Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

11. Bölüm Fazla Takıntı İnsanı Öldürür

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

  Ruh formundayken yaratığın cesedine doğru ilerledim. Boss’un hemen yanında Batılı Diktatör duruyordu, benim dirilmemi beklediğine şüphe yoktu. Ben dirilir dirilmez beni öldürecek ve envanterimdeki kılıcın düşmesini umut edecekti.

  Tabii bu duruma karşı bir kahkaha patlatmadan edemedim. Demek ayağa kalkmamı bekleyeceksiniz, öyle mi? Hadi bakalım, kim daha sabırlıymış göreceğiz!

……

  Tam o sırada telefonum çaldı, arayan Wan Er’di.

 ‘’Li Xiao Yao?’’ Wan Er’in ses tonu inanılmaz keyifliydi.

‘’Evet, hanımefendi?’’ diye sordum.

 Wan Er konuşmaya başlamadan önce bir kahkaha patlattı: ‘’Yue ile bir şeyler yemeyi düşünüyoruz, sen de yurdun önüne gel de beraber gidelim…’’

‘’Tamamdır, 5 dakikaya oradayım.’’

‘’Güzel, bekliyoruz o zaman.’’

  Batılı Diktatör’ün grubuna baktığım sırada yüzüme geniş bir gülümseme oturmuştu. Ben bedavaya yemek yiyecekken, bu salaklar bütün gece beni bekleyecekti… Hemen oyundan çıktım.

  Başlığımı çıkarır çıkarmaz oda arkadaşıma doğru bir bakış fırlattım. Dört göz her zamanki gibi yatakta bir oraya bir buraya kıvrılıyordu. Heyecanlı bir savaşın ortasındaymış gibi göründüğünden onu rahatsız etmeden odadan çıktım.

  Kızlar yurdunun önüne geldiğimde Wan Er ve Dong Cheng Yue beni bekliyordu. Beni görür görmez hemen yanıma geldiler. Dong Chen Yue karnına hafifçe dokundu ve konuşmaya başladı: ‘’İki saattir yemek yiyelim diyorum ama Wan Er’i oyundan çıkması için bir türlü ikna edemedim. Açlıktan öleceğim resmen, hadi çabuk bir şeyler yiyelim.’’

  Gülümsedim: ‘’Tamamdır.’’

 Liu Hua Üniversitesi’nin kantini 7/24 açık olduğundan başka bir yere gitmemize gerek yoktu.

  Söylediğimiz yemekler gelir gelmez anında tabaklara gömüldük. Karnım aç olduğundan, dışarıdan nasıl göründüğümü umursamadan yemeğe koyuldum. Tabii kızlar beni o şekilde gördüğünde şok olmadan edememişlerdi. Yan masadan bir çocuk bana bakıp konuşmaya başladı: ‘’Şu herif… kızların yanında oturmasına rağmen yemekleri nasıl götürüyor öyle!’’

 

  Lin Wan Er’in suratındaki gülümseme kaybolmuştu, bana keskin bir bakış fırlattıktan sonra: ‘’Daha önce hiç yemek yemedin mi sen? Yavaşla biraz, kaçmıyor ya…’’ dedi.

  Başımı yavaşça öne doğru salladıktan sonra aynı şekilde yemeye devam ettim. Şu işe bak, daha önce böyle lezzetli bir yemek yediğimi bile hatırlamıyorum! İnsan zengin olunca böyle şeyler yiyormuş desene…

   Dong Cheng Yue tabağını bitirdikten sonra çorba yemeye geçmeden önce bana gülümsedi: ''Xiao Yao, muhtelemen 1. Seviyeyi geçmişsindir artık, değil mi?’’

  Tabii bu benim için oldukça garip bir andı: ‘’Evet, çoktan 9. Seviyeye ulaştım!’’

  ‘’Oh! 10 saatte 9. Seviyeye mi geçtin yani, ne kadar hızlısın!’’

  Lin Wan Er suratındaki ifadesizliği koruyordu, Dong Cheng Yue’ye bir şeyler söylemeden önce telefonuna bir göz attı: ‘’Saat geç oldu, odaya dönüp uyuyalım.’’

  Beni umursamamıştı bile!

  ‘’Dong Cheng, siz kaçıncı seviyedesiniz?’’ diye sormaktan kendimi alamadım.

  Dong Cheng Yue gülümsedikten sonra göğsünü kabartarak yanıtladı: ‘’Çoktan 15. Seviyeye ulaştım ancak, resmi bir Büyücü olabilmem için 20. Seviye olmam gerekiyor. Wan Er de 16. Seviyede. Cidden şu süikastçilerin nasıl bu kadar TP kasabildiğini anlayamıyorum. Büyücülerin cidden onlara karşı hiçbir şansı yok…’’

  ‘’İlk köyden ayrıldınız mı?’’ diye sordum.

