Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

5. Bölüm Buna Nasıl Çalmak Denir?

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Han Shuo uyandığında, kendini depodaki küçük tahta yatağın üzerinde ve buz gibi soğuk suyla kaplı halde buldu. Önündeki küçük şişko Jack’in elinde tahta bir kova vardı ve büyük zorlukla bir tabureye tırmanmaya çalışıyordu. Jack buz gibi soğuk suyu tam Han Shuo’nun üzerine dökmeyi planlıyor gibiydi.

Bugün biraz soğuk olduğundan dolayı Han Shuo zaten donuyordu. Jack kovayı kafasından aşağı boşaltmak üzere olduğunu görünce haykırdı, ‘’Jack, ne yapıyorsun be?’’

Tabureye çıkan küçük şişko Jack bu bağırış nedeniyle dengesini kaybetti. Başlangıçta dengesi zaten sağlam değildi. Han Shuo’nun bağırışına duyduğunda ise ayakları titredi, eli kaydı ve kovanın içindeki her şeyi Han Shuo’nun üstüne dökerken kova da düşüp Han Shuo’nun göğsüne çarptı.

‘’Ugh....Jack, beni öldürmeye mi çalışıyorsun?’’

Han Shuo ikinci soğuk su kovasından sonra istemsizce titremeye başladı. Sadece bu da değil, ayrıca kovanın çarptığı yer deli gibi acıyordu. Anında yüksek sesle küfürler etmeye başladı.

‘’Üzgünüm Bryan, ilk kovanın seni uyandırmaya yetmeyeceğini düşünmüştüm. Bu tabure başından beri dengesizdi ve sen bağırınca şaşırdım, bu nedenle kova elimden kaydı ve tüm su üstüne döküldü!’’

Küçük şişko Jack son derece üzgündü ve Han Shuo’nun boynunu rastgele eline aldığı bir bezle silmeye başladı.

Bu hareketin sonucunda Han Shuo’nun bir domuz katlediliyormuş gibi çığlık atacağını kim bilirdi ki? Han Shuo hızla Jack'ten uzaklaştı ve söylendi, ‘’Uh Jack, elindeki bez nekromansi deneyleri sırasında kullanılan başkalaşmış kemik tozuyla kaplı. Şu an adeta küçük iğneler derime sürünüyor gibi hissediyorum, beni öldürmeye çalışmadığına emin misin?’’

‘’Ah.....üzgünüm Bryan, böyle olsun istememiştim, gerçekten!’’

Jack korkudan elindeki bezi çabucak çok uzağa attı. Tuttuğu tarafında kemik tozu olmadığına şükrediyordu.

‘’Achoo.... Achoo....ah unut gitsin. Jack, neden buradayım? Şerefsiz Bach beni günah keçisi olarak kullandığı için Lisa’nın Ruh Izdırabı bana denk gelmemiş miydi?’’

Han Shuo ıslak kıyafetlerini değiştirmek için koştururken, kırmızı parçacıklar dökülen boynunu ovuşturup duruyordu. Çabucak Bryan’ın eskiden kullandığı siyah havluyu aldı ve kendisini kuruladı.

‘’Bryan, bedeninde ne çok yara var!’’

Han Shuo Jack’in sözlerini duyunca, yeni bedenine ilk defa iyice göz attı. Gördüğü kadarıyla bedeninde yara olmayan tek bir santimlik yer yoktu. Derince bir iç çekti ve bir kere daha Bryan'a acıdı.

‘’Yara izleri bir adamın anıları ve onurunun madalyalarıdır, sen ne bilirsin ki? Acele et ve anlat, bayıldıktan sonra ne olduı?’’

‘’Ruh Izdırabı’ndan dolayı bayıldıktan sonra dersler başladı. Lisa birkaç şey söyledi ve sınıfa koştu. Ben de Saru Amcayı çağırdım ve ikimiz seni geri getirdik!’’

‘’Demek Saru Amca geçiyordu....oh evet, Lisa gitmeden önce ne dedi?’’

