Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

20. Bölüm İlk Kazançlarım

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

Ca!

  Orman Kılıcı’mla önümdeki Vahşi Kurt’un boynuna doğru hamle yaptım ve hayvan darbeyi alır almaz yere yığıldı. O kadar fazla yaratık öldürmüştüm ki, bir süre sonra öldürdüğüm yaratıkları saymayı bırakmıştım. Sonuç olarak 19. Seviyeye ulaşıp, önemli bir dönüm noktası olacak olan 20. Seviyeye, yani sınıfımı resmileştirmeye çok yaklaşmıştım! Aynı zamanda bir sürü deri zırh da çıkarmıştım. Lakin ne yazık ki en çok defans veren deri zırh bile Vahşi Kurtların güçlü saldırılarına karşı fazla işe yaramıyordu.

  Yaratığı öldürdükten sonra yetenek sekmemi incelemeye koyuldum. Şimdiye kadar muhtemelen kimse kendi yeteneğini nasıl yaratacağını çözememişti. Tabii bunun basit bir sebebi vardı: Ne yazık ki oyuncuların birçoğu berbattı. Gerçi doğruyu söylemek gerekirse, eğer kendi yeteneğini yaratmak kolay olsaydı, oyun tamamen kaosun içine sürüklenirdi.

  Bir kombo yeteneği yaratmak için gerekenleri dikkatle inceledikten sonra, birkaç şeyin farkına varmıştım. Kombo yeteneği dediğimiz yetenek saldırıyı, defansı, savuşturmayı ve rakibi yere sermeyi birleştirerek, yeteneği kullanan kişiyi mücadelede diğerlerinden bir adım daha önce çıkarıyordu. Açıkça söylemek gerekirse kombo yaptığınızda rakip ne bu saldırıya karşılık verebiliyor, ne de saldırınızı savuşturabiliyordu. Gerçek hayatta bahsi geçen komboları yapabilen bir insan olsam da, oyun dünyasında kombo yeteneği yaratmak için yapılması gerekenler bir hayli zorluydu. Gücün, açının ve zamanlamanın mükemmel olması gerekiyordu aksi taktirde kendi yeteneğinizi yaratma şansına erişmeniz mümkün değildi.

……

  Vahşi Kurtları öldürmeye devam ederken geçmişe dalmıştım. Yaşlı adamın yanında yıllar boyu antrenman yapmış olsam da, bana öğrettiği tek ve basit bir teknik vardı. Bu teknik ardı ardına saldırı yaparak rakibi baskı altına almayı içeriyordu. Aslına bakarsanız bana bu tekniğin gerçek adını bile söylememişti. Belki de kendisi bile bu tekniğin adını bilmiyordu. Sonuçta bu bahsi geçen kılıç tekniğinin belli bir yöntemi yoktu. Daha çok birbiriyle uyum içinde olacak saldırı hamlelerini harmanlayan bir kavramdı.

  Cha!

  Orman Kılıcımı savurdum ve bir ‘Puchi’ sesiyle kurdun boynunda devasa bir delik açmayı başardım. Momentumumu kullanarak kılıcımı sola doğru tekrar savurdum ve vücudumu döndürerek yaratığın kafasına ağır bir yumruk geçirdim. Direkt savurma, kesik ve ardından yumruk. Bu basit komboyu kullanarak sürüyle Vahş Kurt’u öldürmüştüm ancak buna rağmen sürekli aynı komboyu kullansam da kendi yeteneğimi yaratmayı başaramamıştım. İçten içe neden bunu başaramadığımı merak ediyordum tabii…

  Neyse siktir et, fazla düşüncelere dalmadan seviye atlamaya odaklanmam lazım!

  Aynı zamanda kullandığım 3 saldırının da normal birer saldırı olduğunu fark etmiştim. Yani bu saldırıları içeren bir kombo yaratma şansım olsaydı bile, muhtemelen ortaya çıkacak yetenek pek güçlü bir şey olmayacaktı.

   İlk başta oyundaki saldırı sisteminde ustalaşmam ve ardından iki-üç yeteneği bir araya getirerek kombo yaratmam lazımdı. Tabii ki kombonun güçlü bir bitirişe ihtiyacı vardı, yalnızca bu şekilde ölümcül bir yetenek yaratabilirdim!

