Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

23. Bölüm O Benim

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

Saat akşamın 8’i, okulun barındayız.

Barın arka planında çalan hafif bir müzik kulaklarımda yankılanıyordu. Gün içindeki kursların yorgunluğunu atmak ve tabii ikili ilişkiler aramak amacıyla bara doluşan ciddi bir öğrenci kalabalığı vardı.

Öğrencilerin içinde bu bara gelip, gerçek aşkı arayan birkaç kişi olduğunu tahmin etsem de, benim böyle bir isteğim yoktu. Neden mi? Çünkü yanı başımda oturan Wan Er, bana muazzam gözleriyle bakıyordu.

Bardağı masaya koyduktan sonra: ‘’Hanımefendi, bana böyle bakmaya devam ederseniz korkarım ki odama gitmek durumunda kalacağım…’’ dedim.

Wan Er dudaklarını yaladıktan sonra tekrar sordu: ‘’Cidden bronz yüzük mü düşürdün? Yalan söylemiyorsun, değil mi?’’

‘’Doğruyu söylüyorum!’’ diye başımı hızla öne doğru savurdum.

Suratı düşen Wan Er, başını Cheng Yue’ye doğru çevirdi: ‘’Yue…Neden bu herif bu kadar şanslı…12 dayanıklılık ve 7 saldırı veren bir yüzüğü nasıl düşürdü ki? Ahh…Tanrım, neden!’’

Cheng Yue hafifçe gülümsedi: ‘’Muhtemelen Xiao Yao yakışıklı olduğu içindir…’’

Wan Er bana keskin bir bakış fırlattı: ‘’Neresi yakışıklı bunun…’’

“…..”

Birkaç dakika geçtikten sonra Wan Er konuşmaya devem etti: ‘’Ah doğru, iki gün sonra okul açılıyor, yarın akşam hoş geldin temalı bir dans partisi yapacaklarmış. Davetiyeleri ikimiz de aldık. Li Xiao Yao, sen de gelsene, yeni sınıf arkadaşlarınla tanışırsın.’’

‘’Dans partisi mi?’’ Gözlerim sonuna kadar açılmıştı: ‘’Dans edemiyorum ki…’’

‘’Ne olacak canım, gelsen yeter. Acayip güzel yemekler de vereceklermiş ona göre…’’

‘’Tamamdır, gidelim!’’

…….

Çayımdan bir yudum aldıktan sonra sordum: ‘’Hanımefendi. [Ölümlü Kağıdı]’nı aldınız, değil mi?’’

Wan Er başını öne doğru salladı: ‘’Evet, TP artışı muazzam! Neredeyse her saat ekstradan %5 alıyorum! Yani bütün gün öylece otursam bile en azından 1 seviye atlayabilirim.’’

Bir soru daha sordum: ‘’Peki ya bu kağıt ileriki seviyelerde de işe yarayacak mıymış?’’

Cheng Yue geniş bir kahkaha patlattı: ‘’İmkansız…Eğer öyle bir şey olursa, ileride herkes bizim şehre gelmez mi? Ah doğru ya Xiao Yao, Ba Huang’daki en yüksek seviye kaç?’’

‘’25. Seviye, Savaşçı Yan Zhao isimli bir kılıç ustası. Kendisi aynı zamanda [Prag]’ın da klan başkanı.’’

‘’Ah, demek o…’’ Wan Er tam konuşmaya devam edecekti ki bir anda kahkaha atmaya başladı.

Ne olduğunu anlamamıştım: ‘’Ne oldu? O herifle aranızda bir sorun mu var?’’ diye sordum.

Cheng Yue soruma cevap verdi: ‘’[Prag] Klanı Fetih’de de vardı. Savaşçı Yan Zhao denilen adam gerçek hayatta 50 yaşında biliyor musun? Oyundaki kontrolü hiç fena olmasa da, adamın asıl özelliği Klanı’na bir sürü oyuncu toplayabilmesiydi. Hatta onun yüzünden, geçmişte neredeyse bozulma seviyesine gelen [Prag] küllerinden doğmuştu. Ba Huang Şehri’nde olduğuna göre, [Prag]’a katılmış olabilirsin, değil mi?’’

