Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

35. Bölüm Savaşmaya Hazırlanın

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Han Shuo geceleri kendi başına çalışarak, keskin algılarını yakındaki büyülü yaratıkları avlamak için kullanıyordu. İskelet ve genç kusursuz bir tempoya sahiplerdi. Şimdiye dek dört tane seviye 5 çekirdek ve biraz da değerli deriyle boynuz toplamışlardı.

Han Shuo ne zaman büyülü yaratık avlasa sahip olduğu büyüleri birleştirmeye çalışıyor, bu sayede uzak ve yakın saldırılarını birleştirerek olağanüstü bir etki yaratmaya çalışıyordu.

Han Shuo büyülü yaratıklarla ilk karşılaştığında öğrencilerin sergilediği paniği ve düzensizliği asla sergilemedi. Her zaman aynı sakinliğe sahipti hatta tavrı için aldırmaz dahi denilebilirdi.

Han Shuo bile neden hiç negatif duyguları olmadığını bilmiyordu. Büyülü yaratıkları avladığında kalbinin aslında heyecan ve beklentiyle çarptığını hissedebiliyordu, adeta gerçekten bu süreçten keyif alıyor gibiydi.

‘’Kesinlikle iyi birisi değilim!’’ Han Shuo kendi kendine güldü ve küçük iskeletin ellerinden bu seferki vurgunu olan çekirdekleri ve derileri aldı ardından küçük iskeletin siyah renkte parlayan kafasını okşadı, ‘’Hadi gidelim. Şimdi geri dönebiliriz.’’

Küçük iskelet göz deliklerinde bir duygu belirtisi olmadan kemik hançerini kavradı ve Han Shuo’nun peşine takıldı.

Han Shuo yarı yolda bir büyü yapıp küçük iskeleti diğer boyuta gönderdi. Kamp bölgesine yaklaştığında ise adımlarını yavaşlattı ve acele etmeden ağaçların gölgeleri boyunca yürüdü.

Gece yarısını geçtiğinden, kamp bölgesinde devriye gezenler şu an Fanny, Lisa ve Amy idi. Lisa ve Amy’nin gözleri yarı kapalıydı ve inanılmaz derecede uykulu gözüküyorlardı. Tek bir bakışla aylaklık yaptıklarını ve sorumluluklarını yerine getirmedikleri anlaşılabilirdi.

Neyse ki Fanny tetikte kalmanın önemini anlıyordu. Güzel gözleri dikkatle dört köşede gezinirken bakışları genç adamın hafif adımlarla yaklaştığı konuma kilitlendi.

Fanny kaşlarını çattı ve elindeki büyü asasıyla yavaşça Han Shuo’nun olduğu yöne ilerledi ve yumuşakça sordu, ‘’Kim var orada?’’

‘’Usta Fanny, benim!’’ Han Shuo yavaşça gölgelerden çıkarken hafifçe seslendi.

‘’Sen olduğunu biliyordum. Biraz önce sana bakmaya gittim ve çadırının boş olduğunu fark ettim. Gecenin bir yarısı nereye gittin?’’ Fanny karışmış kafasıyla sorarken gözleri Han Shuo’nun bedenine kilitlendi.

‘’Bir şey olmadı, büyü çalışmak için ıssız bir yer bulmaya gittim. Kemik oku büyüsünün nasıl yapıldığını size sorduktan sonra, geceleri ıssız bir yerde pratik yapmaya başladım. Sadece devamlı pratik yaparak hata yapmayacağımı garanti edebilirim.’’ Han Shuo kafasını kaşıdı ve kısık bir sesle yanıtladı.

‘’Bryan, sıkı çalışman güzel. Biraz daha büyü kavradığında, bu meseleyi okul yönetimine açıklayacağım. Böylece köle durumun kaldırılabilir ve belki de öğrencilerin gördüğü tutumun aynısını görebilirsin.’’ Fanny Han Shuo’ya bakarak söylendi.

‘’Oh, ben Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’ne satıldım. Sadece büyü anladığım için köle statüm kalkacak mı?’’ Han Shuo şaşkınlığından kurtulduktan sonra sordu.

