Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

30. Bölüm At Sırtında Cezbedici Bir An

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Yola çıkmadan önce Han Shuo’ya yığılan eşyalar binekler arasında dağıtıldı.

Han Shuo Fanny’nin arkasında oturuyordu ve at ilerlerken bedenleri temas ediyordu. Fanny’nin saçı gencin önünde sallanırken Han Shuo’nun burnuna hafif, çekici bir koku ulaşıyordu.

Fanny dik ve düz duruşuyla atın üstünde oturuyordu. Büyücü cübbesinin altındaki çekici kıvrımları, tamamen Han Shuo’nun hayran bakışlarının önündeydi. At dörtnala koşarken, ikisi arasındaki mesafe yavaşça kapanmaya başladı.

Nihayetinde hızla koşturan at ikisinin de dengesini bozdu ve Han Shuo’nun alt kısmıyla Fanny’nin güzel kalçası çarpıştı. İnce büyü cübbesi şahane hissiyatı durdurmaya yardımcı olmadı ve bedenleri çarpışırken Han Shuo’nun kontrol edilemez arzuları kafasında dört döndü.

Han Shuo alt kısmı sertleştiğinde ağlasa mı, gülse mi bilemiyordu, lakin bedeninin tepkilerini durduramıyordu.  Alt kısmı atın aşağı yukarı hareketleri nedeniyle, durmadan Fanny’nin şahane kalçaları arasında oynuyordu.

Han Shuo ve Fanny’nin temas ettiği yerden güçlü bir uyarı gelerek, Han Shuo’nun neredeyse yüksek sesle ulumasına neden oldu. Han Shuo arkadan Fanny’ye baktığında, Fanny’nin beyaz boynunda bir kızarıklığın belirdiğini ve bununla daha da çekici göründüğünü fark etti.

Güzel Fanny zaten Han Shuo’nun rüyalarının kadınıydı ayrıca Han Shuo şu anda erkeklerin kendilerini kontrol etmelerinin en zor olduğu yaştaydı. Buna ek olarak, Han Shuo’nun ilişkilerin nasıl hissettirdiğini bilmeyen bir bakir olduğu gerçeği de eklenince, bütün bu uyarılar onun için yeryüzünü sarsan yıldırım ve gök gürültüleri gibiydi.

Arzularını kontrol edemeyen Han Shuo cüretkâr bir tavır takındı ve yavaşça Fanny’nin yumuşak belini sardı. İki eliyle Fanny’nin belini sıkıca kavramıştı.

Han Shuo anında ellerinde kemik delici iki acı hissetti. Kafasını şok içinde kaldırdı ve Fanny’nin utanmış ve öfkeli suratını gördü. Fanny öfkeden kızarmıştı ve mest edici gözleri vahşice Han Shuo’ya bakıyordu. Kısık bir ses tonuyla söylendi, ‘’Lanet olsun, kendini kontrol et Bryan, yoksa seni attan atarım.’’

Ne var ki, Fanny bir şeylerin yanlış olduğunu anlamıştı. Genç adamın yüzü kıpkırmızıydı ve bedeni delicesine kasılıyordu. Han Shuo ağır ağır soludu ve beş saniye aynı pozisyonda kaldı ardından bütün bedeni dondu sonrasında ise normale döndü. Geriye sadece hızlı hızlı solumaları kalmıştı.

Fanny arkasında ıslak ve yapışkan bir şey olduğunu açıkça hissedebiliyordu.

‘’Üz...üzgünüm Usta Fanny! Ben...isteyerek yapmadım!’’ Han Shuo Fanny’nin hiddetle kükremek üzere olduğunu görünce, hemen suçlu bir şekilde mırıldandı, lakin aslında cezbedici o anı zihninde tekrar tekrar düşünüp duruyordu ayrıca numara yaptığı kadar da korkmuyordu.

Fanny öfkeyle durdu. O da Han Shuo’nun ergenlik zamanlarında olduğunu biliyordu ve bedenleri uygunsuz bir şekilde temas ediyordu. Han Shuo’nun hareketleri içgüdüseldi ve büyük ihtimalle asıl niyeti değildi.

