Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

1. Bölüm 34D Tanrıça

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

   NOT: 1 Çin Yuan'ı (RMB), 50 kuruşa denk geliyor. Yani 10.000 RMB= 5.000 türk lirası. Keyifli Okumalar!

 

  Yazın sıcağında, güneş ışınları tenimi zehirli birer ok edasıyla delip geçiyordu. Bekçi kulübesinde dikilirken, sıcağın etkisiyle suratımda oluşan ter damlaları çimen yeşili üniformama damlıyordu. Sıcağa karşı fazla direnemeyen suratımdan akan terler, zaten dayanılmaz olan bu yaz gününü benim için iyice içinden çıkılması güç bir mücadeleye dönüştürüyordu. İfadesiz bir şekilde olduğum yerde dikilmeye devam ettim. Olaylar silsilesi birbirini izlemeye devam ederken, alnımın ortasından akan ter damlası göz kapaklarımı geçip sağ gözüme girmeye yeltendi, Allah kahretsin, o güvenlik menajeri sırf burada işe yeni başladığım için getirdiğim şemsiyeyi almasaydı bu halde olur muydum? Neyse ses çıkartmamak en iyisi, sakin kalıp, şikayet etmeyeceğim… Lanet olsun sana, burada sıcaktan ölüyoruz yahu!

 

   Benim adım Li Xiao Yao. Ne isim ama, değil mi? Ailem büyüyünce doğru düzgün bir işe sahip olup zorbalarla uğraşacağımı ve fakirlere yardım edeceğimi ummuştu ancak onların beklentilerini karşılayamadım. Kelimenin tam anlamıyla sıradan bir adama dönüştüm, daha doğrusu dışarıdan bakan biri beni yalnızca sıradan biri olarak tanımlayabilir. Hangzhou bilim şirketinde ayda toplasan iki kere çalıştığım düşünülürse, bu bahsi geçen düşünceye itiraz etmek pek de doğru görünmüyor. Sırf bu iş bana doğru düzgün bir maaş kazandırmıyor diye günde üç öğün yemek yemekten bile feragat etmiş durumdayım.Üstüne üstlük üzerime giydiğim ve şefin ‘’Üniforma’’ olarak adlandırdığı bu kıyafetin içinde sapma sapan bir sirk cambazına benziyorum. Tabii bunun yanında, henüz daha yazın ortalarındayken öğle vakti çalışmak durumunda kaldığımı da eklemeden geçmeyeyim.

 

   Hayatım geniş bir bardağa sıkılan ve insanların içmeye yeltenmediği bir limon suyu gibi ekşi ve katlanılmaz durumda. Hayatım boyunca doğru düzgün bir üniformanın içinde, güzel bir kadınla tanışacağımı hayal ettiğimi düşünürsek, bu saçma sapan yerde geçirdiğim iki ay boyunca bu hayalimi beklemeye almaktan başka çarem kalmadığını tahmin edebilirsiniz. Burada çalışan kadınlar o kadar çirkin ki, makyajsız hallerini görseniz, koşup bir köşeye saklanmaktan başka bir seçeneğiniz olup olmadığını düşünmeye başlarsınız. Gerçi makyaj yaptıklarında da birer ucubeden öteye gidemiyorlar orası ayrı…

  

  Bakışlarımı önümdeki şirket binasına çevirdiğimde, kapıdan bir kadın çıkıyordu. Kadının tam adı Wang Yan’dı, banka departmanının bahar çiçeği. Göğüsleri ve ayakları on üzerinden dokuzu hak etse de, yüzü bir puanı bile hak etmiyordu.

 

   Wang Yan beni tanıyordu, kapıdan çıktıktan sonra kalçalarını sallaya sallaya yürümeye başladı. Ayağına giydiği yedi santimlik topukluların yanında, kar-beyazı bacaklarını sonuna kadar sergiliyordu. Kulubenin hemen yanında durdu ve yüzünde geniş bir gülümsemeyle: ‘’Li Xiao Yao, ‘’Kader’’ yarından sonra açılıyor. Bu sıkıcı işte çalışmaya devam etmek mi istiyorsun? Yoksa benimle gelip, banka departmanın kuracağı gruba mı katılmayı tercih edersin? Bildiğin gibi, sınırlı sayıda satışa çıkarılan başlıklardan almayı başardım…’’

 

  Sağ elinde tuttuğu beyaz başlığın geçenlerde satışa çıkan Kader isimli oyunun sınırlı sayıdaki ekipmanı olduğuna şüphe yoktu. Nereden bakarsanız bakın, önümdeki kadının elinde tuttuğu şeyin değeri en azından 10.000 RMB ediyordu ve benim aylık maaşımın 1.000 RMB olduğunu da söylemeden geçmeyeyim! Ne boş bir umut ama!

