Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

6. Bölüm Bir Gün Onu Elde Edeceğim

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Han Shuo uyandığında vakit gece yarısıydı. Büyü yuanı düzensiz bir şekilde vücudunda dolanmaya geri dönmüştü ama beyninde fazladan bir varlık var gibiydi. Etrafına bakındığında, öncesine kıyasla, her şey çok daha berrak görünüyordu.

Birden Han Shuo’nun aklına bir şey geldi ve yeniden meditasyona döndü. Dikkatle Nekromansi’nin Temelleri’ndeki yönergelere göre algılarını yöneltti ve yeni bir şey fark etti. Ruh Izdırabı ile büyü yuanının beyninde etkileşime geçmesi sonucunda, şaşırtıcı bir şekilde biraz zihinsel güç kazanmıştı.

‘’Hahaha...kesinlikle bir dâhiyim! Meditasyon yaptım ve bu kadar kısa sürece zihinsel enerji elde ettim. Heh heh, belki de en düşük nekromansi büyüsünü denemeliyim. Görelim bakalım bir iskelet savaşçı çağırabilir miyim!’’

 Hızla Nekromansi Temelleri’ni aldı ve sayfaları çevirdi. Ne var ki.ne kadar ararsa arasın kitapta iskelet savaşçılarını çağırmaya dair bir şey bulamadı. Han Shuo ancak o zaman Nekromansi’nin Temelleri’nin sadece basit nekromansi bilgilerini barındırdığını fark etti.

Han Shuo kaşlarını çattı ve biraz çabadan sonra Lisa’nın büyülü sözlerini hatırladı. Hemen elini kaldırdı, zihinsel enerjisini odakladı ve büyülü sözleri söylemeye başladı, ’Düşmüş askerlerin ruhları, karanlığın elçisinin çağrısına kulak verin ve varlığınızı gösterin!’’

Büyülü sözleri bitirdiğinde, zihnindeki azıcık miktardaki zihinsel gücün hızla solduğunu hissetti. Görünüşe göre o anda yeni bir şeyi fark etmiş gibiydi ama aniden kafası acımaya başladı ve bitkince yatağa oturdu. Küçük bir iskelet çağırmak ağır ağır solumasına ve tamamen tükenmesine neden olmuştu.

Han Shuo yatağa yığıldığında, küçük depoda kara bir gölge parıldadı ve Lisa’nın çağırdığının yarısı büyüklüğünde tamamen beyaz bir iskelet depoda belirdi.

Han Shuo, bir kemik bıçak tutan ve boş, oyuk göz delikleriyle kendisine bakan iskeleti gördüğünde çok keyiflendi. Aradaki boyut farkına rağmen, yine de bir iskelet çağırmıştı, bu da nekromansi büyüsünün başarılı olduğunun kanıtıydı.

Bedeni tamamen tükenikti ve zihni bulanıktı. Nekromansi’nin Temelleri’nde okuduğu şeyleri düşündükten sonra, zihinsel gücünün çok zayıf olduğuna bu yüzden de küçük iskeleti çağırdığında tüm zihinsel gücünün tükendiğini çözdü.

Han Shuo önündeki iskeletle arasında garip bir bağlantı olduğunu hissetti ama zihinsel gücü öyle zayıftı ki iskelete emir bile veremiyordu, diğer boyuta göndermekten bahsetmeye gerek dahi yoktu.

Bu yüzden, bir süre insanla iskelet birbirine boş boş baktılar. Her halükarda kimse Han Shuo’nun deposuna gelmiyordu ve iskeletin burada olması bir fark yaratmayacaktı, zira iskelet emir olmadan hareket etmezdi.

Han Shuo işlerini bitirdiğinde vakit gece yarısını geçmişti. İnanılmaz derecede tükenik durumdaydı ve neşesi geçtikten sonra derin, ağır bir uykuya daldı.

Sonraki gün, daha şafak doğmadan.

Han Shuo uyanmış ve başkaları kalkmadan çöpü her zamanki gibi temizlemeyi planlıyordu. Tam çalışmaya başlamak üzereydi ki gözleri çöp yığının yanında duran küçük iskelete kaydı.

Zihinsel gücü bir gecelik uykunun ardından biraz yenilenmiş gibiydi ama küçük iskeleti diğer boyuta geri göndermeye yetecek kadar yenilenmemişti. Yine de basit bir emir verebilirdi ve iskelete bir emir verdi, “Çöpü at.”

Küçük iskelet hemen harekete geçti ve yanındaki çöp yığının almak için yavaşça beş kemik parmağını açtı ardından kapıyı iterek açarak dışarı çıktı.

