyla artık o kadar da acıtmıyordu.

Aslında büyü yuanının geçtiği her yer büyük ölçüde rahatlıyordu ve biraz....rahat hissettiriyordu.

Han Shuo afalladı ve içten içe düşünmeye başladı. Vücut Âlemi ciddi ciddi mazoşitçe bir şey! Büyü yuanı kıçının sağ tarafında dolanırken Lisa’nın tekmesi geldi ve tam büyü yuanının geçtiği yere vurdu.

‘’Ah!’’ ‘’Vah!’’

Birinden tiz bir çığlık gelirken diğerinden de kısık bir inilti duyuldu. Lisa birdenbire Han Shuo’nun kıçının sağ tarafının demirden sert olduğunu hissetti. Hemen ayağını tuttu ve bağırarak zıplamaya başladı.

Diğer taraftan, Han Shuo ise Lisa tekmesinin acıtmadığını aksine inanılmaz derecede rahat hissettirdiğini fark etti. Acı içindeki vücuduna nazaran kıçındaki bu his zıt bir histi ve Han Shuo istemsizce bağırmıştı. Aslında, bağırışı sanki hafifçe keyifli gibiydi.

‘’Bryan, pantolonuna taş mı koydun, seni sersem?’’

Lisa zarif ayağını ovuştururken yüksek sesle homurdandı. Aniden birkaç kız öğrenci daha Han Shuo ve Lisa’nın etrafında belirdi. Her biri uykulu ve soğuk gözlerle gence bakıyorlardı.

Han Shuo'nun burnunun acısı geçti ve nihayetinde gözyaşlarını kontrol altına aldı ardından kıpırdandı ve otlara oturdu. Etrafına bakındığında büyücü çırağı Amy ve Athena’nın, acemi büyücü Bella’nın ve de tabii ki Lisa’nın öfkeli bakışlarını fark etti.

Tehlike kıvılcımları havada dört dönüyordu...

Amy Athena ve Bella Lisa’nın yanında durduklarında soluk kalıyorlardı. Hepsi 16 ila 17 yaşlarındaydı ama çok da tatlı değillerdi. Ayrıca güzellik uykuları bölündüğünden son derece kötü bir ruh halindeydiler.

‘’Aptal, neye bakıyorsun! Neden pantolonuna taş koydun! Güzel ayağımın morarmasına neden oldun! Ooh ohh...acıyor.’’

Lisa ellerini beline koydu ve soğukça Han Shuo’ya bakarken kibirle konuştu. Ne var ki sol ayağının üzerinde zıplamak zorunda olduğundan dolayı, oluşturmak istediği etki bozulmuştu.

‘’Aptal heh...’’ Han Shuo içinden kıkırdadı ve masum bir ifade takındı. Zorla kendisini kaldırdıktan sonra aptal bir şekilde ‘’heh, heh’’ sesi çıkardı ve konuştu, ‘’Nuh uh, pantolonumda taş yok!’’

Ardından kızlara doğru kıçını döndü ve konuştuğu sırada pantolonunu indirmeye başladı. Daha pantolonu indiremeden dört paniklemiş çığlık yankılandı ve hemen ardından delice koşma sesleri geldi.

‘’Bryan, seni aptal! Hemen o pantolonu çek yoksa seni gebertirim!’’ Lisa alelacele bağırdı, sesindeki panik anlaşılabilirdi.

‘’Oh.’’ Han Shuo aptalca yanıtladı ama içinden sinsice kıkırdamaya devam etti. Sizi gidi bir grup cahil küçük papatya! Görün bakın sizinle nasıl ilgileniyorum.

Han Shuo pantolonunu yukarı çektikten sonra Lisa Han Shuo’ya yakından bakmaya başladı ve öfkeyle söylendi, ‘’Pantolonuna taş sakladığın gerçeğini unutabilirim ama gecenin köründe penceremin dışındaki ağaçta ne yapmayı planlıyordun?’’

‘’Heh heh,’’ sorusuna yanıt olarak iki aptalca gülüş sesi çıktı. Han Shuo ağacın dallarından birine takılmış yırtık pırtık bir çantayı işaret etti. ‘’Şunu almayı!’’

‘’Neden gecenin bir yarısı bir çöp torbasının peşindesin ki?’’ Lisa öfkeden patlayacağını düşünürken hiddetle haykırdı.

