Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

3. Bölüm Yükselen Çekirgeler

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 Derin uykumdan uyandıktan sonra doğruldum ve başımı çevirdiğimde Song Han’ın görüntüsüyle karşılaştım. Kendisi eskiden oynadığım oyunlardan tanıdığım bir arkadaşımdı ve 24 yaşındaydı. Oyundaki nicki Xiao Lang olmasının yanında kendisi süikastçi rolünü epey iyi oynardı. Hatta grubumuzdaki en iyi oyuncunun o olduğunu söylemek pek de yanlış olmazdı. Kaşlarımı çattım. Eğer zamanında beni bir kahraman olarak gören arkadaşlarım evden atıldığımı ve avluda uyumak zorunda kaldığımı öğrenirlerse, bu utancı kaldıramayacağıma şüphem yoktu.

 

  Kısık bir ses tonuyla fısıldadım: ‘’Son zamanlarda yüksek seviye dövüş sanatları için antrenman yapıyorum. Bu bahsettiğim dövüş sanatları kişinin doğayla bir olmasını, yani rüzgarı, yağmuru, soğuğu ve çiy tanelerini karşı koymaksızın kabul etmesini gerektiriyor. Ben de bu kriterleri yerine getirmek için dışarıda yatmaya karar verdim. Senin burada ne işin var peki?’’

 

  Song Han hemen yanımda duran diş fırçama ve kaselerime baktı. Yüzünü ekşittikten sonra: ‘’Nasıl bakarsam bakayım, kesinlikle evden atılmış gibi görünüyorsun. Ne zamandır kirayı ödemiyordun?’’ dedi.

 

   Başımı iki yana doğru salladım: ‘’Nasıl durumu anlayamıyorsun? İkimiz de koca adamlar olduk değil mi? Öğretmenlerinden hiç mi bir şey öğrenmedin yoksa?’’

 

  Hafifçe gülümseyen Song Han hemen cevap verdi: ‘’Xiao Yao, kendine yalan söyleme, yoksa yine o ev sahibesiyle mi kapıştınız?’’

 

  Tekrar başımı iki yana salladım ve cevapladım: ‘’Nasıl olur canım? Kafandan hikayeler uyduruyorsun…’’

 

  Tam bu sırada, yakınlardaki bir kapı açıldı ve kapının içinden yaşlı ev sahibesinin başı göründü. Bizi görmüyormuş gibi davranıyordu: ‘’Oh, şu Li Xiao Yao fakiri geçen gece eve gelmedi. Hadi kirayı ödememesine bir şey demiyorum ama, insan su ve elektrik faturalarını da ödemeyi unutur mu canım? Bunları bilmesine rağmen gelmiş bir de benden birkaç gün daha istiyor! Bu zamane gençliğine ne olmuş böyle? Genç vücutlara sahip olduklarına göre, dışarı çıkıp para kazanmayı niye düşünmüyorlar? Kirayı ödeyeme, geleceğe dair bir planın olmasın… İşte bu tür adamlar hayatları boyunca bir kız arkadaşı hak etmiyor!’’

 

  İçten içe düşündüm: ‘’Beni fakir olduğum için aşağılayabilirsin ancak, nasıl olur da daha önce bir kız arkadaşa sahip olamadığım için benimle kafa bulabilirsin? İnsanda biraz acıma duygusu olur yahu!’’

 

  Song Han’ın suratına muziplik dolu bir gülümseme oturmuştu: ‘’Cidden kafa ütülüyor bu kadın. Xiao Yao, nasıl bu kadar uzun bir süre boyunca bu cadaloza dayanabildin? Çektiğin çileleri düşünmek bile istemiyorum. Biliyorsun ki istediğin anda kafasını kesebilirim…’’

 

  ‘’Hey hey, sakin ol bakalım genç, indir o bıçağı…’’

 

   ‘’O zaman yarım saat bekle beni hemen geliyorum!’’

  

    ‘’Hayırdır?’’

 

    ‘’Dönünce anlatacağım!’’

 

  Eşyalarımı toplayarak onları battaniyenin içine sardım. Böylece rahatça hareket edebilecektim. Yarım saat bekledikten sonra Song Han geri döndü. Ellinde koca bir kova, kovanın içinde de garip garip böcekler ve at pisliği vardı. Görüntü gözlerime ulaşır ulaşmaz, kaşlarımı çatmadan edemedim. ‘’Xiao Lang, ne yapmayı düşünüyorsun?’’