 “Heh heh, herkesin büyü öğrenmek istemesine şaşmamalı. Büyüyle her şey çok daha kolay. Artık bu küçük iskelet benim için sabahları çöpleri atabilir!’’

Han Shuo vaktin oldukça erken olduğunu fark etti ve koyunların peşinden koşmaya devam etmek için kendisini küçük yatağına attı. Birkaç gündür, ilk defa bu sabah uyuyabiliyordu.

Han Shuo tekrardan uyandıktan sonra iskeletin döndüğünü ve çöpü döktüğünü fark etti.

Yataktan kalktıktan sonra yüzünü yıkadığı esnada yüzündeki morlukların mucizevi şekilde kaybolduğunu hatta kolundaki bazı yaraların bile solup gitmiş gibi gözüktüğünü fark etti. Dün bütün zihinsel gücünü harcadığı için zihni biraz puslu olsa da, bedeni oldukça iyi durumdaydı.

Şeytani büyünün Vücut Âlemi, gelişimcinin vücudunu yeniden dövme süreciydi. Bedendeki bütün yaraların geçmesi, uçsuz bucaksız derecede bedensel güç ve dayanıklılıkta artış Vücut Âleminde ilerlemenin işaretiydi. Eğer Vücut Âleminden başarıyla atılım yaparsa, ister Bach olsun ister Lisa, hızlı bir yenilgi yaşarlardı.

Yüzünü yıkadıktan sonra Nekromansi öğrencilerinin sınıflarına aceleyle gittiğini izledi ardından eşyalarını yanına alarak heykellerin tozunu almaya gitti.

‘’Athena, bugün güneş doğmadan önce tuvalete çıktığımda küçük bir iskeletin iki çöp torbası taşıdığını gördüm. Yavaşça çöplüğe doğru yürüyordu, ne garip bir manzaraydı ama!’’ Büyücü çırağı Amy Kara Büyü bölümünün binasına doğru yürürken Athena’yla sohbet ediyordu.

‘’Garip, kim çöpü atmak için bir iskelet çağıracak kadar sıkılmış olabilir ki? Bütün bu işleri o yarı deli, yarı köy aptalı olan Bryan yapmıyor mu?’’

‘’Gerçekten çok küçük bir iskeletin iki çöp torbası taşıdığını gördüm. Ayrıca, Bryan adına çok kötü hissediyorum. Zaten yeterince kötüydü, şimdi de Lisa’nın yaptıklarının acısını çekiyor ayrıca her gün Bach’dan dayak yiyor!’’

‘’Uykudan olduğundan yanlış görmüş olmalısın. Bryan bir ayakçı ve bir köle. Hayatta kalabilmesi bile yeterince iyi. Bryan hakkında endişelendiğine göre aşırı yumuşak kalplisin!’’

İki kız uzaklaştığı için Han Shuo konuşmalarının devamını duyamadı. Jack bir süre sonra sallana sallana geldi ve Han Shuo’yla aynı heykeli silmeye başladı. Jack bir süre yoğun bir şekilde çalıştıktan sonra, biraz afallayarak Han Shuo’ya baktı, ‘’Bryan, bence biraz kilo almışsın. Ayrıca dün Bach seni dövmemiş miydi? Dün yüzün mosmordu ama bugün tamamen düzelmiş gibisin?’’

‘’Bach geçenlerde kendini çok yormuş olmalı. Gözlerindeki o donuk bakışı ve ne kadar zayıf göründüğünü fark etmedin mi? Artık hiç gücü yok! Bu gidişle, artık beni dövemez!’’ Han Shuo bu açıklamasından sonra, karnının boş olduğunu hissetti ve Jack’e doğru söylendi, ‘’Bu günlerde iştahım daha fazla, sakladığın yemekten biraz daha versene.’’

‘’Eh? Nasıl ekmek sakladığımı biliyorsun?’’

‘’Bütün ayakçılar yemek saklama alışkanlığın olduğunu biliyor. Bunun bir sır olduğunu sadece sen düşünüyorsun. Zamanımı harcama ve biraz ekmek ver. İleride ödeyeceğim!’’

Jack Han Shuo’nun sözlerinden sonra isteksizce de olsa bir parça ekmek çıkardı ardından dikkatli bir bakış attıktan sonra, Han Shuo için bir parça kesti.

Han Shuo işi bırakıp aç kurt gibi ekmeği sömürmeye başlarken, Jack ansızın seslendi, ‘’Sh...Bach geliyor, eh? Lisa yanında!’’

