Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

16. Bölüm Ölümlü Kağıdı

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

‘’Yok artık, 20 altın mı?!’’ Batılı Diktatör söylediğim fiyata oldukça sinirlenmişti, buna rağmen bana karşı bir hamle yapmaya kalkmadı. Her halinden bu kuşu istediği anlaşılabiliyordu.

  Diktatör’ün yanında duran Piggy fısıldayarak konuşmaya başladI: ‘’Bunu kesin almamız lazım. Daha önce de söylemiştin, eğer Ba Huang Şehri’nin zirvesinde yer almak istiyorsak, diğerlerinden her zaman bir adım önde olmalıyız. Bak, şu anda bulunduğumuz durumda birçok insandan üstünüz, bunun yanına bir de evcil hayvan eklersek, daha da ulaşılmaz bir noktaya yükseleceğiz. Bu kuş Ba Huang Şehri’nde ortaya çıkan ilk evcil hayvan, yani bunu alırsak, bu şehirde ilk evcil hayvana da biz sahip olacağız!’’

  Batılı Diktatör dişlerini sıkarak cevapladı: ‘’Ama…ama 20 altın diyor fiyata, bizi kazıklamaya çalışıyor baksana!’’’

  Piggy hafif bir gülümsemeyle: ‘’Patron, senin konumunu düşünürsek, cidden 20 altın vermek sana koyar mı? Hmph! Bunun çaresine ben bakarım…’’

   Batılı Diktatör dudaklarını yaladıktan sonra başını öne doğru salladı.

…….

 Piggy bana doğru döndü ve: ‘’Kaygısız Xiao Yao, 20 altın vermeyi kabul ediyoruz. Ancak parayı toplamamız için bize 10 dakika ver, bu günlerde cebinde 20 altın gibi devasa bir miktarı taşıyan biri olduğunu düşünmüyorsun sonuçta, değil mi?’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Tamamdır, 10 dakikanız var, hadi bakayım!’’

‘’Tamam, gidiyoruz şimdi.’’

  Piggy ve Diktatör parayı bulmak için yanımdan ayrıldıktan sonra telefonum çaldı. Önceki seferlerde olduğu gibi, telefon direkt olarak Kader’in sistemine entegre edilmişti. Numaraya bakar bakmaz arayanın Lin Wan Er olduğunu anlamıştım…

  ‘’Li Xiao Yao, biz acıktık…’’

  ‘’Şu anda oyundan çıkamam, acil bir işim var. Bu yüzden bana 10 dakikalığına izin verebilir misiniz? 10 Dakika sonra hemen oraya geleceğim, tamam mı?’’

  ‘’Tamam, acele et!’’

  Telefonu kapattıktan sonra beklemeye devam ettim. 10 dakika geçmeden Piggy koşarak geri dönmüştü. Malları değiştik, 20 altın bana, Gümüş Tüylü Kuş onlara… Waa, altınların etrafa yaydığı sarı ışıkların görüntüsü cidden muazzamdı. Gerçekten bu salakları kazıklamak keyfime keyif katmıştı.

 Takas tamamlanır tamamlanmaz yapacak bir işim kalmamıştı.

 …….

 Batılı Diktatör kuşu aldıktan sonra beni öldürmeye kalkmıştı. Tabii şehrin içi güvenli bölge olduğundan böyle bir şey yapması mümkün değildi. Cidden bazı insanların bu kadar düşük IQ’ya sahip olabileceğine inanamıyordum. Bana öfke dolu bir bakış fırlattı ve kılıcıyla birlikte ağır ağır mekanı terk etti. Muhtemelen kuşun seviyesini yükseltmeye gidecekti. Sonuçta evcil hayvanın 1. Seviyede olması bir anlam ifade etmiyordu.

  İçinde bulunduğum durum oldukça enteresandı. Daha önce elimde yeterince Gümüş Yaprak Bitki’si olsa da Simya Kazanı almak için yeterli paraya sahip değildim. Kerizleri kazıkladıktan sonra ise ihtiyacım olan parayı fazlasıyla elde etmiştim. Simya Kazanı’nın tanesi 20 bronz ve Arıtılmış Su’yun tanesi de 10 bronz gibi bir fiyata satılıyordu. Simya seviyemi 3’e yükseltmek için bir an bile olsun beklemeyecektim. 2. Seviye iksirler 50 bronzdan sayılıyordu yani kar payı 40 bronz gibi bir paraydı. Ama bu benim için yeterli bir para olmadığından, 5 gümüşe satılabilen 3. Seviye iksirleri yapmaya uğraşacaktım. İşte bu yöntemle parayı kıracaktım!

