Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

21. Bölüm Kraliçe Örümcek

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

   Sınıflara özel antrenman merkezinde, şifacı ustası daha önce durduğu yerde bekliyordu. Saçları omuzlarından dökülen ve rüzgarla ahenk içinde oracıkta dikilen kadın, beni görür görmez yüzüne geniş bir gülümseme takındı: ‘’Oh, genç şifacı, ne kadar güçlenmişsin görmeyeli. Artık resmi bir şifacı olmak istiyor musun?’’

  Vay arkadaş, NPC’ye bak sen!

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Evet öğretmenim, resmi bir şifacı olmak istiyorum!’’

  ‘’Tamamdır!’’

  Kadın gülümsemeye devam ederken elini ileri doğru uzattı: ‘’İlk olarak görevi vermeden önce 10 gümüş ödemelisin!’’

  ‘’Peki…’’ 10 gümüşü kadına verdikten sonra beklemeye devam ettim. Bu durum benim canımı pek sıkmamıştı zira, artık zengin sayılabilecek biriydim!

   Kadın hafifçe başını indirdi ve bana bir bakış fırlattı: ‘’Güzel. Eğer gerçek bir şifacı olmak istiyorsan, bu görevi tamamlaman gerekiyor. Gel…Bu gördüğün kuzu derisinden bir parçadır. Eğer şehrin güneyindeki mezarlığa girersen, orada bir örümcek yuvası olduğunu göreceksin. Yuvanın en derin bölgesinde üstünde yazılar yazan bir mezar taşı bulunuyor. İşte görevin bu: Mezar taşını bul. Ancak dikkatli olmayı sakın unutma, o örümcek mağarasında tehlike kol geziyor. Eğer dikkat etmezsen hayatını kaybedebilirsin!’’

  Duyduklarımdan sonra biraz tırsmıştım. Yine de görevi geri çevirmek gibi bir şansım yoktu çünkü sistem bu görevi geri çevirmeme izin vermiyordu. Yani öyle ya da böyle görevi alacaktım….

 Sistem Notu: [Örümcek Yuvası’ndaki Mezar Taşı] adlı görevi aldınız. (Görev Zorluğu: C )

  Görev Açıklaması: Örümcek Yuvası’na girin ve mağaranın derinlerinde olan mezar taşını bulun. Bu süreçte başkasıyla takım veya grup kurmanız yasaklanmıştır. Eğer bir oyuncu bu kuralları görmezden gelip, takım kurmaya çalışırsa ya da başka bir oyuncudan yardım alırsa görev başarısız olacaktır. Durum böyle olduğu taktirde, görevi tekrar alabilmek için 72 saat beklemeniz gerekecektir!

……

  Şuna bak arkadaş, görev hiç de kolay görünmüyor! Ne takım kurmaya, ne de başkalarından yardım almaya iznim vardı. Qing Qian bana yardım edebileceğini söylemişti ancak, görünüşe göre görevin bu koşulunu bilmiyordu.

  Kapıdan çıktım ve oyuncu listelerini açtım. Ba Huang’daki şifacıların listesine bakarken, en yüksek seviye şifacının 23. Seviyede olduğunu gördüm. Lakin durumda garip bir şeyler vardı: Bu şifacıların hepsi de (Şifacı Adayı)’ydı! Yani henüz sınıflarını resmileştirmiş değillerdi! Gerçi görevin içeriğine bakınca durumun böyle olmasına anlam verebiliyordum. Sonuçta tek başına olan bir şifacının, C seviyesindeki bir görevi yapması mümkün görünmüyordu. Tabii konu ben olunca, kılıç kullanıp, canımı doldurabildiğim için mesele beni fazla zorlamayacaktı!

  Ba Huang Şehri’nin içinde 20. Seviyeyi geçmiş olan 1000’in üzerinde şifacı vardı ancak aralarından kimse sınıfını resmileştirememişti. Yani durum gayet açıktı. Muhtemelen görevi yapamayan şifacıların oyun oynama istekleri büyük ölçüde azalmıştı…

  Neyse, kılıç omzumda bir ıslık tutturdum ve güneydeki mezarlığa gitmek üzere şehri terk ettim. Ufak haritada örümcek mağarası işaretlenmişti. Görevi rahat bir şekilde yerine getirebileceğimi düşünüyordum. Lakin tam bu sırada, bir anda kulaklarımda tanıdık bir ses yankılandı…

 Dingg!