   İleriye doğru bakmaya devam ederken, ses tonuma herhangi bir ifade takınmadan konuşmaya başladım: ‘’Bu size haksızlık olur, Bayan Wang. Eğer bunlardan bir tane istiyorsam, bunu kendim almalıyım.’’

 

   Konuşmamı bitirir bitirmez Wang Yan elindeki başlığı kaldırdı ve belini hafifçe öne doğru büktü. Bu hareketi gözlerimin önüne kadının sahip olduğu iki ufak dağı sermişti. ‘’Biliyorsun ya, karşındaki bu hanımefendi senin soğuk tavırlarından oldukça etkileniyor. Dediğimi dikkatlice düşünmelisin. Eğer fikrini değiştirirsen, sana günde üç öğün yemeğin yanında bir de oyun kartı sağlayabilirim. Ayrıca…’’

 

   Başını kaldırdıktan sonra bana doğru cezbedici bakışlar fırlatmaya başladı, tabii kadının arka tarafındaki hareketlilik de bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibiydi. Sanki ‘’Eğer dediklerimi yaparsan, sana özel bir hediyem de var’’ anlamına gelen bir kompozisyona şahit oluyordum.

 

   Banka departmanının bahar çiçeği önümden ayrılana dek sessizliğimi korudum, kadın gider gitmez de derin bir nefes alarak rahatlamaya uğraştım.

 

  Bu esnada arkamda duran güvenlik menejeri Lao Yu hafifçe öksürdükten sonra yüzünde geniş bir gülümsemeyle bana: ‘’Li Xiao Yao, Wang Yan sana abayı yakmış gibi, ne diyorsun?’’ dedi.

 

   Acımasız güneş ışınlarının beni Avusturalya’lıların yaptığı tavuk fileto gibi kızartmasına izin vermeye devam ederken, sessizliğimi de bozmuş değildim. Buharlaşacakmış gibi hissediyordum.

 

  Gerçeği söylemek gerekirse, beni en çok cezbeden kişi Wang Yan değildi. Evet, benim asıl dikkatimi şey oyun yani ‘’Kader’’di. On yıllık uzun bir uğraşın sonucunda piyasaya sürülmeye hazır hale getirilen bu oyun, piyasada gerçeğe benzeme oranı %40’ları geçemeyen oyunlara kıyasla müşterilerine sunduğu %97’lik oranla büyük bir kitleyi kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Bir de benim gibi daha önce VRMMO oynamamış birini düşünürsek, bu teklifin beni ne kadar etkilediğini söylemeye gerek bile duymuyorum. Lakin ne yazık ki aylık maaşımı göz önünde bulundurunca, bu efsanevi oyuna yalnızca uzaktan tanık olacakmışım gibi geliyor.

 

   Bedenim hafifçe titredi ve tam gerçekten vücüdumun kızarıp kızarmadığını kontrol etmeye yeltendiğim sırada, Lao Yu’nun bana seslendiğini işittim: ‘’Li Xiao Yao, daha fazla burada durmana gerek yok, Liu Zong’un sana fotoğraf departmanında ihtiyacı varmış. Haftasonu çekimleri için gelen bir grup model yüzünden, gerekli hazırlıkları yapmak adına birkaç adama ihtiyaç duyuyorlarmış.’’

 

  ‘’Tamamdır, anlaşıldı.’’

 

  Fotoğraf departmanı binanın yedinci katındaydı. Normalde bu departmana ünlü modeller ya da starlar yeni ürünleri tanıtmak için çağrılıyorlardı. Bugün kimin geldiğiniyse bilmiyordum.

 

   Yedinci kata adımımı attığım gibi görevliler bana seslendi: ‘’Li Xiao Yao, film stüdyosuna git de şu kutuları taşımamıza yardımcı ol.’’