  (Hatırlatma: 1 altın= 100 gümüş= 10.000 Bronz)

 

  Avlunun köşesinde oturmuş, hap yapmaya koyulmuştum. 300 kez [Simya] yeteneğimi kullandıktan sonra bütün envanterim 2. Seviye Gümüş Yaprak Hapları’yla dolmuştu. Aynı zamanda bir ding sesi kulaklarıma ulaştı ve 120 gümüş harcadıktan sonra nihayet 3. Seviyeye ulaşmayı başardım!

Ding!!!

 Sistem Notu: Tebrikler! Simya seviyeniz 3’e yükseldi ve sunucuda [Simya] konusunda 3. Seviyeye ulaşan ilk oyuncu olduğunuz için, +1 karizma puanı kazandınız!

 Bir karizma puanı daha, güzell!

 Simya’yı yükselttiğim için bile karizma puanı kazanmıştım. Merak ediyorum da acaba Lin Wan Er’in karizma puanı ne kadardı? Muhtemen kendisi oyuna girer girmez bir sistem notu fırlamıştı:

 Sistem Notu: Tebrikler! 34D ikizlerinizle diğer herkesten daha güzel olduğunuz için, Karizma puanınıza +500…… eklendi!

 Tabii gerçekten böyle bir şey yaşandığını öğrenirsem direkt oyunu bırakacaktım!

 …..

 Avluda olduğum sırada doğruldum ve bağırmaya başladım: ‘’TAZE TAZE 2. SEVİYE İKSİRLER! 100 MANA DOLDURUYOR, RESMEN GERÇEK DEĞİL! GELİP ALMAYI İHMAL ETMEYİN, SINIRLI SAYIYADIR ONA GÖRE!’’

  Bir anda kalabalıktan yükselen uğultu dalgası durulmuş ve elinde bıçaklarla gezen bir kadın başını çevirip, bana bir bakış fırlatmıştı. Kız bana bakar bakmaz aklımda tanıdık bir müzik çalmaya başladı: ‘’Kalabalık sana benden daha çok bakıyor diye, onların seni sonsuza dek hatırlayacağını sakın düşünme. Yalnızca bir gün seni tekrar görebilmeyi umut ediyorum, yalnızlık beni yavaş yavaş öldürüyor…’’

 “Hey!”

 Genç kadın ileri doğru atıldı ve beni müzikal hayalimden uyandırdı. Bana garip gözlerle bakıyordu: ‘’Nasıl birisin sen böyle, iş yapmayı istemiyor musun? Tanesi 40 bronzdan 2. Seviye iksirler satıyordun, yoksa yanlış mı duydum?’’

  Gözlerimi kısarak başımı yukarı kaldırdım. Wow, kız amma güzeldi! Ekipmanlarının hepsi Beyaz Zırh tipi olsa da, vücudunun kıvrımları muazzamdı. Elindeki bıçaklar Siyah Demir tipi silahlara benziyordu ve suratı acayip güzeldi. Mm, on üzerinden sekiz… Aynı sırada, kızın üstünde yer alan kelimelere de bakmayı ihmal etmemiştim. Yok artık, bu kıza bulaşmamak lazımmış yahu!

 İsim: Yue Qin Qian [19. Seviye] (Süikastçi Adayı)

 ……

  Seviye 19 bir süikastçi, muhtelemen 16. Seviyede olup da yalnızca deri zırh giyen benim karakterimi öldürmekte güçlük çekmezdi. Yani onun suyuna gitmem gerekiyordu, sakin sakin, yavaş yavaş!

  Suratıma geniş bir gülümseme takındım. Başımı hafifçe aşağı indirdim ve kadına bir bakış fırlattım: ‘’Evet, iksir başına 40 bronz. Kaç tane istiyorsunuz?’’

 Qing Qian gülümsedi: ‘’Güzel, elinde ne kadar varsa hepsini istiyorum!’’

 Envanterime baktığımda 300 iksire sahip olduğumu gördüm. 50 tanesini kendime ayırırsam, geriye 250 tane kalıyordu.

 ‘’Elimde 250 tane var, gerçekten hepsini istiyor musun?’’

 ‘’Evet, hepsini alacağım!’’

 ‘’Tamamdır!’’

  Takas penceresini açtım ve 250 iksiri yerleştirdim, Qing Qian’ın 100 gümüşü koymasıyla takas tamamlanmıştı.

  ‘’Teşekkürler!’’ diye söylendi.

  ‘’Lafı mı olur hiç?’’ diye cevap verdim.

 Tam gitmeye hazırlanacakken, kolumdan çekiştirdi: ‘’Dur bir saniye, nereye gidiyorsun?’’

 Dönüp, cevap verdim: ‘’Hm, neden öğrenmek istiyorsun?’’

