Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

33. Bölüm Ufak Bir Büyü Denemesi

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Birdenbire, kediye benzeyen beş yaratık çevrelerinde belirdi, lakin bu yaratıkların üç kafası, dikenli bir kuyruğu ve gözlerinde dans eden sarı ışıkları vardı.

‘’Endişelenmeyin, bunlar sadece diken kuyruklu kediler. Herkes çabuk olsun ve saldırmaya hazırlansın. Büyü eğitiminizin sonuçlarını gösterin.’’ Fanny büyülü yaratıkları görünce rahat bir nefes verdi.

Fanny konuştuktan sonra öğrenciler büyülü sözler söylemeye başladı ve kısa süre sonra havada sayısız kemik oku belirdi. Kemik okları beş diken kuyruklu kediye vhoosh sesleri eşliğinde fırladı. Kedilerin hızları yüksek olsa da, üçü kemik oklarına yakalandı. Yaralanan yaratıkların hızları anında düştü.

Ne var ki, geri kalan iki yaratık öğrencilerin kemik oku saldırılarını atlattılar ve kurulan savunma formasyonunun ortasına daldılar. Öğrenciler saldırı karşısında panikledikleri için, ikinci kemik oku saldırıları ya hedefi kaçırdı, ya da havada patlayıverdi.

İki dikenli kedi zıt yönlere dağıldılar. Sol kısma doğru yönelen yaratık tam saldırmak üzereydi ki, Fanny harekete geçti. Ellerinde beliren üç kemik oku sapmadan yaratığın kafalarına doğru atıldı.

Diken kuyruklu kediden üç keskin inleme duyuldu ve başka bir hücum yapmak yerine korkuyla kaçtı.

Diğer diken kuyruklu kedi Han Shuo’ya yöneldi, genci hedef olarak genci belirlemişti. Diğer öğrencilerin panik halleri devam ettiği için kemik okları yarı yolda patlamaya devam etti bu nedenle kediyi yavaşlatamadılar.

Gene sadece Fanny’nin tarafına dikkat ediyordu ve sağdaki tehdidi unutmuştu. Fanny ise diğer diken kuyruklu kediyle savaştığı için çok geç tepki vermişti. Kedi keskin pençeleriyle birlikte genç adama atıldı.

‘’Bryan, dikkatli ol!’’ Fanny ve Lisa aynı anda dehşet dolu çığlıklar attılar.

Han Shuo sakinliğini korudu ve diken kuyruklu kedi üzerine gelirken paniklemedi. Hatta dudaklarının kenarında soğuk bir kıvrım bile oynadı.

Diken kuyruklu kedinin pençeleri yüzünün önündeyken Han Shuo birdenbire yıldırım gibi bir elini uzattı. Sol elini şiddetle salladığında koluna bağlı sağlam çadır sopalarından birisi diken kuyruklu kedinin keskin pençelerini yakaladı.

Sağ elini uzattığında ise diğerleri sanki havada parlak kırmızı bir çizgi görür gibi olmuşlardı. Han Shuo’nun sağ eli kedinin karnının altına değdi, bir saniye durdu ardından geri çekildi.

Gene’nin kemik ok desteği de aynı zamanda geldi ve iki ok diken kuyruklu kediye sertçe fırladı. Kedinin üç kafasından inleme sesleri geldi ardından hareketsizce yere yığıldı.

Bir kedinin düştüğünü gören diğer dört yaralı diken kuyruklu kedi ürktü ve vahşice uluyarak kaçtılar.

‘’Eh? Usta Gene’nin kemik okları o kadar güçlü ki, bu diken kuyruklu kediyi bir anda öldürdü! Bizim ve Usta Fanny’nin gönderdiği kemik okları sadece kedileri yaraladı ve biz Usta Gene'nin gücünün yanına bile yaklaşamıyoruz!’’ Amy yumuşakça haykırdı ve Gene’ye şaşkınlıkla baktı.