 

  Biliyordum! Cidden şu hayatta kutu taşımaktan başka hiçbir şey yapmayacak mıyım ben?

 

  ‘’Selam, bugün kimin fotoğrafını çekecekler biliyor musun?’’ Biri omzuma dokundu ve bana bu soruyu yöneltti.

 

  ‘’Hayır, kimin fotoğrafını çekiyorlarsa beni zerre kadar ilgilendirmiyor.’’ Diye cevap verdim başımı iki yana salladıktan sonra.

 

  Gülümsedi ve: ‘’Daha önce bir sevgili bulamamış olmana şaşmamalı, çok inatçısın!’’

 

Daha önce bir sevgilin bulamamış olmam…

 

   Bu altı kelimenin özgüvenime verdiği zarar, kalbime alacağım altı yumruğun etkisinden bile fazlaydı.

 

   ‘’Kimmiş şu seni bu kadar heyecanlandıran söyle bakayım.’’ Diye sordum.

  ‘’Büyük bir yıldız, oğlum. Ayrıca güzelliği de dillere destan! Öyle bir kadını yakından göreceğin için bile şükretmelisin. Bugün senin şanslı günün!’’

  ‘’Yıldızmış… Bıraksana, ben sadece kutuları taşımak için buradayım.’’

  ‘’…’’

   Film stüdyosuna girdikten sonra kutuları yerleştirmeyi bile bitirmemişken, film yönetmeni bana seslendi: ‘’Li Xiao Yao, 13. depoya git de bana bir merdiven getir. Çabuk ol!’’

   ‘’Tamamdır!’’

    Gördüğünüz gibi şirketin vazgeçilmez bir üyesiyim, nerede hareket ettirilmesi gereken bir şey varsa, orada beni bulabilirsiniz. Böyle gidersem, yakın zamanda bir CEO olacağıma şüphe yok.

   Depoya doğru attığım depardan sonra, odanın kapısını aralamaya çalıştım ancak kapı kilitliydi. Neyse ki cebimde bir sürü anahtar duruyordu. Anahtarları elime aldıktan sonra, hangisinin depoyu açtığını aramaya koyuldum. Çok zaman geçmeden de doğru olduğunu düşündüğüm anahtarı kilit yuvasına doğru sürdüm.

  Sviş!

  Kapı açılır açılmaz, bilinçsizle içeriye daldım. Tabii bir anda kulaklarımı sağır eden bir çığlık duyduğum kısmını da atlamayayım. Başımı kaldırdığımda gördüğüm manzara neredeyse insanın kanını donduracak cinstendi.

  Mükemmel bir burun kanaması seansı yaşatacak bir manzara… Karşımdaki inanılmaz düzgün bir fiziği olan ve görüşüne göre kıyafet değiştirme aşamasında olan genç bir kadındı. Elinde henüz giymediği pembe bir sütyen tutmasının yanında, ikiz tepecikleri özgürce titriyordu. İki tepecik de hafif kırmızı çilek parçalarına benziyordu. Aşağı kısımlara değinecek olursak, ipekten kıyafetleri özel bölgelerini kapatsa da, bir çift mücevher benzeri uzun bacakları bütün ihtişamlarıyla ortadaydı. Tek kelimeyle nefes kesici!

  Tabii benim gibi, o da durumun getirdiği şaşkınlığı taşıyordu. ‘’Kimsin sen?’’ dedikten sonra, yüzüne nefret dolu geniş bir ifade oturmadan önce iki saniye boyunca beni izledi.

  Dediğim gibi ben de şok içerisideydim ve tek bir kelime bile etmeden anında kapıyı kapatarak dışarı çıktım.

   Orada öylece dikilirken neredeyse boğulacak gibiydim. Şans bu ki, burnumu kontrol ettiğimde herhangi bir kan iziyle karşılaşmamıştım. Odanın içindense ses gelmiyordu. Karşılaşmış olduğum kadın gençliğin baharındaydı, kesinlikle şirketteki en güzel kadından bile onlarca kez daha güzel ve çekiciydi. Ve eğer yanılmıyorsam, bu kadın demin kutuları taşırken konuştuğum adamın bahsettiği yıldızın ta kendisiydi! Ne tür bir belaya bulaştım ben!