  Qing Qian başını hafifçe indirdi ve gülümsedi: ‘’Sana bir teklifim var, beni arkadaşlarına ekle ve ileriki süreçte yapacağın bütün üst seviye iksirleri satın alayım. Sonuçta sürekli iksire ihtiyacım olacak.’’

  Biraz şaşırmıştım: ‘’Sen süikastçi değil misin, bu kadar iksiri ne yapacaksın?’’

  ‘’Ooops, kendimi tanıtmayı unuttum. Aslında ben Prag Klanı’nın başkan yardımcısıyım. Daha önce bizi duymuşsundur, değil mi?’’

 Başımı öne doğru salladıktan sonra: ‘’Mm, duymuştum evet. Fetih’de de öyle bir klan vardı yanlış hatırlamıyorsam. Hatta ilk 10 klanın içindeydi.’’ Dedim.

  ‘’Mm, güzel.’’ Qing Qian bana derin bir bakış fırlattı: ‘’O kadar 2. Seviye iksir yapabildiğine göre simya seviyen 3’e ulaşmış olmalı, değil mi? Yakın bir zamanda 3. Seviye iksirlere fazlasıyla ihtiyacımız olacak. Şey…bizim klana gelip, klanın asıl simyacısı olmaya ne dersin? Biz…’’

  Biraz utanmışa benziyordu. Zor da olsa cümlesini bitirmeyi başardı: ‘’Bizim sana sunacak bir sürü fırsatımız var.’’

  Bu klan teklifi beni cezbetmişti. Lakin şimdilik içimde yeşeren bu isteğe karşı koymam gerekiyordu: ‘’Hayır teşekkürler, tek başıma takılmayı seviyorum. Ayrıca klan meselelerine de hiç bulaşmak istemiyorum. Özellikle sizinki gibi büyük bir klan söz konusu olunca, bana ne yapmam gerektiğini söyleyip duracağınıza şüphem yok. Bu yüzden yalnız takılsam daha iyi.’’

  Qing Qian başını iki yana doğru salladıktan sonra bana bir bakış fırlattı: ‘’Neyse o zaman, seni zorlamayacağım. Artık arkadaş olduğumuza göre bir şeye ihtiyacın olursa bana haber vermeyi sakın unutma!’’

 ‘’Mm, unutmam!’’

 ‘’Tamam o zaman, ben kaçıyorum…’’ Qing Qian arkasını döndü ve birkaç adım ilerledi. Ardından bir anda tekrar bana dönen kız, ben ne olduğunu bile anlayamadan kulağıma birkaç kelime fısıldamıştı: ‘’Xiao Yao, seni unutmayacağım, artık arkadaşız…’’

 ‘’Tamam…’’

…..

  Oracıkta kalbim dört nala koşmaya başlamış ve ben de bu kadar işe yaramaz bir adam oluşuma ağız dolusu küfürler savurmaya koyulmuştum. Bu meselenin ardından kendi işlerimi yapmaya geri döndüm.

  Prag Klanı kesinlikle yaptığı işi biliyordu, özellikle böyle güzeller güzeli bir kadını klana adam çekmek için kullanmaları akıllıcaydı. Kim bilir kaç kişi bu kadının cazibesine kapılmış ve Prag Klanı’na katılmıştı? Muhtemelen bu sayı hiç de azımsanmayacak kadar fazlaydı. Ne yazık ki böyle taktikler, birkaç gündür başka bir dünyadan fırlayıp da buraya gelmiş olan güzeller güzeli Lin Wan Er ve Dong Cheng Yue’yle takılan bana işlememişti. Bu yüzden olacak ki, güzel kızlara karşı olan dayanıklılığım bir anda tavan yapmıştı!

  Saate baktığımda 10 dakikanın çoktan geçtiğini gördüm! Hay böyle işe, çabuk yetişmem lazım!

  Kızlar yurdunun önüne doğru depar attıktan sonra Lin Wan Er bana bir bakış fırlattı ve ayağıma vurdu: ‘’Li Xiao Yao, seni işe yaramaz hergele, 11 dakikadır burada bekliyoruz haberin var mı?’’

   Dong Cheng Yue hafifçe gülümsedi: ‘’Oyunda yapması gereken birkaç şey vardı muhtelemen, haksız mıyım? Yoksa bizi boş yere bekleteceğini hiç sanmıyorum…’’

  İleri doğru atıldım ve cevap verdim: ‘’Geciktiğim için üzgünüm ancak oyunda yapmam gereken bir şey vardı!’’

  Wan Er kaşlarını yukarı kaldırarak bana bir bakış daha fırlattı: ‘’Oh? Daha yeni 10. Seviyeye ulaştın, neyle meşgul olabilirsin ki? Yoksa 1. Seviyedeki kızlara yol göstererek kendine bir sevgili bulmaya mı çalışıyordun?’’

