Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

26. Bölüm Sen!

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 Liu Hua Üniversitesi, Etkinlik Salonu

  Salonun girişinde akılalmaz bir kalabalık bulunuyordu. Görünüşe göre bizden önce gelen bir sürü insan vardı. Kapının önünde dikilen birkaç tane takım elbiseli adam, kalabalığın biletlerini kontrol ediyordu. Lakin birinici sınıflar olarak bize lazım olan tek şey öğrenci kartlarıydı.

  ‘’Uhhh…Sakın bana öğrenci kartını yanında taşımadığını söyleme…’’ Don Cheng Yue başını çevirip, bana bir bakış fırlattı.

  Elimi cebime attım ve kartımı çıkarttım: ‘’Sakin ol, o kadar da unutkan değilimdir…’’

  ‘’O zaman acele et!’’

  Lin Wan Er başıyla onayladı ve Dong Cheng Yue’nin elini tutu. Elflere benzeyen iki hanımefendi de kalabalığın yakından tanıdığı güzelliklerdi. Hemen onları takip ettim ve kapıdaki korumalara kartımı gösterdim.

  ‘’Buyrun…’’

…….

  Salona girer girmez karşımdaki görüntü beni şok etmişti. Muazzam süslemeler, akılalmaz yemek standları ve nereden bakarsanız bakın normal bir aileye en azından bir yıl yetecek kadar yemek… Ayrıca kırmızı şarap şişeleri o kadar fazlaydı ki, içten içe bu kadar içkiyi ne yapacağız diye düşünmeden edemedim. Hassiktir! Bu partiyi kimin düzenlediğini merak ediyordum zira, düzenleyenin inanılmaz zengin olduğuna şüphe yoktu!

  Başımı yukarı doğru kaldırdığımda parlak avizeler dikkatimi çekmiş ve bir an için bile olsa gökyüzüne bakıyormuş gibi hissetmiştim. Görüntü muazzamdı. Muhtemelen hayatım boyunca böyle bir zenginliğe sahip olamayacaktım.

  ‘’Çin Dili ve Edebiyatı, 1. Sınıf!’’

  Uzaktan takım elbise giymiş birkaç çocuk bize doğru el salladı: ‘’Bunlar okulumuza yeni yazılan Lin War Er’le, Dong Cheng Yue değil mi? Hey buradayız! Çin Dili ve Edebiyatı birinci sınıflar buraya!’’

  Lin Wan Er bir an için şaşırsa da hemen kendini toparladı ve beraber bize seslendikleri masaya doğru ilerlemeye koyulduk. Masada suratında birkaç tane beni bulunan bir adam bizi karşıladı: ‘’Selam Lin Wan Er, ben Çin Dili ve Edebiyatı bölümünün öğrenci temsilcisi, 4. Sınıflardan Jack, tanıştığımıza memnun oldum.

  Herif elini uzatsa da Lin Wan Er ona karşılık vermemiş, bunun yerine yalnızca: ‘’Selam!’’ diye cevap vermişti.

  Tabii böyle bir karşılık beklemeyen Jack, eli havada kaldığı için bozulmuştu.

  Hemen fırsatı değerlendirmek için ileri atıldım ve herifin havada kalan elini yakaladım: ‘’Selam başkan, ben birinci sınıf öğrencisi Li Xiao Yao, aynı zamanda Lin Wan Er’in arkadaşıyım. Tanıştığımıza memnun oldum!’’

  Jack elini yakaladığım için biraz şaşırsa da, son anda onu kurtardığımı bildiği için gülümsedi: ‘’Memnun oldum…’’

  Gizliden gizliye gülümseyen Dong Cheng Yue yanında Lin Wan Er’i sürüklerken: ‘’Wan Er, şuraya oturalım. Xiao Yao sen de öğrenci temsilcisiyle konuşmayı bitirince gelirsin….’’ Dedi.

  ‘’Tamamdır.’’

