Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

4. Bölüm Ekmek Kadar Düz Göğüsler

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Çoğu Nekromansi öğrencisi erken kalkmaya ve aceleyle hazırlanıp kara büyü bölümündeki sınıf binasına gitmeye alışkındı. Jack cesaretini kaybetmek üzereydi ve bu plana katılmak konusunda isteği yoktu. Ne var ki Han Shuo’nun planını dinlediğinde korkuları kayboldu. Han Shuo’nun bunu onun için yaptığını hatırladığında ise nihayet planı uygulamayı kabul etti. Sonuçta, Bryan’dan daha mı az adamdı?

Babil Akademisi’nin bölüm birincisi ve dikkat çeken çok sayıda öğrencisinin heykelleri taştan yapılma bir yolun kenarlarına dikiliydi. Bu heykeller içtenlikle yapılmışlardı ve akademinin gururuydu. Bu heykeller akademi için her şeyden daha önemliydi.

Bryan’ın görevlerinden birisi her gün bu heykellerin tozunu almaktı. On yaşından beri bu işi yapıyordu ve boyu kısa olduğu için küçük bir merdiven kullanmak zorundaydı. Ancak bu uğraştırıcı görevi tamamladıktan sonra yemek molası almasına izin verilirdi.

Han Shuo gür sakallı bir baş büyücünün çatlaklarındaki tozları alırken Jack’e döndü ve söylendi, ‘’Jack diyorum ki bir gün buraya heykellerimiz dikilse güzel olmaz mıydı?’’

‘’Bryan, aptallaşma. Biz sadece ayakçılarız! Her gün yemeğimizi alıp dayak yemememiz bizim için yeterli. Nasıl büyücü olabiliriz? Oh...Bryan, kesinlikle farklısın. Daha önce böyle delice düşüncelerin hiç olmazdı ve böyle kötü bir fikir vermezdin!’’

‘’Neden olmasın?’’

‘’Bir büyücü olmak için potansiyele ve eğitim için büyücü okuluna vermek İçin çok fazla altın sikkeye sahip olmak zorundayız. Sayısız eğitim ve test seviyesini geçmeliyiz. Büyücü olmak isteyen soylu ailelerin çocukları bile epey potansiyele sahip olmalı. Biz sıradan insanlar için bu imkânsız. Oh, unutuyordum. Sen özgürlüğü olmayan bir kölesin, bu daha da kötü, hiç umudun yok!’’

‘’Şu anda büyü okulundayız ve eğitim parası vermek zorunda bile değiliz. Heh heh, bu devasa bir fırsat! Şimdi biraz büyü öğrenmezsek, gelecekte, Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’nden olduğumuzu nasıl söyleyebiliriz ki!’’

‘’Bryan, bu kadar özgüvenli davranma. Biz öğrenci değiliz, sadece ayakçılarız. Eh...en azından ileride okuldan ayrılabilirim, ama sen, asla ayrılamazsın!’’

Jack her zaman ki gibi dikkati ve hevesli bir ifade takınmadan, dalgın bir biçimde baş büyücü Claire’nin heykelini siliyordu. Küçük şişko Jack Bryan’ın garip davrandığını düşünüyordu ve bu nedenle de içtenlikle konuştu.

‘’Hah, bundan bahsetmeyi bir kenara bırakalım. Bak, cadı Lisa buraya geliyor, hadi işe dönelim!’’ Han Shuo onlara doğru yürüyen Lisa’ya bir göz attı ve Bryan’ın akademideki altı yıllık köleliğinin bazı konularda işine yaradığını düşündü; bazı kişilerin günlük düzenlerini biliyordu.

Lisa normalde geç kalkar ve genelde sınıfına tek başına giderdi. Bugün de istisna değildi. Bugün dağınıkça omuzlarına dökülen uzun, yumuşak sarı saçlarıyla birlikte, siyah bir büyücü cübbesi giyiyordu. Görünüşe önceki gece pek uyuyamamıştı, zira yürürken esneyip duruyordu.

