Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

32. Bölüm Büyüde Ufak Başarılar

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Han Shuo otelin deposuna dönünce hemen dinlenmedi, bunun yerine her zamanki gibi büyü çalıştı.

Bedenindeki büyü yuanı şeytani büyü yasalarına göre dolanıyordu. Han Shuo’nun dikkatli yönlendirmesi altında, meridyenlerinin, kaslarının, derisinin ve kemiklerinin her santiminden geçiyordu. İster fiziksel gücü olsun ister algıları, Han Shuo ikisinin de büyük ölçüde geliştiğini hissedebiliyordu.

Han Shuo azimle Mistik Buzul Büyüalevi’nin yönergelerine göre son darboğaza saldırıp duruyordu. Büyü yuanının iki elinin de merkezinde dolaştırdı ve parmaklarındaki ve kemiklerindeki meridyenleri temizlemeye çalıştı. İki eli de kasılmalarla titrerken kemiklerinden ve meridyenlerinden durmaksızın acı dalgaları hissediyordu. Ellerinin arkalarından ise iki seçilebilir fener gibi, mor ve kırmızı ışıklar yayılıyordu.

Han Shuo dişini sıkıp inatla direnirken acı artmaya devam etti. Bunun Mistik Buzul Büyüalevi çalışmasında kritik nokta olduğunun farkındaydı. Ellerindeki bütün meridyenleri temizleyip Mistik Buzul Büyüalevi’nde başarılı sonuçlara ulaşıp ulaşamayacağı iradesine bağlıydı.

Büyü yuanının beş parmağındaki kemikleri temizleme sürecinin sonu gelmeyecek gibiydi. Han Shuo alnındaki damarlar şişerken her yerinden akan terle birlikte lotus pozisyonunda oturuyordu. Başlangıçtaki huzurlu ifadesi biraz sinsi ve hayaletimsi bir hal alarak, şeytani bir his vermeye başlamıştı.

Uzun bir zaman geçtikten sonra, Han Shuo acıdan bayılacağını hissetti, artık ellerindeki kemik delici ızdıraba dayanamıyordu. En sonunda kısık bir kükremeyle birlikte ellerini sallamaya başladı.

Papapa…

Parmaklarından on keskin patırtı gelirken Han Shuo tükenmiş gibiydi ama büyü yuanı engel olmadan pürüzsüzce parmaklarında akıyordu.

On mor-kırmızı köz, tıpkı bir mum yanmış gibi, anında parmak uçlarından yükseldi. On mor-kırmızı alev karanlık depoda nefes kesen renklerle parıldadı. Tıpkı açmış hipnoz edici çiçekler gibi, insanlara gizemli ve öngörülemez bir his veriyordu.

İki elinin avuçları da parmaklarının yanı sıra kırmızı-mor renge boyanmıştı. Ellerindeki kemikler açıkça görülebiliyordu hatta derisi saydam bir parıltıyla ışıldayarak, son derece garip görünüyordu.

Son derece keyiflenen Han Shuo kısık sesle kükredi ardından çabucak etrafına bakındı ve yavaşça büyü yuanını ellerinden karnına çekti. Büyü yuanının desteği olmadan, Han Shuo’nun elleri yavaşça normale döndü ve on alev çiçeği de kayboldu.

Başarılı! Bu durum Mistik Buzul Büyüalevi’nde başarılı olduğunun kanıtıydı. Yetersiz büyü yuanından dolayı Mistik Buzul Büyüalevi’nin tam gücünü sergileyemese de, artık savunmasız birisi değildi.

Mistik Buzul Büyüalevi’nin kırmız alevleri yolundaki her engeli yakarken, mor alevler kemik donduracak derecede soğuktu. Bu büyüalevine kim kapılırsa ya içten dışa yanardı ya da iç organlarının buz bloklarına dönüşmesini deneyimlerdi. Saldırıya uğrayan kişinin hayatta kalma ihtimali son derece düşüktü. Şeytani gelişimci yeterli büyü yuanına sahip olursa, avuçlarına daha muazzam büyüalevi yoğunlaştırabilir ve böylece sergilediği dehşet verici güç artardı.