  Kurtları öldürmeye devam ederken, bir yandan da Yedi Yıldız Bitkileri’ni toplamayı ihmal etmiyordum. Göz açıp kapayıncaya dek 3 saat geçmiş ve öğle yemeğini atlamıştım! Ama o kadar uğraşım da boşa gitmiş değildi. Sonuç olarak 19. Seviyenin %94’lük bir kısmını geride bırakmıştım. 20. Seviyeye ulaşmama %6 kalmıştı!

…….

  Kırmızı ismim uzun bir süre önce normale dönmüştü. Tam başımı yukarı kaldıracağım sırada, kulağıma ayak sesleri ulaşmıştı. Oyuncular demek? Başımı çevirip, sesin geldiği yöne baktığımda, karşımda seviyeleri 18-20 arasında olan 5 oyuncu olduğunu gördüm. Uzaktan bana birer bakış fırlatıp, yürümeye devam ettiler. Benim de onları rahatsız etmek gibi bir düşüncem olmadığından, kılıcımı alıp mekanı terk ettim. Envanterimde 3200’ü aşkın sayıda Yedi Yıldız Bitkisi vardı ve bu yalnızca bir günlük uğraşın sonucuydu! Aslına bakarsanız bu kadar bitki Simya seviyemi 4’e yükseltmeme fazlasıyla yetiyordu. Böylece 4. Seviye simyaya ulaşan ilk kişi olacaktım!

  Yarım saat sonra Ba Huang Şehri’ne geri döndüm ve ekipmanlarımı tamir ettikten sonra Yue Qing Qian’a mesaj yolladım: ‘’Qing Qian, şehre geri döndüm. Şehrin kuzeyindeki avlunun girişinde seni bekleyeceğim. Eğer bıçakla, göğüslüğü istiyorsan beni fazla bekletmesen iyi edersin!’’

Tik!

  Cevap gecikmemişti: ‘’Tamam, bir dakikaya oradayım!’’

Voosh!

  Benden birkaç adım uzakta bir ışınlanma kağıdı göründü ve kağıt ortadan kaybolur kaybolmaz güzeller güzeli süikastçi ortaya çıktı. Tabii bu bahsi geçen kişi Yue Qing Qian’dan başkası değildi.

  ‘’Xiao Yao!’’

  Uzaktan bana el salladı ve hemen yanıma geldi. Bıçağını salladıktan sonra gülümsedi: ‘’Görünüşe göre bu 7. Seviye Siyah Demir tipi bıçaktan sonunda kurtulacağım!’’

  Şok olmuştum: ‘’Sen demin…ışınlanma kağıdı mı kullandın?’’

 “Evet!”

“O kağıt…O kağıt 1 altın değil mi yahu!” diye söylendim. Resmen kızın harcadığı 1 altın benim kalbimi parçalamıştı!

  Qing Qian etkileyici bir bakış fırlattıktan sonra: ‘’Ne olacak canım, 1 altın dediğin nedir ki? Prag’ın Ba Huang Şehri’nin etrafında avlanan 2000’i aşkın oyuncusu var. Yani para benim için fazla sıkıntı değil. Ayrıca, Xiao Yao sen benim en değerli arkadaşlarımdan birisin, nasıl olur da seni bekletirim?’’

 Yüzüm biraz kızarmıştı: ‘’Daha fazla dayanamıyorum cidden… Neyse, şu takası halledelim!’’

‘’Tamam!’’

 Takas penceresini açtıktan sonra Kanlı Bıçak’I ve Yeşil Göğüslük’ü koydum. Qin Qian da 7 altını koyduktan sonra takas gerçekleşmişti. Ne kadar bonkörsünüz yahu, Prag Klanı cidden zengindi herhalde!

  Durumu biraz merak etmiştim: ‘’Qing Qian, klanınızda kaç kişi var?’’

  Gözlerini kırptıktan sonra suratına takındığı gülümsemesiyle yanıtladı: ‘’Şu anda kayıt olan 40.000’i aşkın insan var ancak, çoğu insan oyun başlıklarını erkenden alamadığı için, şimdilik oyuna girebilen 2700 kişi var. Hepsi Ba Huang Şehri’nde. Yani Ba Huang Şehri’ndeki 60.000 kişinin 2700’ü Prag Klanı’na üye!’’

