Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

49. Bölüm Gecikmiş Bir İntikam

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 ‘’Şuna da bak, Nekromansi bölümünün ayakçısı değil mi bu?’’ Claude Han Shuo’nun yanına gelirken kaşlarını çatarak sordu.

‘’Nekromansi bölümünün ayakçısı Bryan....kim burada birbirimize denk geleceğimizi düşünürdü ki?’’ Han Shuo onayladı, Mor Leylan’dan bir ağız dolusu daha içti ve karşılık olarak gülümsedi.

‘’Görünüşe göre başka yer yok. Claude, neden yemek için başka bir yere gitmiyoruz?’’ Irene gözlerinde bir aşağılama belirtisiyle Han Shuo’ya baktı.

‘’Gerek yok, bu saatlerde, Drol’daki hanların çoğu doludur. Bu masada sadece Bryan oturuyor. Hepimiz aynı akademiden geldiğimize göre, Bryan’ın yanına oturmamıza karşı çıkmayacağına eminim, değil mi Bryan?’’ Claude bir gülümsemeyle konuştu ardından Han Shuo’ya baktı.

‘’Tabii ki kafama takmam! Benim gibi bir ayakçıyla oturmanın gururunuza dokunmayacağını düşünüyorsanız, onurla ikinizle de masamı paylaşırım.’’ Claude Irene’yi tatmin etmek için küçük iskelete zarar vermişti. Belki Claude bu meseleyi çoktan unutmuştu ama Han Shuo bu meseleyi hâlâ hatırlıyordu. Artık gücü arttığına göre, Claude’den intikam alabilirdi. Aslında Claude’den intikam alma şansını kaçırdığından üzülüyordu, lakin kim Claude’nin Han Shuo’nun ayaklarına geleceğini düşünürdü ki? Han Shuo doğal olarak bu fırsatı kaçırmayacaktı.

‘’Köle bile olsa, Nekromansi bölümündeki herkesten nefret ediyorum!’’ Irene kaşlarını çattı, Claude’ye bir bakış attı ve soğukça söylendi.

Claude şaşırdı, daha sonra ise Irene’ye anlamlı bir bakış attı ardından gülümsedi ve Han Shuo’ya sordu, ‘’Bryan, diğerleriyle beraber değil misin? Neden sen burada tek başınasın? Oh, senin gibi bir ayakçının böyle bir ziyafet çekmesi ve iyi şarabın tadına bakması ne şaşırtıcı!’’

Irene de Claude’nin sözlerini duyunca şaşkınlıkla Han Shuo’ya baktı. Özellikle Claude’nin sorularına dikkat ediyor gibiydi ve artık ayrılmak için acele etmiyordu. Claude Irene’nin bu konuyla ilgilendiğini görünce, hevesle önündeki koltuğun tozunu sildi ve Irene’ye oturmasını işaret etti.

Han Shuo eti böldü ve sanki hiçbir şey olmamış gibi mideye indirdi. Bir ağız dolusu daha şarap içtikten sonra geğirdi, karnını ovaladı ve bir gülümsemeyle yanıtladı, ‘’Usta Fanny ve diğerleri yakında döner. Benim yük olacağımdan korkuyorlardı ve burada onları beklemem için birkaç altın sikke verdiler. Bir sorun mu var?’’

‘’Hayır hayır. Demek durum böyle. Doğru...Bryan, bu seferki kazancınız nasıl? Yüksek seviye büyülü yaratık var mı hiç?’’ Claude Irene’ye göz kırptı ve Han Shuo’ya gülümseyerek sordu.

Irene ilgili bir ifade sergiledi ve aynı şekilde Han Shuo’ya baktı, görünüşe göre birdenbire Nekromansi bölümünün kazancını önemsemeye başlamıştı.

Kafasını iki yana sallayan Han Shuo söylendi, ‘’Bilmiyorum, ben yarı yolda geri döndüm. Büyük kazançları oldu mu bilmiyorum ama bence bu kez büyük bir kazançla dönecekler.’’

‘’Huh. Onlar mı? Ne kadar elde edebilirler ki? En fazla birkaç beşinci seviye büyülü yaratık indirebilir ve muhtemelen dördüncü seviye bir yaratığı bile avlamayı zor bulurlar.’’ Irene küstahça Han Shuo’ya baktı ve soğukça homurdandı.