 ‘’Tabii ki, dün ayrılmıştık…’’ diye cevaplayan Dong Cheng Yue, lafına kaldığı yerden devam etti: ‘’Aa doğru, biz Wan Er’le ana şehir olarak Fan Shu Şehri’ni seçtik, sen nereye seçeceksin?’’

   Biraz düşündükten sonra cevapladım: ‘’Benim başladığım köy Ba Huang Şehri’ne oldukça yakın, muhtemelen biraz orada takılıp, sizin yanınıza gelirim…’’

  Lin Wan Er bana keskin bir bakış fırlattıktan sonra aynı ifadesiz suratıyla konuşmaya başladı: ‘’Oh, demek cidden oyunda benimle karşılaşmak istemiyorsun, öyle mi?’’

  Anında vücudum titremeye başlamıştı. Karşımdaki güzelliğin bakışlarındaki ölümcül iradeyi fark etmemek mümkün değildi: ‘’Olur mu öyle şey? Gerçekten Fan Shu Şehri’ne gelip sizinle takılmak istiyorum ancak, şehirler arasındaki yaratıkların seviyeleri çok yüksek ve ben de yalnızca bir şifacıyım. Oraya nasıl gelebilirim ki? Gelmeye çalışsam, yolda en azından 3-5 kere öleceğime şüphe yok. Hatta direkt başlangıç köyüne bile geri yollanabilirim…’’

  Sonunda Lin Wan Er’in ifadesiz suratında ufak değişiklikler meydana gelmeye başlamıştı. Kahkaha patlatmamak için kendini zor tutmuş ve hemen ardından kendini toparlayıp, konuşmaya başlamıştı: ‘’Tamam, o zaman şimdilik Ba Huang Şehri’ne git, eğer doğru dürüst kasamazsan bizim yanımıza gelirsin.’’

  Dong Cheng Yue heyecanla ekledi: ‘’Evet evet, Wan Er’le seni koruruz!’’

 Lin Wan Er, Yue’nin söylediklerinden biraz rahatsız olmuş gibiydi: ‘’Niye bu kadar mutlusun Yue?’’

 Tabii Dong Cheng Yue anında donakalmış ve kızın suratı kıpkırmızı kesilmişti: ‘’Şey… sonuçta ikimiz de saldırı ağırlıklıyız, eğer Li Xiao Yao’yu yanımıza alırsak, yaratıkları öldürme hızımız da oldukça artar, değil mi…’’

 ‘’Öyle mi?’’ Lin Wan Er’in gözleri etrafa keskin bakışlar fırlattıktan sonra tekrar Dong Cheng Yue’ye kitlendi, gülümsedi ve: ‘’Tamam, öyle olsun…’’ dedi.

  Dong Cheng Yue göğsünü hafifçe sıvazladıktan sonra: ‘’Ugh, neredeyse çaktırıyordum…’’

‘’Ne dedin?!’’

‘’Umm, çorba çok güzel diyordum..’’

‘’…’’

………

 

 Saat akşam 10’a gelirken, kızlara yurtlarına kadar eşlik ettim ve biraz yurdun etrafını turladım. Kimsenin olmadığı bir noktaya gelir gelmez hemen yurdun duvarlarından yukarı atladım. Ağacın üstüne çıkar çıkmaz etrafı incelemeye koyuldum.

  Akşam vakti olduğundan Üniversite insandan geçilmiyordu: Üniversitede okuyan öğrencilerin yanında, dışarıdan gelen de bir sürü insan vardı. Üniversite’nin içindeki yollar Ferrari’lerden, Porche’lerden geçilmiyordu. 2 saat boyunca orada dikildikten sonra, saat gece 12’ye yaklaşırken oradan ayrılmaya karar verdim. Olası bir tehlike olmadığını anladığım için içim rahattı.

  Oyun bana keyifli dakikalar yaşatsa da, asıl işim olan Wan Er’i korumayı ihmal edemezdim. Buradaki amacım, Wan Er ve Dong Cheng Yue’ye oyunda eşlik etmek değil, Lin Wan Er’e herhangi bir zarar gelmeyeceğinden emin olmaktı.

  Ağaçtan inmeden önce, telefonumdan Tian Xin Şirketi’ni ve Lin Tian Nan’ı biraz araştırayım dedim. Sonuçta bu tarz bir tehlikelerle karşılaşmaları için şirketin enteresan işlere karışmış olması gerekiyordu. Aynı zamanda direkt olarak Hang Zhou polisine ulaşıp, Wan Er’i korumak için beni tutabildiklerine göre, hem şirketin gizli bağlantıları vardı, hem de Lin Wan Er oldukça önemli bir şahsiyetti.

  Telefonumdan Tian Xin Şirketi’nin bazı bilgilerine ulaşabilmiştim.