  Qing Qian bana cevap verdikten sonra garip bir bakış fırlattı: ‘’Xiao Yao, bizim klana katılman lazım! Baksana, çoktan o manyak [Kahramanların Öfkesi]’yle atışmaya başladın ve tek başınasın. Eğer Prag’a katılırsan, [Kahramanların Öfkesi]’ni ortadan kaldırmak bizim için sorun olmaz!’’

  Kalbim duyduklarım karşısında dört nala koşmaya başlasa da, hemen kendimi toparlamıştım: ‘’Boşver, sorun değil. Çoktan tek başıma takılmaya alıştım bile. Üstelik emir almaya da alışkın bir insan değilim, daha fazla bu meseleden bahsetmeyelim…’’

  Dediklerime rağmen Qing Qian konuşmaya devam etti: ‘’Bana bak. 19. seviyedesin ve yakında 20 olacaksın. Yani sınıfını resmileştirmeye oldukça yakınsın. Gerçek şifacı yetenekleri olan [Tedavi] ve [Terapi]’yi öğrendikten sonra, klanımızdaki en önemli insanlardan biri olabilirsin…’’

  Bir kahkaha patlattım ve daha fazla dayanamadığım için: ‘’Bak senn… Daha fazal beni ikna etmeye çalışma yoksa kızmaya başlayacağım…’’ dedim.

  O da bir kahkaha patlattı ve: ‘’Tamam, sen nasıl istersen. Yedi Yıldız Hapları’nı yapmaya başlayacak mısın?’’ diye söylendi.

  ‘’Evet. Hapları yaparken yanımda mı duracaksın yoksa daha sonra tekrar uğrar mısın?’’

  Sha!

  Qing Qian envanterinden Kanlı Bıçak’ı çıkardı ve gülümsedi: ‘’Bu bıçağın saldırı puanı oldukça yüksek, şehir dışına çıkıp biraz yaratık avlayacağım. İksirleri yapmayı bitirmeden önce bana mesaj atarsın. O zaman yanına gelirim, tamam mı?’’

 ‘’Tamamdır.’’

……

  Qing Qian şehri terk ettikten sonra hemen malzeme dükkanına gittim ve bir sürü arıtılmış suyla, simya kazanı aldım. 3. Seviye haplarını yapmam için tane başına 3 adet arıtılmış su ve 1 adet simya kazanına ihtiyacım vardı ki bunlar da toplamda 50 bronz ediyordu. Lakin bunun yanında hapların tanesini 5 gümüşe satacaktım. Yani kar payı akılalmaz derecede yüksekti! Sonunda parayı kıracaktım!

  Simya sekmesini açtım ve hapı yapmayı bitirdim:

Sistem Notu:  Başarıyla [Yedi Yıldız Hapı] x1 ürettiniz. [Simya] ustalığı +1!

Sistem Notu:  Başarıyla [Yedi Yıldız Hapı] x1 ürettiniz. [Simya] ustalığı +1!

Sistem Notu:  Başarıyla [Yedi Yıldız Hapı] x1 ürettiniz. [Simya] ustalığı +1!

……..

  Simya seviyemin gitgide arttığını görünce oldukça keyiflenmiştim. Sonunda bütün envanterim Yedi Yıldız Hapları’yla dolmuştu ve çok zaman geçmeden gözlerimin önüne bir sistem notu fırladı.

Dingg!!

  Sistem Notu: Tebrikler! [Simya] seviyeniz 4’e ulaştı ve bu sunucuda 4. Seviye [Simya]’ya ilk ulaşan oyuncu olduğunuzdan, 4000 TP ve +2 karizma puanıyla ödüllendirildiniz!

 Shaa!

 Vücudumu ele geçiren altın ışık ortadan kaybolduktan sonra sonunda 20. Seviyeye ulaşmıştım! Nihayet sınıfımı resmileştirebilecektim!

  Bütün puanlarımı güce bastıktan sonra kendimi yeni biri gibi hissediyordum.

 

[Kaygısız Xiao Yao] (Şifacı Adayı)

Seviye: 20

Saldırı: 126-137

Defans: 64

Can: 290

Mana: 260

Karizma: 7

……

  Hap yapımına devam ettiğim sırada, Qing Qian’a da mesaj yollamayı unutmamıştım. Kuzey kapısından hızla bana doğru gelirken, neredeyse hap yapımının sonlarına gelmiştim.

  ‘’Bitti mi?’’

  ‘’Evet. 3000 hapı da istiyor musun?’’