  Sistem Notu: Tebrikler! [Hazine Paylaşımı] kısmında satışa sunduğunuz 100 altın, [XXX] isimli oyuncu tarafından 2500 RMB ( 1250 lira)’ya alınmıştır. %10’luk takas kesintisi düşüldükten sonra geriye kalan 2250 RMB, 6227002008730084*** numaralı kartınıza yatırılmıştır!

……

  Banka hesabıma baktım ve aynen, hesabımdaki para 10.000 RMB’yi geçmişti. Zengin oldum bebeğim!!

  Mağaraya doğru ilerlerken hava çoktan kararmıştı. Mezarlığa vardığımda, şehir muhafızlarından birkaç tanesininin mezarlıkta devriye gezdiğini gördüm. Hepsinin elinde uzun mızraklar vardı. Kendi aralarında bir muhabbete tutuşmuş bir vaziyette takılıyorlardı. Hm, karşımdaki muhafızlar NPC olduğuna göre, belki bana ufak görevler verme şansları olabilirdi. Sonuçta buraya kadar gelmişken, birkaç yaratık da avlasam fena olmazdı.

  Muhafızlara doğru ilerlediğim sırada kulağıma adamların konuşmaları geldi.

  ‘’Aynen, o manyak zehirli yaratıklar gün geçtikçe daha da çıldırıyor…’’ Muhafızların kaptanı iç geçirerek söylendi: ‘’İneklerle kuzuları geçtim, bizim nakil konvoyu bile saldırıya uğradı! Hatta o zehirli örümceklerin birkaç kişiyi öldürdüğünü bile duymuştum. Sırf bu yüzden komutan nakil konvoylarına ekstra güvenlik yerleştirdi…’’

  Muhafızların biri ileri doğru atıldı ve: ‘’Elden bir şey gelmez…O yaratıklar cidden beladan başka bir şey getirmiyor bize…’’ dedi.

  Kaptan başını bana doğru çevirdi ve: ‘’Oi, oradaki. Ba Huang Şehri’nin maceraperestlerinden misin? Neden öyle sinsi sinsi yaklaşıyorsun…’’ diye söylendi.
  Cevap verdim: ‘’Kaptan, size yardım etmek istiyorum. Söylesene, benim için bir iş var mı elinde?’’

  ‘’Huehue…’’ Kaptanın gözlerine küçümseyici bir bakış oturmuştu: ‘’Senin gibi ufacık bir şifacı, bize nasıl yardım edebilir ki? Örümcek mağarasına girip, bana 100 örümcek dişi getirebilir misin?’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Tamamdır, anlaşıldı!’’

  NPC şok olmuştu: ‘’Tamam o zaman, görelim bakalım! Bak bu elimdeki ödül listesi. Eğer 100 örümcek dişi toplayıp, onları bana getirirsen, sana fiyakalı bir ödül vereceğim!’’

  Pacha!

  Envanterime kan kırmızısı bir liste yerleşmişti. Bu görev için gerekli belgenin ta kendisiydi!

  Sistem Notu: [Örümcek Mağarasında Katliam!] görevini aldınız. (Görev Zorluğu: B seviyesi)

  Görev Açıklaması: Örümcek mağarasına girin ve mağaradaki örümcekleri öldürün. Muhafızların kaptanına 100 örümcek dişi getirirseniz, büyük bir ödül alacaksınız. Eğer Dişi Örümceği öldürebilirseniz, alacağınız ödül daha da büyük olacak!

 …..

 Görevi aldım. Hadi biraz işe koyulalım bakalım!

  Mezara girdiğimde etrafta dolaşan iskeletler gördüm. Çoğu 19. Seviyede olan yaratıklardı. Şimdilik yapacak daha önemli şeylerim olduğundan, onlarla uğraşmak istemiyorum.

  Mağaranın girişine doğru ilerlerken, Ba Huang Şehri’nin en iyileri listesini incelemeye koyuldum. Waa, yetenekli bir sürü oyuncu vardı ve ben… Eh, ben sıralamada bile yoktum…

1) Savaşçı Yan Zhao, Seviye 25 Kılıç Ustası

2) General Li Mu, Seviye 25 Kılıç Ustası

3) Yue Qing Qian, Seviye 24 Süikastçi

4) Yükselen Ejderha, Seviye 24 Büyücü

5) Yue Wei Liang, Seviye 24 Süikastçi

6) General Bai Qi, Seviye 24 Savaçı

7) Vahşi Kaplan, Seviye 24 Savaşçı

8) General Wang Jian, Seviye 24 Kılıç Ustası

9) Fiyakalı Hırsız, Seviye 23 Okçu

10) He Shi Öğrencisi Seviye 23 Şifacı Adayı

……

  Sınıf resmileştirme görevini yerine getiren oyuncu sayısı çoktan 10.000’I geçmişti. Bu bahsi geçen mücadele bir hayli zorluydu. Daha sınıfımı resmileştirmediğim için, üst seviyedekilerle aramda devasa uçurumlar vardı. Neyse, ne yapalım artık, yavaş yavaş yakalamaya çalışacağım.