Tüm bunlara rağmen Han Shuo yine de kendisinden faydalanmıştı. İkisi gerçekten hiçbir şey yapmamış olsa da, Fanny bir kadın olarak Han Shuo’nun arkasından kendisini rahatlatmasına hiddetli ve öfkeliydi.

Fanny gerçekten kontrolünü kaybeder ve saldırırsa kendisi bir usta büyücü olduğundan dolayı muhtemelen Han Shuo dayanamazdı. Ayrıca genç adamın Fanny’ye karşı hisleri vardı ve gerçekten Fanny’nin kendisini dövmesinden korkuyordu. Gerçekten şu anki durumuyla ne yapacağını bilmiyor ve çözüm bulamıyordu.

Tam Han Shuo düşünceleri arasına daldığı sırada, birdenbire uyluklarında sert bir çimdik hissetti. Anında kafasını eğdi ve acı içinde haykırırken aynı zamanda Fanny’nin sözlerini duydu, ‘’Lanet Bryan, bunun bedelini sonra ödeteceğim.’’

‘’Usta Fanny, neler oluyor? Bryan, ne yapıyorsun?’’ Lisa Bryan’ın haykırışını duydu ve sorgulayarak baktı.

‘’Bir şey yok. Bir anlığına düşüyor gibi oldu ve korktu.’’ Bryan ağzını açma fırsatı bulamadan Fanny kestirip attı.

Herkes aceleyle ilerlerken sessizlik devam etti. Yarım saat sonra, Han Shuo şaşkınlıkta alt kısmının yine dikeldiğini keşfetti. Fanny aynı hissiyatı tattığında, hemen gruptan kısa bir mesafe uzaklaştı ardından attan inerek, öfkeyle Han Shuo’nun atı sürmesini istedi.

‘’Usta Fanny, gerçekten bilerek yapmıyorum ve nasıl at sürüleceğini bilmiyorum.’’ Han Shuo Fanny’nin öfkeli hareketleri nedeniyle boyun eğerek ata tırmandı ve kasvetli bir ifadeyle konuştu.

‘’Kapa çeneni ve beni dinle. Sana bir bineği nasıl süreceğini öğreteceğim.’’ İkisi yer değiştirdi. Han Shuo’ya her zaman nazik ve iyi davranan Fanny az önce olanlardan dolayı artık o kadar nazik değildi ve öfkeyle konuşuyordu.

Han Shuo başta Fanny’nin yönergelerini anlayamadı ve binek etrafta kontrolsüzce dolaştı. Vahşice oraya buraya atıldı, yüksek sesle kişneyip durdu. Bu da Han Shuo ve Fanny’nin dengesinin bozulmasına ve Fanny’nin dolgun göğüslerinin sürekli Han Shuo’nun sırtına çarpmasına neden oldu. Atı nasıl süreceğini öğrenmek Han Shuo’nun aklındaki son işti ve dikkati tamamen dağınıktı.

Fanny’nin öfkeli bağırışları eşliğinde bir süre uğraştıktan sonra, sonunda bineği sürmeyi öğrendi. Fanny iki eliyle Han Shuo’nun sırtına bastırarak dolgun göğüslerinin yine temas etmesini engelledi. Yolu işaret etti ve ikili Drol’a doğru dörtnala ilerlemeye başladılar.

Han Shuo ve Fanny Drol’a vardığında, gökyüzü sisliydi ve gece çökmek üzereydi. Gene ve diğer öğrenciler onları bekliyor, endişeyle yola bakıyorlardı.

Han Shuo ve Fanny belirdiğinde Gene hızla yaklaştı ve güzel kadına bakarak çabucak konuştu, ‘’Usta Fanny, neden gelmeniz bu kadar uzun sürdü? Başınıza bir şey geldi sandım, çok endişelendim.’’

‘’Önemli bir şey yok, sadece Bryan yarı yolda at sürmeyi denemek istedi. Biraz tavsiye verdim, bu yüzden geç kaldık.’’ Fanny eski tutumuna dönmüştü. Gruba bakarken gülümsedi ve hafifçe kıkırdadı, ‘’Çok güzel, herkes hazır. Usta Gene, oteli ayarladınız mı?’’

‘’Hallettim. Atları devreder devretmez dinlenmeye çekilebiliriz. Yarın şafak söktüğünde direkt Karanlık Orman’a gidebiliriz.’’