Lisa oldukça tatlıydı ama görünüşe göre gelişimi daha tamamlanmamıştı. Sadece 18 yaşında olduğu için göğsü henüz dolgun değildi. Söylentiye göre Lisa da düz göğsünden son derece hoşnutsuzdu ve bu duruma bir çözüm arıyordu.

Han Shuo ve Jack baş büyücü Claire’nin heykelini ciddiyetle silmeye devam ederlerken gizlice Lisa’nın yaklaşmasını izlediler. Çalışırken birbirlerine mırıldandılar, genç kızın varlığından haberdar değilmiş gibi davranıyorlardı.

‘’Mümkün değil, Bryan yanlış duymuş olmalısın. Bach Lisa’nın arkasından bunu nasıl söyleyebilir?’’

İkisi sessizce mırıldanıyordu ki Jack birdenbire sesini yükseltti ve şaşkınlıkla haykırdı.

Dalgın dalgın yürüyen Lisa ismini duyduğunda dikkatini hemen önümdeki ikiliye verdi.

Bütün kızlar insanların kendileri hakkında ne konuştuklarını öğrenmek isterdi ve Lisa da bir istisna değildi. Hatta başka bir heykelin arkasına saklanacak kadar ileri gitti, böylece ikili onu görüp konuşmayı kesmezdi. Gizlice ikiliye bakarken kulaklarını dört açtı.

Konuşan yarı deli, yarı aptal olan Bryan’dı! Lisa hâlâ Bryan'a deli gibi öfkeliydi ve genç adama hak etmesi gereken dersi vermeyi arzuluyordu ama ilk olarak Bach’ın ne dediğini duymak istiyordu.

Han Shuo boş boş gülümsedi ve söylendi, ‘’Hayır, yanlış duymadım, sınıfa gittikleri esnada Bach diğer öğrencilere Lisa’nın göğsünün çiğnenmiş ekmek kadar düz olduğunu söylüyordu!’’

Jack bunu duyduğunda tüm gücüyle kahkahasını tutmak zorunda kaldı. Yüzü kızardı, bedeni titreyip duruyordu.

Heykelin diğer tarafında, Lisa’nın yüzü öfkeyle karardı. Tatlı dudakları titrerken ve inci gibi dişlerini sıktı. Şirin gözlerinden gazabını sergileyen bakışlar atıyordu. Birkaç saniye hiddetiyle titredi ve hızlıca sınıf binasına doğru koşturdu. Bryan’a vermek istediği dersi tamamen unutmuştu.

Jack Lisa’nın öfkeden ve yüzüne hücum eden kandan dolayı mora dönmüş yüzünü izlerken, kahkahasını daha fazla tutamadı. ‘’Hahahahaha....’’ Bütün öfkesini bomba gibi bir kahkahayla dışa attı. Konuşurken gülüyordu, ‘’Bryan, çok şeytanisin! Biz ayakçılar bile Bach’ın Lisa’dan hoşlandığını ve Lisa’nın göğsüyle dalga geçilmesinden rahatsız edildiğini biliyor. Az önceki haline bakılırsa, Bach tamamen hapı yuttu!’’

Han Shuo bezleri bıraktığı sırada sinsice kıkırdadı. ‘’Claire’yi silmeyi unut gitsin! Şovu izlemeye gidelim!’’

Küçük Jack Han Shuo’nun tavsiyesini dinledi ve bezlerini şaşalı bir hareketle belindeki çantasına tıkıştırdı. Ardından bir kahkaha patlattı ve ‘’Hadi gidelim, Lisa’nın Bach’ı dövmesini izlemek istiyorum. Bu sabah bana vurmasının karşılığını alacak!’’ dedi.

İki Nekromansi ayakçısı Lisa’yı yüksek moralleriyle takip ederek hızla sınıf binasına doğru koşturdular. Yolda geçtikleri öğrenciler bu ikilinin davranışlarına şaşırmış ve iki sersem ayakçının bu sabah yatağın ters tarafından kalktığını düşünmüşlerdi.