  Bu sıralama listesinin yalnızca Ba Huang Şehri’ne ait olduğunu düşünürsek ve bunun yanına diğer iki şehrin sıralamalarını da eklersek, muhtelemen 100.000’lerde falan yer alıyordum. Üstelik bunun yanında Ba Huang’daki oyuncuların diğer şehirlere kıyasla daha ezik olduğunu bile söylüyorlardı…Göz yaşlarıma hakim olmakta zorlandım. Bu herifler nasıl kasıyor arkadaş bu kadar!!

  Meseleyi biraz daha araştırdığımda, birinci sıradaki oyuncu olan Savaşçı Yan Zhao’nun öyle normal biri olmadığını öğrenmiştim. Kendisi [Prag]’ın klan lideriydi yani Yue Qing Qian’ın patronuydu.Bunun yanında, ilk 10’da yer alan General Li Mu, General Bai Qi ve General Wang Jian’ın da aynı gruba ait olduğuna şüphem yoktu. Sağdan soldan bu tarz oyuncular fırlamaya başladığından, Ba Huang’da işler gitgide içinden çıkılması zor bir hale geliyordu. Yakın zamanda ilginç bir şeyin olması kuvvetle muhtemeldi!

……..

Sasa….

  Düşen yaprakların üstünden geçerek mezarlığa girdim ve ufak haritamın gösterdiği noktaya ulaştım. Lakin etrafta mağara girişine benzer bir yer görmemiştim. Bunun yerine, önümde devasa bir mezar taşı vardı. Acaba mağaraya bu taştan mı giriliyordu?

  Mezar taşını incelediğimde, taşın üstüne birkaç yazının kazınmış olduğunu gördüm.

  ‘’Wu Shi Ze serüvenine bir bilge olarak başladı. 3 yılın ardından, dövüş sanatları eğitimine odaklandı. Okçuluk antrenmanı yaptığı bir sırada, yanlışlıkla resmi bir görevliyi öldürdüğünden ömrü boyunca dövüş sanatlarını öğrenmesi yasaklandı. Bu olaydan sonra, kendisi geniş bir çevrede tanınan doktorlardan biri oldu. Biraz daha zaman geçtikten sonra, kimsenin daha önce yapmadığı bir formül buldu ve bu formülü uygulamaya çalışırken hayatını kaybetti.’’

  ‘’Salak mısınız…’’

  Yazıları okurken gitgide sinirleniyordum. Sözde yetenekli oldukları söylenen oyun tasarımcılarından böyle salak bir şey nasıl çıkabilmişti ki?

  Mezar taşının altından garip sesler geldiğini duydum. Yapraklar hareket etmeye başlamış ve bir anda önümde kan kırmızısı bir gölge belirmişti. Neredeyse küçük dilimi yutuyordum! Önüme çıkan bu kan kırmızısı gölgenin boyu, normal bir bilgisayar CD’sininki kadardı. Tabii biraz daha yakından bakınca bunun bir gölge değil, bir örümcek olduğunu görmüştüm…

 

[Kan Örümceği] (Normal yaratık)

Seviye: 20

Saldırı: 85-105

Defans: 40

Can: 700

Yetenek: [Can Çalma (Seviye - 3)]

Açıklama: Örümcek mağarasının mufahızı. Bu örümcek türü kan emmeyi oldukça sever. Bu şekilde mücadele esnasında canlarını da doldurabildiklerinden, uğraşması bir hayli zor olan canlılardır.

……

Oh, demek örümcek mağarası bu taşın altındaymış! Çekil önümden!