Saru Amca Nekromansi bölümünün en yaşlı ayakçısıydı. Ellili yaşlardaydı ve Bryan ile Jack’e karşı oldukça nazikti. Bryan akademiye geldiğinde, Saru Amca on yılı aşkın süredir ayak işlerine bakıyordu.

‘’Lisa sana denk gelmesinin çok kötü olduğunu söyledi. Dediğine göre Ruh Izdırabı eğer Bach’a denk gelseydi, bir büyücü çırağı olduğu için üç gün acı çektikten sonra düzelirmiş. Ne var ki sen nekromansi öğrencisi olmayıp, zihinsel güce de sahip olmadığın için muhtemelen bir ay acı çekeceksin.  Geçen gece uyurken onu rahatsız ettiğin ve pantolonuna taş koyarak ayağını acıttığından dolayı da Ruh Izdırabı’nı bozmayacağını söyledi!’’

‘’Lanet olsun, Lisa bana böyle davranmaya nasıl cüret eder! Bir gün bunun bedelini ona ödeteceğim!’’

Han Shuo Jack’in sözlerini dinlerken yüzü karardı ve sövmeye başladı. Hareketleri Jack’i afallatmış ve düşündürmüştü, ‘Lisa ilk defa böyle davranmıyor, daha önce ona karşı koyduğunu hiç görmemiştim.’

Han Shuo öfkesini kustuktan sonra sakince mırıldanmaya başladı, ‘’Bach bir büyücü çırağı olduğundan dolayı zihinsel güce sahip. O sadece üç gün acı çekerken ben bir ay dayanmak zorundayım ha? Heh heh, potansiyelim büyük. Eğer biraz nekromansi öğrenirsem, belki üç gün içinde daha iyi olabilirim.’’

‘’Bryan, sen bir kölesin, nasıl büyü öğrenebilirsin ki?’’

‘’Öğrenciler nasıl büyü öğreniyor?’’

‘’İlk önce meditasyon yapmalı ve büyüsel elementleri algılamayı öğrenmeliler. Zihinsel güce sahip olduktan sonra büyü kitaplarındaki bilgilere ve büyü sözlerine çalışmaları gerekiyor. Soruları olursa öğretmenlere soruyorlar!’’ Jack kısa bir süre düşündükten sonra, dürüstçe yanıtladı.

‘’Aynen öyle, meditasyon yapabiliyorum. Zihinsel güce sahip olduktan sonra, yazılı büyü sözlerini öğrenmek için kitaplara bakamaz mıyım?’’

‘’Ama sende büyü kitabı yok ki?’’

Konuşmalarının o anında, Han Shuo Jack’in etrafında döndü ve birden kolunu dostça Jack'in omzuna atttı ve genişçe sırıttı, ‘’Ama sana sahibim, kütüphaneyi sen temizlemiyor musun?’’

Jack şoke oldu ve hemen aralarında biraz mesafe koydu ardından paniklemiş bir ifadeyle konuştu, ‘’Bryan, senin için kitap çalmamı mı istiyorsun?’’

‘’Ne görgüsüzlük ama! Buna nasıl çalmak diyebilirsin? Senden sadece benim için birkaç kitap ödünç almanı istiyorum. İşim bittiğinde geri koyabilirsin. Her halükarda kimse bu temel kitapları okumuyor, kim bilecek ki? Jack, bugün sana yardım etmeye çalıştığım için böyle kötü durumdayım. Şimdi yardım etme sırası sana geçmedi mi?’’ Han Shuo küçük şişko Jack’e ciddiyetle baktı.

Jack Han Shuo’nun sözlerini duyunca titredi ama nihayetinde Han Shuo’nun yavru köpeklere benzeyen bakışlarını gördükten sonra büyü kitaplarını ‘ödünç almayı’ kabul etti.

