Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

8. Bölüm Yedi Kanatlı Yenilmez İskelet

Çevirmen: Zakowske / Editor: Valheru

Sonraki gün.

Han Shuo oldukça yorgundu, dolayısıyla deponun kapısı güm diye açıldığında uyanamamıştı bile. Küçük şişko Jack içeri koşturdu ve Han Shuo’yu sarsarken heyecanla haykırıyordu, ‘’Bryan kalk! Bunu görmelisin!’’

Han Shuo kızarmış gözlerini açtı. Uyanmadan hemen önce küçük iskelete Lisa’yı dövme emri verdiği bir rüya görüyordu. Rüyasını bitiremeden uyandırılmıştı bu nedenle hoşnutsuz bir şekilde homurdandı, ‘’Sabahın köründe ne oluyor?’’

Jack’in gözleri fasulye gibi küçülmüştü ve içleri heyecanla doluydu. İçtenlikle gülerek, ‘’Lisa ne yaptı bilmiyorum ama emirlerine uymayan garip bir iskelet çağırdı. Sabahtan beri odasından patırtı sesleri geliyor!”

“Ardından Lisa ışık bölümüne kaçarken, küçük iskelet de peşindeydi. Oh! Yemin ederim Nekromansi bölümünde geçirdiğim yıllar boyunca hiç bu kadar hızlı koşan küçük bir iskelet görmedim. Oh, bir de, iskeletin üzerinde kanat gibi yedi kemik çıkıntısı vardı!’’

Han Shuo o ana kadar Jack’in hikâyesinin keyfini çıkarıyordu. Ne var ki Jack’in son sözlerini duyduğu anda ifadesi değişti ve birden kafasını tahta kovaya çevirdi. Eflatun rengindeki su bir noktada mürekkep siyahına dönmüştü ve iskeletin yanı sıra, yedi kemik çıkıntısı da ortadan kaybolmuştu.

Mümkün değil. Daha dün arıtmaya başladım! Tatlı tatlı rüya görürken, iskelete Lisa’ya bir ders vermesini söylediğini hatırladı ama şeytani hazine arıtımının bitmesine daha 36 gün yok muydu? Neler dönüyordu? Yin iblisleri yerine rastgele kemik çıkıntılarını kullandığından dolayı acaba büyü yuanı erken mi tükenmişti?

Han Shuo bu noktada içini donduran bir soğukluk hissetti ve hızla ayaklandı. Taş heykelleri temizleme işini bile görmezden geldi ve Işık bölümüne doğru, dalgınlıkla tuttuğu Jack’i de sürükleyerek, hızla koşturmaya başladı.

Han Shuo koşarken aklından endişe dolu düşünceler geçiriyordu. Bir nekromansi öğrencisi değildi ve öğrencilerin çağırdıkları yaratıklara olan ilgisizlikleri kendisinde yoktu. Öğrenciler yaratıkların hayatını önemsemiyordu. Küçük iskelet Han Shuo için çöpleri atıyordu ve gence epey yardımcı olmuştu. Farkında olmadan iskelete karşı duygular beslemeye başlamıştı ve doğal olarak ona bir şey olmasını istemiyordu.

Han Shuo ve Jack dışında, nekromansi öğrencileri de Işık bölümüne doğru koşturuyorlardı ve yüzlerinde garip ifadeler vardı.

‘’Çok garip. Sırtında yedi kemik çıkıntısı olan siyah, küçük bir iskelet. Acaba Lisa o iskeleti nasıl çağırdı?’’ Amy hızını arttırırken söylendi. ‘’

‘’Bilmiyorum ama küçük iskeletin en garip yanı çok hızlı koşması. Oh tanrım. Acaba Lisa’nın zihinsel gücü bizden daha güçlü olduğu için mi farklı iskelet savaşçıları çağırabiliyor?’’ Athena da epey şaşkındı ve hızla Işık büyüsü bölümüne giderken Amy ile konuşuyordu.

Acemi büyücü Bella Athena’nın sözlerini duyunca kaşlarını çattı ve homurdandı, ‘’Ben de bir acemi büyücüyüm ama hiç öyle garip bir iskelet çağırmadım. Bu iskeletin en garip yanı, çağıranın komutlarını dinlememesi. Hiç mantıklı değil.’’

…….

Han Shuo ve Jack koşarlarken konuşmalara kulak misafiri oldular. Han Shuo öğrencileri dinledikten sonra, arıttığı iskeletin gerçekten oldukça eşsiz olduğunu anladı.

İçi endişeyle kaplı olan Han Shuo, zihinsel gücüyle iskelete bağlanmaya çalıştığında bağlantı kurabildiğini ama iskeletin muhtemelen bir şeytani hazine gibi arıtıldığından dolayı verdiği komutları almadığını fark etti. Hâlâ telaşla etrafta koşturuyordu.