Fanny onayladı ve kararlı bir şekilde konuştu. ‘’Şimdiye kadar hiçbir büyücü bir ayakçı veya köle değildi. Bir büyücü olmak Derinliğin Kıtası boyunca saygıdeğer bir konuma sahip olmak demektir. Nekromansi bölümümüz popüler olmasa da, eğer gerçekten büyü anladığını kanıtlayabilirsen statün değişecektir ve bir daha asla ayakçı işleri yapan bir köle olmak zorunda kalmayacaksın.’’

‘’Anladım, bu şahane. Aslında bir sürü sorum var, umarım Usta Fanny cevaplarını verebilir. Kendimi geliştirmek için elimden geleni yapacağım ve bir acemi büyücü olacağım.’’ Han Shuo birden daha önce okuduğu büyü kitaplarından anlamadığı birçok kısmın olduğunu hatırladı ve bu fırsatı o kısımlarını anlamak için kullanmak istedi.

‘’Sorun değil, gelecekte sahip olduğun her nekromansi sorusunu sorabilirsin. Yardımcı olacağım. Eh...şu anda biraz şehvet düşkünü olsan da, bir büyü dâhisi olduğuna eminim ve şu anki konumundan kaçmana yardımcı olacağım.’’ Fanny hafifçe gülümsedi ve nazik ses tonuyla yanıtladı.

Han Shuo dürüstçe gülümsedi, sanki Fanny’nin kendisini fazla şehvet düşkünü olmakla suçladığını duymamış gibiydi. Bir an düşündü ve Fanny’ye birkaç soru sormaya başladı.

Bir süre sonra, Fanny büyük bir şok yaşadı ve Han Shuo’ya şaşkınlıkla göz attı. ‘’Oh, tanrım, Bryan, zaten bu kadar büyü bilgisine sahipmişsin. Bu şahane!’’

‘’Bu bilgileri Jack’e kütüphaneyi temizlemesi için yardım ederken okuduğum büyü kitaplarından kazandım. Kemik oku büyüsünü yapabildiğimi fark ettiğimden beri, büyüyü araştırmaya başladım.’’ Han Shuo pürüzsüzce yalan söyledi ve aslında hafifçe utanmış bir ifadeyle konuştu.

‘’Bryan, gerçekten senin hakkında yanılmıyormuşum. Gerçek bir büyü dâhisisin!’’ Fanny Han Shuo’nun açıklamasını duyunca kısık seste haykırdı.

O anda, Han Shuo’nun kulaklarına yine adım sesleri ulaştı. Hızla konuşurken yüzü kasvetlendi, ‘’Bir ses yaklaşıyor ama büyülü yaratıklara ait değil gibi. Aksine, daha çok insana benziyor.’’

Fanny’nin güzel hatları Han Shuo’nun sözlerinden sonra hafifçe değişti ve panik içinde genç adamı kolundan çekerek direkt çadırlara doğru koştular, ‘’Karanlık Orman’da birçok ırk var, lakin hepsi dost canlısı değil. Hatta bizim gibi insanlar bile bazen yüksek seviye büyü çekirdekleri için katliam yaparlar. Hazır olmalıyız.’’

Fanny’nin uzun parmakları Han Shuo’nun bileğini kavradı. Fanny’nin bu konu hakkında herhangi bir ters düşüncesi yoktu fakat Han Shuo’nun zihni çoktan şeytani düşüncelerle kaplanmıştı. Zihni, yeşim misali ellerin bileğini tutuşunu hissettiğinde daldı gitti ve birden birkaç gün önceki bineğin üzerinde yaşadığı çekici anlar aklına geldi.

‘’Herkes kalksın! Lisa, Amy, herkesi kaldırın ve savaşa hazırlanın! Muhtemel tehlike yaklaşıyor!’’ Fanny’nin sözleri Lisa ve Amy’nin uykularını yıldırım gibi böldü. İkisi de Fanny’nin telaşlı ses tonundan tehlikenin gelişini anlayabiliyorlardı ve çadırdaki diğerlerini uyarmak için bir gürültü çıkarmaya başladılar.

Göz açıp kapayana kadar, çadırlarda horul horul uyuyan öğrenciler dağınık kıyafetleri ve yarı uykulu halleriyle çadırlardan dışarı fırladılar ardından savaş için hazırlıklar yapmaya koyuldular.