 Tian Xin Şirketi, Lockheed Martin adlı grubun içindeki ana mühendislerin oluşturduğu bir şirket olmanın yanında, yüksek teknolojili radarlarla ilgili patentlere sahipti. Özellikle BMI markalı ürünlerin üretiminde büyük bir rol oynuyorlardı. 2015 yılında, Lockheed Martin’den ayrılıp, proje liderlerinin yani Lin Tian Nan’ın önderliğinde Çin Ordusu’na direkt olarak malzeme üretmeye başlamışlardı. Geçtiğimiz yıllardaysa, atom parçalanmasından çıkan yüksek frekasnlı seslerin metali kolayca delip geçebildiğini keşfettiklerinden, nano-mermi araştırmalarına ağırlık vermişlerdi. Bu yeni yeni ortaya çıkan mermiler, özellikle tank gibi zırhlı birliklere karşı büyük bir etkiye sahipti. Üstelik, aynı zamanda Çin’in üst seviye uçaklarını ve radarlarını da bu şirket geliştiriyordu.

  Tian Xin Şirketi’nin geçmişini okuduktan sonra derin bir nefes almadan yapamamıştım. Sonuçta kim Lin Tian Nan’nın bu kadar önemli biri olduğunu düşünebilirdi ki? Tian Xin Şirketi’nin Çin Ordusu’na sağladığı ürünler, ordudaki silah seviyesini en azından 10 sene ileriye yükseltmişti. Özellikle de Çin Hava Kuvvetleri büyük bir değişim yaşamıştı. Tian Xin sayesinde Çin, nihayet 5. Jenerasyon hava üniteleri üretmeyi başarmıştı.

  Tian Xin’in bu kadar kuvvetli bir şirket olması dünyadaki bütün ülkelerin dikkatini çekmiş ve birçok ülke bu şirketin ürünlerini kıskanmaya başlamıştı. Buna rağmen Lin Tian Nan tedbiri elden bırakmayıp, dünyaya karşı herhangi bir zayıflık belirtisi göstermemişti. Tabii dış kaynakların şirkete direkt olarak saldırması mümkün olmadığından, birçok gizli örgüt Lin Tian Nan’ın kızını, Wan Er’i kaçırmaya çalışmıştı. Böylece Wan Er’i kullanarak Lin Tian Nan’ı tehdit edip, son teknoloji ürünleri ele geçirmeyi başaracaklardı. Bunun sonucunda, tehlikenin farkında olan Lin Tİan Nan, gizliden gizliye Hang Zhou polisini kullanarak Lin Wan Er’in korunmasını sağlamaya çalışıyordu. Hang Zhou polisi de hem zeki hem de güçlü olmasına rağmen dikkat çekmeyecek birini aramaya koyulmuştu ve tahmin ettiğiniz gibi o insan…bendim!

  Ağacın üstünde otururken, bana verilen bu ağır sorumluluğun ağırlığını omuzlarımda hissetmeye başlamıştım.

  Dikkatimi arka bölgeden, uzaklara doğru yönelttim ve  etrafı incelemeye devam ettim. Son bir kez etrafa göz attıktan sonra, çevrenin tamamen güvende olduğundan emin olmuştum.

---------------------------------------------------

  Dikkat Dikkat! Birazdan okuyacağınız bölüm +18 içerik içermektedir. İsteyenler bu bölümü atlayabilir, zaten ana konuyla bağlantılı değildir!

----------------------------------------------------

 

……

‘’Aah, aah…’’

  Tam ortalığın sakin olduğundan emin olduğum sırada, hemen sağımdan garip sesler geldiğini duydum. Başımı çevirdiğimde gözlerime enteresan bir görüntü ulaşmıştı, hmm, bir kadın ve bir erkek…Adam ufak bir taşın üstünde oturuyor ve kadın da adamın kucağında oturuyordu. Kadının ayaklarına kadar inmiş iç çamaşırı dikkatimi çekmişti, hmm, açık pembe… İkili ağır ağır hareket ediyordu, her ne kadar geniş çaplı hareketler yapmasalar da, epey bir ses çıkarıyorlardı.

  Ağaçtan atladım ve yere iner inmez çıkardığım ses ikilinin dikkatini çekmişti. İkisi de başını çevirip bana bakmaya koyuldu: ‘’Orada kim var!’’

  Bana baktıkları için biraz gerilmiştim, sakin bir ses tonuyla, sanki vahşi bir aslanı uysallaştırmaya çalışırmış gibi yanıtladım: ‘’Sadece geçiyordum…Böldüysem kusura bakmayın, lütfen devam edin.’’

   Hızlıca çimlerin üstünden geçtim ve yakınlardaki sokak lambasına doğru ilerledim. Arkamdan adamın bağırışlarını duyabiliyordum: ‘’Gerizekalı herif, neyse devam edelim. İnsana bir rahat vermiyorlar!’’