Diğerleri de Amy’nin sözlerinden sonra garip garip Gene'ye bakmaya başladılar, Fanny bile Gene’ye şaşkınlıkla baktı ve kafası karışmış bir bakışla konuştu, ‘’Kemik oku sadece basit bir büyü saldırısı. Bu büyüyle anında bir diken kuyruklu kedi öldürebildin. Bu gerçekten şaşırtıcı!’’

Gene’nin ifadesi başlangıçta biraz garipti, sanki o da olanları anlayamıyor gibiydi fakat Fanny’nin sözlerinden sonra, hemen özgüvenli bir gülümseme takındı ve herkese hafifçe kafa salladı, sanki kendisi de saldırı gücüne saygılarını sunuyordu.

‘’Bryan, az önce sağ elinle kediye vurduğunda, sanki havada kırmızı bir parıltı gördüm! Neler dönüyor? Usta Gene diken kuyruklu kediyi öldürse de, görünüşe göre dengesini bozan sendin, değil mi?’’ Lisa Han Shuo’ya dikkat etmişti ve gördüklerinin biraz garip olduğunu düşünerek konuştu.

‘’Heh heh, saçmalama Lisa. Bryan sadece kediye bir kere vurdu ama pek etkisi olmadı. Köle gücüyle diken kuyruklu kediye ne zarar verebilir ki?’’ Bach Han Shuo’ya aşağılayan bir bakış attı ve ağır bir alayla konuştu.

Han Shuo şapşalca gülümsedi ve pek konuşmadı ama aynı manzarayı gören diğer öğrenciler de kafa karışıklığıyla Han Shuo’ya baktılar. Hepsi çok geçmeden Han Shuo’nun etkisi olmadığını ve kediyi öldürenin Gene olduğu sonucuna vardılar.

Sonuçta, onlara göre, Han Shuo istedikleri gibi zorbalık yapabilecekleri basit bir köleydi...bir köle nasıl güce ve tekniklere sahip olabilirdi ki?

“Pekâlâ, pekâlâ, hadi buradan gidelim. Diken kuyruklu kedi zayıflara saldıran ve güçlüden korkan bir büyülü yaratık fakat unutmayın bu türden yaratıklar sürü halinde yaşar ve eğer destekle gelirlerse sorun çıkarabilirler. Bu düşük seviye büyülü yaratıkların büyü çekirdeği yok ve derileri de pek değerli değil. Onları görmezden gelin, hadi gidelim!’’

Fanny baştaki şaşkınlığından sonra Gene’ye çok dikkat etmedi ve herkese bıraktıkları eşyalarını alıp yola devam etmelerini söyledi. Bu Gene için büyük bir hayal kırıklığına neden oldu, zira herif Fanny’nin kendisini kesinlikle farklı bir ışıkta göreceğini sanıyordu.

Grup Fanny’nin haykırışlarından sonra eşyalarını yeniden yüklendi ve kuzeye ilerlemeyi sürdürdü.

Han Shuo grubun gerisinde kaldı ve ayrılmadan önce garip bir gülümseme takındı. Gene’nin oklarının neden olduğu iki yaraya göz attı ve kediden bir yanık kokusunun yayıldığını fark etti. Yaralardan kedinin eti görünüyordu ve bu kışım kömüre dönmüş, yanmış bir et yığını halini almıştı.

Bu diken kuyruklu kedi Han Shuo’nun Mistik Buzul Büyüalevi’nin kırmızı büyüalevi nedeniyle ölmüştü ve Gene’yle alakası yoktu.

Sağ eline baktı ve büyü yuanını dolandırdı. Birden orta parmağından parlak bir kırmızı büyüalevi fırladı. Han Shuo aleve hayranlıkla bakarken Mistik Buzul Büyüalevi’nin gücüne onaylayan bir bakış attı ve diğerlerine yetişmeden önce kendi kendine kıkırdadı.

Gece vakti parlak ay ışığı yoğun ağaç dalları ve yaprakları arasından Karanlık Orman’ın her köşesine dağılıyordu. Birkaç bilinmeyen böcek şakıyor, sessiz ormana keyifli sesler katıyordu.