   Orman Kılıcı’mı ileri doğru savurdum ve daha önce de yaptığım 3 saldırılık kombomu uyguladım. Direkt darbe, kesik ve yumruk. Bu komboyu tamamlamak için bana yaklaşık 3 saniye gerekiyordu. Gereken zaman zarfı biraz fazlaymış gibi görünse de, 3 darbe de yaratığın vücuduna isabet etmişti. Örümcek titremeye başladı ve acı dolu bir çığlık attı.

112!

91!

123!

  Düşündüğüm gibi, son saldırı en güçlüsüydü. Eğer şifacı olmak yerine bir kılıç ustası olsaydım, bu son saldırımın da akılalmaz derecede ölümcül olacağına dair bir şüphem yoktu!

  Ardı ardına 3 darbe yedikten sonra yaratık ileri doğru atıldı ancak, hemen kendi canımı doldurarak 2 darbe daha geçirdim. Yaratık yere yığıldıktan sonra düşürdüğü 7 bronzu cebe attım ve eğildim.

  Eğildikten sonra kılıcımı kullanarak taşın altını kazmaya başladım. Yaprakları temizledim ve gözlerimin önüne mağaranın görüntüsü serildi. Tam aşağımda örümcek mağarası duruyordu!

  Yavaş yavaş mağaraya ineyim derken, bir anda ayağım kaydı! Neredeyse 10 metreden yere düştükten sonra doğrulup, etrafı inceledim. İlk bakışta mağaranın içi kasvetli ve karanlık görünüyordu. Uzaktan bana doğru gelen kızıl bir gölge de dikkatimi çekmemiş değildi. Ne güzel ama, bir örümcek daha!

  Henüz gözlerim karanlığa alışmadığından, sadece 3-5 metre ilerisini görebiliyordum. Yani dışarıda kolayca üstesinden geldiğim örümcekler, mağaranın içinde benim için daha çok tehlike arz ediyordu.

  Yaratığı öldürdükten sonra eğildim ve düşenleri toplamaya koyuldum. Yaratığın kaybolan bedeninden geriye bahsi geçen örümcek dişlerinden birisi kalmıştı! Hemen dişi envanterime attım ve yola koyuldum.

  Mağaranın içi bir hayli karışıktı ve her yer örümcek kaynıyordu. Ancak birkaç düzine örümcek öldürdükten sonra önüme yeni bir tür yaratık çıkmıştı. Yaratığın vücudu açık yeşil renginde olduğundan, bunun zehirli bir örümcek olduğunu anlamıştım!

Hiss…

  Garip bir ses çıkartan yaratık bir anda üstüme atladı. Kılıcımı savursam da, ikinci darbeyi indirmeden önce yaratık beni zehirlemeyi başarmıştı!

 Tick!

 Savaş Notu: Zehirlendiniz, geçen her saniye boyunca 10 can kaybedeceksiniz. Zehrin geçerli olduğu süre: 10 saniye!

 Hemen [İlk Yardım] yeteneğimi kullandım. Mücadele ne kadar uzarsa uzasın, bir şifacı olduğumdan endişe etmeme gerek yoktu!

 

……

  Mağaranı içinde 1 saati aşkın bir süre boyunca dolandıktan sonra, 70’e yakın örümcek dişi toplamıştım. Lakin henüz mağaranın dibine ulaşmış değildim. Yani ilerlemeye devam etmem gerekiyordu. Tam ilerlemeye koyulduğum sırada gözlerime parlak ışık hüzmeleri hücum etti. Sağ kolumla gözlerime gelen ışığı perdeledikten sonra etrafı inceledim. Uzaktan, önümde devasa bir koridor olduğunu görebiliyordum. Koridorun sonunda büyük bir mezar taşı ve taşın arkasında da kristalden yapılma bir tabut duruyordu. Tabuttan etrafa yayılan ışık hüzmeleri gerçekten muazzam bir manzara yaratıyordu. Görünüşe göre bu koridor, eski bir generalin gömüldüğü bir mezara çıkıyordu. Lakin mesele yalnızca bunlardan ibaret değildi zira, tabutun hemen üstünde yemyeşil ve devasa bir örümcek bekliyordu. Neredeyse 2 metrelik bir vücut genişiğine sahip olan bu yaratık, sürekli etrafa zehir tükürüyor ve tabutun içindeki kemiklerle besleniyordu.

  ‘’Hassiktir…’’

 Suratım düşse de yaratığı incelemeye devam ettim. Ah, bu mezarın Boss’u, [Kraliçe Örümcek]’ti! 21. Seviye Gümüş-Tipi bir Boss.

Beni kıyasıya bir mücadele bekliyor desenize…