Han Shuo Mistik Buzul Büyüalevi’nde başarıya ulaştıktan sonra devasa bir tükenmişlik dalgası altında boğuldu ve derin bir uykuya daldı.

Sonraki gün, şafak.

Fanny’nin liderliğinde, on iki kişilik grup Drol Kasabası’nın girişinde toplandı. Kasabadan biraz yemek ve su alıp bütün bu eşyaları Han Shuo’nun üzerine yıkmışlardı.

‘’Dün gece Usta Fanny’nin odasında ne yapıyordun?’’ Lisa genç adamın üzerine bir deri matara asarken fısıldayarak sordu.

Görünüşe göre Fanny dün gece olanları kimseye açıklamamıştı. Han Shuo mesafedeki Fanny’ye bir bakış attı ve bazı öğrencilere dikkat etmeleri gereken noktaları açıkladığını fark etti. Genç adam da fısıldayarak yanıtladı, ‘’Bir şey yok. Usta Fanny birkaç nekromansi büyüsü denemek istedi ve beni denek olarak kullandı.’’

‘’Hmph. Bana yalan söyleme, Usta Fanny üzerinde büyü denemek istese dahi, kemik oku denemezdi. Bu türden büyüleri sadece büyücü öğrencileri çalışma gereği duyar, usta bir büyücü olarak bu türden bir deney yapmasına gerek var mı?’’ Lisa sinirlendi ve Han Shuo’ya uyarıcı bakışlar attı.

‘’Usta Fanny kemik oku büyüsünü deniyordu, her büyü beş seviyeye bölünmüyor mu? Sadece şu anki gücüyle kemik oku büyüsünün kaçıncı seviyesini kullanabildiğini görmek istedi. İnanmıyorsan Usta Fanny’ye sorabilirsin.’’

Han Shuo Lisa’ya yalan söylediğinden beri, genç kızın tutumu gerçekten değişmişti. Ne var ki, kadınlar asla değişmezdi. Sizden hoşlanmasa bile, kendisinden hoşlanıldığını öğrendiğinde yine de sanki kendisininmişsiniz gibi davranırdı. Başkasıyla belirsiz bir ilişkiniz olursa, ilk rahatsız hisseden yine onlar olurdu.

Lisa da aynıydı. Çok önemsememesine rağmen, Han Shuo’nun düşüncelerini öğrendikten sonra Han Shuo’nun ölene kadar sadece kendisinden hoşlanacağını ve Fanny’yle arasında bir şey olamayacağını sanıyordu. Han Shuo daha önce bunu başkalarından duymuştu ama şimdi ilk kez deneyimliyordu.

‘’Unut gitsin, her şekilde bana yalan söylemeye cesaret edemezsin!’’ Lisa Fanny’ye baktı ve kaygısız bir tavırla Han Shuo’ya söylendi ardından ayrıldı.

‘’Bryan, hadi gidelim. Karanlık Orman’da ağaçlar ve bitkiler güçlü, dolayısıyla yollar engebeli ve dengesiz. Artık atlara binemeyiz sadece yürüyerek ilerleyebiliriz. Üzerinde çok fazla malzeme var ve kaybolmamalısın. Karanlık Orman’da çok fazla vahşi büyü yaratığı var. Eğer yakalanıp ellerinde can verirsen kötü olur.’’ Fanny uzaktan Han Shuo’ya bakarak seslendi.

Fanny’nin Han Shuo’ya tutumu dün olanlardan sonra değişmişti. Artık genç adama daha fazla önem veriyordu, lakin önceki nazik tutumu haşin bir öfkeyle yer değiştirmişti.

‘’Geliyorum, geliyorum!’’ Han Shuo dün Fanny’den yararlanmıştı ve kadın dün gece banyosunda gencin çirkinliğine tanık olmuştu. Doğal olarak artık ona nazikçe davranmıyordu. Aslında Fanny ona olan tavrını yavaşça değiştirdiğinden dolayı bu durum bir nevi gelişme sayılabilirdi.