O anda, acemi büyücü Bella hafifçe iç çekti ve Lisa’ya seslendi, ‘’Hey Lisa, Bryan’ın delirdiğini görmüyor musun? Görünüşe göre hortlağın öldürmek yerine delirmesine neden olmuş. Deli birine kızmanın mantığı ne?’’

Athena esnemesini eliyle gizlerken oldukça uykulu görünüyordu, ‘’Oh...yarın daha derse gideceğiz. Uykuya dönüyorum, kıdemli Lisa bu durumu kendi başına halledebilirsin!’’

Amy anlık olarak kafasını iki yana salladığı esnada Han Shuo’ya acıyarak baktı ve kısa süre sonra yumuşakça iç çekti. Pek konuşmadı ve Bella gibi ayrılmaya hazırlandı.

Han Shuo aptal gibi davranmasaydı, Lisa’nın gazabına ek olarak bu üç kızın da gazabıyla yüzleşirdi ama aklını kaybettiği izlenimi verdiği için, üç kız doğal olarak bir deliyle uğraşmazdı. Bu yüzden, genci tek başına bıraktılar ve sıcak yataklarına döndüler.

Üç kız ayrılınca, geriye sadece Lisa ve Han Shuo kaldı. Lisa vahşice Han Shuo’ya baktı ve sözlerini arkasında bıraktı, ‘’Kendi işinle uğraşmaya geri dön, iki gün sonra seni bulmaya geleceğim. Bugün yoruldum; eğer uykumu yeniden bölmeye cüret edersen, seni sadece dövmekle yetinmem, büyümle ikinci kez delirmeni sağlarım!’’

Lisa konuşmayı bitirdikten sonra son bir bakış attı ve biraz garip bir şekilde yürüyerek ayrıldı. Kapıdan içeri girdiği sırada ise acı dolu konuşması duyuldu, ‘’Ouch, acıyor! Bu sersemin pantolonuna taş koyduğuna inanamıyorum, kesinlikle hortlağım yüzünden delirdi’’

Lisa içeri girdikten sonra geceye tekrardan sessizlik çöktü. Han Shuo kızın içeri girdiğini gördükten sonra derin bir nefes verdi. Neyse ki Lisa Nekromansi büyüsünü üzerinde kullanmamıştı, zira acemi büyücü olduğu göz önüne alınırsa, bir hortlak gerçekten de genç adamı delirtirdi.

Parti bitti ve Han Shuo da ayrıldı. Yorgunca tükenmiş bedenini depoya sürüklerken küfredip duruyordu.

Depoya döndükten sonra yatağındaki bütün çöpü umursamazca yere attı ve derin bir uykuya daldı.

Sonraki gün.

Han Shuo horultuyla uyurken deponun kapısı birden açıldı ve yüksek bir ‘’Vah....’’ sesi duyuldu.

Han Shuo uykulu gözlerini açtı ve köle kıyafetleri giyen kısa boylu şişkoyu görmek için kendini çevirdi. Şişko kısa sarı saça, koyu yeşil gözlere sahipti ve şoke olmuş ifadesiyle Han Shuo’yu işaret ediyordu, ‘’Sen... Sen....’’ Cümlesinin sonunu getiremedi.

‘’Oh, Jack. Odamda ne yapıyorsun?’’

Küçük şişko Jack Bryan’la aynı yaştaydı. Jack Nekromansi bölümünde muhtemelen aynı acınası kaderi paylaşma hissinden dolayı, Bryan’a iyi davranan birkaç kişiden biriydi. Küçük Jack yoksul bir aileden geliyordu ve babası onu iki yıl önce her ay birkaç gümüş sikke kazansın diye Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’ne yollamıştı.

Jack de Bryan gibi bir ayakçı olsa da Babil Akademisi’ne satılmamıştı. Köle tacirleri tarafından okula satılan Bryan’ın aksine, özgür bir bireydi.

Jack de durmak bilmeyen zorbalığın kurbanı olsa da köle olmadığı için öğrenciler ona Bryan’a davrandıkları gibi davranmıyorlardı. Dövüp bağırabilir hatta üzerinde küçük deneyler yapabilirlerdi ama asla bir köleye yaptıkları gibi ölümüne işkence edemezlerdi.

