Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

17. Bölüm Yedi Yıldız Bitkileri

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

  Ba Huang Şehri’nde, avlunun kalabalık çıkışına doğru yeni tamir edilmiş kılıcımla ilerlemeye koyuldum. Öğlenden önce 18. Seviyeye ulaşmayı hedefliyordum ve ondan sonra da bir an önce 20. Seviyeye ulaşıp, sınıfımı resmileştirmem gerekiyordu.

  Sınıfını resmileştiren bir oyuncu, kendi sınıfına özgün yeni yetenekleri kullanmaya başlayabiliyordu. Örneğin bir şifacı adayı olan benim, şu an için yalnızca [İlk Yardım] ve [Cesaret] yeteneklerini kullanmama izin veriliyordu. Bir aday olmaktan çıkıp gerçek bir şifacı olduğumdaysa, [Tedavi] ve [Terapi] gibi yeni yetenekleri kullanabilecektim. Bu yeni yeteneklerin özelliklerinden bahsedecek olursak, 1. Seviyede [Tedavi] yeteneği 150 can verirken, 2. Seviyede 300 can dolduruyordu! Yani etkisi neredeyse [İlk Yardım]’ın 3 katıydı!

  Bu düşünceler aklımda dolaşırken şehir kapısından çıktım ve ufak haritamı incelemeye başladım. Öyle boş boş gezerek seviye kasmam mümkün değildi. Ayrıca 3. Seviye bitkileri toplayıp, 3. Seviye hapları da yapmam gerekiyordu. Simyacılar tarafından yaratılan 3. Seviye hapları 200 MP doldururken, NPC’de satılan 3. Seviye mana hapları 150 MP dolduruyordu. NPC’deki hapların 5 gümüşten satıldığını düşünürsek, ileride 3. Seviye hap üreterek çuval dolusu para kazanabileceğime dair bir şüphem yoktu! Üstelik bunun yanında, Qinq Qian’ın söylediklerine göre Ba Huang’da 3. Seviyeye ulaşabilen tek simyacı bendim. Yani diğerlerinden birkaç adım önde olduğumdan, ilk vurgunu yapma şansına da benden başkası sahip değildi!

…………

【Yedi-Yıldız Hapı】: 200 MP doldurur, üretilmesi için: Yedi-Yıldız Bitkisi x3, Arıtılmış Su x3, Simya Kazanı x1

Seviye 3 hapların ana malzemesi Yedi Yıldız Bitki’leriydi. Genellikle Yağmur Ormanları’nın derinliklerinde yetişen bu bitkiler, Yedi Yıldız Vadisi adlı bölgede sıklıkla bulunabiliyordu. Vadiyle şehir arasında yarım saatlik bir mesafe olduğundan, genelde oyuncular bu vadiye gitmeyi tercih etmiyordu. Sonuçta onca mesafeyi körü körüne katetmek her yiğidin harcı değildi.

  Sha Sha!

  Hafif rüzgar yaprakları dalgalandırırken, ben de dar patikadan aşağıya iniyordum. Bir an için durdum ve puanlarımı incelemeye koyuldum. 16. Seviyedeydim. 250 canım, 177 saldırı puanım vardı. Muhtemelen Yedi Yıldız Vadisi’ndeki yaratıklarla başa çıkabilecek bir durumdaydım.

 15. Seviyedeki Gümüş Tüylü Kuşların dikkatini çekmemek için epey uğraştım. Sonuçta bu seviyede bana yeterli TP vermeyecekleri için onlarla uğraşmak istemiyordum. Orman Kılıcı’nı deri kıyafetlerimin içine soktuğumdan, dışarıdan oldukça garip bir şahsiyet olarak görüldüğüme dair bir şüphem yoktu.

  Yaklaşık 20 dakikalık serüvenin ardından etrafıma bakındım ve hemen yanımda vadiye açılan bir yokuş olduğunu gördüm. Ufak haritama baktığımda, harita bana Yedi Yıldız Vadisi’nin hemen yanımda olduğunu göstermişti. Hop! Sonunda istediğim yere ulaştım!

  Tam kılıcı elime alıp vadiye dalacağım sırada, kulağıma garip sesler gelmişti.

  ‘’Hadi kendinize gelin beyler! Sonunda Yedi Yıldız Vadisi’ne geldik. Bu, bizim grup olarak yaptığımız ilk aktivite, kimse kaytarmaya çalışmasın, yakarım!’’

  Hassiktir, hemen saklanmam gerekiyordu!