Işık bölümü Nekromansi bölümünün aksine öğrenci eksikliği çekmiyordu. Işık büyüsü akademide popüler bir büyü dalıydı ve çok sayıda öne çıkan kıdemli mezun etmişti. Işık bölümü öğrencileri belki de ışık ve kara büyünün birbiriyle zıt olmasından dolayı her zaman Kara Büyü öğrencilerinden nefret ederdi. Işık bölümü Kara Büyü bölümünün alt dalları içinde en çok Nekromansi bölümünden nefret ediyordu ve ışık büyüsü özellikle kara büyüyü kısıtlamada etkiliydi.

Işık büyülerinin çoğu özellikle ruh çağıranların çağırdığı karanlığın varlıklarına karşı yıkıcıydı. Işık büyüsünün nekromansinin baş düşmanı olduğunu söylemek abartı olmazdı. Han Shuo Nekromansi bölümüne döndükten sonra epey bilgi edinmişti ve bütün bunları bilmesi endişesini daha da arttırıyordu.

Han Shuo Jack’i yanında sürüklemesine rağmen yolda resmen uçuyordu. Hızı o kadar yüksekti ki cılız bedeniyle birkaç nekromansi öğrencisini dahi geçti. Geride kalanlar şaşkınlıkla, bu aptalın delirdikten sonra hangi ara bu kadar güçlendiğini düşündüler.

Han Shuo Işık büyüsü bölümüne geldiğinde, Jack tamamen tükenmiş bir durumdaydı. Kıç üstü kendini yere bıraktı ve durmaksızın şikâyet ederken, ağır ağır soludu, ‘’Bryan, çok hızlı koşuyorsun. Neredeyse beni öldürüyordun ama sen terlememişsin bile.’’

Han Shuo’nun dikkati tamamen Işık büyüsü bölümünün binaları arasında koşturup duran küçük iskelete kaydığından, Jack’in yakınmalarını görmezden geldi.

İskelet mürekkep kadar siyah bedeni, omurgasına bağlı yedi kemik çıkıntısı ve hafifçe parlayan kemik hançeriyle küçük bir avlunun ortasında koşturuyordu.

Kara iskelet Han Shuo’nun arıtımı sayesinde hafif bir parıltı yayıyordu. Sırtındaki kemik çıkıntıları kaburgasıyla tamamen kaynaşmıştı. İki kemik bacağı hareket eder etmez rüzgâr gibi hızlanıyor, yedi kemik çıkıntısı da yoğun bir şekilde çırparak hızına hız katıyordu. Çıkıntılar uçmasını sağlayacak kadar güçlü olmasalar da, epey çevik olmasını sağlıyorlardı. O kadar hızlıydı ki Lisa’nın yaptığı nekromansi büyüleri onu ıskalayıp geçiyordu.

Sayısız Işık bölümü öğrencisi, karmaşık taş sütunlarla dolu avluya gelmişti. Küçük iskelet korkutucu bir şekilde, esnek bedeniyle öğrenciler ve sütunlar arasında hızla gidip gelerek, Lisa’yı çaresiz bırakıyordu.

Han Shuo küçük iskeletin hızını görünce afalladı ama çabucak kendini toparladı ve hızla iskelete depoya dönme emri vermek için odağını topladı. Ne var ki küçük iskelet emirlerini duymuyor gibiydi. Öğrenciler ile sütunlar arasında koşmaya devam ederek çevredeki öğrencileri tamamen kargaşaya itmeyi sürdürdü.

Avluda tam bir kargaşa hakimdi.

‘’Lisa, siz nekromansi öğrencileri gittikçe daha da küstahlaşıyorsunuz. Nasıl bu iğrenç karanlık yaratığı Işık büyüsü bölümünün ortasına salmaya cüret edersin? Geçen sefer bana kaybettiğin için, iskelet savaşçının ne kadar iyi olduğunu mu göstermek istiyorsun?’’ Acemi ışık büyücüsü Irene soğukça söylendi ve Lisa’ya kışkırtıcı bakışlar attı.

Irene 17 yaşındaydı ve hafifçe dağınık görünen, açık mavi renkte kısa saçlara sahipti. Güzel kâkülleri vardı ve gözleri iki parlak safir gibi masmaviydi. Işık büyüsüyle takdis edilmiş cübbesini giyiyordu ve yakasına bir safir takmıştı. Safir gözlerine uyan ve güzelliklerini açığa çıkartan sisli bir mavi ışık yayıyor, güzelliğine güzellik katıyordu.

Başka bir genç güzellik... Han Shuo Irene’ye baktı ve onu Lisa’yla kıyasladı. Irene her yönden Lisa’ya denkti ayrıca Lisa’dan çok daha dolgun göğüslere sahipti.

‘’Irene, işime burnuma sokma. Sırf Kamplin Ailesi’nden geliyorsun diye senden korktuğumu düşünme.’’ Lisa küçük iskeleti takip etmeyi bıraktı ve Irene’ye alayla sırıttı.