 

……

 Jack’in kalite kokan takım elbisesini görünce iç geçirmiştim. Benim üstümdeyse…gömleğim Amerikan Apparel markayken pantolonum G2000 (Hong Kong markası) ve ayakkabılarım da New Balance’dı. Lakin her ne kadar kıyafetler paha biçilebilecek şeyler olsa da, insanın kendine olan özgüveni ve diğer insanlara karşı gösterdiği saygı parayla ölçülebilecek şeyler değildi. Bu yüzden sakince Jack’I selamladım ve kızların oturduğu masaya doğru ilerlemeye koyuldum. Bugünden sonra artık Üniversite birinci sınıfta okuyacak olan bir insan olacaktım. Tabii bu Lin Tian Nan’ın ayarladığı bir durumdu. Hatta geçmiş kayıtlarımla bile oynamıştı. Yani eskiden bir asker, komando, SWAT, polis, trafik polisi olarak geçirdiğim zamanları kimsenin öğrenmesi mümkün değildi. Her ne kadar bunu yapmak Lin Tian Nan için fazla zor olmasa da, yine de benim için büyük bir iyilikti.

  Zamanla salona gelen öğrenci sayısı da artmaya başlamış ve daha önce bu tarz bir parti görmeyen birinci sınıflar lüks dekorasyonlarla karşılaşınca şok olmaya devam etmişti. Bunun yanında birçok üst düzey ailenin çocuğu da bu partiye katılmıştı. Öyle ki çocukların giydiği kıyafetler Jack’in üstündekileri bile birer paçavraymış gibi gösteriyordu. Görünüşe göre bugün bir dans partisi değil, gösteriş partisi olacaktı.

  Arkamdan bana odaklanan birkaç tane keskin bakış olduğunu fark ettim. Çin Dili ve Edebiyatı 2. Sınıfların oturduğu masadan bana kıskançlık dolu bakışlar atıyorlardı. Tabii bunun sebebi güzeller güzeli Lin Wan Er ve Dong Cheng Yue’yle birlikte oturuyor olmamdı. Bir diğer sebepse dışarıdan, en azından kendi görüşüme göre, yakışıklı biri olarak görünmem ve insanların yanımda oturan kızlardan biriyle birlikte olduğumu düşünmesiydi. Nefesimi odakladım ve bir an için kendimi o gürültüden izole ettim. Dikkatimi verdiğimde arkamdan konuşan sesleri de yavaş yavaş duymaya başlamıştım: ‘’Şuraya bak, şu masada oturan kızlar Lin Wan Er’le, Dong Cheng Yue değil mi? Güya ikisinin de manyak aileleri varmış…’’

 ‘’Lin Wan Er! Hani şu… Zamanın Kalbi adlı şarkıyı söyleyen değil mi? Hassiktir, aynı posterlerdeki gibi. Hayallerimi kadını, tanrıçam…’’

  ‘’Pah, salak mısın oğlum sen! Ne kadar güzel olabili… HASSİKTİR! O NE LAN!’’

  ‘’Ne oldu koçum? Onu bunu bırak da, kızların yanında oturan tip kim…’’

  ‘’Kim olduğunun bir önemi yok. Üstündeki kıyafetlere bakılırsa pek de önemli bir tipmiş gibi durmuyor. Parti başlar başlamaz siz gidip adamı oyalıyorsunuz. Birkaç kadeh bir şeyler içirin sonra mekanı terk etmesini sağlayın. Ben de kızlarla ilgileneceğim…’’

……

  Bakışlarımı bahsi geçen masaya çevirdim. Demin konuşan çocuk kızıl saçlı ve genç görünen bir tipti. İlk bakışta 25 yaşından büyükmüş gibi durmasa da, aşağı yukarı benimle aynı yaştaydı! Lakin davranışlara bakılırsa geçmişte bir hayli şımartıldığına şüphe yoktu. Açık kırmızı takım elbisesi muhtemelen pahalı bir markanın eseriydi. Bunun yanında etrafa ışık hüzmeleri saçan saati de altından yapılmış gibi görünüyordu! Hassiktir, o saat 2016’nın sınırlı sayıda üretilen Vacheron Contanstin saati değil miydi? Yanlış hatırlamıyorsam o saat için 2.000.000 RMB istiyorlardı. Kim bu çocuk?