Fanny o anda istemsizce Han Shuo’ya baktı ve Han Shuo’nun bileğini tutan eline gülümseyerek baktığını fark etti. Öfkelenen Fanny yeşim misali eliyle sertçe Han Shuo’nun bileğini çimdikledikten sonra Han Shuo’nun elini bıraktı ve öfkeli bir şekilde fısıldadı, ‘’Lanet Bryan, Fitch kadar şehvet düşkünüsün.’’

Han Shuo acı içinde haykırdı ama ardından garip bir gülümseme takınırken içinden düşünmeye başladı, acaba Fanny geçen sefer kalçasına dokunanın ben olduğumu bilse ne düşünürdü?

Birkaç ağır adım sesi yavaşça yaklaştı ve kargaşa içinde hazırlanan grubun kulaklarına ulaştı. Han Shuo Fanny’nin çimdiğinden sonra sakinleşmeye başladı ve gözlerindeki az önceki şehvetli parıltı bir iz bırakmadan silinerek, derin bir soğuklukla yer değiştirdi. Adeta etrafındaki her şeyi soğukça gözlemleyen bir izleyiciye dönüşmüştü.

Garip, havayı etkileyen sesler eşliğinde ağır adımlar gruba yaklaşmayı sürdürdü. Gene kaşlarını çattı ve şaşkın bir şekilde sordu, ‘’Böyle ağır ayak sesleri insanlara ait olmamalı ama iki bacaklı büyülü yaratıklar son derece nadir. Acaba ne tür bir yaratık yaklaşıyor olabilir?’’

Fanny derin düşüncelere dalıp kaşlarını çatarken güzel gözleri birden anlayışla parıldadı ardından seslendi, ‘’Millet acele edin ve iskelet savaşçılarını çağırın, görünüşe göre Karanlık Orman’daki insan yiyen canavarlara denk geldik.’’

İnsan yiyen canavarlar sözleri Fanny’nin dudaklarından çıktığı an herkes afalladı. Birkaç kız öğrencinin yüzlerinde korku dolu ifadeler belirirken titremeye başladılar. Gene de şaşırdı ve aceleyle herkese dairesel bir savunma düzeni oluşturmak için yönergelerini verdi. Ardından ağaç dalına benzeyen, kahverengi bir büyü asası çıkardı. İfadesi tamamen ihtiyatlıydı.

Öğrenciler ve öğretmenlerin dudaklarından büyülü söz dizeleri aktı. Birçok iskelet savaşçı, hortlak ve zombi savaşçı Fanny ile Gene’nin nefret savaşçılarıyla birlikte belirdi.

Nefret savaşçıları gecenin yaratıkları arasında daha gelişmiş varlıklardı. Muazzam boyutlara sahiplerdi, metal sopalar taşıyorlardı ve şişman bedenlerinde inanılmaz kuvvet barındırıyorlardı. Ayrıca bedenleri son derece sağlam savunma kabiliyetine de sahipti ve ruh çağıranların sık sık kullandığı et kalkanlarıydılar.

Gerçekten de, çok geçmeden ağır adım seslerini takiben, sekiz tane gri tenli, çivili sopalar ve uzun mızraklar taşıyan, 2,5 metrelik uzunluğa sahip insan yiyen canavarlar herkesin görüşüne girdi.

İnsan yiyen canavarlar sürü tipi yaratıklardı. On ve ondan fazla insan yiyen canavar topluluğu kabile olarak görülüyordu. İnsan yiyen canavarların tembel yaratıklardı ve hırsızlığı severlerdi. Doğuştan hırsızlardı. Bedenlerin sertliği ve sağlamlığı yakın dövüşte olağanüstü güç ve hasar demekti.

Ne var ki, insanları en çok korkutan şey bu güç değildi, aksine alışkanlıkları korkutuyordu. İnsan yiyen canavar ismi gerçekten insan yedikleri için konulmuştu. Soygun yapmak için insanlarla karşılaşırlarsa, sadece her şeyi çalmakla kalmazlar, ayrıca yakaladıkları insanları da yerlerdi.

Grup dış savunma çeperini oluşturan iskelet savaşçılar, hortlaklar, zombi savaşçıları ve nefret savaşçılarıyla birlikte bir savunma bölgesi kurmuştu.

Birkaç ruh çağıran uzak mesafeli büyülerini hazırladılar ve kasvetle, yaklaşan insan yiyen canavarları izlediler.

‘’Savaşa hazırlanın!’’ Fanny seslendi. Asasını çoktan kaldırmıştı.