Başımı iki yana doğru salladım: ‘’Hayır, şimdilik bir klana katılmayı düşünmüyorum.’’
Wan Er bana bir bakış fırlattı: ‘’Nedenmiş?’’

Göğsümü kabartarak cevap verdim: ‘’Sebebi…çok basit. Bu oyun başlığı sizin bana verdiğiniz bir hediye, yani beni almanızı bekliyorum. İleride bir klan kurarsanız size katılacağım, aksi taktirde, yani bir klan kurmak istemezseniz de siz nereye, ben oraya.’’

Dediklerimi duyan Cheng Yue fazla dayanamadan bir kahkaha patlatmıştı: ‘’Güzel, Xiao Yao. İleride klan kurmayı düşünüyorum, neden benimkine katılmıyorsun…’’

‘’Olmaz!’’ Wan Er bir anda ileri atıldı.

‘’Nedenmiş?’’ diye sordu Cheng Yue.

‘’Çünkü…Çünkü o benim!’’

‘’Öyle mi? Senin demek…’’ Cheng Yue hafifçe gülümsemeye devam etti.

Wan Er son cümlesini söyler söylemez başını aşağı indirmiş ve kızaran suratını gizlemeye çalışmıştı. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra nihayet kendini toparlamayı başardı ve başını tekrar kaldırdı. Bana soğuk bir bakış fırlatmayı da ihmal etmemişti: ‘’Aslında…bu herifin oyundaki yeteneği ortalamayı zar zor yakalıyor. Babamın dediklerine göre kendisi bir ezikmiş ve zamanının çoğunu pazar yaparak geçiriyormuş. Oh, bir de gidip buna sınırlı sayıda üretilen başlıklardan verdim…’’

“…….”

……

Saat 10’a kadar barda takılmaya devam ettik. Sonrasında güzeller güzeli hanımefendilere yurtlarına kadar eşlik ettim ve gecenin karanlığında etrafı incelemeye koyuldum. Biraz çevreyi izledikten sonra geçenlerde çıktığım ağaca tırmanmaya başladım. Ağacın tepesine ulaştığımda, etrafı kuş bakışı görebiliyordum. Mekanın 15 derece Güney-Doğu’sunda bankta oturmuş, sigara içen yaşlı bir güvenlik görevlisi vardı. Bunun yanında, 35 derece Kuzey-Doğu’da ufak parkın içindeki banklardan birine oturmuş, üstüne trenç kot giymiş bir adam da seçilebiliyordu. Dikkatli bakmadığınız taktirde, onun orada oturduğunu görmenize imkan yoktu.

Şüphesiz ki bu trenç kot giyen adam, Lin Tian Lan’ın değerli mücevheri yani kızı için tuttuğu gizli korumalardan biriydi. Yaşlı adamın kızına verdiği emekleri cidden hafife almak mümkün değildi. Kim bilir bu üniversiteye, sırf kızını korumaları için kaç kişiyi yollamıştı. Konu bana gelinceyse, Tian Lan’ın talimatlarına göre Wan Er’in arkadaşı ve takımın gizli kozu olacaktım. Koruma kesiminin son savunma hattını ben oluşturuyordum. Yani pozisyonum bir hayli önemliydi.

Derin bir nefes çektim: Liu Hua Üniversitesi’nin 1 kilometre ilerisinde bir polis karakolu bulunuyordu. En azından gece bir sorun çıkarsa, sorunu halledecek tonla adamın olduğunu söylesek, yanılmış olmazdık. Ayrıca bu bahsi geçen iki koruma da oldukça dikkatli görünüyordu. İkilinin bulunduğu ortama hakim olan ambianstan, ikisinin de Özel Harekat’ta olduğunu az-çok anlayabilmiştim. Bunun yanında ikisi de daha önce adam öldürmüşe benziyordu; öyle olmasaydı, etraflarına da böyle garip bir aura yaymalarına imkan yoktu.

…….