  ‘’Oradaki kızıl saçlı çocuk, kim olduğunu biliyor musun?’’ diye sordum Dong Cheng Yue’ye ve devam ettim: ‘’Neden onu daha önce görmüş gibi hissediyorum? Yue başını çevirme, gizlice bak…’’

  Dong Cheng Yue dikkatle masada duran şarap bardağını kaldırdı ve arka masaya gizliden bir bakış fırlattı: ‘’Liu Ying, Feng Ling Şirketi’ninin başkanının oğlu. Şirketin toplam değeri 1.000.000.000 RMB (Şu anki dolarla, 500 milyon türk lirası!) ‘ydi sanırım. Ama kendisi 3. Sınıfta okuyordu, buraya nasıl geldi bilmiyorum. Bu arada Liu Ying’in hakkında bir sürü dedikodu var, yani ondan uzak durmak en iyisi.’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Ahh, anladım.’’

  Yanımda oturan Lin Wan Er bana yandan bir bakış fırlattı: ‘’Niye ona bu kadar takıldın ki?’’

  ‘’Bilmiyorum. Ama içimden bir his, yakında o çocuğun buraya gelip ikinizden biriyle dans etmek isteyeceğini söylüyor. Haberiniz olsun…’’

Lin Wan Er: “…….”

……

  Tam konuşmayı bitirdiğim sırada yanımda bir tip belirdi. Dört göz, Tang Gu.

  ‘’Hahah, demek buradaydın…’’ Tang Gu kolunu omzuma yasladı, ancak gözleriyle Lin Wan Er ve Dong Cheng Yue’yi izliyordu. Bu çocuk…

  Tan Gu’nun elini ittim ve: ‘’Dört göz, hayırdır?’’ diye sordum.

  ‘’Hadi ama, ben de birinci sınıfım ve ayrıca Çin Dili ve Edebiyatı okuyacağım. Eğer öyle olmasaydı, nasıl aynı odada kalabilirdik ki?’’

“……”

  Tang Gu Lin Wan Er’e bir bakış fırlattı ve sesi titremeye başladı. Yanakları kızarmış ve nefes alış verişi garip bir düzene girmişti: ‘’Bayan Lin Wan Er, merhaba…ben…ben Li Xiao Yao’nun oda arkadaşı Tang Gu, sizinle tanışmak büyük bir zevk.’’

  Lin Wan Er keskin bir bakış fırlattı: ‘’Sizinle tanışmak da öyle…’’

  Tang Gu neredeyse boğulacak gibi görünüyordu. Lin Wan Er’e cevap vermek yerine cep telefonunun arkasına saklandı: ‘’Li Xiao Yao, cidden acayip şanslısın…’’

  Keyiflenmiştim: ‘’Nedenmiş o?’’

  ‘’Biliyorsun neden olduğunu!’’ Tang Gu telefonunu bana gösterdi ve: ‘’Bak! Üniversitenin her yıl yaptığı bir gelenek var. Ne zaman çömezler okula girse, okulun en güzel 10 kızının olduğu bir liste yapıyorlar!’’

  ‘’Oh, en güzel 10 kadın…’’

  ‘’Aynen öyle…’’ Tang Gu ağzından akan salyaları sildi ve devam etti: ‘’Sonuçlar demin açıklandı. Lin Wan Er birinci ve Dong Cheng Yue de ikinci. 2. Sınıflardan Xi Tu Xue birinci sıradan üçüncü sıraya geriledi. Bunun yanında, dördüncü ve beşinci sıralarda Wang Rang ve Liu Lu var. Hepsi ikişer sıra düştü…’’

  Dudaklarım büzülerek bir gülümsemeye dönüştü: ‘’İşe yaramaz…’’

  Lin Wan Er de bir bakış fırlattı: ‘’Aynen, işe yaramaz…’’

 Woah! İlk defa bir konuda aynı fikirdeydik.

  Tang Gu hafifçe gülümsedi ve bakışlarını kaçırdı. Bir anda Liu Ying’in grubunu görünce bana tekrar dönmüş ve: ‘’Yo, Li Xiao Yao, Lin Wan Er ve Dong Cheng Yue senin arkadaşın mı?’’ diye sormuştu.

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Evet, ne oldu ki?’’

 ‘’O zaman onları korumaya hazır ol…’’

 ‘’Ne?’’

