Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

33. Bölüm Ölümün İlacı

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

  Akşam yemeği basitti. İtalyan yemeği ve çay.

  Elimdeki sıcak çayı yudumlarken, Lin Wan Er karşımda sessiz sessiz oturuyordu. Sokaktaki lambalardan yayılan ışıklar pencereden sızarak mekanı aydınlatırken, ışıklar aynı zamanda Wan Er'in hafif kırmızı yanaklarını ve…nefes kesen göğüslerini de aydınlatıyordu. Üstünde hafif dekolteli bir bluz vardı ki bu bluz yüzünden etraftaki çocukların bakışlarını kendisine çekiyordu.

 “Li Xiao Yao?” Lin Wan Er bana seslendi.

  Hemen bakışlarımı göğüslerinden çevirdim ancak kalbim çoktan dört nala koşmaya başlamış ve yanaklarım kızarmıştı: ‘’Efendim?’’

  ‘’Ba Huang’da fazla yüksek seviye oyuncu yok gibi görünüyor. En yüksek seviye Prag’ın lideri Yan Zhao sanırım, kaçıncı seviyede?’’

  ‘’Hmm.’’ Başımı öne doğru salladım: ‘’Savaşçı Yan Zhao 28. Seviye ancak Generallere öldükten sonra 27’ye düşmüş olması lazım.’’

  ‘’Oh, Generaller mi? Hiç duymamıştım…’’

 Gülümsedim: ‘’Prag’a kafa tutacak kadar olmasa da birkaç tane yüksek seviye adamları var. Şimdilik adları fazla yayılmış değil.’’

  Hafif bir kahkaha patlatan Lin Wan Er’in gözleri parıldamıştı: ‘’Oh gerçekten mi? Ancak onları göz önünde bulundursak bile Ba Huang’ın diğer şehirlerle mücadele edemeyeceğine şüphe yok. Yükselen Ejderha, Prag gibi geniş kapsamlı klanları bile katsak, Ba Huang’ın içinde fazla bir karmaşa olmadığını söyleyebiliriz. Çok şanslısın!’’

  ‘’Şey, durum pek öyle sayılmaz zira şehrin etrafındaki PK vakaları gitgide artıyor.’’

 ‘’Ah?’’ Lin Wan Er bana bir bakış fırlattı: ‘PK’dan tırsıyor musun?’’

  Hemen onun yanında oturan Dong Cheng Yue, Wan Er’in omzuma hafifçe dokundu ve gülümsedi: ‘’Öyle deme Wan Er, şifacı olduğunu unuttun mu? Pk yapmak istese bile ne yapacak, millete yakışıklı suratıyla falan mı vuracak?’’

  Lin Wan Er gözlerini kırptı: ‘’Neresi yakışıklı bunun?’’

  Dong Cheng Yue gözlerini kıstıktan sonra cevap verdi: ‘’Öyle desen bile ben Xiao Yao’nun yakışıklı ve samimi biri olduğunu düşünüyorum…’’

Lin Wan Er: “……”

  Ortamı sakinleştirmek için birkaç kere öksürdüm ve sordum: ‘’Hanımefendi, peki ya Fan Shu Şehri’ndeki en yüksek seviye kim?’’

  ‘’Kahramanın Mezarı Klanının başkanı, Q Kılıcı!’’

  ‘’Oh, gerçekten mi? Nasıl biriymiş peki şu Q Kılıcı?’’ biraz şaşırmıştım.

  Lin Wan Er derin bir nefes almaya koyuldu ve tabii bu nefes 34D’leri daha da gözler önüne sermişti: ‘’Q Kılıcı, Fan Shu Şehri’ndeki en yakışıklı adam. Üstelik o ve Buz Kılıcı Vur-Toparlan taktiğinde ustalar.’’

 “Vur ve toparlan taktiği mi?”