Odama döner dönmez yatağa atlamış ve anında uykuya dalmıştım. Ertesi sabaha kadar horlaya horlaya uyudum. Uyandıktan sonra odadan çıktım ve kızlara kahvaltı almaya koyuldum. Kızlar yurdunun önünde dikilirken, yurt menejeri bana keskin bir bakış fırlatıp, tek bir cümle sarf etti: ‘’Velet, eğer bu binaya tek bir adım bile atarsan, o adım attığın ayağını parçalarım!’’

İster istemez vücudum titremeye başlamıştı. Böylece kahvaltıyı yurda girip, kızlara direkt olarak verme düşüncemden de vazgeçmiştim.

Birkaç dakika geçtikten sonra güzeller güzeli bir hanımefendi yurt merdivenlerinden aşağıya inmeye başladı. Bu bahsi geçen güzellik, pembe etek giymiş Cheng Yue’den başkası değildi. Kar beyazı bacakları sonuna kadar gözler önüne serilmiş ve güzelliğiyle ona bakanları büyülemeyi alışkanlık haline getirmişti!

‘’Bugün ne yiyoruz?’’ diye sordu.

Gülümsedim: ‘’Süt, etmek, fasulyeli çörek…Buyrun’’

‘’Tamamdır.’’

Cheng Yue paketleri elimden aldı ve: ‘’Xiao Yao, akşamki dans partisini unutayım deme! Akşam 6’da bizi burada beklersin. Yemeği partide yiyeceğiz!’’

“Tamam…” diye başımı öne doğru salladım ve: ‘’O zaman ben kaçıyorum…’’ diye söylendim.

“Dur!”

“Ne oldu?”

Gülümsedi ve cevap verdi: ‘’Daha demin Wan Er bana; 30. Seviyeye ulaştığımız zaman, Ba Huang’a gelip seni ziyaret edeceğimizi söyledi. Kendini orada nasıl işlere bulaştırmışsın göreceğiz bakalım…’’

Biraz şaşırmıştım: ‘’Ne…Ne işlerinden bahsediyorsun? Ben yalnızca…kendimi şehrin akışına bıraktım o kadar. Ne olmuş yani… A doğru, Cheng Yue, oyundaki isimleriniz neydi? Girince yanınıza geleyim!’’

‘’Gerek yok, Ba Huang’a geldiğimzde, isimlerimizi görürsün!’’

Bir şey söylememi beklemeden arkasını döndü ve merdivenlere doğru hızla ilerledi. Adımlarını attığı sırada rüzgarın muzip oyunu kendini göstermiş ve Yue’nin eteği havalanmıştı…Ah, pembe giymişti…

………..

Mekanıma dönmeden önce kendime bir hedef belirlemiştim. Bugün 22. Seviyeye ulaşacaktım. Ondan sonra da, bir sonraki hazineme açılacak olan kapıyı, Katil Arıları bulacaktım.Sonuçta elimde Katil Arı tasviri bulunsa da, gerçek bir arı yakalamadığım taktirde bu tasvire sahip olmamın da bir anlamı yoktu. Savaşan bir şifacı olmama rağmen saldırı puanım yüksek değildi; yani yanımda, bana yardım edecek güçlü bir evcil hayvan bulabilmek, benim için büyük önem arz ediyordu!

Cha!

Oyuna girdiğimde, antrenman merkezinde olduğumu gördüm. Etrafı inceledikten sonra mekanı terk ettim. Envanterimde birkaç yüz tane seviye 3 Yedi Yıldız Hapı vardı, yani iksir almama gerek yoktu.

Ba Huang’ın kuzey girişinden çıktıktan sonra yakınlardaki ormana daldım. Ormana girer girmez önüme saf saf ortalıkta dolaşan Vampir Yarasalardan biri çıkmıştı. Yarasaya doğru yürümeye devam ettim. Yaratık beni görünce sinirlenip, üstüme atladı ancak saldırısı yalnızca 12 canımı götürmüştü.

Elimi kaldırdım ve [Tedavi] yeteneğini kullandım.

Cha!

+12!