Soğuk gecede bir kamp ateşi parıldayarak yanıyordu. Han Shuo üzerlerine yerleştirilmiş taze etin olduğu birkaç dalı aldı ve durmadan alevin üzerinde çevirmeye başladı. Et parçalarının üzerine biraz baharat ekledikten sonra lezzetli et kokuları öğrencilerin burunlarına ulaştı.

‘’Çok güzel kokuyor! Bryan, böyle yemek yapmayı nasıl biliyorsun?’’ Lisa yağla parıldayan bir parça ete bakışlarını odaklarken şaşkınlıkla haykırdı.

‘’Diken kuyruklu kediyle bugün karşılaştığımızdaki performansın dehşet derecede hayal kırıklığıydı. Öyle çok panikledin ki en basit kemik oku büyüsünü bile yapamadın. Böyle olmaz! Ve sen Usta Gene, son kemik oku büyün oldukça şaşırtıcı olsa da, öncesinde fazla umursamazdın. Eğer Bryan’ın yüksek dikkati olmasa, kedinin saldırısı yüzünden yaralanırdı.

Fanny’nin sözlerini dinlerken öğrenciler kamp ateşin yanına toplanmıştı. Güzel kadının kaşları çatıktı ve görünüşe göre Gene ve öğrencilerin bugünkü performansından hiç memnun değildi.

Öğrencilerin yüzlerinde uysal ifadeler vardı ve istekle dinliyor gibiydiler. Ne var ki, gözleri Han Shuo’nun pişirdiği etlere kayıp duruyordu ve birçoğu yüksek sesle yutkunmaya başlamıştı bile.

Han Shuo önceki hayatında tam zamanlı bir otakuydu ve günlük gereksinimlerini kendi hallediyordu. Doğal olarak aşçılık kabiliyetlerini törpülemişti. Bu dünyanın yemek gelişimi Han Shuo’nun geldiği zamandan çok uzaktı. Azıcık yeteneğini gösterdiği an herkesin ağzının suyu akmaya başlamıştı.

Fanny’nin sözleri kulaklarında yankılanırken güzel kadına birkaç bakış attı. Fanny’nin yönetici aurası onu şaşırtmıştı. Bu gezideki asıl düzenleyici Fanny gibi duruyordu. Gene’nin konumuysa Fanny’den biraz düşük gibiydi. Fanny’den biraz korkuyor olmasına şaşırmamak lazımdı. Ondan hoşlanmak kadar basit değildi.

‘’Pekâlâ, burada keselim. Yol boyunca çok fazla tehlikeye gireceğiz. Umarım bir dahakine bu kadar dikkatsiz olmazsınız. Hadi yemeğe.’’

Öğrencilere bir süre ders verdikten sonra, Fanny de etin lezzetli kokusuna epey çekilmiş gibiydi. Bugünün tamamı yolda geçmişti ve sadece basit bir ekmekle temiz su atıştırmıştı. Böyle lezzetli bir yemeğe o bile dayanamamıştı.

‘’Usta Fanny, bu sizin. Lisa, bu senin. Bella, Bach, Usta Gene, bunlar sizin....’’ Han Shuo etleri uzatırken suratında garip bir gülümseme vardı.

‘’Mm...Bryan, güzel iş! Bu et leziz!’’ Fanny bir parça yedikten sonra dudaklarını yaladı ve bir dizi övgü yağdırdı. Han Shuo bu çekici manzarayı görünce kalbi tekledi.

‘’Fena değil...aslında gerçekten güzelmiş! Bryan yetenekli çıktın!’’ Lisa da mutluca gülümsedi ve göz açıp kapayana kadar etin yarısını tüketti.

‘’Nasıl et bu? İğrenç! Tamamen pişmemiş.’’

‘’Eee...bu berbat. Hiç tadı yok.’’

‘’Lanet Bryan, bunu bilerek yaptın. Bu et hala çiğ.’’

Han Shuo masum bir ifadeyle dürüstçe gülümsedi, ‘’Eh...belki birkaç parça gerçekten daha pişmemiştir. Üzgünüm, kötü şans!’’