Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

13. Bölüm Çalı Meyveleri

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

   Sistem menüsünden yardım alarak Simya Ustası’nın ufak bir ormanda dolaştığını buldum, orman Ba Huang Şehri’nin hemen dışındaydı.

  Kılıcım omzumda, Simya Ustası’nın bulunduğu yere doğru yola koyuldum. Lakin lokasyona vardığımda, haritada ufak bir orman olarak tasvir edilen yerden ziyade bomboş bir araziyle karşılaşmıştım.

 Neler oluyor burada? Hemen Kader’in online forumlarına aldım ve Simya Ustası ile ilgili başlıkları okumaya başladım. Tam da benim durumumu özetleyen bir konu açılmıştı-

  [Soru]: Simya Ustası nerede? Neden onu bulamıyorum?

  [Cevap]: Aşağılık herif, neredeyse bütün gün o adamı aradım ancak sanırım sistemin bizi yönlendirdiği yerde takılmıyormuş. Bunun yerine, Simya Ustası Ba Huang Şehri’nin kuzey kapısındaki ormanın içinde geziyormuş. Simya Ustası’nın olabileceği en azından 11 farklı yer olmasının yanında, herif 15 dakikada bir de yer değiştiriyormuş! Nasıl bulacağız bu adamı!

….

 Adamı bulamayışımın sebebi ortadaydı.

 Ufak ormana dalıp, ormanı biraz dolaştım. Meşe Ağacı’nın altında kestiren adamı bulmam neredeyse 10 dakikamı almıştı. Adamın başında yer alan isim şu şekildeydi: [Simyacı Mi Fu]

  Adamın yanına yürüdüm ve yanına ulaşır ulaşmaz saygıyla eğildim: ‘’Merhabalar. Simyacı olmak istiyorum!’’

  Ancak eğilip, isteğimi belirtmeme rağmen adamdan çıt çıkmamıştı. Saygılı tavrımı bozmamaya dikkat ederek, eğilmeye devam ettim. Sonuçta adamı sinirlendirmek istemiyordum. Fakat aradan kısa bir süre geçtiğinde, herif hala bana cevap vermemişti. Aklım karıştığından başımı kaldırdım. Hassiktir! Herif çoktan gitmişti!

  Simyacı olmaktan vazgeçmek istediğim zamanlar oldu ancak, yine de mantığım duygularıma ağır basmıştı. Aramaya koyuldum ve 10 dakikanın ardından başka bir ağacın altında adama rastladım. Bu sefer biraz yüzümü buruşturarak herifin yanına gidip: ‘’Selam. Simyacı olmak istiyorum!’’ dedim.

  Mi Fu başını yukarı kaldırdı ve bana bir bakış fırlattı: ‘’Evlat, gerçekten bir simyacı mı olmak istiyorsun?’’

 ‘’Evet!’’

 ‘’Güzel!’’ diye yanıtladı Mi Fu: ‘’Büyük bir simyacı olabilmek için, insanın keskin bir zekaya sahip olması gerekir. Eğer soracağım üç soruya doğru yanıt verirsen, sana bir görev vereceğim. Yalnızca vereceğim görevi yerine getirebilirsen simyacı adayı olabileceksin.’’

  ‘’Anladım efendim, lütfen sorun!’’

  Mi Fu konuşmaya başlamadan önce geniş bir kahkaha patlattı: ‘’Hangi tür tekerlek etrafı turlayamaz?’’ (ÇN: (Bu çince bir kelime oyunu arkadaşlar. Aslında burada yazar, hangi tür araba tarzı taşıt etrafta hareket etmez diye bir soru soruyor ve cevap da yine aynı şekilde kelime oyunuyla veriliyor.))

  Bir an için duraksadım. Bu bir bilmeceydi! Birkaç saniyenin ardından cevabı bulmuştum: ‘’Değirmen tekerleği!’’

  ‘’Doğru. İkinci soruya gelirsek, tek bir yaprak kullanarak bütün gökyüzünü nasıl kapatabilirsin?’’

  ‘’Yaprağı gözlerimi perdelemek için kullanırım.’’

  ‘’Güzel, son soru: ‘’Bir tırtıl nehri geçmek istiyor ancak, nehrin ortasında bir köprü yok. Nasıl karşıya geçebilir?’’

   Son soru hiç fena değildi. Koca bir dakika boyunca düşündüm ve kendimden tam emin olmadan cevap verdim: ‘’Bir kelebeğe dönüşmeyi bekler ve ardından nehri uçarak geçer!’’