 

  Song Han gülümsedi, cebinden ufak bir poşet çıkardı ve poşetin içine türlü türlü garip şeyler koymaya başladı. At pisliği, hamamböceği ve buna benzer birkaç şey daha…

 

  ‘’Liu Usta’nın evine gittim bunları alayım diye, sonra Wang Nine’nin evinden de birkaç tane hamamböceği ve çekirge yakaladım. Ev sahibesi senin gururuna zerre kadar önem vermediğine göre, gel de ona eskilerde kalmış bir şey gönderelim: Çekirge-bok karışımı koku bombası!

 

  Olacakları düşününce bütün vücudum bir anlığına da olsa titredi.

 

 ‘’Xiao Yao, saklan hadi!’’

 

‘’Tamamdır!’’

 

 Bütün eşyaları sırtladım ve kapıyla arama on metrelik bir mesafe koyana kadar depar attım, bu sırada Song Han ev sahibesinin evini çevreleyen duvarların üstünden hazırladığı karışımı döküyordu. Mekandan ayrılmadan önce de evin camlarından birini aralamayı ihmal etmemişti. Kesinlikle bu iğrenç bombanın etkisinden kolay kolay kurtulamayacaktı.

  Derin bir nefes aldıktan sonra Song Han’ın omzuna hafifçe vurdum: ‘’Xiao Lang, cidden benim kayıp kardeşimsin!’’

    Song Han geniş bir kahkaha attıktan sonra ekledi: ‘’Hemen kaybolmamız lazım, birazdan olaylar kızışacak!’’

  ‘'Aynen!’’

  Avludan çıktığımız gibi, ev sahibesinin çığlıkları etrafta yankılanmaya başladı. Tabii bu benim zerre kadar umrumda değildi zira, onunla yakın bir zamanda tekrar görüşmeyi düşünmüyordum.

  Sokakta yürürken Song Han eşyaları taşımama yardım ediyordu.

‘’Xiao Yao, aslına bakarsan seni görmeye gelmemin bir sebebi vardı.’’

  Durumu önceden tahmin ettiğim için başımı hafifçe öne doğru salladım: ‘’Biliyorum, söyle bakalım. Ne istiyorsun benden?’’

  Song Han durdu ve yumruklarını sıktı. Gözlerindeki savaşma arzusu taktir edilecek cinstendi: ‘’Seni bulmaya geldim çünkü Lao K ve Hu Li, Zhan Long ofisini tekar kurmak istiyor! Geçmişe daha fazla destan bırakabileceğiz. Ne diyorsun?’’

  Gözlerine bir bakış fırlattım ve: ‘’Yeterli başlığınız var mı?’’ diye sordum.

‘’Şimdilik, yok!’’

‘’O zaman sıkıntı, biraz daha bekleyin, para kazanmamız lazım!’’

‘’Xiao Yao evden atıldığına göre, artık nerede yaşayacaksın?’’ diye sorduğunda, Song Han’ın suratında endişe dolu bir ifade vardı.

‘’Merak etme, böyle bir mesele için endişelenmene gerek yok. Şirkete gece vardiyasında çalışmak istediğimi söylerim, böylece geceleri şirkette geçiririm. Sıcak sudan tut tuvalete kadar her şey var orada, canını sıkma.’’ Diye onu endişelerinden kurtarmaya uğraştım.

  Song Han başını hafifçe öne doğru salladı: ‘’O zaman sıkıntı yok, şimdilik meseleyi üstelemeyelim. Zhan Long ofisini kurmak için yeterli para biriktirdiğimde geri döneceğim!’’

  ‘’Sorun değil, acele etme. En son hangi işte çalışıyordun?’’

‘’Ah, vaizlik için başvuru yaptım, düğün seromonilerini falan yapacağım işte biliyorsun!’’

‘’Güzel, hem de geleceği parlak.’’ Omzuna hafifçe vurdum: ‘’Gitmişken bana da bir lisans al da, düğünleri beraber ayarlayalım!’’

  ‘’Tamamdır!’’

