Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

37. Bölüm Vahşi Han Shuo

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 ‘’Bryan, o Bryan!’’

Öğrenciler şok içinde haykırdı, Fanny bile Han Shuo’ya bakarken biraz sersemlemişti. Hiç ama hiç, 170 cm boyuyla Han Shuo’nun böyle kalın, çivili bir sopayı taşıyabileceğini ve vahşi bir saldırıyı kafa kafaya durdurabileceğini düşünmezdi.

Herkes serseme dönmüşken, Han Shuo dik dik insan yiyen canavara baktı ve sağ eliyle Fanny’yi desteklemek için uzandı ardından dürüst bir sesle konuştu, ‘’Çabuk ol ve kaç.’’

Fanny’nin ağzından paniklemiş, tiz bir çığlık kaçtı. Han Shuo çığlıklar arasında birden sağ elinin iki yumuşak, dolgun şekerciğe bastırdığını hissetti. Elini uzattığında yanlış yere bastırdığını çözdü.

Gene yüksek sesle küfrederek, Han Shuo’nun cüretkârlığına şikâyet ederken, yandaki öğrenciler yumuşak haykırışlar kopardı.

Kalbi hızlanan Han Shuo, Fanny’ye bakmak için döndü ve utanarak konuştu, ‘’Üzgünüm Usta Fanny, yanlış yere bastırdım. Gerçekten hedefim bu değildi!’’

Fanny son derece öfkeliydi ve Han Shuo’yu azarlamak için ağzını açmak üzereydi ki, birden arkasındaki insan yiyen canavarı hissetti. Büyük, dikenli sopasının hedefi artık Han Shuo’ydu ve Fanny onu bu konuda hızla uyardı, ‘’Bryan, dikkat et!’’

Yüzünde hala şapşal bir ifade olan genç adam, ansızın döndü ve bedeninden büyük sopayı kaldırdı ardından bir kere daha insan yiyen canavara geçirdi.

Çatırt.

Yine kıvılcımlar uçuşurken Han Shuo bir santim bile kıpırdamayarak, tıpkı dikilmiş bir taş gibi sağlam bir şekilde yerinde kaldı. Cılız vücudunun büyük sopayı kavradığı manzara herkesin gözlerine kazınarak, öğrencilerin garip garip bakmasına neden oldu.

‘’Usta Fanny, acele edin ve uzaklaşın!’’

O anda Gene’nin ani bağırışı duyuldu. Han Shuo’ya şaşkınlıkla bakan Fanny nihayet tepki verdi. Güzel gözleri hâlâ Han Shuo’ya kilitliyken Gene ve diğerlerine doğru geriledi.

Han Shuo İnsan yiyen canavarla iki kez kafa kafaya çarpıştıktan sonra, baskıcı arzularını salma gereksinimi hissetti. Han Shuo’nun içinde hafif bir öldürme arzusu yükselerek, insan yiyen canavarı bir et yığını olana dek ezmek, bedenindeki büyüyü tamamen salmak istiyordu.

Fanny tehlikeli bölgeden çıkıtğı anda Han Shuo birdenbire kemik dondurucu kahkahalar patlattı. Yüzündeki şapşallık iz bırakmadan kayboldu ve ifadesi korkunçlaştı. Karanlık bir ifadeyle kalın sopayı kaldırdı ve kafası karışmış insan yiyen canavara atıldı.

Bu insan yiyen canavar Han Shuo’nun böylesine cılız bir bedenle, nasıl iki ağır darbesine dayanabildiğini anlayamıyor gibiydi ve orada şapşalca duruyor, sanki bir şey düşünüyordu.

‘’Oh tanrım, Bryan delirmiş olmalı. İnsan yiyen canavara saldırıyor!’’ Bella yumuşakça haykırdı, yüzünde inanamayan bir bakış vardı.

Bu sözleri duyan herkes onaylayarak kafa salladı, hepsi doğal olarak Han Shuo’nun delirdiğini düşünüyordu. Bryan’ın sadece aptal numarası yaptığını bilen Lisa bile, inanamayan bir ifadeye sahipti, o anda genç adamın hareketleri tamamen kendisini şoke etmişti.

