Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

34. Bölüm İlk Gelen İlk Alır

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

  ‘’Dediğin kadar varmışsın!’’ Qian Lin bana bir bakış fırlattı ancak gözlerindeki bakış onaylamadan çok kibirle doluydu. Sanki bana: ‘’Evlat, görevi kabul edeceğini biliyordum.’’ demek istiyordu.

  Bunun yanında tek başına takılan bir oyuncu için B zorluğundaki bir görevi tamamlamak, özellikle de o oyuncu bir şifacıysa birazcık *Öhömm, bir hayli* zor olacak gibi görünüyordu.

  Yine de tükürdüğümü yalayacak değildim. Söz verdiğime göre, bir şekilde meselenin üstesinden gelmem gerekiyordu. Mızrağımı kaldırdım ve ilerlemeye koyuldum.

  ……

  Haritanın kuzey tarafı kan kırmızısıyla boyanmıştı. Büyük bir ihtimalle laboratuvarın bulunduğu yer de oradaydı ancak ilk başta girişi bulmam gerekiyordu.

Sha sha…..

  İlerlemeye devam ederken beyaz çizmelerim de kararmış çimleri eziyordu. Bulunduğum bölgenin dört bir yanı kemikler ve ölümün kokusuyla kaplıydı. Türlü türlü böcek ve arada sırada hareket eden ölü cesetler… Neyse, en azından kendime olan güvenim tamdı.

 “Hmmm?”

  Ufak haritaya bakarken mavi noktaların birinin kaybolduğunu fark ettim. Bu mavi noktanın başka bir oyuncu olduğunu bildiğimden, yalnız olmadığımı anlamıştım. Noktanın kaybolmasına sebep olabilecek birkaç durum vardı: Ölüm ya da Görünmezlik. Tabii şehre geri ışınlanmış veya oyundan çıkmış da olabilirdi ancak ilk iki olasılık daha muhtemeldi.

  İlerlemeye devam ettim ve arada sırada arkaya bakmaya da ihmal etmedim. Tahmin ettiğim gibi çimlerde görünmez ayak izleri belirmeye başlamıştı. Hadi bakalım!

  Hemen arkaya döndüm ve mızrağımı havaya savurdum.

  Clang!

  Mızrağın ağır darbesi yeşil bir hançerle kafa kafaya geldi ve hançeri sahibine geri yolladı. Rakibin sinsi saldırısı başarısız olmuştu. Ortaya çıkan süikastçi 20’li yaşlarda görünüyor ve kaliteli ekipmanlar giyiyordu.

İsim: Rüzgar Kovalayan
Seviye:25
Irk:Namevt
Sınıf: Sükastçi

……

  Rüzgar Kovalayan saldırısının başarısız olduğunu görmüş ve hemen yeni bir saldırı hazırlığına girişmişti. Hançer elinde, süikastçilere özel olan ve rakibi sersemleten [Oyuk] saldırısını havaya savurmuştu.

 “Ufak Bobo, saldır!!”

 İğnesinde beliren altın altıgenle ileriye atılan Ufak Bobo, vakit kaybetmeden 3. Seviye Kombo saldırısını kullandı. Ard arda iki hızlı saldırı belirmişti. Bobo’nun 3. Seviye kombosu en fazla üç, en az da iki saldırı yapabiliyordu. Tabii bu yeteneğin ortaya çıkardığı hasar Rüzgar Kovalayan için hiç de azımsanmayacak bir tehlike yaratmıştı.

319!
331!

  Üst üste iki saldırı aldıktan sonra Rüzgar Kovalayan’ın bedeni kaskatı kesildi ve yavaşça yere yığıldı. Yere yığılmadan önce bana: ‘’Kaygısız Xiao Yao, göreceksin; bu harita senin mezarın olacak.’’ Demeyi de ihmal etmemişti.

  Yüzüm ekşimiş ve adamın cesedine bakmaya koyulmuştum. Bu herifin nereden geldiği bir bilmeceydi ancak asıl sebep bana saldırmasının sebebiydi. Durumdan anladığım kadarıyla benim buraya gelmemi ve bana saldırmak için doğru zamanı beklemişti. Tabii Ufak Bobo’yu hesaba katmadığı için hayatını kaybetmişti.

  Kuvvetle muhtemel 2 olasılık düşünüyordum. Rüzgar Kovalayan ya Liu Ying'in ya da Generallerin adamıydı. Ancak Generaller kindar insanlar olmadığından oklar Liu Ying’i işaret ediyordu. Sonunda bana karşı saldırıya geçmiş gibi görünüyordu.