Kasabadaki dükkânlar açık olduğundan Drol anormal şekilde gün içinde yoğundu. Birkaç uykulu tüccar ve maceracı dağınık kıyafetleriyle yakındaki binalardan çıktı. Bu kişiler de günah dolu bir gecenin ardından işe geçmeye hazırlanıyordu.

Tüccarlar ve maceracılar gruplar kurdu ve çantalarındaki eşyalarıyla birlikte Karanlık Orman’a doğru yola çıktılar. Ya büyülü yaratık yakalamaya ya da ormandaki azınlıkla ticaret yapmaya gidiyorlardı.

Fanny’nin yönergeleri altında, Han Shuo’nun grubu da düzene oturdu ve Karanlık Orman’a Fanny’yle Gene’nin peşinden ilerlediler.

Karanlık Orman, içinde birkaç sıra dışı ırk ve çeşit çeşit vahşi büyülü yaratık barındırıyordu. Orman engin ve ucu bucağı gözükmeyen bir yerdi. Elfler, goblinler ve barbarlar ormanın ana ırklarıydı, lakin bu ırklar bile normalde ormanın dış kısımlarında yaşarlardı.

Karanlık Orman’ın gerçek iç dünyası gizemler ve tehlikelerle doluydu. En büyük ve dehşetengiz büyü yaratıkları iç kısımda yaşarlardı ve bu kısım Karanlık Orman’ın en gizemli ve çekici kısmıydı. Efsaneler ormanın merkezinde muazzam hazineler ve değerli eşyalar olduğundan bahsetse de, çok az kişi merkeze dalmaya cüret ederdi. Bu cüreti gösterip hayatta kalan kişilerin sayısı çok çok azdı.

‘’Beni takip edin, kuzeye yöneleceğiz.’’ Fanny Karanlık Orman’a girdikleri an yüksek sesle haykırdı ve grubun yönünü değiştirerek, direkt ormanın kuzey kısmına yöneldi.

Karanlık Orman’da yollar gerçekten engebeliydi. Her türden sağlam kayalar ve onlarca metrelik dalları olan upuzun ağaçlar her yerde görülebilirdi. Başlangıçta kuzeye giden çok sayıda maceracı ve tüccar vardı ama zaman geçtikçe hepsi kendi yoluna gitti. İnsanlar göz açıp kapayıncaya kadar kaybolmuştu ve kimse nereye gittiklerini bilmiyordu.

Aniden, Han Shuo’nun kulaklarına birkaç hızlı adım sesi geldi. Duraksadı, duyma yetisine odaklandı ve ardından hemen konuştu, ‘’Bir ses yaklaşıyor ve insan gibi durmuyor.’’

‘’Bryan, sadece bir kölesin. Ne tehlikesi hissedebilirsin ki? Ne gülünç ama.’’ İlk kahkaha atıp Han Shuo’yla alay eden Bach oldu.

Han Shuo büyü yuanı eğitimine başladığından beri, algıları öncesinden çok daha keskinleşmişti. Ayrıca, başından beri duyma yetisine güveniyordu.  İnsanların hızla yaklaşan pat sesleri çıkarması zordu ve görünüşe göre gelenlerin sayısı birden fazlaydılar.

Han Shuo yalnızca, Fanny ve diğerlerinden Karanlık Orman’ın tehlikelerini duyduğu için konuşmuştu ama kimsenin sözlerine dikkat etmediğini görünce daha fazla konuşmadı.

Grup yavaşça kuzeye ilerlemeye devam ederken kaşlarını ilk çatan Fanny oldu ardından iki dakika sonra şaşkınlıkla haykırdı, ‘’Gerçekten yaklaşan büyülü yaratıklar var. Herkes eşyalarını bıraksın ve savaşa hazırlansın. Hâlâ Karanlık Orman’ın dış kısımlarında olduğumuzdan, yaratıklar çok güçlü olmamalı. Endişelenmeye gerek yok.’’

Öğrenciler afalladı ve Fanny konuştuktan sonra Han Shuo’ya garip garip baktılar. Daha sonra ise aceleyle çantalarını bıraktılar ve dairesel bir savunma pozisyonu oluşturdular.