‘’Bryan delirdikten sonra birden böyle güçlendi. Bu inanılmaz! Lisa şahanesin. Ruh Izdırabı’n korkak, uysal Bryan’ı böyle vahşi birine çevirdi!’’ Amy safça bağırdı ve Lisa’ya duygulu duygulu baktı.

‘’Kes sesini!’’ Lisa Han Shuo’ya bakarken yanıtladı.

O anda, Han Shuo kalın çivili sopayı tutuyordu ve yıldırım misali hareket ediyor, direkt insan yiyen canavara atılıyordu. Han Shuo iki eliyle sertçe kavrarken çivili sopa havada garipçe uğuldayarak, bir kıvrım çizdi ve şiddetle canavarın belini hedef aldı.

İki çivili sopa arasında devamlı çarpma sesleri yankılanıyordu. Sağlam sopa ve keskin iğneler çarpışmalar nedeniyle parçalanıyordu. Cılız Han Shuo ve devasa insan yiyen canavar arasındaki savaş, çarpışma sesleri devam ederken kızışıyordu.

Fanny ve diğerleri aslında mümkün olduğu kadar çabuk kaçmak istiyordu fakat hepsi şoke olmuşlardı ve delirdikten sonra Han Shuo’nun gücünün ne kadar korkunç olduğunu izlemekten kendilerini alıkoyamıyorlardı. Han Shuo insan yiyen canavara karşı savaşta yerini koruyordu ve grup Han Shuo’nun gücünden dolayı afallamıştı.

Tamamen bedenine uygunsuz bir sopayla canavarın etrafında adeta dans eden Han Shuo uzun canavarla yüzleştiği sırada bir parça bile kaygı duymuyordu. Kollarında ve boynundaki şişen damarlar sağlam ve şekilli kaslarının kanıtıydı. O anda, ifadesi korkunç biçimde çılgıncaydı. Fanny ve öğrencilerin bildiği genç adamla tamamen alakası olmayan bir korkusuzluğa sahipti.

Bu esnada, Han Shuo’nun bedenindeki büyü yuanı hızla dönüyordü ve Han Shuo sahip olduğu güçten keyif alıyordu. Savaş devam ederken büyü yuanı sayesinde yorulmakla kalmıyor, aksine gücü artıyordu.

‘’Hehehehe....’’

İfadesi değişen Han Shuo garip kahkahalar attı. İnsan yiyen canavar şiddetli bir çarpışmanın daha ardından geriye tökezledi. Başlangıçtaki vahşi saldırıları ve muazzam gücü birkaç dizi çarpışmanın ardından düşmeye başlamıştı.

‘’Oh...tanrım. Bu bildiğimiz zayıf ve ürkek Bryan mı?’’ Bella haykırdı ve durmadan kafasını inanamayarak salladı.

‘’Yemin ederim bir daha asla Bryan’ın üzerinde büyü denemesi yapmayacağım. Delirdiğinde çok korkunç oluyor!’’ Athena dehşete düşmüş bir ifade sergiledi ve kendi kendine mırıldandı.

Lisa heyecanlandı ve küçük yumruklarını sertçe sıktı. Rastgele çığlık atıyordu, ‘’Patakla şunu!’’

Han Shuo’yla arası iyi olmayan Bach ve diğerleri birbirlerine baktıktan sonra korku dolu ifadeler sergilediler.

‘’Hehe...kaçamayacaksın!’’ Bir garip kahkahadan sonra, Han Shuo kaçan canavarı yakından takip etmeye başladı. Kalın, çivili sopa birdenbire önünü süpürdü ve canavarın iki ayağı yankılanan bir çatırtıyla kırıldı. Hemen ardından Han Shuo’nun garip kahkahası takip etti ve çivili sopayı durmadan canavarın üzerine indirdi. Az önceki acımasız insan yiyen canavar acıyla ulumaya başladı.

Bedeninden taze kan akarken canavarın devasa bedeni çoktan yere yığılmıştı. Han Shuo’nun devamlı saldırılarının ardından gri, güçlü bedeni kan içinde kalmıştı. Başlangıçta nasıl görüldüğünü anlayabilmek biraz zor olurdu.