  1.7 metre boyunda, gerek profili gerekse vücüt hatları konusunda on üzerinden on puan almasının yanında, 34D tepeciklerini de unutmayalım. Kesinlikle bir star olmalı…

   Hayatımın barındırdığı zorluklardan dolayı kalbim biraz yaralanmış olsa da, sanırım artık bu hayatımı pişmanlıklarım olmadan yaşadığımı kabul edebilirim.

  Kapının plakasına baktığımda, yaptığım hatanın farkına vardım. Plakada açıkça Soyunma Odası B yazıyordu ve nasıl olduysa ben, bu yazıyı 13’le karıştırmıştım. Ancak bu yazıyı yazanın da işini doğru yaptığını söylemeye bin şahit ister! Neden gidip B’yi o kadar ayrı yazdın ki?

  On dakikanın ardından titreyerek, elimdeki merdivenle film stüdyosuna girdim.

   Sahnede, parlak ışıklar altında dikilen ve elinde bizim şirketin ürünlerinden birini tutan bir kadın duruyordu. Muazzam gülümsemesi kalbimi eritmeye fazlasıyla yetiyordu. Öyle ki herhangi biri bu görüntüyü bütün gün oturduğu yerden sıkılmadan izleyebilirdi. Stüdyo yönetmenleri koltuklarda oturmuş sahnedeki güzelliğin keyfini çıkarıyordu, lakin ben aynı şeyi yapmadım. Evet düşündüğünüz gibi, sahnedeki kadın 34D’nin ta kendisiydi! Bittim ben, kadın gerçekten yıldızmış!

  ‘’Kestik!’’

   Merdiveni yere bırakırken yanımdaki yönetmene fısıldadım: ‘’Yönetmen, merdiveni getirdim, başka bir şey lazım mı?’’

  34D’nin büyüleyici bacaklarından bakışlarını ayırmadan bana:’’ Tamamdır, gidebilirsin.’’ Diye cevap Verdi.

  ‘’Tamam…’’

  Tam ben stüdyodan ayrılacakken, parlak ışıklar altında tanıtım yapan sahnedeki kadın bir anda durdu ve havaya birkaç kelime savurdu: ‘’Ah, güvenlik görevlisi gibi görünen adam, lütfen biraz daha bekle.’’

  Film yönetmenleri şaşırmış gibi görünüyordu: ‘’Bayan Lin, bir şeye mi ihtiyacınız vardı?’’

  34D bana bir bakış fırlattı, gözlerindeki muzipliği fark etmemek neredeyse imkansızdı. Sinsi bir gülümsemeyle: ‘’Korumamın bir yere gitmesi gerekliydi, bu yüzden burada yalnız kaldım. Çekimden sonra eve tek  başıma gitmek yerine, şurada duran güvenlik görevlisinin beni evime bırakmasını yeğlerim.’’

  ‘’Tamam, tabii ki!’’

  Film yönetmenlerinden biri omuzlarıma hafifçe vurdu ve kulağıma birkaç kelime fısıldadı: ‘’Seni şanslı onun bunun çocuğu, gözlerini sana dikmiş durumda.’’

   Dudaklarım bükülerek garip bir gülümsemeye dönüştü ve başımı kaldırıp kadına doğru bakmaya başladım. ‘’Gözlerini bana mı dikmiş? Benden nasıl kurtulacağını düşündüğüne şüphe yok…’’ diye kendi kendime düşündüm.

    Yarım saat sonra, çekimler sonlanmıştı. 34D yanıma doğru geldi, burnuma gelen aromatik koku beni benden almaya çok yaklaşmıştı. Bana doğru gülümsedikten sonra. ‘’Burada bekle, bir yere gitme sakın.’’ Dedi.

   Sessizlik içinde başımı hafifçe aşağı indirdim, avuç içlerim terden geçilmiyordu. Durum gitgide kötüye gidiyordu.