  Ağaçlardan birinin arkasına saklandıktan sonra ormandan 10 kişinin çıktığını gördüm. Grubun lideri elinde kılıç tutuyordu ve vücudu simsiyah zırhlarla çevriliydi. Tabii onun kim olduğunu anlayınca bütün vücudum kaskatı kesilmişti. Bu gördüğüm lavuk Batılı Diktatör’den başka hiç kimse değildi! Arkasındaki tipler de muhtemelen onun yardakçılarıydı. Tabii Piggy de bu yardakçı kesimin içinde yer alıyordu. Yerde ilerleyen grubun yanında, bir de yerden 20 metre yükseklikte uçan 2 tane elf okçusu olduğunu gördüm.

  Nefesimi tutup, dikkat çekmemek için elimden geleni yapıyordum.

  Batılı Diktatör’ün omuzlarından birinde Gümüş Tüylü Kuş duruyordu. Sabahtan akşama kadar kasmış olacak ki, kuş çoktan 16. Seviyeye ulaşmıştı. Demek evcil hayvanlar bu kadar hızlı seviye kasabiliyordu…

  ……

  Batılı Diktatör Piggy’le konuşmak için arkasını döndü: ‘’Piggy, bu vadide bir boss olduğuna emin misin?’’

  ‘’Eminim patron. Sabahın altısında arkadaşlarımdan biri buradaki boss tarafından öldürüldü. Yedi Yıldız Vadisi’ndeki yaratıkların seviyeleri bir hayli yüksek olduğundan dikkatli olmalıyız. Bu sefer yanımızda fazla şifacı getirmediğimizi unutma sakın.’’

  ‘’Oh? 2 şifacıya yetersiz mi diyorsun yani?’’

  ‘’Ehh, nasıl desem…Bosslarla yapılan mücadele şifacılara büyük bir stres yüklüyor. Şifacılar bu mücadele esnasında yeteneklerini dikkatle ve tam zamanında kullanmalı, aksi taktirde boss bütün grubu kolayca öldürebilir. Bak mesela geçenlerde karşılaştığımız o Xiao Yao adlı şifacı vardı ya, onun yetenek kullanımı hiç fena değildi. Eğer onun gibi iki şifacımız olsaydı, 20. Seviye Beyaz-Tip Bosslara bile meydan okuyabilirdik.’’

   ‘’Sakın o Kaygısız Xiao Yao bozuntusundan bir daha bahsedeyim deme. Onu bir sonraki görüşümde sana yemin ediyorum ki herifin derisini yüzüp, o kılıcı geri alacağım. O kılıcın 35 saldırı puanı vardı! Şimdiyse 21 saldırı puanı olan bu paçavrayı kullanmak zorundayım…’’

  ‘’Patron, eğer Ba Huang Şehri’nin en iyisi olmak istiyorsak, Xiao Yao gibi potansiyeli yüksek insanlar bulmalıyız. Bildiğin üzere [Prag] ve [Uçan Ejderhalar] tarzı klanlar da Ba Huang Şehri’nde toplanıyor. Yani rakibimiz çok, 200’ün üstünde adamımız olsa bile bu sayı yeterli gelmeyebilir…’’

  ‘’Biliyorum, bu konuya dikkat edeceğim. Ama o Xiao Yao’yu görürsem, herifi kesinlike öldüreceğim. Bak bu dediğimi sakın unutma!’’

 ‘’….’’

…….

 Batılı Diktatör ve grubunun vadiye girmesini bekledim. Havada uçan iki elf etrafı gözetlediğinden, yanlış bir hareket yaptığım taktirde yerimi anında bulabilirlerdi. Batılı Diktatör’ü bile bire bir mücadelede yenebileceğimden emin değildim, bir de bütün grup üzerime çullanırsa öleceğim kesindi.

  10 dakika bekledikten sonra grup gözden kaybolmuş ve ben de kılıcımı omzuma attıktan sonra vadiye doğru ilerlemeye başlamıştım. Vadi oldukça genişti, yani Batılı Diktatör ve çetesinden rahatça saklanabileceğim tonla alan bulunuyordu. Sonuçta ne dediklerini bilirsiniz: Az PK, daha çok yaratık kesme, yalnızca böyle atlayabilirsin seviye üstüne seviye.

 (ÇN: Birçoğunuzun bildiği gibi PK-Player Killing, oyuncu öldürmektir. Oyuncu vs Oyuncu gibi gibi. )

   Ufak taş parçalarının arasından geçtikten sonra başımı ileri doğru uzattım ve vadiyi gözlemlemeye koyuldum. Yedi Yıldız Vadisi epey bir rüzgarlı görünüyordu ve vadinin içinde sürüyle yüksek seviye yaratık cirit atıyordu. Benden 10 metre uzakta bir grup kurt benzeri yaratığın olduğunu görebiliyordum. İçlerinden en iri olanının bütün vücudu kızıl kürkle kaplıydı ve işin enteresan yanı yaratık durmadan bana bakıyordu.

