Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

48. Bölüm Altın Sikkelerin Çekiciliği

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Han Shuo Faiban’dan ayrıldıktan sonra direkt Karanlık Orman’ın dış kısmına çıkan yolu takip etti. Daha önce grubunun geçtiği yollardan ilerledi.

Yolculuğu sırasında büyü çalışmaya devam ediyordu. Vücut Âleminden atılım yapmış olan genç adam adeta yeniden doğmuştu. Artık büyü yuanı vücudunun istediği yerine gidebiliyordu.

Şeytani büyü dünyasında dokuz seviye vardı ve Han Shuo şimdi Açık Meridyen Âlemine ulaşmıştı. Açık Meridyen ve Vücut Âlemlerinin çalışma yöntemleri birbirlerinden hafifçe farklıydı. Bu Âlem bedendeki meridyenlerin genişlemesine ve dayanıklılıklarının büyük ölçüde artmasına odaklıydı. Eğitiminin her anında, meridyen açımı denen bir süreç yaşayacaktı. Bu süreç ıstırapla dolu bir süreçti, adeta meridyenlerini böcekler kemirecekti.

Şeytani büyünün ilk üç âlemi, Vücut, Açık Meridyen ve Birleşen Ruh Âlemleriydi. Bu üç âlem en temel âlemlerdi Kişi ilerledikçe eğitimin zorluğu artardı. Han Shuo Vücut Âlemindeki deneyimi sayesinde ıstırabın ve olağanüstü acının büyü eğitimine eşlik edeceğini biliyordu. Açık Meridyen Âleminin getireceği acısı da beklentileri içindeydi. Bu âlemde büyü yuanı durmadan meridyenlerini genişletiyordu.

On iki günlük eğitim ve seyahatin ardından, bile Han Shuo Fanny ve diğerlerine hâlâ rastlamamıştı. Sonunda tek başına Karanlık Orman’dan çıktı ve alacakaranlık çöktüğünde Drol Kasabası’na döndü.

Han Shuo’nun gücü, düşünce tarzı ve görünüşü bir ay öncesine göre inanılmaz değişimler geçirmişti. Han Shuo’nun boyu artık 170 santimetrenin üzerindeydi. Bedeni çok kaslı olmasa da, artık zayıf ve bir deri bir kemik değildi.

İlk savaş deneyiminden sonra, Han Shuo’nun hem yöntemleri hem bilgisi büyük ölçüde gelişmişti. Aurası da gizemli değişiklikler geçirmişti. Kendinin bile fark etmediği değişimler geçirmişti.

Alacakaranlıkta, Drol Kasabası mutlu ve kaygısız bir atmosferle çevriliydi. Birçok maceracı Karanlık Orman’dan dönmüştü. Bazıları yoldaşlarını kaybetmenin hüznünü taşırken, bazısı iyi ödüller elde ettiği için tatmin olmuş gülümsemeler takınıyor ve Drol Kasabası’nda günah dolu bir gece geçirmeyi planlıyordu.

Han Shuo ilk olarak Gene ve diğerlerinin binekleri devrettiği yere geldi. Uzaktan gözlemlediğinde ödünç almak için para harcadıkları bineklerin hâlâ yerlerinde olduğunu gördü. Fanny ve diğerleri muhtemelen daha Drol’a dönmemişlerdi.

Bineklere para harcasalar da, nekromansi öğretmenleri ve öğrencileri sadece kullanma hakkına sahipti. Zajoski’ye döndüklerinde, binekleri Zajoski muhafızlarına geri vermek zorundaydılar. Binekler hâlâ burada olduğuna göre, Fanny ve diğerlerinin kesinlikle buraya daha gelmemişlerdi.

Han Shuo tek başına ve yüksek hızla seyahat ettiği için Fanny’nin yavaşça ilerleyen grubundan çok daha çabuk dönmesinin normal olduğunun farkındaydı. Belki de Fanny ve diğerleri yol boyunca büyülü yaratıklarıyla oyalanmışlardı, dolayısıyla daha dönmemeleri normaldi.

Geçen sefer kaldıkları küçük otele geldi ve ana kısma yürüdü.