  Yaklaşık on dakika geçtikten sonra, 34D soyunma odasından beyaz bir üst ve rahat bir şortla çıkageldi, yeni ve dinlenmiş gibi görünüyordu. İnsanın başını döndüren bir çift uzun bacağın yanında, hafif kırmızı renkteki yanakları, güzelliğini takdire laik bir ölçüye ulaştırıyordu. Lakin ben bu güzelliği taktir edecek durumda değildim. Tabii bunun sebebi, kadının bakışlarındaki sinsi isteği çoktan fark etmiş olmamdı. Bu kalibredeki bir kadının, diğer çirkin kadınlara kıyasla daha sinsi planları olduğuna dair en ufak bir şüphem yoktu.

  ‘’Hazır mısın?’’ diye sordu bana gülümseyerek.

  Başımı ağır ağır öne doğru salladım.

   Binanın çıkışına kadar onu takip ettim ve dışarıya adım atar atmaz gökyüzünün bulutlandığını gördüm, yağmur yağacağa benziyordu.

  Park yerinde, beyaz bir Audi TT’nin ışıkları parladı. Ne olduğunu tam bilmediğimden yumruklarımı sıktım.

  ‘’Atla hadi!’’ diye seslendi bana 34D.

  O sürücü koltuğuna oturduktan sonra, ben de sakince ön yolcu koltuğuna kuruldum. Eşyalarını arabanın arkasına atarken, gizemli gözleriyle bana doğru döndü ve: ‘’Merak etme, birazcık oynayacağız o kadar.’’ Dedi.

  ‘’Birazcık oynayacağız..’’ diye hafifçe geveledim. Kalbim dört nala koşuyordu. Acaba Audi’siyle mi, yoksa benimle mi oynamak istiyordu?

   Audi TT’nin motoru kükredi ve araba bir anda park alanından dışarıya fırladı. Tenha sokaklarda durmadan, direkt olarak Tianping Dağı’nın yollarına doğru ilerlemeye koyulduk. Aynı anda, gökyüzü şimşek ve yağmur ikilisinin heybetli düetine sahne oluyordu. Yağmur damlaları arabanın camlarına pıt pıt düşmeye başladıktan sonra, araba yavaşlayacağı yerde daha da hızlanıyordu. 34D arabayı ustaca kullansa da, yağmur yağarken bu şekilde araba kullanmak oldukça tehlikeliydi.

  Sert bir frenin ardından Audi duraksamış ve 34D hafifçe bana doğru eğilerek birkaç kelime fısıldamıştı: ‘’Burada biraz bekle bakayım.’’

‘’…’’

    Ardından telefonundan bir Numara çevirdi ve Numara cevap verdikten sonra: ‘’Ben geldim, siz ne zaman geliyorsunuz? Ne? Yağmur yağıyor diye artık yarış yapamayacak mıyız? Benimle dalga mı geçiyorsunuz, hemen buraya gelin!’’

  Bir şey söylemedim, lakin tehlikeli bir şeyin kokusunu almaya çoktan başlamıştım.

   Beklediğim gibi, otuz dakika sonra uzaktan iki arabanın görüntüsü gözlerime ulaştı. Biri Ferrari, biri de Camaro olan arabaların ikisi de kıyasıya bir yarışa tutuşmuşa benziyordu. Bu yarış yapan ikilinin zengin ailelerin çocukları olduğuna dair bir şüphem yoktu, Tanrım. TT fena bir araba olmasa da, nasıl olur da bir Ferrari’yle kıyaslanabilirdi?

  34D’ye bir bakış fırlattım ve o da aynı şekilde bana baktı. Beni cezbetmek istermişcesine gülümsedi.

  ‘’Sen…’’ Sakinliğimi koruyarak devam ettim: ‘’Benimle ölmeyi mi düşünüyorsun?’’

  34D gülümsedi ve yavaşça cevap verdi: ‘’Ne oldu, korkuyor musun?’’

  Göğsümü kabarttım ve: ‘’Saçmalama?’’ diye karşı atağa geçtim.

   ‘’Ayrıca, soyunma odasına girdiğin andan itibaren kaderin çoktan belli olmuştu.’’ Dedi.

‘’Üzgünüm, bunu isteyerek yapmamıştım. Sadece merdiven almaya çalışıyordum.’’

34D vücudunu esnetti ve yüzünde geniş bir gülümsemeyle: ‘’Sorun yok, kafana takma.’’ Diye cevapladı.

  ‘’Nasıl kafama takmayayım, ölmek üzereyim şurada!’’ diye kendi kendime düşündüm.

.................