Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

38. Bölüm Bir Amele Daha

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 ‘’Bu bir Buz Kartalı’nın haykırışları. Buz Kartalları tek dolaşan canlılardır...daha önce birisini zaten avladık, neden bunu da öldürdükten sonra dönmüyoruz?’’ Gene herkese bakıp sorarken yüzünde keyifli bir ifade peydahlandı.

Buz Kartalı’nın büyü çekirdeği seviye 4 idi ve Rüzgarbıçağı Kurdu’ndan çok daha değerliydi. Herkes ilkini öldürmek için epey çaba sarf etmiş olsa da, bunun anlamı artık Buz Kartallarıyla ilgilenmede daha deneyimli olduklarıydı. Herkes Gene’nin sözlerinden sonra gözlerini kırpıştırdı ardından Fanny Han Shuo’ya baktı ve sordu, ‘’Bryan, ne düşünüyorsun?’’

‘’Önümüzde büyük bir miktarda para yatıyor. Bence almalıyız!’’ Han Shuo kafasını kaşıdı ve dürüstçe gülümsedi.

‘’Pekâlâ, herkes hazırlığını yapsın. Buz Kartalı’nın çekirdeğini aldıktan sonra Akademi’ye döneceğiz. Nekromansi bölümümüz bu gezi sırasında iki dördüncü seviye büyülü yaratık çekirdeği elde edebilirse, diğer bölümler bizi küçümsemeye cüret edemez.’’ Fanny onayladı ve herkese harekete geçme emri verdi.

Grup sözlerini duyduğunda, adeta daha önce çektikleri haksızlıkları hatırladılar. Her biri öfkeyle harekete geçerek, Buz Kartalı’nın haykırdığı yöne doğru Fanny ve Han Shuo’nun adımlarını takip ettiler.

Han Shuo, tıpkı bir lider gibi en önde yürüyordu ve herkes bu durumu kabullenmiş gibiydi. Kimsenin aksini iddia eden düşüncesi yoktu ve bilinçsizce, Han Shuo hakkındaki düşünme tarzları değişmeye başlamıştı.

Artık, kimse Han Shuo’ya istedikleri gibi zorbalık yapabilecekleri bir köle olarak davranmaya cesaret edemiyordu. Gence olan bakışlarında biraz daha saygı ve korku vardı.

Grup Buz Kartalı’nın haykırışlarını takip ederek, yol boyunca koşturdu. Bir süre sonra Buz Kartalı’nın bulunduğu yere ulaştılar, lakin şok edici bir manzarayla karşılaştılar.

Saf ve parlak ay ışığı altında, gümüş saçları olan, uzun, güçlü ve yakışıklı bir gencin, gökyüzündeki Buz Kartalı’yla savaşmak için uzun bir kılıç taşıdığını gördüler.

Genç basit bir şövalye cübbesi giyiyordu, omuzları, göğsü ve karnı ise gümüş ışıklarla parıldayan bir zırhla kaplıydı. Kıyafetleri ve görünüşü bir şövalye olduğunun kanıtıydı. Elindeki uzun kılıcı savururken, süt beyazı ışıklar parlayarak, darbe aldığında üzerinde daire çizip duran Buz Kartalı’nın durmadan haykırmasına sebebiyet veriyordu.

‘’Aman tanrım, süt beyazı savaşçı aurası...o bir kara süvarisi! Ooh...çok yakışıklı!’’ Bella gözlerini kıstı ve bu kara süvarisinin bedenine odaklandı. Yüzünde oğlan delisi bir bakış yükseldi.

Yanındaki birkaç kız öğrenci de mest olmuş ifadeler sergilediler. Buz Kartalı’yla kolayca baş eden kara süvarisine baktıkları sırada gözleri parıldıyordu.

Kaşlarını çatan Han Shuo da kara süvarisinin gücüne şaşırdı. Geçen sefer Han Shuo ve grup Buz Kartalı’yla karşılaştığında, son derece zorlanmışlardı ve nihayetinde öldürmeden önce epey çaba harcamışlardı. Bu kara süvarisi ise hiç zorlanmıyor gibiydi. Beyaz savaşçı aurasını bedenine aktarıldıktan sonra Buz Kartalı sürekli kısık inlemeler koparıyordu.