Bryan aslında küçük şişko Jack’i kıskanıyordu, zira Jack her öğün doyana kadar yiyebiliyor ve insanlık dışı bir zorbalığa uğramıyordu. Küçük şişko Jack ise sadece Bryan sayesinde ufacık bir özgüven kazanabiliyordu, bu nedenlerden ötürü ikisi inanılmaz derecede iyi anlaşıyordu.

‘’Hoo.....hoo...beni ölümüne korkuttun. Bryan, ölü değilsin, bu inanılmaz!’’

‘’Ne inanılmazı be, açlıktan ölüyorum. Jack yiyecek bir şeyin var mı? Varsa verir misin, sonra öderim!’’

Han Shuo konuşmasını bitirdikten sonra küçük şişko Jack’in yanıt vermediğini ve sersem sersem kendisine baktığını fark etti. İki küçük, yeşil göz merakla kendisine bakıyordu. Han Shuo kaşlarını çattı ve sabırsızca söylendi, ‘’Ne, o kadar iyi mi gözüküyorum?’’

Jack afalladı ve Han Shuo’ya daha da garip bir şekilde baktı, ‘’Yıllardır hiç benden yemek istemedin. Sadece verirsem yerdin. Ayrıca hiç böyle konuşmazdın. Bryan, biraz değişiksin!’’

Biraz şaşıran Han Shuo kendisindeki farklılığı göremeyen Lisa ve diğerlerini hatırladı. Bu aklı bir karış havada olan şişko, Han Shuo’nun ilk cümlesiyle aradaki farkı anlanıştı.

Han Shuo bir süre Bryan’ın anıları arasında gezindi ve Bryan’ın Nekromansi öğrencileriyle esasen hiç konuşmadığını keşfetti. İnsanların isteklerini konuşmadan yerine getirirdi ve sadece Jack ile ara sıra konuşurdu. Daha doğrusu, çoğunluğunda Jack konuşur Bryan dinlerdi. İkisi uzun bir süredir beraberdi. Jack’in aradaki farkı hızlıca anlamasına şaşırmamak lazımdı.

Han Shuo’nun yüzünde parlak bir gülümseme belirdi ve yanıtladı, ‘’Lisa’nın hortlağı tarafından işkence çektim ve neredeyse ölüyordum. Bu sayede yaşam tarzımın yanlış olduğunu fark ettim ve bir değişim yapmak istedim.’’

Jack Han Shuo’nun açıklamasıyla rahat bir nefes çekti ve onayladı, ‘’Anladım. Hortlak sana saldırınca aptala döndüğünü düşünmüştüm!’’

Han Shuo, ‘’.....’’

‘’Al, sakladığım biraz çavdar ekmeği. Düşünme ve ye. İyi ki ölmedin. Herkes öldüğünü düşündüğü ve yeni bir ayakçı bulamadıkları için senin tüm işlerini bana yıktılar. Bu sabah buraya çok erken gelmek zorunda olduğum için acele ediyordum ve yanlışlıkla Bach’a çarptım. Beni dövdü, hatta sol gözümde bir morluk var!’’

Küçük Jack Han Shuo’ya bir parça çavdar ekmeği verirken mutlu bir şekilde yaşananları anlattı. Görünüşe göre Bryan’ın işlerini yapmayacağı için oldukça keyifliydi.

Han Shuo ekmeği vahşice ısırarak koparırken Jack’in sol gözündeki yeşilimsi çürüğe baktı. Öfkeyle konuştu, ‘’Bach yine sana vurmuş. Kendine fazla güveniyor. Gel, hadi intikam alalım!’’

Jack aniden korku içinde sıçradı ve ağırlığını kullanarak Han Shuo’yu durdurdu, ‘’Bryan, delirdin mi? Bu duruma zaten uzun zaman önce alışmadık mı? Bach Nekromansi bölümünde bir çırak! Sanki bizi ilk defa dövüyor, bizi yalnız bırakması yeterince iyi. Ne intikamı alabiliriz ki?’’

Han Shuo soğukça güldü, ‘’Endişelenme. Kendi yöntemlerim var. Evet, delirdim. Bütün Nekromansi öğrencileri de delirdiğimi biliyor. Evet, ben delinin tekiyim, kimden korkacakmışım ki!’’

Han Shuo depodan kibirle çıkıp Jack’i peşinden sürüklerken haykırdı. Bedenindeki büyü yuanı daha da hızlı hareket ediyordu!

 

Çevirmen notu
[3/50]