Canım tekrar dolmuş ve aynı zamanda 1 yetenek puanı kazanmıştım. Vampir Yarasa’nın bana ardı ardına vurmasını sağlayarak, [Tedavi] yeteneğime de seviye kasmaya koyuldum. Bu döngüyü bir saat tekrar ettikten sonra, [Tedavi] ve [İlk Yardım] yeteneklerim 3. Seviyeye ulaşmıştı. Bu seviye, [Tedavi] 450 can doldururken, [İlk Yardım] 150 can dolduruyordu.

Antrenman yaptığım süre içerisinde bir sürü oyunca bana dikkat kesilmiş ve benimle dalga geçmişti---

‘’Şuraya bak, salak mı o herif, yarasadan kaçmaya bile çalışmıyor!’’

‘’Şuradaki apala bak!’’

‘’Ne yazık ama, tipi de hiç fena değil halbuki…’’

……

Meseleyi çözdükten sonra hızlıca yarasaları öldürmeye başladım ve ardından dinlenmek için bir ağacın altına oturdum. Bu esnada forumlar gezmeye ve Katil Arıların yerleriyle ilgili bilgi edinmeye çalışmıştım. Çok zaman geçmeden gözlerim haritadaki bir noktaya takıldı: Zehirli Otlak Arazi---

Zehirli Otlak Arazi Ba Huang’ın güney-doğusunda, yaklaşık 15 dakikalık mesafede yer alıyordu. Arazinin içinde genelde seviyeleri 22-25 arası değişen yaratıkların gezdiğini öğrenmiştim. Okuduklarıma göre geçen gün, oraya giden oyuncular arazide en çok karşılaştıkları yaratıkların Yaban Arıları olduğunu görmüştü. E mesele arılar olunca, Katil Arıların da orada olması kuvvetle muhtemeldi! Hadi bakalım, düşelim yola!

Gerekli malzemeleri topladım, ekipmanlarımı tamir ettirdim ve şehri terk etmeye koyuldum. Maceraperestin serüveni başlıyordu!

Dar yolda on dakika yürüdükten sonra karşıma güneş ışıklarıyla yıkanan ufak bir orman çıktı. Ormanın içinden ufak vızıldamalar bile duyulabiliyordu. Görünüşe göre Zehirli Otlak Arazi’ye ulaşmıştım!

‘’Ah, dostum, kaç! Hassiktir! Nasıl yaratık bunlar yahu!’’

Bir anda ön taraftan çığlık sesleri geldiğini duydum ve sesleri duymamla, elf okçunun ormandan fırlaması bir oldu. Okçunun hemen arkasındansa devasa bir yaban arısı fırladı! Arı okçunun vücuduna çevik hareketlerle iki kez saldırmıştı---

121!

240!

Kombo saldırı elf okçuyu anında öldürmüş ve yaban arısı da rakibini öldürdükten sonra ormana geri dönmüştü. Lakin aynı yerde, elinde bir balta tutan savaşçının da canını kurtarmak için kaçtığını görebiliyordum. ‘’Hay sikeyim yapacağınız işi! Buradaki yaratıkların kolayca öldürülebileceğini kim söylemişti lan! Yanımızda getirdiğimiz şifacı bile bir işe yaramadı! Ne yapacağız?!’’

Bunu söyledikten sonra bir an duraksadı ve elindeki baltanın üstünde alevler belirmeye başladı. Bağırarak arkasını döndü: ‘’Ateş Baltası!’’

Bang!

Onu kovalayan yaban arısı hafif geriye savrulmuş ve 221 canını kaybetmişti. Bu Savaşçı sınıfının 10. Seviye yeteneği, [Ateş Baltası]’ydı. Bir sonraki saldırısına ateş özelliği katmış olsa da, arının %70 canı hala duruyordu. Duraksayan yaban arısının iğnesi bir anda parlamaya başlamış ve daha önce gördüğüm altın altıgen tekrar gözlerimin önünde belirmişti! Evet, bu 3’lü kombo saldırısıydı!

Shasha!

Seviye 3 bir kombo rakibe 2-3 saldırı yapabiliyordu. Tabii 3 kez ardı ardına darbe alan savaşçı, 300 canını bir anda kaybetmiş ve öteki dünyayı boylamıştı…