 【Vahşi Kurt】 (Normal Yaratık)

Seviye: 18

Saldırı: 77-100

Defans: 30

Can: 500

Yetenek: 【Rüzgar Pençesi (Seviye-2)】

Açıklama: Vahşi Kurt, balta girmemiş ormanlarda yaşayan bir grup yaratık çeşididir. Genelde oyunculara ve evcil hayvanlara saldırmayı huy edinmiş olan bu yaratıklar, uzun süre önce Ba Huang Şehri’nin onları öldürmek için yolladığı askerlerden bile kurtulmayı başarmıştır.

…….

  Yaratığın puanlarına bakarken bir hayli şok olmuştum. Açıkça görüldüğü üzere böyle bir yaratıkla mücadele etmemin imkanı yoktu. Daha doğrusu, böyle bir şeye kalkışsam bu bir mücadele değil, tek taraflı bir katliama dönüşürdü. Katliamı yapacak kişinin ben olmadığını söylemeye gerek bile duymuyorum. 100 puanlık bir saldırıya karşı yalnızca deri zırhlarla karşı koymak aptallık olurdu. Bu yüzden kılıcımı aldığım gibi çalıların içine daldım ve sağa saptıktan sonra vadinin ortasına gitmeye koyuldum. Böylece yaratıklara görünmeden ilerleyebilecektim.

  Uzakta, açık arazide Batılı Diktatör ve 10 adamı yaratıklarla kapışıyordu. Diktatör yüksek bir sesle kükredi ve altın bir altıgen kılıcının üstüne yerleşti. Sha sha! Vahşi Kurt iki darbelik kombonun etkisiyle neredeyse 300 canını kaybetmişti.

  Batılı Diktatör’ün sınıfına özel yeteneği olan bu komboyu oldukça kıskanıyordum. Yetenek güzel ve zarif olmanın yanında, bir hayli de güçlüydü.

  Kendi yeteneklerime baktığımda, [Kılıç Fırtınası] dışında diğer hepsinin can doldurma ve özellik arttırmaya yönelik olduğunu gördüm. Eğer gerçek bir saldırı yeteneği istiyorsam, bunu kendim yaratmam gerekecekti. Şans bu ki bahsi geçen bu olay Kader’de mümkündü. Tabii sıfırdan bir yetenek yaratmak öyle herkesin yapabileceği bir iş değildi. Eğer yeterince tecrübeye ve pratiğe sahip değilseniz, yeni bir yetenek yaratmanıza imkan yoktu. Kendi hesaplarıma göre özgün yetenek yaratabilen kişi sayısı 2-3’ü geçmiyordu.

  Neyse, para her şeyden önce gelir. Aktif ve güçlü bir kalbim olduğu sürece, bu oyuna ben hükmedecektim!

  Batılı Diktatör’ün grubundan sanki bir hastalıktan kaçıyormuş gibi çekiniyordum. Yumuşak ve ıslak olan çimlerin üstünde dolaşırken, yavaş yavaş ormanın içine daldım. Ne kadar bu tehlike dolu ormana adımımı atmak istemiyor olsam da, Yedi Yıldız Bitkisi’ni bulabilmem için bunu yapmam şarttı. Sonuçta dedikleri gibi: Acı yoksa, kazanç da yoktu. Çok geçmeden karşıma çıkan taşların üstünde parlak parlak ışıltıların olduğunu gördüm. Sonunda! Hemen depara kalktım ve düşündüğüm gibi, bahsi geçen kayanın arkasında yedi renkli bitki bir yetişiyordu. Bu ihtiyacım olan Yedi Yıldız Bitkisi’nin ta kendisiydi!

  Sayısız Gümüş Yaprak Bitkisi topladıktan sonra [Bitki Toplama] yeteneğim çoktan 3. Seviyeye ulaşmıştı. Ufak küreğimi çıkardım ve dikkatlice önümdeki bitkinin köklerine doğru hamle yaptım. Bu bitki toplama tekniklerinden en temel ve en yaygın olanıydı. Bunun için de eskilerin söylediği bir söz mevcuttu: ‘’Bitkinin toprağa tutunduğu asıl yer kökleridir.’’ Bu sözdeki mantık, şu an karşımda duran bitki için de geçerliydi. Bitkiyi kökleriyle toplamam gerekiyordu.

  Bitkiyi çıkarır çıkarmaz bir ses duyuldu.

 Dingg!