O gecenin geç saatlerinde, Jack gizlice Han Shuo’nun yanına geldi ve Nekromansi’nin Temelleri ile Bir Büyü Sözlüğü adlı kitapları getirdi. Ayrılmadan önce de Han Shuo’yu ne olursa olsun dikkatli ve ihtiyatlı olması konusunda uyardı.

Bir köle olduğu için aslında Bryan’ın okuma yazma öğrenme hakkı yoktu. Ne var ki işiyle alakalı her şeyle ilgilenmesi gereken bir köle olduğu için geçen altı yılda birçok kelime öğrenmişti ve bütün bu bilgiler Han Shuo’ya kalmıştı. Bu nedenle, kitaplardaki kelimeleri okurken zorluk çekmiyordu.

Han Shuo Jack gittikten sonra deponun kapısını kapattı, ardından Nekromansi’nin Temelleri’nin sararmış sayfalarını açtı ve tüm ilgisiyle kitabı okumaya başladı.

Büyü; zihinsel gücü kullanarak dünyadaki büyüsel elementlerle temas kurmanın bir yöntemiydi. Büyüyü kullanmanın dört yöntemi vardı; büyülü sözler, büyü parşömenleri veya nesneleri, el mühürleri ve büyü düzenleri.

Nekromansi bir zamanlar son derece zengin bir büyü dalıydı. Popülerliğinin zirvesinde olduğu zamanlarda, bütün kara büyüler Nekromansinin altında sıralanırdı. Maalesef düşüşünden sonra Nekromansi tam tersine Kara Büyünün alt kategorisi haline gelmişti.

Nekromansi basitçe ruhları ve iskeletleri kontrol etmeye odaklanan bir büyü dalıydı. Geçmişten bu yana eski üstatların durmak bilmeyen katkılarıyla birlikte, büyü dağarcığı durmaksızın büyümüştü. Yavaşça bir düşünce biçimi oluşturulmuş ve Nekromansi Kara Büyünün temsilcisi olmuştu.

Zihinsel güç bütün büyünün temeliydi. Zihinsel gücü çalışmanın tek yolu; normal insanların hissedemeyeceği büyüsel elementleri meditasyon yaparak algılamaktı. Kişi ancak meditasyon vasıtasıyla zihinsel gücünü oluşturduğunda bir büyücü çırağı olarak görülürdü.

Bu yüzden, Han Shuo Nekromansi’nin Temelleri’ni okuduktan sonra ilk iş olarak meditasyon yaptı ve zihinsel gücü kavramaya çalıştı. Ne var ki yedi gün boyunca meditasyon yapsa da eline bir şey geçmedi. Bir parça zihinsel güç dahi oluşturamamıştı.

Han Shuo bu yedi gün boyunca sadece geceleri meditasyon yapabilmişti, zira gündüzleri işine düşkün ve aptal Bryan olmak zorundaydı. Bir ayakçının işleri olan temizlik, böcek öldürme ve çöp dökme gibi meseleleri halletmeye devam etmeliydi, aksi halde akademide kalamazdı.

Han Shuo’nun beyni Ruh Izdırabı yüzünden, her gün birkaç kez ansızın acımaya başlıyordu. Hatta ilk iki seferde Han Shuo acıyı hisseder hissetmez direkt bayılmıştı. Daha sonraları ise muhtemelen alıştığından dolayı ayakta kalmayı başarmıştı.

Han Shuo’nun yarı deli, yarı köy salağı şöhreti de bu esnada yayılmaya devam ediyordu. Ne var ki ahmak bir deli gibi olsa da, her gün işlerini aksatmadan yapmaya devam ediyordu. Babil Akademisi Bryan'ın hâlâ ile yarar olduğunu düşündüğü için genci kovmamaya karar vermişti.

Nekromansi öğrencileri Han Shuo’nun çılgınca tuhaflıkları karşısında ortak bir karara varmışlardı. Onlara göre, Han Shuo altı yıl sonunda işlerini bir alışkanlık haline getirmişti. Biraz delirse de, bazı alışkanlıklardan kurtulmak zordu bu yüzden hâlâ her gün işini bitiriyordu.