  ‘’Evet, fena değil…’’ Mi Fu sonunda ayağa kalktı. Bana bir bakış fırlattı ve konuşmaya başladı: ‘’Gerçekten bir simyacı olmak istiyor musun?’’

 ‘’Evet!’’

  ‘’Tamam o zaman!’’ Mi Fu cebinden ufak bir kürek çıkardı ve: ‘’Simyacılar doğanın yetiştirdiği bitkileri toplamayı iyi bilirler. Buranın güneydoğusunda, Çalı Meyveleri’nin bolca bulunduğu bir orman var, oraya git ve bana 10 meyve getir. Eğer bunu yapabilirsen, seni bir simyacı yapacağım.’’

  Dingg!!

 [Simyacı’nın İsteği] adlı görevi kabul ediyor musunuz?

 Tabii ki kabul ediyorum! Görevin koşulları Mi Fu’nun söyledikleriyle örtüşüyordu. Bahsi geçen koşul 10 meyve toplamak olunca, görevin pek zor olmadığını düşünmüştüm. Tabii karşıma çıkabileceğini düşündüğüm en zorlu şey, ormandaki yaratıklardı.

  Elimde ufacık kürek, Simyacı’nın yanından ayrıldım. Yola koyulmamın üstünden 10 dakika geçtiğinde bahsi geçen ormana ulaşmıştım. Ormanın hemen girişinde binlerce kelebek bir oraya bir buraya uçuyordu. Manzara muazzamdı.

  Elime Orman Kılıcı’nı aldım. Her ne kadar orman ilk bakışta barışçıl görünse de, içinde gizli tehlikeler barındırması kuvvetle muhtemeldi. Tam ormana adımımı atmıştım ki karşıma yeşil bir yarasa çıktı.

 [Vampir Yarasa] (Normal Yaratık)

Seviye: 12

Saldırı: 55-62

Defans: 24

Can: 400

Yetenek: [Kan Emme Seviye 1] Açıklama: Kader’in içindeki düşük seviyeli yaratıklardan birisidir. Bu yarasa türü kan emmek konusunda bir ustadır. Genelde yakınlarında bulunan tarlaları yağmalayıp, çiftçilerin ve avcıların başına türlü türlü iş açarlar. Hatta birçok insan bu canlıların saldırılarına can vermiştir.

….

 Yarasanın ağır hareketlerine baktığımda gülmeden edememiştim. Ne ezik ama!

  Kılıcımı yaklaşan yarasaya doğru savurdum. Basit bir saldırı olmasına karşın oldukça etkiliydi. Puchi! Yarasanın alt bölgesine bir darbe indirdim ve yaratık darbeyi alır almaz acı doluk bir çığlık attı. Hayvana tamı tamına [97] vurmuştum!

  Fakat yarasa geri çekilmek yerine göğsüme doğru atıldı. Ağzını sonuna kadar açtı ve açıktaki omzumu ısırdı. Yarasanın özelliklerinden biri de vurduğu hasarın yarısını kendi canına ekleyebilmesiydi.

[43]!

+21

  Omzumdaki yaraya fazla dikkat etmeden kılıcı bir kez daha savurdum. Birkaç hamle değiş tokuşu yaptıktan sonra yarasayı öldürmeyi başarmıştım. Mücadele biter bitmez hemen [İlk Yardım]’ı kullanarak canımı doldurdum. Yaratığın kaybolan cesedi arkasında iki şey bırakmıştı. 5 bronz para ve koyu yeşil bir kart. Kartı elime aldığımda şok olmuştum!

  [Vampir Yarasa Tasviri] – Resim tipi eşya. Yaratığın resminin işlendiği bu kartı bulan oyuncular, karttaki resmin ait olduğu yaratığı evcilleştirebilir.

 ‘’Evcil hayvan demek?’’

 Oldukça şaşırmıştım. Her oyuncu için 3 farklı evcil hayvan bölümü bulunsa da, Ba Huang Şehri’ni gezerken gördüğüm binlerce oyuncu içinde evcil hayvana sahip olan tek bir tanesine bile rastlamamıştım!

  İyi madem, hemen deneyelim.

Shua!