  Dong Cheng Yue hafifçe gülümsedi: ‘’Xiao Yao cidden PK’ya dair hiçbir şey bilmiyorsun. Vur-Toparlan Stili, Nabız Durdurma Stili ve Diken stili 3 büyük Pk stilidir. Q Kılıcı Fetih’deki en iyi oyuncuydu. Bu konumuna Vur-Toparlan Stili’ndeki ustalığı sayesinde kavuştu. Şimdiyse Fan Shu Şehri’nde kendini gösteriyor ve herkes ona bir çeşit tanrıymış gibi davranıyor.’’

  Lin Wan Er gülümsedikten sonra söylendi: ‘’Evet, benim idolüm…’’

  Lin Wan Er’e birkaç saniye baktım. Herhangi bir şey söylemesem de kalbime garip bir ağırlık oturmuştu.

  Dong Cheng Yue masaya yayıldı ve gözlerini kısarak bana baktı: ‘’Xiao Yao, sen…Wan Er’in kendine idol olarak bir erkeği görmesini istemiyorsun, değil mi? Saklama da söyle hadi!’’

  Bir anda Dong Cheng Yue’nin hiç de göründüğü kadar sakin biri olmadığını anlamıştım: ‘’Fazla düşünüyorsun. Hanımefendinin kimden hoşlanacağı beni ilgilendirmiyor. Ben yalnızca onu korumak için buradayım, eğer…’’

  ‘’Eğer ne?’’ Lin Wan Er hemen araya girdi.

  ‘’Yok bir şey…’’

 “……”

  Dong Cheng Yue kıkır kıkır güldü: ‘’Ortam gerildi gibi sanki. Xiao Yao, biz çoktan 30 olduk sayılır, Ba Huang’a gelmemize ne diyorsun? Güçlü yada zayıf olman fark etmez, sonuçta sen bizim arkadaşımızsın, tek başına Ba Huang’da durmana izin veremeyiz ya!’’

  Cevap verdim: ‘’Neden olmasın…’’

  Lin Wan Er başını kaldırdı: ‘’Tamamdır, şuna biraz seviye kasalım, zavallı şifacı seni…’’

 “……”

  ‘’Oyundaki ismin ne?’’ diye sordu Dong Cheng Yue.

  ‘’Kaygısız Xiao Yao.’’

 ‘’Ahh?’’ Dong Cheng Yue’nin ağzı sonuna kadar açılmıştı: ‘’Ne? Sen…Sen o bahsi geçen şifacı mısın yani, hani şu 2. Resmileştirme görevini ilk yapan kişi?’’

  Göğsümü kabarttım ve gururla cevap verdim: ‘’Aynen öyle, süper değil mi?’’

  Lin Wan Er dalga geçmeye devam etti: ‘’Fark etmez, sonuçta hala bir şifacısın…Süt ver azıcık bakayım!’’

  (ÇN: Şifacılara süt dolu göğüsler diye hitap ettiklerini unutmayalım… Çinlilerde öyleymiş demek ki. Halbuki biz olsak, Hil at lan Hil falan diye girerdik.)

  Yumruklarımı sıktım: ‘’Sınıfımla dalga geçmeyi bırakın, şifacı dediğiniz karakterin bir mücadelede ne kadar önemli olduğunu bilmiyorsunuz sanki.’’

  ‘’Hadi odalara dönelim de bir an önce 30 olalım!’’ Lin Wan Er sinirlendiğimi görünce hemen gülümsedi: ‘’Dong Cheng Yue’yle birlikte yeteneklerimizi 4. Seviyeye kastıktan sonra Ba Huang’a geleceğiz!’’
 

 “Tamamdır!”

……

  Yurda döndükten sonra oyuna hemen girmedim. Bunun yerine dört gözün bilgisayarını aldım ve şu bahsi geçen Q Kılıcı’nı araştırmaya başladım. Araştırmalarım bittikten sonra bir hayli kafam karışmıştı, bu herif cidden tam baş düşman olacak biriydi…

Nick: [Q Kılıcı]

  Q Kılıcı, Çin Klan Sıralaması’nda ikinci sırada yer alan Kahraman’ın Mezarı adlı klanın kurucusudur. Fetih’den beri kendisi büyük bir kitle tarafından efsanevi oyuncu olarak nitelendirilmiştir. Dedikodulara göre Q Kılıcı’nın gerçek adı Bei Cheng Feng’tir ve kendisi Henan’ın Bei Cheng Özgür Stil Dövüş Sanatları’nın varisidir. Aynı zamanda Kuzey Yıldız Grubu’nun başkanının oğludur. Şirketin 100 milyar değerinde olmasının yanında Q Kılıcı bir hayli yakışıklıdır. Bu yüzden ki büyük bir kadın oyuncu kitlesi onu Fan Shu Şehri’nde kovalamayı alışkanlık haline getirmiştir.