………

 Yurda gidip, duş almayı iple çekiyordum. Ne yazık ki odaya gittiğimde dört göz duşa girmişti. Biraz beklemem gerekecekti.

  Beklerken, masanın önündeki sandalyeyi çektim ve dört gözün bilgisayarında takılmaya başladım. Bilgisayarı açar açmaz önüme Kader’in ana sayfası gelmişti ve sayfanın sağ kısmında da oyuncu sıralamaları belirmişti.  En yüksek seviye, en iyi ekipman….

  Ama dört gözün açtığı sayfadaki bilgiler benim ilgimi çekmemişti. Bana daha elle tutulur bilgiler lazımdı.

  Kader’in ana sayfasında gezinirken, nihayet oyunun haritasının olduğu sekmeyi buldum. Haritada 7 büyük krallık bulunuyordu. Çin sunucusunda oynadığımızdan, yalnızca Tian Ling Kalesi’ni seçebiliyorduk. Tian Ling Kalesi’nin altındaysa, orta büyüklüklerdeki 3 farkı şehir bulunuyordu. Şehirler sırasıyla: Fan Shu Şehri, Jiu Li Şehri ve Ba Huang Şehri’ydi. Oyuncular başlangıç köyünü terk ettiğinde bu üç şehirden birini seçmek durumunda kalıyordu. Tabii Tian Ling Kalesi’nin etrafındaki yaratıklar üst seviye olduğundan, ilk başlarda direkt oraya gitmek oldukça mantıksızdı. Güncel durumda en yüksek seviyenin 18 olduğunu düşünürsek ve bu üst düzey oyuncunun 18. Seviyedeki birinin giyebileceği en iyi ekipmanları kuşandığını da söylersek, yine de bu 70 seviye civarlarında olan yaratıklarla mücadele etmek için yeterli gelmezdi.

  Haritayı kuş bakışı inceledikten sonra Tian Ling Kalesi’nin ve orta boyutlardaki üç şehrin olduğu kısmı yakınlaştırdım. Gördüğüm kadarıyla Köpekler Köyü’nün en yakınında Ba Huang Şehir bulunuyordu ve bu şehir Fan Shu Şehri’ne bir hayli uzaktı. Yani Fan Shu Şehri’ni yakın bir zamanda ziyaret edebilecekmişim gibi görünmüyordu.

  Haritayı incelemeye devam ettiğim sırada, dört göz uzun banyosunu bitirmişti. Beni gördüğünde geniş bir kahkaha patlattı: ‘’Li Xiao Yao, kaç oldun?’’

 ‘’9. Seviyedeyim, ya sen?’’

 ‘’Etkileyici, çoktan 13. Seviyeye ulaşmış olsam bile, 9. Seviye’ye gelmek de hiç fena bir başarı sayılmaz. Ben Jiu Li Şehri’ni seçtim, sen ne yapacaksın? Jiu Li Şehri’ne gelip, benimle takılmaya ne dersin?’’

 Bir an için dört gözle takıldığımı düşündüm ve kahkaha atmamak için kendimi zor tutum: ‘’Tabii, Jiu Li Şehri’ne gelmek benim için hiç problem değil. Yalnızca birkaç tane dağ geçip, geniş nehirleri aşsam yeter. Muhtelemen oraya ulaştığımda 1. Seviyeye düşmüş olurum. Şaka bir yana, Ba Huang Şehri bana yakın olduğundan oraya gitmeyi düşünüyorum.’’

  Dört göz söylediklerime gülümsedikten sonra: ‘’Tamam tamam, at alabilecek kadar kasmaya bak, o zaman istediğin yere gidebilirsin. Jiu Li’ye gelmek için acele etmene gerek yok.’’

‘’Aynen öyle…’’

  Oyundan çıkalı 3 saat olmuştu, yani geri dönme zamanı gelmişti.

 Verilerim okunduktan sonra parlak bir ışık ekranı kapladı ve Ayı Kralı’nın öldüğü yerde belirdim. Ruh formundaydım ve etrafta kimse görünmüyordu. Tam dirilecektim ki aklıma bir düşünce takıldı. Muhtemelen etrafı birkaç kez daha incelemem gerekiyordu. Çevrede gezinmeye başladıktan sonra, yere düşmüş bir ağacın arkasında saklanan Batılı Diktatör’ü ve çalılıklarda saklanan iki büyücüyü gördüm. Bunlar kesin gerizekalı, insan bu kadar takıntılı olur mu yahu? Bütün mesele Siyah Demir seviyesindeki bir kılıç mı yani? Gerizekalılar!

  Oyundan çıkıp bir düş aldım ve yatağa uzandım. Madem silahı almak istiyorsunuz, o zaman bütün gece beklemeyi de göze alabilirsiniz, değil mi?