Bir istisna hariçti. Öğrenciler ne zaman deneyler için genç adamı kullanmak için istese, Han Shuo’nun başı ağrımaya başlıyordu. Kafası acıdığında kontrolden çıkıyor ve bazen tamamen laboratuvarı dağıtıyordu. Lisa’nın Ruh Izdırabı’nın etkisi altında olduğundan ve biraz delirdiğinden dolayı öğrenciler hiç bir şey yapamıyorlardı.

Lisa’nın Bryan’a neden bu kadar işkence çektirdiğini bilen kimse yoktu, bir kişi dışında; Bach. Bach sudan sebeplerle sık sık Han Shuo’yu dövüyordu. Bach bir büyücü çırağıydı ve Han Shuo’dan daha güçlüydü, dolayısıyla durum her zaman genç adam için kötü sonuçlanıyordu, deli gibi davranıp karşı koyduğunda bile bu durum değişmiyordu.

Han Shuo her gece depoya döndüğünde yüksek seslerle küfürler yağdırıyordu, ‘’Bach, seni alçak, sadece bekle. Bir gün seni öyle bir döveceğim ki annen baban bile seni tanıyamayacak.’’

Bugün yine Bach’ın aşağılamalarına maruz kalmıştı ve Bach’a destek veren küçük bir iskeleti vardı. Han Shuo doğal olarak ikisine denk değildi, hatta şu an vücudu morluklarla kaplıydı. Ne var ki Han Shuo her gün iştahının yanı sıra gücünün de arttığını hissediyordu. Yemek yediği halde doymadığı zamanlarda Jack’ten biraz yemek isterdi.

Bach’tan her dayak yiyişinde yarını göremeyecek gibi canı yansa da, depoya döndüğünde Vücut Âleminin tekniklerine göre çalışıyordu. Bu çalışmanın sonucunda bütün acısı kayboluyordu ve sonraki sabaha hiç bir şeyi kalmıyordu. Bach’la dövüşmeye devam ettikçe, Bach’ın darbelerinin çok daha az acıttığını fark etti.

Han Shuo her dayaktan sonra hemen depoya dönüyor ve çalışmaya başlıyordu. Bedenindeki ufacık büyü yuanı ise o farkında olmadan büyüyordu.

Görünüşe göre bedeni dayak ve eğitim döngüsü nedeniyle kendisini yeniden oluşturuyordu ve tırnak boyutundaki büyü yuanı yavaşça bir başparmak boyutuna çıkmıştı.

Bu Han Shuo’yu hem heyecanlandırdı hem de korkuttu. Büyü yuanı büyüdüğü ve bedeni ile ruhu güçlendiğinden ötürü heyecanlıydı. Büyü yuanı güçlenmeye devam ettikçe, mizacını kontrol etmeyi daha da zor buluyor, bu nedenle de korkuyordu. Han Shuo daha sonra pişman olacağı hareketleri daha sık yapmaya başlamıştı.

Küçük, tahta yatağın altından Nekromansi Temelleri’ni çıkardı ve kitaba kısaca göz attıktan sonra alışkanlıkla meditasyon yapmaya başladı. Büyü yuanını rastgele bedeni boyunca dolandırıyor, ağrıyan yerler büyü yuanı geçtikten sonra büyük ölçüde rahatlıyordu.

Bu büyü yuanı huzmesi Han Shuo meditasyon yaparken boynundan beynine doğru ilerledi. O anda beyninden tanıdık bir acı yayıldı. Han Shuo anında Lisa’nın Ruh Izdırabı’nın tekrardan saldırmak üzere olduğunu fark etti.

Ne var ki Han Shuo’nun beyni acı içindeyken büyü yuanı acının merkezine kaydı. Büyü yuanı ilk defa Ruh Izdırabı’yla birlikte harekete geçmişti. Han Shuo beyninin içinde bir top patlamış gibi hissetti ve yoğun acının ardından bir kere daha bayıldı.

 

Çevirmen notu
[5/50]