……

Pow!

  Laptopu hemen kapattım. Özgür Stil Dövüş Sanatları mı? Oh, o yaşlı adamla olduğum zamanlarda bu Özgür Stil kullanan tiplerle karşılaşmıştım ama Bei Cheng’in nasıl dövüştüğünü hiç görmedim.

  Lin Wan Er’in Q Kılıcı’ndan etkilenmesine şaşmamak lazımdı. Sonuçta adam normal biri olmaktan bir hayli uzaktı ancak…adama o kadar ilgi duyduğu için yanı başında duran ve her gün onu korumaya çalışan dövüş sanatları ustasını unutuyordu!

  Öfke içinde başlığı taktım. Önümde uzun bir yol olsa da 24. Seviyeden 30’a kasmaya çalışacaktım. Bu esnada Ufak Bobo’nun da seviyesini kasmak hiç fena olmazdı. Arı Lordu’nun potansiyeli normal olmadığından, ileride benim en önemli yardımcım olacaktı. Seviye kasmak gerçekten güce ulaşmanın en sağlam yollarından biriydi. Bu gece en azından benim 26. Seviyeye, Ufak Bobo’nun da 25. Seviye ulaşması şarttı!

Shuaaa!

  Gözlerimi Ba Huang Şehri’nde açtım.

  İlk işim ekipmanlarımı tamir etmek ve iksirleri yeniledikten sonra yaratık mühürleri almaktı. Ba Huang’ın kuzey kapısında dururken haritayı açtım ve nerede kasabileceğimi düşünmeye başladım. Kasacağım yerin şehre fazla yakın olmasını istemiyordum zira kalabalıktan kaçınmak her zaman en mantıklı seçimdi. Şehirden yaklaşık 20 dakikalık mesafede olan yerlerde kabalalık azalmaya başlıyordu. Haritanın bu bölgeleri yüksek seviye yaratıklar içerdiğinden, yüksek seviyeli oyuncular da buraları tercih ediyordu ki ben de yüksek seviyeli bir oyuncu sayılabilirdim.

  Haritaya bakmaya devam ederken bölgenin doğusunda sürüyle kızıl nokta olduğunu gördüm. Yani bu bölgelerdeki yaratıklar en azından 30. Seviyeydi. Ufak Bobo da yanımda olduğundan, benden 6 seviye yüksek yaratıkları bile öldürmek pek zor sayılmazdı.

  Nereye gideceğime karar verdikten sonra hemen şehirden çıktım. Kalabalığa doğru ilerlerken gerçekten 24. Seviyedeki bir şifacının aranan adam/kadın olduğunu anlamıştım. Yol boyunca en azından 10 grup bana parti daveti yollamıştı-

  ‘’Hey selam, 24. Seviyedeki şifacı. Lütfen bize katıl, 25. Seviyedeki Vahşi Ayıları avlamaya gideceğiz. Fena TP vermiyor ve en önemlisi düşecek bütün deri zırhları sana vereceğiz!’’ Diye seslendi bana elinde balta tutan bir savaşçı.

  Bir başka oyuncu daha seslendi ancak bu seferki güzeller güzeli Elf Büyücü’lerden biriydi: ‘’Kaygısız Xiao Yao dostum, takımımıza katılıp, zehirli arıları öldürmek ister misin? 27. Seviye yaratıklar olduğundan TP’leri de yüksek, düşen eşyaları da kurayla dağıtırız…’’

  ‘’Aynen, üstelik 17 yaşındaki kardeşim de bizimle ve sana bir şey söyleyeyim. Henüz bir erkek arkadaş bulabilmiş değil!’’