Şirkette…

  Güvenlik müdürü masaya bir yumruk indirdi ve diğer elini bana doğru uzattı: ‘’Yer yok! Gece vardiyası öyle kolayca başvurabileceğin bir pozisyon değil. Departmanda tonla görevli var ve her ne hikmetse hepsi de gece vardiyasında çalışmak istiyor! Öyle başvurdun diye hemen vardiyayı kapacağını mı sanıyordun? Hayal kurmaya devam et bakayım! Ayrıca, elindeki battaniye de neyin nesi öyle? Yatacak bir yer falan mı arıyorsun?’’

  Keyifle gülümsedim ve cevapladım: ‘’Olur mu öyle şey müdürüm, buna cesaret edemem.’’

  ‘’İyi o zaman, artık öğrendiğine göre o battaniyeyi çöpe at ve öğle vardiyana devam et!’’

  ‘’Anlaşıldı müdürüm!’’

  Şirket binasının giriş kapısından elimde battaniyeyle çıkarken: ‘’Hmm, yine reddedildim. Daha fazla şirkette yatma planını uygulayamam. Neyse, bu dünya beni bir milyon kez reddetse bile, aynı tavrımı koruyarak çabalamaya devam edeceğim! Çünkü tavır dediğin olay, her şeyi belirleyen en önemli kavramdır! Başka bir yol bulacağım mecbur.’’ Diye kendi kendime düşünüyordum.

  Bu esnada, hemen yanıma bir polis arabası yanaştı ve arabanın kapısı açıldı. Kapıdan çıkan kişiyi yakından tanıyordum. Kendisi eski S.W.A.T ekibimin başındaki adam olmanın yanında benim de üstümdü. Wang Xin!

‘’Atla!’’ diye geveledi Wang Xin.

  Başımı öne doğru salladım, battaniyeyi arabanın arkasına attım ve arabaya bindim: ‘’Wang müdürüm, beni çay içmeye davet etmiyorsun değil mi? S.W.A.T’ı bırakalı neredeyse iki yıl oluyor, eminim her şey çözülmüştür, haksız mıyım?’’

Gülümsedi ve sorularıma cevap vermeye koyuldu: ‘’Seni küçük hergele! Ah, özel ajanlıktan S.W.A.T’a, S.W.A.T’tan trafik polisliğine, trafik polisliğinden kıdemsiz memuriyete ve oradan da güvenlik görevlisine…. Normal insanlar terfi alırken, sen yanlış yolu mu tercih ettin oğlum?’’

  Sözleri beni biraz utandırmıştı: ‘’Sorun yok…’’

  Wang Xin konuşmasına devam etmeden önce bana derin bir bakış fırlattı: ‘’S.W.A.T ekibinden atılmana sebep olan olayda bir suçun yoktu değil mi? Ancak, görünen köy kılavuz istemez. Hiç kimsenin almaya cesaret edemediği vakaları tek başına aldın. Şüphelileri bulmayı başarsan da, uğraştığın adamların da senin gibi düşük rütbeli biriyle başa çıkabilmek için fazlasıyla yöntemi vardı. Cidden sana yardım etmek istemiştim, biliyor musun? Ama dedikleri gibi, insan her istediğini yapamıyor. Yine de bunun için beni suçlamıyorsun, değil mi?’’

 Başımı iki yana doğru salladım, hafif ses tonuma gülümsemem eşlik ediyordu: ‘’Bunların hepsi geçmişte kaldı, çoktan unuttum bile…’’

 ‘’Mm, aferin.’’

Wang Xin konuşmaya devam etti: ‘’Bu sefer sana bir iş teklifinde bulunmak için buradayım, çok ciddi ve önemli bir iş, umarım teklifi değerlendirirsin.’’

  ‘’Ne işiymiş bu?’’ diye sordum.

  Cevap verdi: ’’ Tian Xi Grubu, daha önce bu ismi duydun değil mi? Şu an Güney-Doğu Çin’in en büyük bilim ve teknoloji şirketi, ayrıca modern teknolojinin de öncüsü bir firma.

  ‘’Evet, duymuştum, devam et?’’

  ‘’Görünüşe göre Tian Xi grubu biraz fazla gelişmiş olacak ki, çevredeki grupların dikkatini çekmenin yanında, yabancı firmaların da odağı halindeler. Şirketin CEO’sunun ordu geçmişi var ve bu yüzden de tehditlere pek aldırış etmiyor. Ancak, kızı onun büyük bir zayıf noktası. Kızını koruması için bir sürü koruma tutmuş olsa da, hiçbiri aradığı standarta ulaşamamış. Benden yardım istedi ve hemen aklıma sen geldin…’’

  Soğuk bir gülümseyle cevap vermeye koyuldum: ‘’Yok almayayım, bir daha beni bu tarz meselelere bulaştırma, yine arkamdan bıçaklanmak istemiyorum. Alacağımı aldım zaten!’’

