Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

19. Bölüm Kanlı Bıçak

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

ROARR!!

  Batılı Diktatör’ün arkasındaki iki Vahşi Kurt ona doğru atıldı. Kurtlara benden daha yakın olduğu için, doğal olarak saldırıların odağı da o olmuştu. [İlk Yardım]’ı kullanarak canımı doldurduktan sonra Orman Kılıcımı çektim ve Batılı Diktatör’e saldırmaya koyuldum. Orman Kılıcı havada geniş bir yay çizerek ilerledi…

95!

  Batılı Diktatör’ün canı bir hayli düşmüştü. Sonuçta benimle birlikte ona saldıran iki tane de Vahşi Kurt bulunuyordu. Canının düşmesinden dolayı sinirden deliye dönen Batılı Diktatör’ün suratı mosmor kesilmişti. Avantajlı bir konumda olmadığını bildiğinden hemen arkasını döndü ve kaçmaya başladı.

  ‘’Şifacılar!!’’ diye bağırmayı da ihmal etmemişti.

  Yakınlardaki iki şifacı ona doğru koşmaya başladı. Hassiktir, eğer o şifacıların Batılı Diktatör’ün canını doldurmasına izin verirsem, buradan sağ çıkamayacağımı biliyordum!

  Kılıcımı indirdim ve Batılı Diktatör’ü takip etmeye başladım. Şifacılardan ilki yanımıza ulaştığında asasını kaldırmış ve herifin canını doldurmak için hazırlanmaya başlamıştı. Ancak ne yazık ki onun yanında durduğumu fark etmediğinden, boynuna doğru savurduğum kılıcı da görmemişti.

  247!

 Kritik darbe, anında öteki dünyayı boyladı!

Dingg!!

Sistem Notu: [Çiseleyen Yağmur Damlaları] adlı oyuncuyu öldürdünüz. +100 suç puanı elde ettiniz. Artık ‘’Belalı’’ bir oyuncu konumdasınız!

….

 ‘’Sen…Şerefsiz herif!’’

 Batılı Diktatör, şifacılardan birinin öldüğünü görünce çılgına dönmüştü.

 Ona cevap verecek zamanım yoktu. Omzuma aldığım darbeden sonra zaman kaybetmeden [İlk Yardım] yeteneğini kullandım ve kılıcımı kaldırır kaldırmaz diğer şifacıya doğru saldırıya kalktım. Elimdeki kılıç hızlı bir şekilde şifacının göğsünü delip geçti.

161!

  Deri zırhlarla dolaşmanın yanında, bütün puanlarını büyüye veren şifacılar, saldırılarıma karşı bir hayli savunmasızdı. Yaklaşık 1.5 saniye geçtikten sonra tekrar kılıcımı savurdum. Şifacının, ona doğru hızla ilerleyen kılıcı izlemekten başka çaresi yoktu. Kılıç hedefine ulaştı ve acı dolu bir çığlık atan şifacı yere yığıldı.

  Bang!

  Kulağıma gelen silah sesi dikkatimi çekmiş ve sesin hemen ardından gözümün önünde Piggy belirmişti. Elindeki silahla benden uzaklaşırken, bir yandan da bana saldırmaya devam ediyordu.

 74!

  Tam dikkatimi toplamaya çalıştığım sırada arkamda duran Batılı Diktatör’ün saldırısına yakalanmıştım!

111!

 Vakit kaybetmeden koşmaya başladım. Mekanı tanıdığımdan, düz zeminli mağaranın derinlerine doğru ilerlemeye koyuldum. Batılı Diktatör’ün grubu mağaraya yeni adım attığından dolayı gruptaki oyuncuların gözleri henüz karanlığa alışmamıştı. Yalnız, birkaç dakika geçtikten sonra beni görmeye başlayacakları için derhal oradan ayrılmam gerekiyordu.

‘’Patron…’’

 İki elf okçu da Batılı Diktatör’e katıldı. Beni göremeyişlerini fırsat bilerek kılıcımı havaya kaldırdım ve iki kez savurdum. Okçulardan biri ne olduğunu bile anlamadan oracıkta can vermişti. Her ne kadar beni göremeseler de, sürpriz bir şekilde karanlığı delip geçen bir ok göğsüme saplanmıştı. Neredeyse ölüyordum! Manam da bitmek üzere olduğundan [İlk Yardım]’ı kullanma şansım yoktu. Ne yapalım artık, en azından 3 kişiyi öldürmüştüm. Meseleyi daha fazla zorlamaya çalışırsam işler iyice karışacaktı.