Bu vahşi ve barbarca darbeler bir dakika boyunca hiddetli bir fırtına gibi yağdı. Bir dakika sonra Han Shuo insan yiyen canavarı bir kan ve et yığınına çevirdikten sonra birdenbire uyandı. Asla böyle bir vahşi yanının olduğunu düşünmediğinden dolayı kendisi de afallamıştı.

İlk defa insana benzer birisini öldürüyordu, lakin kalbinde bununla eşleşen bir korku dalgası yoktu. Yüzündeki ifade sakinleştikten sonra, Fanny ve öğrencilere bakmak için dönüp, şapşalca bir gülümseme takındı, ‘’Görünüşe göre ölmüş?’’

Beklentilerinin aksine, Han Shuo kafasını çevirdiğinde gruptakiler çığlık attılar ve iki adım gerilediler. Lisa dehşet içinde haykırdı ardından sordu, ‘’Bry....Bryan...iyi....iyi misin?’’

Han Shuo şaşırdı ve hızlıca kendisini toparladı. Kafasını kaşıdı ve şapşalca gülümsedi, ‘’Az önce bana ne oldu? Ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Bu canavar neden birden öldü?’’

‘’Sen....az önce yaptığın her şeyi unuttun mu?’’ Fanny de afalladı ardından Han Shuo’ya kuşkuyla bakarken kaşlarını çattı.

Han Shuo dürüstçe odaklandı ve samimiyetle açıkladı, ‘’Evet, az önce kafamın deli gibi acıdığını hissetim ve sonrasında olan her şeyi unuttum. Kendime geldiğimde önümdeki insan yiyen canavar çoktan ölüydü. Neler oluyor? Eh? İki tane daha canavar yok muydu? Nereye gittiler?’’

‘’Onları korkuttun!’’ Bella Han Shuo’ya garip garip bakıp yanıtladı.

‘’Ah, imkânsız. Nasıl öyle bir şey olabilir? Neden benden korksunlar ki?’’ Han Shuo sordu, ifadesi masumluğunu ve şaşkınlığını sergiledi.

‘’Bryan kendini kaybettikten sonra çok korkutucu davrandın, sanki başka birisiydin. İnsan yiyen canavarları geç, biz bile biraz korktuk. Neyse ki şimdi iyisin.’’ Gene samimiyetle konuştu ve herkesin düşüncelerini söyledi.

‘’Öylece beklemeyin. Acele edin ve her şeyi toplayın. Burada daha fazla kalamayız. İki canavar kaçtı ama geri dönüp bize daha fazla sorun çıkartabilirler.’’ Fanny sakinliğini korudu ve krizin geçici olarak kaybolduğunu görünce aceleyle herkesi ortalığı toplaması için yönlendirdi.

Fanny’nin sözlerinden sonra herkes asıl yerlerine döndü ve her yere dağılmış çantaları topladılar. Bu yaşam ve ölüm deneyiminden sonra öğrenciler daha olgunlaşmıştı. Kimse boş konuşarak zaman harcamadı, büyük bir hızla eşyaların hepsini alıp yüklendiler.

‘’Bence geri dönüp bu seferki geziyi bitirme zamanı!’’ Gene herkesin düzgünce eşyalarını topladığını gördükten sonra kasvetle önerdi.

İnsan yiyen canavarlarla karşılaştıktan sonra güçlerinin düşündükleri kadar yüksek olmadığını fark etmişlerdi. Güneye gitmeye devam ederlerse daha fazla tehlikeyle yüzleşirlerdi ve bu yüzden Gene bu öneriyi yaptıktan sonra hepsi utanarak öneriyi onayladı.

Anlık olarak ne diyeceğini bilemeyen grup eşyalarını düzenlemeye başladı. Bu sefer elde ettiklerini akademiye götürmeye ve güneye ilerlemeye devam etmemeye karar verdiler.

Ne var ki, tam herkes dönmeye hazırlandığı sırada, güneyden aniden perişan bir haykırış geldi. Grup hazırdı ve ayrılmak üzereydi fakat bu sesi duyduktan sonra hepsi afalladı. Hemen ardından açgözlü ifadeler belirdi.