Han Shuo Irene’nin alaycı ifadesine hafifçe bir göz attı ama konuşmadı. O sırada, Claude garsonu çağırmış ve biraz şarap ile et sipariş vermişti.

Han Shuo içten içe durumu tartarken Claude’den intikamını nasıl alacağını düşünüyordu. Bir süre düşündükten sonra, yüzünde şeytani bir gülümseme belirdi. Gizlice tabaktan bir muz aldı ve muzun kabuğunu ayağının altına attı. Hızla yürüyen garson bir tabak taşıyarak belirdiğinde, Han Shuo sağ ayağının parmaklarıyla kabuğu ittirdi.

Garson elinde tabaklarla hızlı ilerliyordu ki, meyve kabuğuna bastı ve haykırarak tökezledi. Elindeki tabak uçtu ve arkadan Claude ve Irene’ye doğru savruldu.

Claude ve Irene kargaşayı duyunca tepki verdiler ve birden döndüler. Claude aniden sağ elini kaldırdı ve üstlerine gelen tabağı hızla yakaladı. Bu esnada, Han Shuo’nun sol eli yıldırım gibi fırladı ve serçe parmağını sallayarak, gri-beyaz afrodizyağı sessizce Claude’nin şarap şişesine döktü.

‘’Yürürken dikkat et.’’ Claude yakaladığı tabağı yeniden doğrulmuş garsona uzatırken kaşlarını çattı. Sesinden memnuniyetsizlik akıyordu.

‘’Teşekkür ederim soylu şövalye. Daha dikkatli olacağım!’’ Garson korkuyla tabağı Claude’den aldı ve kafasını eğdikten sonra hızlıca ayrıldı.

Han Shuo sakin ve kendi halindeydi. Bardağını kaldırıp hiçbir şey olmamış gibi şarabını içerken kafasını eğmişti, sanki az önce olanları fark etmemiş gibiydi.

Claude ve Irene Han Shuo’ya başka bir şey demediler. Claude yalakaca Irene’yle konuşuyor, içine afrodizyak tozu dökülmüş Mor Leylan’dan içmeye devam ediyordu. Irene’nin ifadesi soğuktu, Claude’nin komplimanlarını geçiştirmekle uğraşıyordu. Görünüşe göre Claude’nin aşkını daha kabul etmemişti.

‘’Siz takılmaya devam edin. Yapmam gereken birkaç iş olduğu için ayrılıyorum!’’ Han Shuo Claude afrodizyak tozunu özümsediğinin farkındaydı. Hemen ayaklandı ve ayrılmaya hazırlandı.

Claude ve Irene zaten Han Shuo’dan iğreniyorlardı. Kesinlikle genç adamı takmıyorlar ve içten içe gitmesini istiyorlardı, zira genç adam onlara göre iğrenç bir görüntüydü. Han Shuo’nun sözlerinden sonra aynı anda ellerini sallayarak, Han Shuo’ya mümkün olduğunca erken gitmesini gerektiğini belirttiler. Yüzlerindeki hor görme ifadelerini daha fazla gizleyememişlerdi.

Bir gülümsemeyle handan ayrılan Han Shuo, görülemeyecek bir köşede beklemeye başladı. Bir süre sonra, kıpkırmızı kesilmiş Claude ile hafifçe pembeleşmiş yanaklarıyla Irene yan yana handan çıkarak, Drol Kasabası’nın kuzey kısmına yöneldiler.

Gökyüzü kararmıştı ve Drol Kasabası’nda eğlence zirveye ulaşmıştı. Sarhoş maceracılar üçlü beşli gruplar halinde tökezleye tökezleye ilerliyor, sokaklarda gürültü çıkarıyorlardı. Han Shuo ikiliyi sessizce takip etti ve ikisinin lüks bir hana girdiğini görünce güzel şovu beklemeye başladı.

Calude görünüşe göre daha Irene’nin kalbini çalamamıştı. Eğer afrodizyağın etkisi altında, sınırları aşan bir hareket yaparsa, kesinlikle ağır dayak yerdi.