  Batılı Diktatör’ün görüşü karanlığa alıştığında, herif hemen peşimden gelmeye başlamış ve aynı zamanda öfke dolu bağırışlarını da bir bir savurmaya koyulmuştu.

  ‘’Xiao Yao, aşağılık herif! Kaçsan iyi edersin çünkü seni yakalarsam ağzına sıçacağım!’’

  Hafif bir kahkaha patlattım. Sonuçta mesele buraya kadar geldiyse, artık ciddileşmemin zamanı da gelmişti.

 Pa!

  Duvara doğru koştum ve havada bir takla attım. Havadayken, daha önce mağaraya girmek için kullandığım ufak deliğe doğru hızla ilerliyordum. Kıvrak bir hamleyle ufak deliğin içinden geçtim ve mağaradan çıktım. Aşağıya baktığımda Batılı Diktatör’ün de içinde bulunduğu 7 kişilik bir grubun beni takip ettiğini görmüştüm. Bana o kadar kötü bakıyorlardı ki, tüylerim diken diken olmadan yapamamıştı.

  ……..

 Mağaradan çıktığım gibi üzerime hücüm eden güneş ışınları bedenimi ısıttı. Hemen arkamı döndüm ve mağaradan kaçmak için kullandığım deliği kapatmaya koyuldum. Yalnız tam bu düşüncemi yerine getireceğim sırada aklıma başka bir fikir daha geldi. Daha önce de bu mağaranın duvarlarının biraz dayanıksız olduğunu görmemiş miydim?

  Hemen bu düşüncemi test etmek için devasa kayalardan birinin altına kılıcımı soktum ve kayayı zor da olsa yerinden oynatmayı başardım. Anında mağaraya doğru hücuma geçen kaya parçası, diğer kaya parçalarını da yerinden oynatmayı ihmal etmemişti.

BAMBAMBAMBAM!

  Bütün tepe düşen taşların altında titremeye başlamış ve havayı kalın bir toz tabakası kaplamıştı. Kaşla göz arasında Kurtların Kralı’nın yuvası yerle bir olmuştu. Titreyen tepeden aşağı doğru inmeye başladığımda, mağaranın çöken duvarlarının altından acı dolu çığlıklar yükseliyordu. Batılı Diktatör, Piggy ve grubun geri kalan oyuncuları taşların altında kalarak can vermişti!

  Dingg!

 Sistem Notu: Sunucunun ilk Altın-Tipi Boss’u, [Kanlı Kurt Kralı], [XXXX] adlı oyuncu tarafından öldürülmüştür. Ödül olarak kendisine +3 karizma puanı verilmiştir.

  [XXXX]? O kim ki? Diye düşündüm ve etrafa bakındım…OH! Karizma puanımın 5’e yükseldiğini görünce şok olmuştum. Boss’u öldüren benden başkası değildi! Herhangi bir TP almamıştım, zaten TP alsaydım, muhtemelen çoktan 20. Seviyeye ulaşırdım. Batılı Diktatör’ün grubu ölmüştü, yani tekrar dirilmeleri aşağı yukarı 10 dakikayı bulacaktı. Onlar gelmeden mekanı terk etmem gerekiyordu.

  Dur bir dakika! Daha yapmam gereken bir şey yok muydu?

  Orman Kılıcı’nı aldım ve Boss’un cesedine doğru depara kalktım. Neredeyse gitmeden önce Boss’tan düşen eşyaları almayı unutuyordum! Eğer böyle bir şey yapmış olsaydım, muhtemelen durumu fark eder etmez kalbim bu gerçeği kaldırmazdı. Sonunda bu Boss’u öldüren benim keskin zekam ve akılalmaz güç seviyemdi!

  Hemen mağaranın etrafını araştırdım ve 3 dakika geçtikten sonra taş parçalarının altında yatan altın rengi kürkle karşılaştım. Taş parçalarını kenara ittikten sonra Boss’un cesedi gözlerimin önüne serilmişti. Hemen cesedi çevirdim ve yerde iki eşya olduğunu gördüm. Üstelik eşyaların yanında bir de 2 altın duruyordu! Zengin oldum bebeğim!

