Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

7. Bölüm İskeleti Arıtmak İçin Şeytani Hazine Arıtım Yöntemlerini Kullanmak

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

 ‘’Bryan, deli olduğunu söylediklerinde inanmamıştım ama artık ben bile deli olduğuna inanıyorum. Sen gerçekten delisin!’’ Jack tombul boynunu çevirdi, kafasını iki yana salladı ve Han Shuo’nun ateşli bir ifadeyle Fanny’yi elde etme arzusunu izlerken iç çekti.

‘’Eh? Bunlar Lisa’ya yalakalık yapmak için Bach’in getirdiği tatlılar değil mi? Haha, ne şanslıyız ama! Bu soyluların tatlılarını hiç denemedim!’’ Han Shuo Bach’in aceleyle ayrıldığı için unuttuğu tatlıları aldı ve içindekileri mideye indirmeye başladı.

Yerken şaşkınlıkla kıkırdadı, ‘’Tsk tsk. Yahu nasıl bir lezzettir bu. Boşuna kavga etmemişiz. Al, senden yarım ekmek ödünç almıştım, şimdi bir kutu şahane şekerlemeyle ödüyorum. Bir haydut gibi kârlı çıktın!’’

‘’Ama bu Bach’in?’’

‘’O salağı dövdüm, yani artık benimdir!’’

Jack, “…”

Han Shuo da durumun böyle gelişmesinden dolayı biraz garip hissediyordu. Derinliğin Kıtası’na gelip gücünü geliştirmek için çalışmaya başladığından beri, iştahının arttığını ve çok daha cüretkâr olduğunu hissedebiliyordu. Daha önce yapmaya cesaret etmeyeceği şeyleri yapıyor ve aslında arzuları daha da büyüyordu.

‘’Bryan ve Jack! Şu anda laboratuvarı temizliyor olmalıydınız ama daha heykelleri bile temizlemeyi bitirmemişsiniz! Başımızı belaya sokarsanız, elimizden kurtulamazsınız!’’

Han Shuo ve Jack tatlılarla keyif çatarken, iki büyük ayakçı arkalarından yaklaştı. İkisi de paspas taşıyordu ve Han Shuo’yla Jack’e bağırarak, hemen laboratuvara gidip temizliğe başlamalarını söylediler.

Bu iki ayakçı yirmi yaşlarındaydı ve 170 cm boyundaydılar. Borg ve Carey olarak çağrılıyorlardı ve Han Shuo ile Jack’e zorbalık yapmayı alışkanlık haline getirmişlerdi. Hatta bazı işlerini Bryan’la Jack’e yaptıracak kadar ileri dahi gitmişlerdi. Ne mi yapmalıydılar? Laboratuvarları temizlemeliydiler.

‘’Gitmiyoruz!’’ Han Shuo uzun süredir bu durumdan kurtulmak istediğinden dolayı bu sözleri umursamadı. Artık daha güçlüydü ve Bach’a karşı kaybetmediği için de özgüveni tavan yapmıştı. Aslında biraz fazla dolu hissediyordu ve bu ikisi patronluk taslamaya devam ederlerse yapacağı bir kavga midesindekileri tamamen sindirmesini sağlardı.

‘’Hah, gitmiyor musun? Bryan, gerçekten delisin. Bana, yüce Borg’a karşı koymaya cesaret ediyorsun. Anlayana kadar dayak yemek mi istiyorsun?’’ Borg sağ yumruğunu sıktı ve Han Shuo’ya bakarken soğuk bir kahkaha attı.

‘’Ah, kafam acıyor!’’ Han Shuo yere kıvrılıp kafasını tutarken titredi. Jack tam temizliğe başlamak için laboratuvarlara gitmek üzereydi ki durdu ve Han Shuo’nun yine aynı numarayı yaptığını gördüğü için kıpırdamadan yerinde kaldı. Beklentiyle Han Shuo’ya bakıyordu.

‘’Gerçekten delirdin mi, yoksa numara mı yapıyorsun bilmiyorum ama açıkçası umurumda değil, itaat edene kadar sopa yiyeceksin!’’ Carey’in mizacı daha kötüydü. Üç büyük adım attı ve Han Shuo’ya doğru bir tekme salladı.

Han Shuo bağırmaya devam ederken aniden zıpladı ve Carey’in sağ ayağını göğsüyle karşıladı. Han Shuo acı dolu bir çığlık attı ve Carey’in ayağına sarılarak, onu yukarı kaldırıp yana savurdu. Acıyla bağırma sırası Carey’e gelmişti. Bir heykele çarptığı için bir çığlık kopardı.

Borg, Carey Han Shuo’ya saldırdığında hafifçe gülümseyerek, Han Shuo’nun artık bittiğini düşündü. Han Shuo göğsüne tekme yese de, Carey’in daha kötü durumda olacağını kim tahmin ederdi ki?