Bach ellerinde iki şatafatlı, beyaz kutu taşıyor, yüzünde yalaka bir gülümsemeyle Lisa’nın peşinden yürüyordu. Genç kızın kalbini kazanmaya çalıştığı belliydi, ‘’Lisa, bunlar ailemin özel tatlıları. Şaşılacak derecede lezzetliler. Daha kahvaltı yapmadın, değil mi? Lütfen biraz dene.’’

Bach geçen gün Han Shuo’yu döverken, Han Shuo'nun yumruğu tesadüfte olsa yüzüne çarpmıştı. Bach ne zaman gülse sırıtışını kasılıyor, yüzündeki morluk şu an bile duruyordu.

‘’Humph. Aç değilim. Önümde numaraya yapmaya çalışma, senin gibi insanlardan nefret ediyorum. Yüzüme karşı övgüler yağdırıp arkamdan kötü konuşuyorsunuz!’’

Lisa Bach’e göz bile atmadan uzaklaştı. Bryan ve Jack’in önünden geçerken ise, soğukça Bryan’a baktı, ‘’Bryan, Ruh Izdırabı sonlandığında hedef çalışması için seni bulmaya geleceğim!’’

Lisa bu durumdan bahseder bahsetmez, Han Shuo bu sabahtan beri Ruh Izdırabı’nın tetiklenmediğini fark etti. Geçen gece zihinsel gücünü oluşturduğunda Ruh Izdırabı’nın da iptal olduğunu düşündü, aksi halde şimdiye dek tetiklenirdi.

Lisa uzaklaşmak üzereyken Bach Bryan’ı gördü ve şaşkınlıkla haykırdı, ‘’Eh? Bu nasıl mümkün olabilir? Dün yüzünü mosmor ettiğime eminim. Morluklar bir günde nasıl iyileşebilir?’’

Lanet, sen de hatırla, hatırlamasan olmaz zaten. Han Shuo Bach’e aptal aptal baktı ve ardından delice bir kıkırdama savurdu, ‘’Hehe, tenime iyi bakıyorum!’’

Lisa Han Shuo’nun sözlerini duyduğunda ufak bir kahkaha patlattı ve ayrılmak için acele etmemeye karar verdi. Güzel gözleri gülümsemesiyle birlikte kısılarak yarım ay oluşturdu. Aslında oldukça hayran olunasıydı. Bu aptal Bryan delirdikten sonra çok daha ilginçleşti, Lisa düşündü. Artık bu köle eskisi gibi sessiz değildi.

Jack Han Shuo’nun deli olmadığını biliyordu ve Bach’le dalga geçtiğinin farkındaydı. Kahkahasını tutmaya çalıştı fakat başaramadı ve hafifçe bir kahkaha attı, ‘’Haha.’’ Yanlışını fark ettiğinde ise artık çok geçti.

Bach zaten sinirliydi. Sağ yanağımdaki morluk iyileşmemişti ama bu aptalın yüzü düzelmişti. Lisa güldüğünde ses çıkarmaya cüret edememişti ama Jack’in kahkahasını duyduktan sonra tamamen kontrolden çıktı ve Jack’e doğru yüksek sesle söverek atıldı, ‘’Seni acınası hizmetçi, bana gülmeye nasıl cüret edersin! Seni ölümüne döveceğim!’’

Jack durumun kötü olduğunun farkındaydı ama kaçmaya cesaret edemedi ve yiyeceği dayağı beklemeye başladı. Ne var ki Han Shuo ansızın kafasını tuttu ve ‘’Acıyor!’’ diye bağırarak Jack’in önüne atıldı. Bach önündeki kişinin Han Shuo olmasını umursamadı ve yumruğu direkt Han Shuo’nun yüzüne gönderdi.

Han Shuo yüzüne yumruğu yemişti ama Bach’in yumruğunun dün olduğu kadar acıtmadığını fark etti. Hatta düşmemeyi bile başardı.

Fazla acı duymasa da, ‘’Acıyor!’’ diye ulumaya devam etti ve adeta deliriyor gibi kollarını savurmaya başladı. Bach Han Shuo'nun kollarını savurması nedeniyle üst üste üç darbe aldı ve sol eli anında morardı. İki eliyle karnını tutup aşağı yukarı zıplamaya başlarken bağırdı, ‘’Değersiz köle, ne cüretle bana vurursun! Yapacağım son şey olacak olsa bile bugün seni nekromansiyle öldüreceğim!’’