‘’Hmph! Gecenin iğrenç yaratıklarının Işık Büyüsü bölümünü kirletmesi affedilemez. Eğer o iskeletin icabına bakamıyorsan, bırak da el atayım!’’ Irene soylu bir ifadeyle elini kaldırdı ve yavaşça büyülü sözleri söyledi, ‘’Işığın bıçakları, şeytanları arındıran bir kılıç olun ve bu acınası hayatı biçin. Işın Kesiği!’’

Tamamen kör edici ışıktan oluşma, uzun bir kılıç aniden belirdi ve hızla Irene’nin emri doğrultusunda iskelete doğru uçtu.

Han Shuo’nun iskeleti saklambaç oynuyordu ve Lisa durduğunda o da şapşalca durmuştu. Irene’nin ışık kılıcı saldırdığında tepki vermediği için kılıç sertçe göğüs kafesine saplandı.

Hafifçe parlayan kara iskelet darbeyi aldığında hafifçe sallandı ve göğsünden birazcık duman yükseldi. Dengesini kazandığında ise hançerini kavradı ve etrafa bakınmaya başladı. Sanki kimin saldırdığını bulmaya çalışıyordu.

‘’Hooo, bu gecenin yaratığı ışık büyüsünün kutsal ışığı karşısında bile parçalara ayrılmadı!’’

‘’Evet! Bu aşırı garip! Işık büyüsü gecenin yaratıklarının baş düşmanı. Kutsal ışığın altında göğsü toza dönmüş olmalıydı, neler oluyor?’’

‘’Ah...yoksa Nekromansi bölümü, gecenin yaratıklarının ışık büyüsüne dayanması için bir yol mu buldu? Bu nasıl mümkün olur? Eğee durum böyleyse, Nekromansi bölümünün yaratıkları acayip derecede güçlü olacaktır!’’

…..

Han Shuo etarafa bakındı ve çevresindeki bütün Işık bölümü öğrencilerinin dehşete düşmüş ifadeler takındığını gördü. Küçük iskelete şaşkın şaşkın bakıyorlardı.

Nekromansi sayesinde çağrılan yaratıklar ışık büyüsünden ekstra hasar alırlardı. Yüksek seviyeli bir yaratığın böyle bir saldırı karşısında çürümeye başlaması gerekirken, bir iskelet savaşçı gibi düşük seviye yaratıkların anında küle dönmesi gerekirdi.

Ne var ki Han Shuo’nun şeytani hazine arıtım yasalarına göre arıttığı küçük iskelet normal büyü yasalarını aşıyor, Işık ve Nekromansi bölümü öğrencilerine imkânsız bir şeyi kanıtlıyordu.

Işık bölümü öğrencilerinden şok olmuş ve inanamayan haykırışlar yükseldi. Lisa bile olduğu yerde sersem sersem duruyordu, bu inanılmaz iskelet onun da cesaretini kırmıştı.

Herkes şaşkınlıkla tepki gösterirken, küçük iskelet biraz etrafa bakınmanın ardından sonunda kendisine saldıranı çözdü. Soğukça parlayan kemik hançerini beş kemik parmağıyla sıkıca kavradı ve Irene’ye doğru hücuma geçti. Harekete geçer geçmez yedi kemik çıkıntısı yine öfkeyle çırpmaya başlamış ve onun normal bir iskelet savaşçısından öte bir hıza ulaşmasını sağlamıştı. Bir anda Irene’nin önüne ulaştı, avucundaki hançeri sıktı ve hançerini vahşice korkmuş olan Irene’ye doğru savurdu.

Irene panikledi ve deli gibi kendisini sola attı, zira büyülü sözleri söyleyecek zamanı olmadığını biliyordu. Irene dehşet içinde ciyaklarken bir yırtılma sesi duyuldu.

Küçük iskelet Irene’nin hızlı kaçınması nedeniyle genç kızı yaralayamasa da, cübbesini sağ omzundan göğsüne kadar keserek, körpe, kremsi cildinin açığa çıkmasını sağlamıştı. Hatta kemik hançerin ucunda kar beyazı bir iç çamaşırının küçük bir parçası bile vardı. İskelet saldırıdan sonra tekrardan şapşal şapşal durdu ve saldırısının devamını getirmedi.

Hass*ktir, güzel iş! Demek seni bir ışık kılıcıyla kesmeye kalkar huh! Karşılık olarak bütün kıyafetlerini kes! Han Shuo içten içe haykırdı.

Genç adam birdenbire bu düşüncelerle birlikte zihinsel gücünün keskinleştiğini hissetti. Küçük iskeletin dikkatini toparladığını, tekrardan hançerini kavradığını ve çaresizce kendisini kapamaya çalışan utanmış Irene’ye doğru atıldığını gördü. Belli ki Han Shuo’nun emrini yerine getirmek istiyordu. Irene'nin bütün kıyafetlerini kesip parçalara ayıracaktı.

Hah, şimdi mi emirlerimi alıyorsun, seni zampara iskelet!

Çevirmen notu
[8/50]