  Girdiğim anlık öksürük krizinden kurtulduktan sonra: ‘’Fazla abartıyorsunuz. Yalnızca birkaç tane 2. Seviye mana iksiri yapmakla meşguldüm…’’

  ‘’İksir mi yapıyordun?’’ Wan Er’in gözleri sonuna kadar açılmış, bana bakıyordu: ‘’Simya için gereken ilk görevi tamamladın mı yani?’’

  ‘’Ohh, niye öyle söylediniz ki?’’ Güzeller güzeli Wan Er’e bir bakış attıktan sonra: ‘’Yoksa siz görevi yapamadınız mı?’’ diye sordum.

  Wan Er’in suratı kızarmıştı. Onu daha önce böyle gördüğümü hatırlamıyordum. Bakışlarını benden kaçırdığında kalbim bir anlığına da olsa durmaya yeltenmişti. Eğer o ifadeyi daha fazla sürdürürse, kalbim buna dayanamayacaktı! Tanrım, ne güzellik ama!

  Cheng Yue de Wan Er’in bu savunmasız haldeki duruşundan yararlanmayı ihmal etmemişti: ‘’Wan Er iksir ustası olmak istiyordu ancak iksir ustasının ona sorduğu üç soruya da yanlış cevap verdi, yani bir daha denemek için 24 saat beklemesi gerekiyor…’’

 Başımı kaldırdım ve dişlerimi sıkmaya başladım. Kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum! Tahmin edeceğiniz gibi, eğer kahkaha atsaydım, muhtemelen Wan Er bunun acısını benden çıkarırdı.

  Wan Er bana kaçamak bir bakış fırlattıktan sonra: ‘’Gülmek istiyorsan gül, sonuçta canın yansın istemeyiz, değil mi?’’

  Gözlerimden akan yaşları sildikten sonra: ‘’Öyle şey olur mu hiç! Yalnızca hanımefendinin üst seviye bir zekaya sahip olduğunu bildiğimden, acaba oyun sisteminde bir sıkıntı mı oldu diye düşünüyordum.’’

  Lin Wan Er bir anda doğruldu ve: ‘’Bak, o da aynı şeyi düşünüyor. Benim de söylediğim gibi oyunda bir şeyler ters gitmiş olmalı…’’ dedi.

  Cheng Yue gözlerini devirdikten sonra: ‘’Ah…Daha fazla burada durursam IQ’um dibe vuracak. Hadi bırakın boş laf yapmayı da yemek yemeye gidelim.’’

 ………..

 Yemek dolu masanın üç köşesine tek tek oturduktan sonra yemeye koyulduk.

 ‘’Li Xiao Yao, Ba Huang Şehri’nin etrafındaki yaratıklar nasıl, özel bir tarafları var mı?’’ diye sordu bana Wan Er ve bir cümle daha ekledi: ‘’Oh, bu arada 15. Seviyenin üstünde olan yaratıklardan bahsetmiyorum, yalnızca 15. Seviyenin altındakiler, sonuçta senin seviyeni de göz önüne alarak konuşmak lazım…’’

  Dudaklarım yukarı doğru kıvrılarak bir gülümsemeye dönüştü: ‘’Çoktan 15 oldum bile…’’

 Cheng Yue’nin ağzı hafiften açılmıştı: ‘’Wow, ne çabuk kastın öyle!’’

  Hafif bir kahkaha patlattım: ‘’Diğer şehirlere gitmediğimden bilmiyorum ama, muhtemelen sizin taraflarda da aynıdır, değil mi? Ba Huang Şehri’nin asıl özelliği şehrin saldırıyı ve defansı %3 arttıran rozeti.’’

  ‘’Ah? Öyle bir özellik mi varmış?’’ Wan Er’in ağzı sonuna kadar açılmıştı.

  Tabii ben de şok olmuştum: ‘’Yoksa daha şehir rozetinizi almadınız mı?’’

  ‘’Öyle bir şeyden haberimiz bile yoktu…’’

  Hemen telefonumu çıkardım ve biraz araştırdıktan sonra: ‘’Ah, Fan Shu Şehri’nin rozeti, onu alan herkese envanterden silinemeyen ve düşürülemeyen bir [Ölümlü Kağıdı] veriyormuş. [Ölümlü Kağıdı] oyuncunun oyunda olduğu süreyi toplayarak bu süreyi TP’na çeviriyormuş. Yani diğer bir deyişle, Fan Shu Şehri’ndeki oyuncular diğerlerine kıyasla daha hızlı seviye kasabiliyor.’’

  Wan Er pilavını yerken bir yandan da sitem ediyordu: ‘’Geri döner dönmez o kağıdı alıyoruz. Acayip sinirliyim. Geçen gün öldürdüğümüz o savaşçının kolundaki kağıdın olayı buymuş demek…’’