‘’Ha? Nasıl karşı koyarsın Bryan! Borg, birlikte indirelim şunu. Bryan bugün sana bir ders vereceğiz!’’ Carey acı içinde ayaklandı ve tekrardan Han Shuo’ya atılırken Borg’un kendisine katılması için haykırdı.

Han Shuo kafasını tutmaya ve acı içinde haykırmayı sürdürürken düşünüyordu, Bach’e bile karşı koymaya cüret ettim, siz iki aptalı umursar mıyım sanıyorsunuz? Vahşice kollarını ve bacaklarını salladı ve birkaç darbe alsa da, Carey ile Borg’u bir güzel benzetmeye başlamıştı.

Han Shuo dayak yemeğe alışmıştı ve Vücut Âlemi yasalarına göre büyü yuanını dolandırarak bedenini geliştiriyordu. Carey ve Borg’un yumruklarını karşılamakta sorun yaşamıyordu. Diğer taraftan, Carey ve Borg’un yüzleri çoktan morarmıştı. Han Shuo’nun ilerleyen gücünden dolayı, kötü durumda görünüyorlardı.

Üç ayakçı yolun kenarında şiddetle ve vahşice dövüşüyordu. Kavga devam ettikçe Carey ile Borg’un bedenleri daha çok acımaya ve yavaşça güçten düşmeye başlamışlardı. Oysaki Han Shuo’nun canı çok az acıyordu. Sanki tükenmek bilmeyen bir gücü vardı hatta daha düzgün bir şekilde dövüşmeye başlamıştı. En sonunda, Carey ve Borg’u kovalayan Han Shuo oldu. Kuyruklarını bacaklarının arasına sıkıştırıp kaçan ikili genç adamın yumrukları altında eriyorlardı.

‘’Hah! Ne güzel kavgaydı be! Jack, artık Carey ve Borg’un işlerini yapmıyoruz. Eğer yine sana sataşırlarsa bana söyle, kum torbası olarak kullanacak birilerinin olması işime yarar!’’

Küçük Şişko Jack Han Shuo’nun kolunu tutarken gence hayran hayran bakıyordu. Jack bomba gibi bir kahkaha patlattı ve konuştu, ‘’Bryan, harikasın. Carey ve Borg’u tek başına dövdün, nasıl becerdin bunu?’’

Han Shuo kendisini işaret etti ve böbürlendi, ‘’Cesur yüreğim ben!’’

Han Shuo’nun kafası sonraki birkaç günde bir kere bile acımadı. Bilinmeyen nedenlerden ötürü, Bach da hemen Han Shuo’dan intikam almaya gelmedi. Han Shuo ve Jack Carey ile Borg’un işlerini yapmayı reddettiler ve ikili sayı avantajları olduğu halde bile dövüşü kazanamadıklarından seslerini çıkartamadılar. Sessizce yapmaları gereken işleri yaptılar.

Carey’le Borg’un işlerini yapmak zorunda olmadığından ve sabahları da çöpü küçük iskelet attığından dolayı Han Shuo’nun birdenbire çok fazla boş zamanı olmuştu. Bu sırada Jack’ten birkaç büyü kitabı daha getirmesini istemedi bunun yerine sağlam bir temel oluşturmak için dikkatini Nekromansi’nin Temelleri’ne odakladı.

Han Shuo Nekromansi’nin Temelleri’ne çalışmasını arttırdıktan sonra zihinsel gücünün oldukça zayıf olduğunu fark etti. Depoya döndükten sonra her gece meditasyon yapmaya başladı. Küçük iskelet diğer boyuttaki gecenin yaratıkları arasında en zayıf olandı ve zekâsı o kadar düşüktü ki ancak çağıranın komutlarına göre hareket edebilirdi. Han Shuo ona gündüzleri depoda kalmasını ve sadece gecenin geç saatlerinde çöpü atmasını emretmişti.

Han Shuo gece vakti tam meditasyonuna başlamak üzereydi ki Ha ansızın moruk Chu Cang Lan’ın, zihninde bıraktığı anıları hatırladı. O anıların içerisinde şeytani hazine arıtmayla alakalı gizemli kayıtlar vardı. Han Shuo şeytani büyünün şu an öğrendiği nekromansiden tamamen farklı bir dal olduğunu bilse de, sonuçta ikisi de kara büyüydü ve fazla ortak noktaları var gibiydi. Acaba iki dalı birleştirmesi mümkün müydü?

Han Shuo kaşlarını çatıp ciddiyetle anılar arasında gezinirken, Chu Cang Lan’ın anılarının çoğunun oldukça sisli ve belirsiz olduğunun fark etti. Sanki anılara ince bir kâğıt parçasının ardından bakıyor gibiydi.