‘’Bach, yine Bryan’a saldırıyorsun. Ders zamanı geldi, acele et ve sınıfa dön.’’

Birdenbire, tamamen açık mor dalgalı saçlara sahip, uzun, kıvrımlı bir güzellik Bach'ı zarifçe uyardı.

24-25 yaşlarında gözüküyordu, keskin bir buruna, oval bir yüze ve çekici kırmızı dudaklara sahipti. Hafifçe esmer olan teni son derece sağlıklı gözüküyordu ve vücudunu hafifçe sıkan altın rengi bir üstat cübbesi giyiyordu.

Dar üstat cübbesi dolgun göğsünü ve uzun bacaklarını sergiliyordu. Sol elinde birkaç büyü kitabı, sağ elinde ise şık bir zümrüt asa tutarken Bryan’a doğru konuşuyordu.

‘’Eh....Usta Fanny, yine gözlüklerinizi unutmuşsunuz. Bryan’ı işaret ediyorsunuz!’’ Lisa’nın dudakları kıvrıldı ve biraz boyun eğerek konuştu.

‘’Gözlükler güzel bir kadın için ölümün öpücüğüdür, her gün o zırvaları takmıyorum,’’ Fanny Lisa'nın sözleri karşısında gülümsedi ve sonunda Bach’ı bulup sağ elindeki asayla sanki kafasına vuruyor gibi bir hareket yaptı ardından ciddiyetle konuştu, ‘’Hemen sınıfa dön, yoksa sonuçlarına katlanırsın!’’

Fanny Bach’e sinirli bir şekilde çıkıştıktan sonra, yüzüne yeniden yumuşak bir gülümseme yerleştirdi ve Lisa’ya döndü, ‘’Lisa, sen de çabuk sınıfa gitmelisin. Sık sık geç kalarak iyi bir öğrenci olamazsın. Bugünkü derse hazırlanmam lazım, sonra görüşürüz!’’

Fanny bir kere daha Bach’e bakmak için kafasını çevirdi, ardından uzun bacaklarıyla yürümeye başladı. Binlerce kişinin sahip olamayacağı bir zarafete sahipti. Yürürken sallanan dolgun kalçaları oldukça çekici görünüyordu.

‘’Eh...Usta Fanny, sınıf binası orada değil, yanlış yere gidiyorsunuz. Oh tanrım, gözlüklerinizi takın!’’

Lisa ayrılmak üzereyken duraksadı ve hafifçe seslendi ardından döndü ve Bach’a alaylı bir şekilde sırıttı, ‘’Ne değersizsin, bir ayakçıyı bile dövemiyorsun!’’ Lisa tekrardan Han Shuo’ya baktı ardından aceleyle Fanny’nin peşine takıldı.

Bach öfkeden alev alev yanıyordu ve zehirli bir yılan gibi Han Shuo’yla Jack’i işaret etti, ‘’Sadece bekleyin acınası herifler, hak ettiğinizi göreceksiniz!’’ Görünüşe göre Fanny’nin tehdidini umursamıyordu.

Han Shuo çapkınca Fanny’nin gittiği yöne baktı ve görüşünden çıkana kadar güzel kadını izlemeyi sürdürdü. Bach’in tehdidini önemsemedi ve genç kadın görüşünden tamamen kaybolduktan sonra kendi kendine gülümsedi, ‘’Usta Fanny’nin bir başka olduğu kesin. Şapşal Bryan’ın ona âşık olmasına şaşmamak gerek. Bryan’ın ağız tadı aslında bana oldukça benziyormuş!’’

‘’Bryan, bakmayı kes. Usta Fanny’yi uzun zamandır sevdiğini ve onun, bazı öğrencilerin sana zorbalık yapmasını engellediğini biliyorum ama sen sadece bir ayakçıyken o akademide yüksek kıdemli bir usta büyücü. Ustalar ne kadar güçlü biliyor musun? Üstat Fanny uzağı göremese de, akademide ondan hoşlanan bir sürü kişi var. Yahu uyansana!’’

Jack Han Shuo'nun uyanıp gerçekle yüzleşmesini isterken iki tombul elini Han Shuo’nun önünde sallıyordu.

‘’Çoktan sarhoş oldum, uyanamam!’’ Han Shuo bir sırıtmayla birlikte söylendi ardından ekledi, ‘’Bir gün onu elde edeceğim!’’

Çevirmen notu
Usta Fanny'yi merak edenler için discord adresimizde Fanny ve Lisa'nın illüstrasyonlarını yayınlayacağım, bakabilirsiniz :)
https://discord.gg/45SahE