  Altınları ve eşyaları envanterime attığım sırada, eşyalardan birinin üstünde kan lekesine benzer bir leke olduğunu gördüm. Diğer eşyaysa yeşil deriden yapılmış bir göğüslüktü. Aslına bakarsanız göğüslük hiç de fena durmuyordu. Hemen menüyü açıp, eşyaların özelliklerini inceledim.

 

 [Kanlı Bıçak] (Yeşil Ekipman)

Saldırı: 55-90

Çevilik: +5

Diğer Özellikler: Rakibi tek darbede öldürme şansını %0.1 arttırır.

Kullanılması İçin Gerekli Seviye: 20

 

[Yeşil Göğüslük] (Yeşil Ekipman)

Defans: +17

Güç: +4

Kullanılması İçin Gerekli Seviye: 20

……

  Modum anında yüz seksen derece değişmişti. Aman tanrım, Boss’un iki tane yeşil ekipman düşüreceğini nereden bilebilirdim ki? Eşyalar gümüş-tipi olmasa da, yine de Siyah Demir tipi eşyalardan bir hayli güçlüydü. Üstelik düşen eşyaların ikisi de 20. Seviye eşyalarıydı. Şu an için oyundaki en yüksek seviyenin 20’lerde olduğunu düşünürsek, bu ekipmanların paha biçilemez eşyalar olduğuna dair tek bir şüphem bile yoktu. Tekrardan, zengin oldum bebeğim!

 

(ÇN: << Yeşil -> Bronz -> Gümüş -> Altın -> Mor -> İmparator -> Valkyrie -> Aziz -> Kutsal -> Tanrı >>)

  Kanlı Bıçağı ve Yeşil Göğüslük’ü envanterime attıktan sonra kılıcımı alıp, mekanı terk etmeye hazırlandım. Patikaları ve geniş ormanın geçtikten sonra gözden kaybolmuştum. Batılı Diktatör’ün grubu dirilse bile, bu devasa vadide beni bulmaları neredeyse imkansızdı. Tek tek ayrılıp beni aramaları da olası değildi çünkü etraf 18-20 seviyeye sahip yaratıklarla kaynıyordu. Yani aldıkları bu darbeyi sindirmekten başka şansları yoktu.

  Ancak, Boss ve düşürdüğü eşyaları kaptırmanın yanında, hepsi birer seviye düşmüştü. Batılı Diktatör’ün çabuk sinirlenen yapısını bildiğimden, ileride benden intikam almak isteyeceğinin farkındaydım.

 Aynen düşündüğüm gibi, kısa bir süre geçtikten sonra kulaklarımda bir ses yankılandı.

Dingg!

 Sistem Duyurusu (Batılı Diktatör konuşuyor): ‘’Kaygısız Xiao Yao, bugün bana yaptıklarını sakın unutayım deme! Beni sinirlendirmekle kalmayıp, [Kahramanların Öfkesi]’ni de karşına alıyorsun! Bekle ve gör, seni bu dünyadan bizzat kendim sileceğim ve o gün geldiğinde, yaptığın şeyler yüzünden pişman olacaksın!)

  Oyun içi konuşma özelliği bir hayli etkiliydi. Tek bir sefer konuşmak için 10.000 RMB (Yaklaşık 5.000 lira) gerektiğinden, herifin zengin olduğunu da hemen anlamıştım!

  Neyse, başka oyuncuları öldürdüğüm için ismim kırmızı görünüyordu. Öldüreceğim her yaratık suç puanımı 1 düşüreceğinden, 300 yaratık kesip adımı temize çıkarmam gerekiyordu. Yine de buna bir itirazım olduğu söylenemezdi. Sonuçta yaratık keserken bir yandan da seviye kasabilecektim!

…….

  Ancak çok zaman geçmeden bir ses daha duydum. Bu ses arkadaşlar menüsünün çıkardığı bir sesti. Oyunda daha önce arkadaş listeme yalnızca bir kişiyi eklediğimi bildiğimden, bu konuşmak isteyen kişinin de güzeller güzeli süikastçi ve Prag Klanı’nın başkan yardımcısı Yue Qing Qian olduğunu biliyordum.