Bir süre anıların arasında dolaştıktan sonra, aniden şeytani hazine arıtmanın bir yöntemini buldu. Han Shuo nekromansiye kısa zamandır çalışıyordu ve ancak zayıf bir iskelet çağırabiliyordu. Durum böyle olduğuna göre, küçük iskeletin üzerinde deney yapmaya karar verdi.

Şeytani hazine arıtmanın ilk gereksinimi arıtım malzemeleriydi. Han Shuo sadece eğlencesine deney yapacağı için küçük iskeleti ana malzeme olarak kullanmaya karar verdi. Depoda kemik tozu, semender kuyruğu gibi düşük seviyeli büyülü yaratıklara ait malzemeler vardı. Bunların hepsi şeytani hazine için yan malzemeler olarak kullanılabilirlerdi.

Bazı eşsiz şeytani hazineler elde etmek için çok fazla değerli malzeme gerekiyordu. Malzemelerin bu dünyada var olup olmadığı dahi kesin değildi. Han Shuo her şeyi görmezden geldi ve ani arzusunu tatmin etmek için rastgele eşyalar seçti. Laboratuvara kimsenin kullanmadığı küçük bir kova ve öğrencilerin geride bıraktığı malzemelerini almak için döndü. Bu malzemelerin ne oldukları hakkında hiçbir fikri yoktu.

Han Shuo gecenin koruması altında gizlice depoya döndü ve dikkatle kapıyı kapattı. Ardından iskeleti kovaya koydu ve bütün düşük seviyeli yaratık kanlarını, kemik tozunu, semender kuyruğunu ve diğer malzemeleri iskeletin üzerine döktü. Daha sonra ise kovaya su ekledi. İskeletin sadece kafası su seviyesinin üzerinde kalmıştı ve ne yaşandığından tamamen habersizdi.

Han Shuo gözlerini kapatırken bir an düşündü ve yavaşça Chu Cang Lan’ın şeytani hazine arıtma anısıı gözden geçirdi. Çeşitli malzemelerin yanı sıra, şeytani hazine arıtmak için özelleştirilmiş bir düzen lazımdı. Ayrıca gelişimcilerin birkaç gün veya aylarca büyü yuanlarını düzene eklemeleri de lazımdı. Bazı güçlü şeytani hazineler birkaç yıl çalışma bile gerektirebiliyordu.

Tabii ki. Han Shuo şu an bunların hiçbirini yapamazdı. En kolay arıtım yöntemini seçti ve kim bilir hangi büyülü yaratığa ait olan yedi beyaz kemik çıkıntısını ayırdı ardından Büyüsel Yin Odaklama Düzeni’ne göre kemik çıkıntılarını dizdi.

Büyüsel Yin Odaklama Düzeni Chu Cang Lan’ın anılarındaki bir tür iblis arıtım düzeniydi. Asıl yöntemde ilk olarak yedi yin iblisinin arıtılması lazımdı. Arıtıcı kendi büyü yuanını düzene akıttığında, yedi yin iblisi düzenin yönergelerine göre büyü yuanını yoğunlaştırırdı. Arıtma malzemeleri yavaşça çözünür ve ana malzemenin içine eklenirdi. Şeytani hazine, büyü yuanıyla 36 gün arıtıldıktan sonra sonunda tamamlanırdı.

Bir yin iblisi arıtmak için, kişi ilk olarak bir hortlak bulmalıydı. Eğer günahsız bir kişi ölür, yabancı bir toprağa ve ruhu ölüler diyarına gitmeye razı olmazsa ruhun bir hortlağa dönüşme ihtimali olurdu. Hortlakları yin iblisleri olarak arıtmak için özel yöntemler kullanılmalıydı ve doğal olarak Han Shuo’nun elinden şu an öyle bir şey gelmezdi.

Yedi kemik çıkıntısını yin iblisleri yerine kovaya yerleştirdi ardından büyü yuanını sağ orta parmağına göndermek için kovanın yanına çömeldi. Daha sonra parmağını hızla yedi kemik çıkıntısının ortasına bastırdı. Kemik çıkıntıları zayıf olsalar da, düzgünce ayarlanmışlardı ve dolayısıyla biraz büyü yuanı özümseyebilirlerdi.

Uzun bir süre geçtikten sonra, ansızın suyun yüzeyinde yedi kemik çıkıntısını merkez alan yedi küçük girdap belirdi.

Han Shuo yedi girdabın oluştuğunu görünce içten içe rahatladı. Rastgele bir şeyler yapsa da, bir şekilde başarılı olduğunu biliyordu. Küçük iskeletin nihayetinde neye dönüşeceğini bilmese de, rahatlamış ve biraz meditasyon yaptıktan sonra derin bir uykuya dalmıştı.

Çevirmen notu
[7/50]