Babil Büyücülük ve Savaşçılık Akademisi’ndeki Nekromansi bölümü Kara Büyü bölümünün alt dalıydı.. Nekromansi öğrencileri kara büyüye çalışanlarla aynı sınıfları kullanırdı ve her gün öğretmenlerin yönlendirmesi altında çalışırlardı.

Lisa’nın yeteneğine hayran kalmak lazımdı, zira Han Shuo ve Jack gelene dek, çoktan kinini kusmuş ve Bach’a temiz bir sopa atmıştı.

‘’Lisa, bölümün ayakçıları bile nasıl hissettiğimi biliyor, nasıl senin hakkında kötü bir şey söylemiş olabilirim ki? Kimden duydun bunu?’’

Bach bir ‘’kemik oku’’ndan kaçındığı sırada konuşuyordu ama sol gözünün etrafında belirgin bir morluk vardı. Kaçınarak oluşturduğu fırsatı hemen masumluğunu göstermek için kullandı ve gerçekten son derece acınası gözüküyordu.

Jack kendisine çarptığında, Bach Jack'e sert bir dayak atmıştı. Bryan’sa Bach’in ellerinde daha çok acı çekmişti.

Bach 17 yaşındaydı ve küçük bir soylu ailenin oğluydu ama şu an akademideki en düşük kıdeme sahipti; büyücü çırağıydı. Yüksek kıdemli bir acemi büyücüye karşı hiç şansı yoktu, Lisa’dan hoşlandığı için saldırmadığı gerçeğinden bahsetmeye gerek bile yoktu. Hiddetli Lisa’yla yüzleştiğinde çabucak ezilmesine şaşırmamak lazımdı.

‘’Huh, bu seni alakadar etmez. Benim duymam için çabalamadılar bile, yani söyledikleri doğru olmalı. Böyle düşündüğüne göre, gazabımın tadına bakmalısın!’’

Gerçekten, Han Shuo ve Jack Lisa’nın duyması için davranmamışlardı. Ek olarak Han Shuo yarı deli yarı köy aptalıydı. Böyle birisinin entrika kurması mümkün değildi. Ayrıca kendisi bir köleydi, yalan söylemeye cüret edemezdi!

Lisa’nın tabularından birisiyle alakalı olduğundan, başkalarına kulak misafirliği yaptığını asla söylemezdi. Kimse bir daha kendisiyle dalga geçmesin diye elinden gelenin tamamını kullanarak Bach’a bir ders veriyordu.

‘’Düşmüş askerlerin ruhları, karanlığın elçisinin çağrısına kulak verin ve varlığınızı gösterin!’’

Lisa ince, beyaz kolunu göğe doğru kaldırdı ve büyülü sözleri okudu. Bitirdiğinde tamamen beyaz kemik bıçaklar taşıyan iki iskelet savaşçısı önünde belirdi. Kız işaret ettiğinde iskeletler bıçaklarını kaldırarak Bach’e çatır çutur sesler çıkararak atıldılar.

Han Shuo kenardan izlerken sersemledi, zira gizemli nekromansi büyüsünü ilk defa kendi gözleriyle görüyordu. Bedeni meraktan patlamak üzereydi. Bu nedenle gözleriyle dört açtı ve tüm dikkatini odakladı.

‘’Lisa iki iskelet savaşçı çağırabildiğine göre odağı o kadar da kötü değil!’’

‘’Huh, Nekromansi bölümü zaten zayıf öğrencileri barındırıyor. Akademideki en zayıf bölümlerden birisi olduğuna şaşmamak lazım. Kara Büyü bölümü için ne leke ama!’’

....

Kara büyü bölümünden gelen öğrenciler Lisa iki iskelet savaşçı çağırdıktan sonra sohbet etmeye başlamıştı. Han Shuo bu konuşmalardan aynı büyünün odak seviyesine göre beş farklı seviyeye ayrıldığını öğrendi. Baş büyücü seviyesinde bir ruh çağıran* sahip olduğu muazzam odağıyla iskelet çağırırsa, daha çok iskelet savaşçı çağırabilirdi.