Han Shuo elindeki meyveyi rahatça yedi ve beklemeyi sürdürdü. Bir süre handan ses çıkmadı. Tam Han Shuo sabrını kaybetmeye başlamıştı ki, kıpkırmızı kesilmiş Claude birden handan çıktı ve aceleyle sokaklarda ilerledi.

Han Shuo Claude’nin iradesinin bu kadar güçlü olmasını beklemiyordu, zira adam daha tüm mantığını kaybetmemişti ama görünüşüne bakılırsa, Han Shuo adamın daha fazla dayanamayacağının farkındaydı. Hızlıca Claude’ye yetişerek onu takip etmeye başladı.

Gerçekten de, Claude daha sadece on metre civarı ilerlemişti ki, kontrolünü kaybetti ve kendisinden büyük bir kadını yakaladı. Ağır ağır solurken bir pasaja girdi, biyolojik ihtiyaçlarını çabucak gidermesi gerekiyor gibiydi.

‘’Eh? Şu Claude değil mi?’’ Kalabalık sokaktan bir haykırış koptu. Han Shuo keyiften dört köşeydi ve sessizce mırıldandı, ‘’Gökler bile bana yardım ediyor!’’

Işık bölümü öğretmeni Beacher ve birkaç ışık bölümü öğrencisi o sırada sokaktan geçiyordu. Özellikle keskin gözleri olan kız öğrencilerden birisi şans eseri Claude ile her yeri gözüken kadının pasaja girişini görmüş ve şaşkınlıkla haykırmıştı.

‘’Mümkün değil, Claude nasıl öyle birisi olabilir? Soylu bir şövalye böyle yerlere kendisini bulaştırmaz. Claude’nin şu anda Irene’nin peşinden koştuğundan bahsetmeye gerek bile yok, yani o olması imkânsız.’’ Beacher kaşlarını çattı ve emin olamayarak söylendi.

‘’Gerçekten oydu, yanlış görmediğime eminim. Eğer bana inanmıyorsanız içeri gidip kontrol edebiliriz.’’ İlk konuşan kız öğrenci, bir an düşündü ardından kararlılıkla yanıtladı.

‘’Gel Katie, bu durum seni ilgilendirmez. Burnunu sokmaman gereken meselelere bulaşma.’’ Beacher bir an sessizleşti ardından öğrencileri çabucak gitmeleri için acele ettirdi.

Katie öfkeyle pasaja baktı ve bir an düşündükten sonra ayağını yere vurdu. ‘’Nasıl buna izin verebilirim? Irene’ye söyleyeceğim. Eğer Claude odasında değilse, o zaman mutlaka odur. Claude’nin Irene’nin hisleriyle oynamasına kesinlikle izin vermeyeceğim.’’

Katie konuşmayı bitirdiği gibi hızla ve öfkeyle ayrılarak, Irene’nin kaldığı otele yöneldi. Diğer ışık bölümü öğrencileri de birbirine sorgulayarak baktılar, ne yapmaları gerektiğini bilmiyorlardı.

Han Shuo kahkahasını tutamayacak durumdaydı. Kim işlerin böyle ilerleyeceğini düşünürdü ki? Han Shuo Irene’yi buraya çekmek için bir entrika kurmayı planlıyordu ama Claude’nin gerçekten bu kadar şanssız olacağını kim düşünürdü ki?

Irene bir süre sonra, öfkeli bir ifadeyle ve yanındaki Katie’yle sokağa geldi. Irene’nin sadece ifadesine bakmak bile inanılmaz derecede hiddetli olduğunu fark etmeye yeterliydi. Claude bu geceyi zor atlatacaktı.

‘’Claude gerçekten de otelde değil. Görünüşe göre yanlış görmemişim! Az önceki o olmalı. Irene, şimdi içeri girersek onu basabileceğimizi düşünüyorum. Soylu bir şövalye olarak nasıl böyle utanmaz hareketler yapabilir! Claude çok iğrenç.’’ Katie geldiğinde öfkeyle pasaja baktı.

Irene buz gibi bir ifadeyle onayladı ve Katie’yi tutup pasaja daldı. Beacher ve diğerleri bir kargaşanın çıkacağından korkuyordu ve bir anlık tereddüdün ardından onlarda ikilinin peşinden gittiler.

Hepsi içeri girdiğinde, Han Shuo şeytani bir gülümsem takındı ve pasaja doğru yöneldi.