 Sistem Notu: Tebrikler.  2 adet【Yedi-Yıldız Bitkisi】topladınız.

 Aynen düşündüğüm gibi, eğer bitkileri kökünden çıkararak toplarsanız, normalde topladığınızın 2 katı bitki topluyordunuz. Görünüşe göre dahiyane fikrim olan 3. Seviye hap üretimi, bana çok da uzak değildi!

……

  Bitkileri toplamanın verdiği gazla etrafıma dikkat etmediğim esnada, arkamdan bir kükreme geldi. Grr! İç güdülerim hemen devreye girdiğinden, küreği bırakmamla arkamı dönmem bir olmuştu. Hassiktir! Neredeyse 10 metre yüksekliğinde bir Vahşi Kurt karşımda, saldırıya hazır bir vaziyette duruyordu!

  Elimi arkaya attıktan sonra kılıcımı çektim. [Kılıç Fırtınası] yeteneğim hemen devreye girmiş ve bana %10 ekstra saldırı puanı kazandırmıştı. İleride seviyem daha da yükseleceğinden bu %10 esktra saldırı artışı da kendini göstermeye başlayacaktı. Yine de şu an bile bu yetenek bana bir üstünlük sağlamıyor değildi. Zaten sistem de bu yeteneğin değerini anlamış olacak ki, yeteneğe SS seviyesini atamıştı. SS’den daha yüksekte yalnızca SSS seviyesi olduğundan, bu manyak bir yetenek sayılabilirdi.

  İleri doğru atıldım ve kılıcımı savurdum. Orman Kılıcı havada geniş bir yay çizdikten sonra Vahşi Kurt’un başına saplandı.

 Ouch!

 142!
 

 Güzel saldırı! Aynı sırada kurt da havaya zıplamış ve pençelerini garip bir şekle sokarak bana saldırmaya koyulmuştu. Pençelerinden etrafa enteresan bir şekilde kırmızı ışık hüzmeleri saçılıyordu. Dur bir dakika yoksa bu, [Rüzgar Pençesi (Seviye-2)] yeteneği miydi? Aklımdaki düşünceyi tam bitirme şansına erişemeden, kurdun pençesi omzumu delip geçmiş ve vücuduma akılalmaz bir acı hissi yayılmaya başlamıştı. Tabii bu sırada 119 canımdan da olmuştum!

   Elimi havaya savurdum ve [İlk Yardım] yeteneğimi kullanarak 100 canımı doldurdum. Bunu yaparken bir yandan da saldırmaya devam ediyordum. Yaratığa 2 kez üst üste sağlam darbeler geçirmeyi başarsam da, daha fazla hayvanın üstüne gitmedim ve Vahşi Kurt’un saldırmasını bekledim. Saldırıyı savuşturmak için önümde iki seçenek vardı: Sola mı, yoksa sağa mı kaçmam gerekiyordu? Yaratık ileri atılır atılmaz kararımı vermiştim.

 SOLA!

  Lakin yine de tam anlamıyla darbeyi savuşturamamıştım. Ama çabalarım boşa gitmemiş ve yaratığın pençesi beni ucu ucuna yakaladığı için yalnızca 71 canımdan olmuştum. Kurt yeteneğini fazla kullanmadığından mücadele pek zorlu geçecek gibi görünmüyordu.

  Kurt her saldırdığında, darbesini savuşturmak için sağa sola zıplamaya çalışıyordum. Ancak üst üste bu çabalarım meyve vermemeye başlamıştı zira hareket hızım bir hayli düşüktü. Nihayetinde, yaratığın darbelerini savuşturmaya çalışmaktan vazgeçmiştim. Vahşi Kurt’un çevikliği benden bir hayli yüksek olduğundan, yaratığın nereye saldıracağını bilsem bile hayvanın hızına ayak uyduramıyordum. Daha fazla meseleyi üstelemedim ve kurtla direkt karşılaşmaya karar verdim.

………

  Sonunda Vahşi Kurt acı dolu bir çığlık attıktan sonra yere yığılmıştı. Düşen paraları topladıktan sonra mekandan ayrılmaya hazırlandım. Mücadele zorlu geçmiş olsa bile hareket etmeye devam etmem gerekiyordu. Paranın kokusunu hissedebiliyordum!

  Birkaç tane Yedi Yıldız Bitkisi topladıktan sonra, bu bitkilerin kayaların üstünde yetiştiğini fark etmiştim. Böylece vadide devam eden arayışım etrafa serpilmiş olan kayalara odaklanmıştı. Eğer şansım yaver giderse, Batılı Diktatör’ün grubuna yakalanmadan bitkileri toplamaya devam edebilirdim.