……

  Sabırla bütün davetleri reddettim. 30 dakikalık yolculuktan sonra etrafımdaki yaratıklar da değişmeye başlamıştı. Etrafımda birkaç tane yüksek seviyeli Goblin ve Sırtlan olsa da hedefim onlar değildi. Saldırıları daha güçlü olan yaratıklarla kapışıp, bir iki tane evcil hayvan yakalamak istiyordum. Bu oyunun asıl gerekliliklerinden birinin sabır olduğunu unutmamak lazımdı. Aynı yaratığı 5 saat boyunca kestikten sonra elbet bir tasvir kağıdı düşerdi. Böylece zenginliğe ve güçlü olmaya doğru emin adımlarla ilerleyebilirdiniz.

  Başımı kaldırdıktan sonra ileride ufak, boş bir köy olduğunu gördüm. Ancak köyün köşesinde kan kırmızısı Ba Huang Şehri’nin bayrağı asılıydı ve bayrağın altında da ufak bir asker topluluğu duruyordu.

  Mızrak elimde, askerlere doğru ilerledim. Ancak havayı delip geçen iki ok bir anda barışçıl ortamı bozmuş ve istemsizce de olsa geriye doğru adım atmıştım!

Clap clap!

  Demir oklar toprağa saplandı. Gözcü, NPC Okçularından biri beni bulmuştu!

  Hemen mızrağımı kaldırdım ve bağırdım: ‘’Hey saldırmayı kes, aynı taraftayız!’’

  Kulubede dikilen okçu gülümsedikten sonra cevap verdi: ‘’Ohh, Ba Huang’ın maceraperestlerinden biriymiş! Kusura bakma, seni canavar sandım da…’’

……

  Kampa girdikten sonra elinde bir balta tutan NPC bana baktı: ‘’Evlat, bu çorak araziye geldiğine göre epey yürekli olmalısın.’’

  Gülümsedim ve mızrağı savurduktan sonra: ‘’Sadece yürekli değilim!’’

  ‘’Güzel!’

  Adam doğruldu ve bir anda başının üstünde birkaç kelime belirdi: ‘’Qian Ling, Devriye Kaptanı’’. Yanıma geldikten sonra omzuma bir şaplak attı ve bir de kahkaha patlattı: ‘’Evlat, çok tehlikeli bir görevim var, bana yardım etmeye cesaretin var mı bakayım?’’

  ‘’Evet!’’

  Qian Lin gökyüzüne baktıktan sonra derin bir nefes aldı: ‘’Burası aslında Ba Huang Şehri’nin Düküne yani Luo Lei’ye aitti. Ne yazik ki birkaç ay önce garip bir büyücü bu çevrede ortaya çıktı. Tahmin bile edemeyeceğin kadar dehşet verici iksirler yapmaya başlayan bu sözüm ona insan büyücü, köyde yaşayanlardan birini zombiye çevirdi! Tabii tek bir kişiyle başlayan bu felaket, çok zaman geçmeden bütün köyü etkisi altına aldı ve gördüğün köy zombilerin kontrolüne geçti. Zombiler büyücünün yeraltındaki laboratuvarında toplanmış durumda. Bize o laboratuvara gidip, bir şişe Ölüm İksiri bulacak biri lazım. Eğer Ölüm İksiri’ni getirebilirsen, sadece Ba Huang’ın değil, Tian Ling İmparatorluğu’nun da gururu olacaksın. Şimdi söyle bana, bu görevi kabul edebilecek kadar cesaretin var mı?’’

Ding!

Sistem Notu: ‘’Ölümün İksiri’’ adlı görevi kabul ediyor musunuz?’’ (Görev zorluğu: B)

……

  Devriye Kaptanı Qian Lin bana bir bakış fırlattı ve hafifçe söylendi: ‘’Gidip gitmemek sana kalmış. Sonuçta herkesten cesaretli olmasını bekleyemeyiz. İstiyorsan kuyruğunu kıstırıp, Ba Huang tavernalarına gidip millete hava atabilirsin. Karar sana kalmış…

  Dişlerimi sıktım: ‘’Görevi…Kabul ediyorum!’’