Beyaz bir savaşçı aurası ağır yaralı Buz Kartalı’na dek titreyerek yükseldi. Buz Kartalı görünüşe göre tehlikeyi sezmişti ve kanatlarını çırparak kaçmaya hazırlanıyordu.

O ana kadar kara süvarisi yerdeydi ama birden hızlı bir zıplamayla havaya atıldı. Bir kere daha acınası bir haykırış yükselirken uzun kılıcı buz Kartalı’nın karnını kesti. Buz Kartalı bir inilti kopardıktan sonra aşağı düştü.

‘’Bu şahaneydi!’’ Bella sevdalanmış gibi kıkırdarken gözleri ışıldadı.

Kara süvarisi Buz Kartalı’nın bedeninin yanına geldi, uzun kılıcıyla bir sallama hareketi yaptı ve Buz Kartalı’nın çekirdeğini aldı. Ardından Han Shuo ve grubuna doğru uzun adımlarla yaklaşırken hafif bir gülümseme takındı. Grubu gözleriyle taradı ardından kibarca başını eğerek selam verdi, ‘’Şövalye Clark soylu büyücüleri selamlıyor.’’

‘’Merhaba Clark. Çok güçlüsün! Tek başına bir Buz Kartalı avladın, şahanesin!’’ Bella mütevazıca güldü ve zarifçe konuştu adeta tamamen farklı birisiydi.

Ne var ki, Clark’ın bakışları Bella’nın üzerinde durmadı, aksine Fanny’ye baktı, sanki Fanny’den karşılık bekliyordu. Bu Bella’nın biraz garip hissetmesine neden oldu.

‘’Biz Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’nden geliyoruz. Eğitim için Karanlık Orman’a geldik, tanıştığıma memnun oldum Clark.’’ Fanny de hafifçe bedenini eğip karşılık olarak gülümsedi.

‘’Anladım...Ben de Karanlık Orman’a eğitim için geldim. Buradaki büyülü yaratıklar oldukça güçlü ve gücümü arttırmam için epey uygun. Birisine denk geleceğimi düşünmüyordum, heh.’’ Clark Fanny’ye gülümsedi. Bakışlarında Han Shuo’nun biraz rahatsız hissetmesine neden olan bir gariplik vardı.

‘’Usta Fanny, Buz Kartalı öldüğüne göre, bence artık geri dönmeliyiz.’’ Han Shuo Clark’a birkaç saniye baktı ve neden Clark’ın bakışlarından rahatsız hissettiğini anladı. Görünüşe göre Clark’ın bakışları Gene’nin bakışlarına benziyordu. Clark Fanny’nin güzel görünüşüyle ilgileniyordu!

‘’Evet, evet, Usta Fanny, gittikçe daha tehlikeli oluyor. Öğrencilerin güvenliği için Akademi’ye dönmeliyiz.’’ Gene de Clark tehlikesini fark etmiş gibiydi, zira Clark’a olan bakışları pek dost canlısı değildi. Hemen Han Shuo’nun önerisini destekledi.

Fanny Han Shuo ve Gene’nin sözlerini duyunca onayladı ve tam kabul etmek üzereydi ki, Clark birden gülümseyerek konuştu, ‘’Eğer soylu büyücüler kafasına takmazsa, grubunuza katılıp sizlere eşlik edebilirim. Bence beraber hareket edersek iki taraf da faydalanır ve tehlikeler azalır. Acaba herkes bu önerimi kabul eder mi?’’

‘’Evet, eğer bir kara süvarisi bizimle olursa, bu sefer kesinlikle ışık bölümünden daha kârlı çıkarız.’’ Bella’nın ifadesi keyifle parıldadı ve Fanny’nin onayını beklemeden birden söze daldı.

Birkaç kız öğrenci daha Bella konuştuktan sonra hızla onayladı, sadece Lisa garip garip Han Shuo’ya bakarken kıpırdamadı. Erkek öğrenciler ise konuşmadılar. Görünüşe göre durumu pek önemsemiyorlardı.

Clark’ın sözlerinden ve Bella’nın onayından sonra, Fanny kararsız kaldı. Özellikle Bella’nın ışık bölümünü geçeceklerini söylemesi onu cezbetmişti.