 [Vampir Yarasa Tasviri] hemen tasvir kitabıma eklendi. Kitabı açtığımda, yaratıkları evcilleştirme sürecini de az çok anlamıştım. Yapmam gereken şey, kartını bulduğum yaratıkların 1. Seviye olanlarından birini yakalayıp, Yaratık Mühürleri’ni kullanmaktı. Tabii bu mühürlerin işe yarama şansı yaratıktan yaratığa değişiklik gösteriyordu.

  Şimdilik üstümde herhangi bir Yaratık Mührü olmadığından, 1. Seviye bir Vampir Yarasa bulmaya uğraşmayacaktım. Birkaç adım attıktan sonra asıl aradığım şey gözlerimin önündeydi. Hemen ağacın altında birkaç tane ufak çalı bulunuyordu. Bunlar aradığım 1. Seviye bitkiler, Çalı Meyveleri’ydi!

 Çalı parçalarının her birinde ufak meyveler bulunuyordu. Elimi kullanarak meyveleri almaya çalışsam da, bu çabamın karşılığını alamamıştım. Ardından elime Simyacı’nın bana verdiği ufak küreği aldım ve çalıların köklerini kazıdım. İşlemi bitirdiğimde, meyveleri kökleriyle birlikte çıkarmıştım.

Ding!!

Sistem Notu: Tebrikler, [Çalı Meyvesi] topladınız! (1)!

  İlk Çalı Meyve'sini toplamanın verdiği gazla hemen başkalarını aramaya koyuldum. Şans bu ki, hemen yanımda bir başkası duruyordu! Kaşla göz arasında 2 adet Çalı Meyve’si toplamayı başarmıştım!

  Kılıç omzumda, arayışıma devam ettim. Kısa bir süre dolaştıktan sonra önüme Vampir Yarasa’lardan iki tane çıkmıştı. Görünüşe göre ikiye bir kapışacaktım…

 Dudaklarım bükülerek kibirli bir gülümsemeye dönüştü, hadi bakalım!

 Shua!

 Çıplak ayaklarım çimlerin üstünde dans ediyordu. Kılıcı kaldırdığım gibi bana yakın olan yarasaya bir kesik attım. Peng! Kritik darbe!

 [178]!

  Yaratık darbeyi alır almaz şok olmuştu ve hemen vücudunu geriye attı. Aynı anda bir şeyin farkına varmıştım: Kader’de, bir darbe alan rakip ya geriye çekiliyor ya da sinirleniyordu ki bu da darbeyi savuran kişiye durumu analiz etmesi için bir fırsat veriyordu. Neyse, en azından Vampir Yarasalar için durum böyleydi. Yaratıkların anlık tepkileri bana bir şans daha vermiş ve zaman kaybetmeden yaratığa bir darbe daha indirmiştim.

Cccchingg!!

 [91]!

 

 İkinci darbeyi alır almaz afallayan yaratığın boş anı, bana yarasaya bir kez daha saldırmam için şans vermişti. Sonuç olarak yaratığın ilk darbeme vereceği tepki ikinci darbeme, ikinci darbeme vereceği tepki de üçüncü darbeme aksamıştı. Tabii bu sırada yaratık bana karşı hamle yapamadan can vermişti, orası ayrı… Orman Kılıcı’nın saldırı hızı bir hayli düşüktü. Normal bir saldırı yapmak 1.5 saniyemi alıyordu ancak yarasanın tepki süresi bundan daha uzun olduğu için hayvanı bana zarar veremeden öldürmeyi başarmıştım.

 

  İkinci yarasayla savaşmaya başladığımda, aklıma bir şey takılmıştı. Mücadeleye ilk başlarken şans eseri vurduğum kritik hasar ilk yarasanın bir anlığına duraksamasına sebep olmuştu. Ardından yarasaya bir kez daha vurmuş ve zaman kaybetmeden son bir darbeyle de işini bitirmiştim. Yoksa bu yaptığım… bir kombo muydu? Dur bir saniye, deminki komboyu kendim tasarladığım için, ileride bir kez daha kullanabilir miydim?

 Hmph, işler ilginçleşmeye başlıyordu.

 

 Çok zaman geçmeden 9 Çalı Meyvesi’ni toplamıştım. Onuncu Çalı Meyve'sini topraktan çıkardığımda, tanıdık bir ses kulaklarımda yankılandı.

Ding!!

Sistem Notu: [Bitki Toplama] yeteneğini öğrendiğiniz!