Hancı neredeyse kapalı gözleriyle meyve yiyordu. Han Shuo’ya göz atmak için kafasını kaldırdı ve tembelce söylendi, ‘’Amanın, demek sensin. On bronz sikke var. Depo her zaman boş....şimdi gidebilirsin.’’

Geçen sefer Han Shuo diğerleriyle geldiğinde, Gene özellikle Han Shuo için depoyu kiralamıştı ve bu yüzden hancı genç adamı küçümsemişti. Hancı gelenin yine Han Shuo olduğunu görünce ancak depoyu kiralayabileceği sonucuna varmıştı.

Han Shuo öfkelenmedi, aksine gülümsedi ve belindeki para çantasını çıkardı. İçinden bir altın sikke çıkartıp, yuvarlak tahta masaya fırlattı. Hancıya yan yan baktı ve söylendi, ‘’Depoda kalmak istemiyorum.’’

Hancı tembelce yatıyordu ki birdenbire doğruldu ve yuvarlak masadan altın sikkeyi kaptı. Yüzüne hızlıca profesyonel bir gülümseme yapıştırdı ve sesini yükseltti, ‘’Tabii ki tabii ki. Bir altın sikkeye nasıl depo olur. Tatlı küçük dostum, nasıl bir odada kalmak istediğini söyle. Bir altın sikke yeterli olacaktır hatta artacaktır.’’

Altın sikkenin ortaya çıkmasıyla tutumu geçen seferden tamamen farklılamıştı. Han Shuo hafifçe gülümsedi ve onayladı, ‘’Daha önce kadın öğretmenin kaldığı odayı istiyorum. Benim için ayarla.”

‘’Sorun değil, hiç sorun değil. Bu odanın anahtarı. Bir altın sikke burada beş geceye denk. Başka bir arzun var mı, genç adam?’’ Hancı dalkavukluk yapan bir ifadeyle sordu. Arkasındaki raftan bir anahtar alıp Han Shuo’ya verirken yüzü gülücükler saçıyordu.

‘’Başka bir şey yok, kendi işine bak yeter!’’ Han Shuo anahtarı aldıktan sonra direkt Fanny’nin daha önce kaldığı odaya yürüdü. Paranın hangi dünyada olursa olsun aynı mucizevi güce sahip olduğunu düşünüyordu. Görünüşe göre bu dünyada bir yer edinmek için altın sikkeler mutlaka ihtiyaç duyulan şeylerdi.

Odaya geldikten sonra eşyalarını boşalttı ve banyodaki küvette sıcak bir duş aldı. Geçen sefer buradaki keyifli durumu hatırlayan Han Shuo alev saçtığını hissetti ve ufaklığın kontrol edilemez arzularının uyandığını hissetti.

Fısıldayarak söven genç adam ayaklandı ve bedenini kurulamak için yandan bir havlu aldı. Tam banyodan çıkmak üzereydi ki, yandaki geniş aynada atletik ve yapılı bedeninin görüntüsünü fark etti.

Han Shuo’nun bedeninin her yerinden kaslar fışkırıyordu ve zinde bir görünüme sahipti. Güneş tenini bronza çevirmişti. Son derece sağlıklı ve tamamen enerji dolu gözüküyordu, önceki halinden eser yoktu.

Tatminkâr bir şekilde, göğüs kaslarını sıktı ve ayna karşısında birkaç poz verdi. Han Shuo kendisini aynada işaret etti ve güldü, ‘’Dostum, iyi görünüyorsun ha!’’

Han Shuo handan ayrıldıktan sonra bir giyim mağazasına geldi ve akademinin verdiği ayakçı üniformasının altına giymek için yumuşak, yüksek kalite bir iç çamaşırına bir altın harcadı.

Daha sonra bir silah dükkânına geldi ve on altın sikkeye yüksek kalite bir hançer, dört altın sikkeye on beş tane sivri çelik iğne aldı. İğneleri pantolonlarının bacak kısımlarına sakladı ve yenlerine* saklamak için minyatür bir arbalete altı altın sikke daha harcayarak, tamamen kendisini donattı.

*Kıyafet kolu.

Ardından, genç adam bir eczacıya gitti ve kırk altın sikkeyle birkaç merhem ve toz ilaç aldı. Aldıklarının için de hayal görüden afrodizyak ve bir şişe zehir de vardı.