Fanny zarifçe attan inerek, esnek bedenini sergiledi. Vücudunu esnetti ve kaşlarını çattı, ‘’Tüm gün terledik. Otelde bir duş alacağım. Bryan, atları devrettikten sonra odama gel. Konuşmamız lazım.’’

‘’Anladım Usta Fanny.’’ Han Shuo çarpık bir ifadeyle onayladı, Fanny’nin az önceki hareketleri hakkında cezasını vermek istediğini çok iyi biliyordu.

Fanny konuşmayı bitirdikten sonra aceleyle otele doğru ilerledi. Han Shuo ise alt kısmındaki yapışkanlığı hissetti ve Fanny’nin neden bu kadar aceleyle duş almak istediğini anladı. Yüzünde yapmacık bir gülümseme belirdi.

Han Shuo ve birkaç erkek öğrenci Gene’nin yönergesi altında atları bağladı ardından hepsi Gene’yi otele kadar takip etti.

‘’Usta Gene, Drol İmparatorluk’tan uzakta ve direkt Karanlık Orman’ın yanında. Bu kasabada çok sayıda garip ve eşsiz dükkân var. Hava daha tam kararmadığına göre, bir yürüyüşe çıkabilir miyiz? Nasıl olsa otelin nerede olduğunu biliyoruz, biraz geç kalmamızda sorun var mı?’’ Bach birden konuştu ve yanındaki öğrenciler de biraz mırıldandı. İfadelerine bakılırsa, görünüşe göre başka bir niyetleri vardı.

‘’Hayır!’’ Gene kararlılıkla reddetti ardından garip bir gülümsemeyle onlara baktı ve fısıldayarak, ‘’Gerçekten ne düşündüğünüzü bilmediğimi mi sanıyorsunuz? Drol Kasabası eşsiz konumundan dolayı Günahkârlar Şehri olarak biliniyor. Buraya gelen maceracılar ve tüccarlar her an tehlikeyle karşılaşabilir ama her erkek rüyalarında veya uyanık oldukları anlarda heyecan arıyorlar. Bu yüzden, eğlence sektörü İmparatorluk boyunca ünlü. Hmph, kesinlikle bu fırsatı kullanamazsınız.’’

Gene’nin sözlerinden sonra Han Shuo çevreyi yakından gözlemledi ve daha tam gece olmasa da, Drol’un geniş sokaklarındaki birçok neon ışığın yandığını fark etti. Ağır makyaj yapmış birkaç genç kız bir sokağın köşesinde duruyor, çekici gülümsemeler atıp sokaktakilerin ilgisini çekmeye çalışıyorlardı.

Gene’nin sözleri belli ki erkek öğrencileri can evinden vurmuştu, zira otele eğdikleri kafalarıyla girdiler. İç çektiler ve Gene’nin kalpsizliğinden yakındılar.

Öğrencilerin hepsi otele girdikten sonra, Gene’nin yardımıyla odalarını buldular. Gene Han Shuo’ya bir bakış attı ve hafifçe gülümsedi, ‘’Bu sefer sınırlı paramız var ve zaten binekler için elli altın harcadık, dolayısıyla biraz paradan kısmak için sana terk edilmiş depoyu ayarladım. Depo arkanın sol tarafında. Anahtarı yok, direkt gir.’’

Gene sözlerini söyledikten sonra özür diler gibi kollarını açtı ve bir gülümsemeyle birlikte çabucak ayrıldı. Han Shuo birkaç adım sonra Gene’nin sessiz sırıtması ve kısık mırıldanmasını duyabildi, ‘’Basit bir kölesin, nasıl değerli Fanny’imle aynı atı paylaşmaya cüret edersin? Huh!’’

Şu anki Han Shuo artık zar zor eski benliğini andırıyordu. Algıları kısa bir mesafede oldukça keskindi ve Gene’nin kahkahasının ve mırıldanmalarının her kısmını duymuştu. Han Shuo soğukça gülümsedi ve biraz kısık sesle küfretti, ardından şeytani bir şekilde sırıttı.

Sadece Fanny benim olana kadar bekle...o zaman ağlayışını izleyeceğim. Han Shuo Fanny’nin odasına giderken vahşice düşündü.