 Neredeyse oynadığım bütün oyunlarda, [Bitki Toplama] yeteneği simyacılara ve iksir ustalarına özgün bir yetenekti. Şansıma inanamıyordum! Böyle muazzam bir yeteneği oyunun başında elde etmiş olmam acayip büyük bir olaydı! [Kılıç Fırtınası] yeteneğime kıyasla [Bitki Toplama] yeteneğini öğrenmem kısa bir zamanımı almıştı.

  İksir ustaları ve Simyacı’ların arasındaki asıl fark, iksir ustaları can iksirleri yapabiliyorken, Simyacı’ların mana iksirleri yapabilmesiydi. İki alan dışı sınıfın bariz farkları bulunsa da, ikisinin de gelecekte büyük paralar kaldıracak meslekler arasında olduğuna dair bir şüphem yoktu.

  Gözlemlerime göre oyuncular her seviye atladıklarında manalarına 10 puan ekleniyordu ancak bunun yanında, oyuncuların kullandığı yeteneklerin de seviyesi arttığından, mana kullanımı sürekli yükseliyordu. Örneğin benim [İlk Yardım] yeteneğim 1. Seviyede 5 mana isterken, 10. Seviyede 50 mana isteyecekti. Tabii [İlk Yardım] düşük kalite bir yetenekti. Gelecekte 50. Seviyeye ulaşacak olan oyuncuların kullanacağı üst düzey yetenekler 1. Seviyede en azından 20 mana yiyecekti! Bütün puanlarını güce basan kılıç ustalarının 50. Seviyede 550 civarı manaya sahip olacağını düşünürsek, mana potlarına büyük ihtiyaç duyacaklarını rahatça kestirebilirdik. Yani işin özü oyun oynanmaya devam ettikçe, mana iksirlerine olan talep de gitgide artacaktı.

 Gelecek hedeflerim genel hatlarıyla şu şekildeydi: İlk olarak kız kardeşime okul masraflarını ödemesi için para verecektim. Daha sonraysa Zhan Long’u tekrar kurabilmek için arkadaşlarıma birer başlık alacaktım. Tek bir başlığın 10.000RMB olduğunu bildiğimden, kısa zamanda başka türlü bir para kazanma yöntemi bulmam gerekecekti.

 Tamam. Zenginliğe doğru attığım ilk adım simyacı olmaktı! Genel seviyem düşük olsa bile, Simya yeteneğimi geliştirmeyi asla ihmal etmeyecektim!

….

 Simyacı’nın olduğu küçük ormana geri döner dönmez Mi Fu’ya topladığım 10 çalı meyvesini verdim.

 ‘’Oho, genç adam, senden beklendiği gibi bu zorlu görevi başarıyla yerine getirmişsin. Artık bundan sonra sen de zeki ve çevik Simyacılar arasına ismini yazdırmış bulunuyorsun. Dünya’nın muazzam mucizelerini inceleyecek ve daha önce insan gözünün görmediği yerlerdeki gizemli bitkileri bulup, iksiler yapacaksın…’’

 

 Mi Fu yavaşça omzuma dokundu. Elinden yayılan ışık bir anda vücudumu kapladı ve bir anda kayboldu. Artık ismimin altında bir de ‘’Simyacı Adayı’’ diye bir yazı bulunuyordu. Üstelik bunun yanında bir de yeni yetenek öğrenmiştim!  

[Simya]

O kadar uğraş boşa gitmemişti!

 Mi Fu bana bir bakış fırlattı ve konuşmaya başladı: ‘’Artık bir simyacısın ancak… hmm, genç adam, Ba Huang Şehri’ne ait bir maceraperest olmana rağmen neden gidip şehir amblemini almadın?’’

‘’Şehir amblemi mi?’’ Daha önce böyle bir şey duymamıştım.

 ‘’Hmph, cidden fazla akıllı sayılmazsın, değil mi?’’ Mi Fu elini alnına koyarak söylendi: ‘’Ba Huang Şehri’nin bir üyesi olduğundan, şehir Lordu’nun yanına gitmelisin. Lord’u bul ve resmi olarak Ba Huang Şehri’ne kaydını yaptır. Bakarsın Lord sana bir de hediye verir…’’

 ‘’Neeeyy?!!’’

   Şehre doğru depara kalktım. Hassiktir oradan? Sistem bana böyle bir şeyin olduğunu daha önce söylememişti! O kadar forumda gezmeme rağmen bununla ilgili tek bir şey duymamıştım! Muhtemelen şehirdeki insanlardan çoğu bunu bilmiyordu.