Bu eşyalar İmparatorluğun Zajoski Şehri’nde yasaklıydı. Han Shuo paraya sahip olsa bile, bu eşyaları orada elde edemezdi. Ne var ki, Drol Kasabası’nda maceracıların ihtiyacı olduğundan açık takas serbestti. Han Shuo elinde parayla geldiğine ve gücün önemini artık anladığına göre, doğal olarak ihtiyacı duyduğu her şeyi alacaktı.

Bütün bu eşyaları aldıktan sonra, iç çekti ve paraya sahip olmanın iyi olduğunu düşündü. Hatta eczacıdan çıktıktan sonra normalden daha dik yürüdüğünü hissetti. Cebinde altın sikke oldukça her şey çok daha kolay oluyordu.

Hana dönüş yolundayken karnı guruldadı. Bedeninin ihtiyaçlarını takip etti ve yemek servis eden hanlardan birine girdi.

Han gürültülüydü. Maceracılar ve tüccarlar salondaki masalarda küçük gruplar kurmuş, yüksek sesle maceraları hakkında sohbet ediyorlardı.

Bu insanların yüzleri kızarıktı. Ellerinde şarap bardakları tutuyor, haykırıyor ve kendilerini tutmadan konuşuyorlardı. Masalar lezzetler yemeklerle donatılmışlardı ayrıca birkaç genç erkek ve kadın garson durmadan masaların arasında geziniyor, tatlı şarap ve yemekler getirmeye devam ediyordu.

Han Shuo salonun kenarındaki boş olan tek masaya yürüdü ve oturdu. Utangaç bir garson hızlıca Han Shuo’nun önüne geldi ve kibarca sordu, ‘’Pardon, ne almak isterdiniz?’’

‘’İyi şarap, iyi yemek, ikisinden de getir.’’ Han Shuo bir altın sikke çıkardı ve başparmağıyla garsonun servis tabağına fırlatırken yüksek sesle söylendi.

Garsonun gözleri altın sikkeyi gördüğünde parıldadı ve daha da saygıyla kafasını eğdi. İfadesinde değişiklik olmadan sikkeyi kaldırdı ve nazik bir sesle konuşup gülümsedi, ‘’Evet efendim, lütfen bekleyin, hemen getireceğim.’’

Harcayacak servetin olduğunda keyfini çıkartmayı bilmeliydin. Han Shuo tembelce sandalyeye dayandı ve kısık gözleriyle handaki insanları süzmeye başladı. Bazıları henüz Karanlık Orman’dan dönmüşken bazıları Karanlık Orman’a daha girmemişti. Bazısı yeni tehlikeden kaçmışken, bazısı bilinmeyen tehlikelere dalmayı planlıyordu. Hepsi de Droll Kasabası’nda istedikleri gibi keyif çatıyorlardı.

Bir süre sonra, utangaç garson bir şişe açık mor şarap, üç büyük et tabağı ve iki tabak meyveyi servis etti.

‘’Bu Mor Leylan, Droll Kasabası’nın en ünlü şarabı. Maceracıların hepsi bu şarabı sever, umarım tatmin olursunuz.’’ Garson açık mor şarap şişesini işaret etti ve her şeyi masaya yerleştirdikten sonra tanıttı. Ardından kafasıyla selam verdi ve çekildi.

Han Shuo bekleyemedi ve bir parça et alıp yemeye başladı. Etin tadı kendi hazırladığı etler kadar güzel olmasa da, yine de fena değildi. Şarap şişesinin kapağını açtı ve Mor Leylan’dan büyük bir ağız dolusu içti. Şarabın çekici tatlılığına belli bir yakıcılık eşlik ediyordu. Şarap karnına ulaştıktan sonra ağzında yumuşak bir tat bırakarak, Han Shuo’ya başka türden bir keyif yaşatıyordu.

“Gerçekten güzel şarapmış.” Han Shuo mırıldandı. Etrafa bakınmak için kafasını kaldırdığında kapıdan iki tanıdık figürün girdiğini fark etti. Claude ve Irene!

Claude ve Irene etrafı tarıyor, boş bir yer arıyorlardı. Bakışları Han Shuo’nun üzerine geldiğinde ikisi de afalladı ardından tesadüfle denk geldikleri Han Shuo’ya doğru yürümeye başladılar.