  ‘’Evet, bekle bir dakika, parayı alayım…’’

  “Tamam!”

  Birkaç dakika geçtikten sonra elinde uzun bir yay tutan 21. Seviyedeki bir oyuncu uçarak yanıma geldi. Görünüşe göre çoktan resmi bir okçu olmuştu. Envanterinden sürüyle parayı çıkarıp, Qing Qian’a uzattı. Aynı sırada bana bir bakış fırlatıp, gülümsemeyi de ihmal etmemişti: ‘’Demek bu bana bahsettiğin savaşan şifacı, öyle mi? Hiç fena değilmiş…’’

  ‘’Selam…’’

‘’Tamam, ben kaçıyorum. Takımın bana ihtiyacı var!’’

  Yayı sıkıca kıvradı ve havaya sıçradı. Anında gökyüzüne yükselmiş ve surları aşarak gözden kaybolmuştu. Etkileyici… Elflerin hem uçup, hem de koşabilmeleri gerçekten etkileyiciydi…

  Takas sekmesini açtım ve 600 hapı da sekmeye yerleştirdim. Aynı anda en fazla 600 hap verebildiğimden, takas 5 farklı sekmede gerçekleşecekti. Qing Qian da aynı şekilde takas başına 30 altın koydu ve takas tamamlandığında envanterimde 150 altın olmuştu! Daha önce simya kazanlarını ve arıtılmış suları almak için 15 altın harcadığım düşünülürse, parayı fazlasıyla geri almayı başarmıştım.

 Tatmin olmuş suratıma bir bakış fırlatan Qing Qian gülümsemeden edemedi: ‘’Xiao Yao, muhtemelen şu anda Ba Huang Şehri’nin en zengini sensin. Bu kadar parayla ne yapacaksın?’’

  Konuşmadan önce biraz düşündüm: ‘’Kader’in gerçek dünya pazarı yok muydu?’’

  ‘’Ah? Altınları satmayı mı düşünüyorsun?’’

  ‘’Evet, altın fiyatları yüksekken elden çıkarmak lazım!’’

  ‘’Doğru.’’ Qing Qian hafifçe gülümsedi ve devam etti: ‘’Pazara baktığımda, 1 altın karşılığında 20 RMB (10 lira) civarı bir para alabileceğini görüyorum. Yani cebindeki 150 altınla fena bir para kazanmayacaksın. Cidden paraya bu kadar ihtiyacın var mı?’’

  Utanmış bir şekilde başımı hafifçe öne doğru salladım: ‘’Evet, bu sıralar paraya çok ihtiyacım var. Hatta arkadaş grubu içinde bana ‘’Çulsuzların Kralı…’’ diye hitap ediyorlar.

  ‘’Pffft. Peki o zaman ‘’Çulsuzların Kralı’’, sana iyi pazarlar diliyorum’’

  ‘’Mm, teşekkürler.’’

…..

  Qing Qian hapları aldıktan sonra yanımdan ayrılmamıştı, bunun yerine başını indirip bana bir bakış fırlattı: ‘’Xiao Yao, 20. Seviyeye ulaştığına göre, sana sınıf görevinde yardım etmeme ne dersin?’’

  Biraz düşündükten sonra cevap verdim: ‘’Boşver, gerek yok. Kendime oldukça güveniyorum. Ama yardıma ihtiyacım olursa sana mesaj atmayı unutmam. Sonuçta sen Prag’ın başkan yardımcısısın, yapacak daha önemli meselelerin vardır.’’

  ‘’Ah, tamam o zaman.’’

   Qing Qian arkasını döndü ve kalabalığın içinde kayboldu. Ben de oyunun resmi internet sitesine girmeye koyulmuştum. ‘’Hazine Paylaşımı’’ sekmesine girdikten sonra önüme açılan seçenekleri inceledim. Doğal olarak altın satan bir sürü insan vardı. Sayfayı inceledikten sonra altın başına 30 RMB (15 Lira!) isteyen tiplerin olduğunu gördüm. Ben o kadar aç gözlü olmak istemediğimden, 100 altına 2500 RMB (1200 Lira) istediğim bir konu paylaştım. Altınları bir an önce satmayı umuyordum!

  ……….

 Vücudumu rahatlattıktan sonra sonunda sınıf görevini yapmaya karar verdim! 20. Seviye şifacı yetenekleri beni bekliyordu!