  ‘’Böyle yapma… Tek görevin genç hanımefendiyi koruyup, onun zarar görmediğinden emin olmak olacak. Ayrıca ücret de hiç fena sayılmaz.’’

  Para lafını duyar duymaz gözlerim parlamıştı: ‘’Ne kadar veriyormuş?’’

  ‘’Aylık 8000 RMB!’’

  ‘’Hass…’’

  Bir an için düşünmeye yeltensem de, teklifi reddettim: ‘’Unut gitsin, bu tarz hayati tehlike barındıran işleri daha fazla yapmak istemiyorum. Ayrıca bana kalırsa bu güvenlik görevlisi işi gayet iyi, karşılaştığım tek tehlike ufak bir su deposunun düşmesiydi.’’

  ‘’…’’

  Birkaç dakika geçtikten sonra, Wang Xin bana baktı ve: ‘’Tamam, şuna ne dersin? Sırf senin için fiyatı arttıracağım, 10.000 RMB kulağa nasıl geliyor? Bence gayet yeterli, yanlış mıyım? Suikast meseleleri dışında bu tür bir fiyat alabileceğin başka bir yer olmasa gerek.’’

  Hassik…

  Neredeyse boğulacakmış gibi hissediyordum, tabii bunun sebebi mantığımla, açgözlü düşüncelerimin tutuşmuş olduğu kıyasıya mücadeleydi. Sonunda kendime gelip cevap verebildim: ‘’Bu kadar mı? Bir bakayım, yine de düşünmem lazım. Sonuçta, yine kendimi bedavaya satmak istemiyorum.’’

  Wang Xin yanımdaki battaniyeye baktı ve: ‘’O zaman.. 10.000 RMB ve üstüne de alttan ısıtmalı battaniye, hem de kuş tüyü! Ne diyorsun?’’

  ‘’NE?’’

  Yumruklarımı sonuna kadar sıkıyordum, heyecandan bütün vücüdum titremeye başlamıştı: ‘’Alttan ısıtmalı bir battaniye, hem de kuş tüyü… Bu dünyada böyle bir teklifi geri çevirecek biri olduğuna inanmıyorum! Tamam, anlaştık!’’

  Wang Xin gülümsedi: ‘’Güzel!’’

   Meseleye biraz daha kafa yordum ve: ‘’Ama, ortağımı geri isterim ona göre. Genç bir kadını korumak için yalnızca yumruklarıma güveneceğimi düşünmüyorsun ya?’’ diye söylendim.

  Wang Xin başıyla onayladı: ‘’Tabii ki, ortağın arkada seni bekliyor, kalk da kendin al. Aldıktan sonra işverenin yanına gideceğiz. Sorun çıkmazsa kontratı imzalarsınız!’’

  ‘’Güzel!’’

  Araban fırladım ve bagajı açtım. Bagajın içinde siyah ve uzunca bir deri çanta duruyordu. Çantanın görünüşü muazzamdı, dekorasyonlar ve bir sürü detay… Çantanın içinde, eski stil uzun bir kılıç duruyordu. Uzun kılıcı elime aldım ve nostalji bütün vücudumu ele geçirmeye başladı. Kendimi: ‘’Xiao Hei, birbirimizi görmeyeli iki yıl oluyor!’’ demekten alıkoyamamıştım.

  Wang Xin kenarda duruyordu: ‘’O kılıcı alabilmek için neredeyse canımı ortaya koymam gerekti. Garip bir adamsın, bunu biliyorsun değil mi? Böyle bir kılıçla meclis üyesini tehdit ettiğini düşününce… Cidden sınır tanımıyorsun, haksız mıyım?’’

  Hafifçe söylendim: ‘’Ne olursa olsun, kimse yapmadığı taktirde, onların yerine ben harekete geçerim.’’

  ‘’Gel hadi, seni işvereninle tanıştırayım.’’

 ‘’Tamamdır.’’

  On dakikanın ardından, araba kaliteli bir antrenman salonunun yanında durdu. Elimde siyah çantayla yavaşça salona doğru ilerledim. Uzaktan kılıçların attığı çığlıkları duyabiliyordum.