 ‘’Orada oturan çocuk, Liu Ying, tanıyor musun onu?’’ Tang Gu fısıldamaya başlamıştı. Muhtemelen başkasının dediklerini duymasını istemiyordu: ‘’Liu Ying, Feng Ling Şirketi’nin varisi ve üniversite üçüncü sınıf öğrencisi. Liu Hua Üniversitesi’nde geçirdiği iki yıl boyunca, güzellikleri kovalamayı bir an için bile olsun bırakmadı. Geçen sene, en güzel 10 kadın listesinin içinden yedisi onunla yatmış diyorlar…’’

  Şaşırmıştım, bu meselenin nasıl engelleneceğini düşünüyordum. Aynı zamanda bakir kişiliğim de bu gerçeği kabul etmek istemiyordu!

  Yanımda oturan Lin Wan Er bir anda söylendi: ‘’O tip erkeklerden nefret ediyorum…’’

  Başımı çevirip, şaşkınlık dolu bir bakış fırlattım. Lin Wan Er’in güzel suratı da bana doğru dönmüştü: ‘’Merak etme, öyle biriyle dans edecek ya da içki içecek değilim…’’

 Başımı öne doğru salladım: ‘’Ahh, tamam…’’

 

……

  Çok zaman geçmeden parti resmen başladı. Peki ya ben ne yaptım? Yemekler dağıtılmaya başlar başlamaz dört gözle direkt tabaklara yumulduk. Öyle ki, dışarıdan muhtemelen yıllardır bir şey yememiş tiplere benziyordu. Aradan birkaç dakika geçmişti ki bütün masayı tertemiz etmiştik. Masada 20 kişi vardı. Birkaç çocuk Lin Wan Er ve Dong Cheng Yue’yle konuşmaya başlasa da ben yemek yemeye devam ettim. Benim sorunum değil!

  Biraz doymaya başladığımda, Ekonomi Bölümünden birkaç öğrenci yanımıza geldi. Gelen birinci sınıflar açıkça fazla içmiş ve sarhoş olmuştu. Tiplerin içinden uzun olanı saygıyla söylendi: ‘’Bütün Ekonomi öğrenciler yanımda, lütfen hayır deme, tamam mı?’’

  ‘’Nasıl olur…’’

  Lin Wan Er ayağa kalktı, elinde tuttuğu bardağı fondipledi ve masaya geri bıraktı. Yanakları biraz pembeleştiğinde nihayet masaya geri oturmuştu. Masaya oturur oturmaz bana keskin bir bakış fırlatan hanımefendi, içten içe beni rahatsız etmişti.

  Kadeh tokuşturmak için gelenleri saymayı çoktan bırakmışken, Lin Wan Er de üst üste şarap içip duruyordu. Çok zaman geçmeden biraz kaykılmaya başladı. Başını kaldırdıktan sonra süpriz bir şekilde bana bakışlar fırlatmaya başladı. Lakin ben ona bakmaya cesaret edememiştim. Çünkü öfke dolu olduğunu anlayabiliyordum. Babasının ona bakıcılık yapması için birini tutmasına öfkeliydi. Bu gerçeğin farkındaydım, ancak aynı zamanda meseleye karışabilecek bir durumda değildim.

  ‘’Wan Er, yeterince içtin, geri dönelim mi artık?’’

  Yavaşça elimi uzattım ve Lin Wan Er’in pürüzsüz kolunu hafifçe dürttüm.

  ‘’Bana dokunma!’’

  Lin Wan Er anında kolunu geri çekmişti. Sanki yaralı bir hayvan gibi, bana garip bakışlar fırlatıyordu. Yanında oturan Dong Cheng Yue de şaşırmışa benziyordu: ‘’Wan Er, iyi misin?’’

  Lin Wan Er bana bir bakış fırlattı: ‘’Üzgünüm, ben…’’

  Cevap vermedim. Yalnızca sessizce ona bakmaya devam ettim.

  ……

  O sırada başka bir grup masaya yaklaştı. Daha sonra, tanıdık bir ses havada yankılanmaya başladı: ‘’Bayan Lin Wan Er, benimle, Liu Ying’la bir kadeh tokuşturur musunuz?’’

  Hemen ayağa fırladım ve Liu Ying’e bakmaya koyuldum: ‘’Wan Er yeterince içti, onun yerine ben tokuşturayım!’’

  ‘’Kim olduğunu sanıyorsun?’’

  Liu Ying’in kaşları çatılmıştı. Ancak beni görür görmez gözleri sonuna kadar açıldı: ‘’Seni bir yerden tanıdığımı biliyordum, Kaygısız Xiao Yao!’’