 ‘’Xiao Yao, dostum, [Kahramanların Öfkesi]’ni nasıl bu kadar çılgına çevirdin, söylesene?’’ diye sordu Qing Qian.

 Biraz düşündükten sonra cevap verdim: ‘’Başlangıç köyünde ufak bir mesele yaşamıştım ve demin de yine ona benzer ufak bir sorun yaşadık diyebilirim.’’

 ‘’Görünüşe göre ölen sen değil, onlar olmuş, değil mi?’’ diye tekrar sordu.

  ‘’Evet, iki şifacı, bir de okçu öldürdüm.’’

 Qing Qian oldukça şaşırmışa benziyordu: ‘’Wow! Etkileyici. Yanılmıyorsam sen de bir şifacıydın, değil mi? Üçünü de öldürebilecek bir saldırı puanına nasıl sahip olabildiğini anlamıyorum. Seni son gördüğümde belinde bir kılıç vardı gerçi. Söylesene, nasıl bir şifacı kılıç kullanabilir ki?’’

  Hafifçe gülümsedim: ‘’Şey… ben normal koşulları takip eden bir insan değilim, yani Savaşan Şifacı taktiğini uyguluyorum. Bütün puanlar güce…’’

  ‘’Anlıyorum, anlıyorum. Cidden garip birisin. Bu arada, simya seviyen kaç?’’

  ‘’3. Seviyedeyim. Çoktan 3. Seviye haplarını yapmaya başladım.’’

  ‘’Güzel!’’ bana gülümseyen bir ifade yolladı ve devam etti: ‘’O zaman siparişimi vereyim. En az 1000 adet 3. Seviye haplarından istiyorum, yapabilir misin?’’

  ‘’Evet, sorun olmaz. 1000 adet… Ancak, Yedi Yıldız Hapı 200MP dolduruyor, yani NPC’de satılandan 50 MP daha fazla. Bu yüzden fiyat 5 gümüş, NPC’nin sattığı fiyatın aynısı yani. Hazır olduğu zaman sana haber veririm.’’

  ‘’Tamam, sorun yok. Şimdilik daha fazla seni meşgul etmeyeceğim. Ama dikkatli ol, eğer ismin kırmızıyken öldürülürsen, üstündeki ekipmanlarının çoğunu düşürürsün.’’

  ‘’Merak etme. Ah doğru ya, elimde iki eşya daha var, ilgileniyor musun?’’

  ‘’Neymiş bakayım?’’

  Eşyaların fotoğraflarını ve özelliklerini yolladım. Birkaç saniye geçtikten sonra cevap verdi.

 ‘’Wow! O yeşil ekipmanları nereden buldun öyle?’’ diye sordu. Sesi bir hayli heyacanlı geliyordu.

  ‘’Meslek sırrı. Eğer nasıl bulduğumu söylersem, o zaman kendi işimi de yapamam, yanlış mıyım? Bunları istiyor musun, istemiyor musun?’’ diye gülümseyerek cevap verdim.

  ‘’Tabii istiyorum! 20. Seviye Yeşil-Tip bıçak, bu sunucudaki ilk yeşil ekipman olabilir! Kaç para istiyorsun peki? Arkadaş olduğumuzu unutma…’’

  ‘’Tamam…’’ biraz düşünddükten sonra cevap verdim: ‘’Kanlı Bıçak diğerine kıyasla biraz daha pahalı olur ona göre… Şuna ne dersin, bıçağı sana 5 altına satacağım, göğüslüğü de 2’ye. Toplamda 7 altın versen yeter yani. İyi fiyat, değil mi?’’

  ‘’Tamam, anlaştık!’’ heyecanlı ses tonuyla yanıtladıktan sonra anlaşmayı bağladık.

  ‘’Tamam, ismimi normale döndürdükten sonra eşyaları sana getiririm.’’

  ‘’Tamam’’ diye cevaplayan Qian Qing, vakit kaybetmeden bir cümle daha ekledi: ‘’Bekle! Xiao Yao, sen gerçekten nazik bir insansın…’’

  ‘’Teşekkürler, sen de öylesin…’’

  ‘’Evet, ikimiz de iyi insanlarız…’’

 “……”

   ……