*Çoğunuzun bildiği üzere Nekromansi bölümü ruh ve ceset çağırmakla alakalı. Nekromansır ise bu büyü dalıyla uğraşan kişilere denir fakat ben nekromansır yerine ruh çağıran demeyi daha uygun buldum. Kafanız karışmasın diye not düşüyorum, ikisi de aynı.

Bach son derece kötü hissediyordu ve içten içe söylentiyi başlatan kişiye yüzlerce kez sövdü. Aslında, Bach kara büyüye çalışıp yeterli odağa sahip olsaydı, Han Shuo ve Jack şu an izledikleri şovun tadını çıkaramazlardı.

İskelet savaşçıları deli gibi koşturuyordu. Bach en sonunda aynı büyüyü küçük bir iskelet çağırmak için kullandı. Bir adam ve bir iskelet iki iskelete karşı savaşmaya başladı.

Kara Büyü bölümü öğrencileri Bach’ın böyle rezil durumda olduğunu görünce kahkahalar atmaya başladılar. Bach bu kahkahalardan etkilendi ve odağını kaybetti, bu da Lisa’nın iskelet savaşçılarından birisinin hayalarına tekme atmasına neden oldu. Tekme yiyen Bach'ın yüzü mosmor kesildi ve yavaşça yere çöktü.

Lisa Bach’in darbe aldığını ve iskeletin son darbeyi vurmak için bıçağını kaldırdığını görünce alelacele iskeletleri durdurdu ve onları geldikleri boyuta geri gönderdi.

Sonuçta, ölümüne savaşmıyorlardı ve akademi böyle savaşları yasaklıyordu. Lisa gerçekten Bach’a zarar vermeye cüret edemezdi. Bach’a attığı bu dayak sayesinde öfkesi yatışmıştı.

Bach ayaklandı ve çağırdığı iskeleti geldiği boyuta geri yolladı. Bakışları etrafı taradı Han Shuo ile Jack’in de kendisine güldüğünü gördü. Bach zaten son derece öfkeliydi, dolayısıyla aniden ikiliye doğru atılarak küfürlerini yağdırdı, ‘’Siz iki aşağılık ayakçı bana gülmeye cüret mi ediyorsunuz?’’

Bach öfkesini Lisa’nın üzerine kusmaya cüret edemiyordu. Çevresindeki Kara Büyü bölümü kıdemlilerden bahsetmeye gerek dahi yoktu. Bu nedenlerden ötürü bu iki ayakçıyı gözüne kestirmişti.

Lisa öfkesini henüz tatmin etmişti ama Bach’ın kendisini görmezden geldiğini ve başka bir şeye odaklandığını görünce öfkesi tekrardan alevlendi. Bir anda soğukça büyülü sözler söylemeye başladı, ‘’Oh ebedi karanlık, ölümün gücünü bahşet, bedenine ruhun acısını sun. Ruh Izdırabı!’’

Lisa büyülü sözleri bitirdiğinde kara bir gaz bulutu oluştu ve Bach’a doğru uçtu. Gaz havada süzülürken şekil değiştirip duruyordu, en sonunda ise dalgalanan kara bir alev şeklini aldı.

Lisa’nın yaptığı Ruh Izdırabı’nın üzerine geldiğini gören Bach’ın ifadesi değişti ama ansızın döndü ve sanki aklına yeni bir fikir gelmiş gibi Han Shuo ve Jack’e doğru koştu. Tam Ruh Izdırabı kendisine ulaşmak üzereyken, kendini yere attı ve yerde yuvarlandı.

Bach’ın planı işe yaramıştı. Mutluca gülen ve tamamen savunmasız olan Han Shuo Bach’ın birden önünde yuvarlandığını ve Ruh Izdırabı’nın bedenine çarpışını izledi.

Kafası aniden acırken bilincini kaybetti ve direkt yere yığıldı.

 

Çevirmen notu
[4/50]