Kabul etme, kabul etme. Gülümsüyor ama iyi niyetli değil. Bu velet apaçık kötü niyetli, onunla olmayı kabul etme. Han Shuo Fanny’ye baktı ve içinden aynı şeyleri geçirip durdu.

‘’Pekâlâ, o zaman sizi uğraştıracağız. Biz büyücü grubuyuz, dolayısıyla sizin gibi güçlü bir kara süvarisi bize katılırsa kesinlikle büyük yardımınız dokunur.’’ Fanny bir süre tereddüt etti ve sonunda onayladı.

Han Shuo son derece hayal kırıklığına uğramıştı, lakin bu durumu yüzüne yansıtmadı. Aksine hüzünle haykırdı ve söylendi, ‘’Aiya, Buz Kartalı’nın peşine düşmüştük, fakat çoktan sen hallettin. Ai, dördüncü seviye büyü çekirdeği öylece gidiverdi.

Han Shuo’nun sözlerini duyduktan sonra Clark’ın yüzünde şaşkın bir ifade belirdi ve kafası karışarak Han Shuo’ya baktı, ‘’Bu Buz Kartalı’nın aslında peşinde siz mi vardınız?’’

Kafasını kararla sallayan Han Shuo hüzünlü bir ifadeyle konuştu, ‘’Ah evet, ama senin eline düşeceğini düşünmemiştik.’’

Fanny Han Shuo’nun sözlerini duyunca biraz afalladı ve vahşice gence baktı. Tam durumun böyle olmadığını açıklamak üzereydi ki, Clark tereddüt etti ardından biraz içi acıyarak Buz Kartalı’nın çekirdeğini çıkardı. Zorla gülümsedi ve Fanny’ye uzatarak konuştu, ‘’Anladım. Durum böyle olduğuna göre, bu çekirdeği size geri veriyorum. Usta Fanny, kabul etmelisiniz.’’

‘’Kabul ediyoruz, tabii ki kabul ediyoruz!’’ Fanny yanıt verme fırsatı bulamadan Han Shuo yaklaşıp çekirdeği Clark’ın ellerinden almıştı. Yanında duran Lisa’ya uzattı ve keyifle konuştu, ‘’Heh heh, Şövalye Clark çok iyi birisi. Bize düşünmeden dördüncü derece bir çekirdek verdi. Bence ileride daha da iyi davranacaktır.’’

Lisa da keyifle, hiç de utanmayarak çekirdeği alırken iki gözünden ışıklar saçıldı. Övgüyle Han Shuo’ya kafa salladı ve gizlice süpersin işareti yaptı.

Fanny açıklama yapacaktı fakat göz açıp kapayana kadar çekirdeğin Lisa’nın cebinde kayboluverdiğini fark etti. İstemsizce gülse mi, ağlasa mı bilmeyen bir ifade sergiledi. Kafasını iki yana salladıktan sonra Han Shuo’yla Lisa’ya bakarak gözlerini devirdi ama başka bir şey söylemedi.

‘’Usta Fanny, soylu ve cömert kara süvarisi grubumuza katıldığına göre, bence güneye ilerlemeye devam etmeliyiz. Eminim karşımıza daha güçlü büyülü yaratıklar çıkacaktır. Eğer 3.seviye bir büyü çekirdeği elde edebilirsek Akademi’ye gururla dönebiliriz.’’ Han Shuo hafifçe Fanny’ye seslenirken içinden düşünüyordu, Clark kadınıma iki kez bakmaya cüret ettiğine göre, en azından biraz beleş amelelik yapmalısın. Kara süvarisi gücünü kullanmamak yazık olur.

Fanny Akademi’de göğsünü kabartarak gezebileceğini duyunca morali yerine geldi. Onayladı ve çekici bir gülümseme takındı, ‘’Pekâlâ, güneye ilerleyelim. Soylu şövalye Clark bizimle ilgilenmeniz için sizi uğraştıracağız.’’

Clark mütevazıca kafasını eğdi ve kibarca gülümsedi, ‘’Hiç sorun değil, hizmetinizde olmaktan mutluyum.’’

Kalmaya ısrar ettiğine göre, bak bakalım seninle ölümüne oynayacak mıyım oynamayacak mıyım! Han Shuo Clark’ın hareketlerinden dolayı son derece keyifsizdi ve birkaç şeytani entrika düşünmeye başlamıştı.