  Eğildim ve Rüzgar Kovalayan’ın bedeninden geriye kalan eşyayı elime aldım: Yeşil seviye deri bir zırh. Ne yazık ki yalnızca kumaş-deri karışımı ekipman takabildiğimden, bu tamamen deri olan ekipmanı takmama imkan yoktu. Ben de zırhı envanterime attım.

  Mızrağı omzuma attım ve yürümeye devam ettim. Başımı iki yana salladıktan sonra gülümseyerek: ‘’Ne yapmaya çalıştığın beni ilgilendirmiyor. Gidip görevimi yapacağım. Eğer gelirsen, seni tekrar öteki dünyaya yollamaya pek itirazım olmaz.’’ Diye söylendim.

……

  Haritanın merkezine ne kadar yaklaşırsam, etraftaki koku da bir o kadar artıyordu. Normal bir oyuncu çoktan koku sistemini kapatmıştı ancak bu tarz ölüm kokularına alışkın olduğumdan ve benim için önemli olan duyularımı kaybetmek istemediğimden bu seçeneği aklımdan geçirmedim.

  Uzaktan, yarısı toprağa gömülmüş ve kanlar içerisinde olan devasa bir kafatası gördüm. Oraya konulalı çok zaman geçmemiş gibi görünüyordu zira hala daha üstünde taze kan damlaları duruyordu. Dişlerinin arasında normal bir insanın geçebileceği kadar boşluk olduğundan büyük ihtimalle burası laboratuvarın girişiydi.

Ughhh….

  Girişi görür görmez neredeyse kusacaktım. Bu haritayı tasarlayan kişinin garip zevklere sahip olduğuna şüphem yoktu.

  Gözlerimi kıstım ve boşluktan içeriye daldım. Beklediğim gibi karşıma yeraltına giden basamaklar çıkmıştı. Karanlıktan dolayı ileriyi göremesem de basamakları inmeye başladım.

Ding!

Sistem Notu:[Siyah Kan Mağarası – Birinci Kat]’a girdiniz. (Çılgın bir büyücünün laboratuvarı)!

……

 

Evet, sonunda girişi bulmuştum!

  Önümde karanlıktan başka bir şey yoktu. Yalnızca 1-2 metre ilerisini görebiliyordum ve yaratıkların nerede olduğunu yalnızca haritadaki kırmızı noktalardan yola çıkarak tahmin edebiliyordum. Son basamağı da indikten sonra kaygan bir zemine adım atmıştım. 10 metre ileride iki tane kırmızı nokta bulunuyordu.

  Sağ elimi duvara yasladıktan sonra yavaş yavaş ilerlemeye devam ettim. Elim kaygan bir nesneye çarptı ve burnuma yağ ağırlıklı bir koku geldi. Mızraktan yayılan yeşil ışık hüzmelerini kullanarak elimin çarptığı nesneyi inceledim ve nesnenin bir lamba olduğunu anladım. Lambanın altındaysa gümüş bir yüzük duruyordu. Yüzüğü kendime doğru çektikten sonra bir anda bütün mağara aydınlandı.

  Biraz uzağımda iki zombie duruyordu. Özelliklerine bakmaya çalıştım…

【Gaddar Zombi】(Normal Yaratık)
Seviye:30
Saldırı:???
Defans:???
Can:???
Yetenek:???

Açıklama: Gaddar Zombi, yeraltı laboratuvarının koruyucusu.

……

  Ne yazık ki yaratık benden 6 seviye yüksek olduğu için özelliklerini göremiyordum ancak, özelliklerini görsem bile bir şey değişecek miydi? Ufak Bobo’yla birlikte saldırdığımızda, yenilmez sayılabilirdik.

  Ufak Bobo’ya talimat vermeden önce mızrağımı hazırladım. Her zamanki gibi, ilk saldırısını iğnesiyle yapmış ve sonra da kombosunu uygulamıştı. Zombi ne olduğunu anlamadan 500’den fazla canını kaybettiği için şok olmuşa benziyordu. Defans odaklı olmayan yaratıklar Bobo’nun saldırıları karşısında gerçekten çaresizdi.

 “ROAAAAAAAAAAR”

  Neredeyse boyunlarından kopacak gibi duran başlarını kaldıran zombiler, Ufak Bobo’ya saldırmaya koyuldu. Aynı anda kafalarından yeşil bir ışık fırlamış ve yaratıklar Bobo’ya kafa atmıştı!

211!
189!

 Ufak Bobo’nun canı hemen kırmızı bölgeye düştü. Zaman kaybetmeden 3. Seviye [Tedavi] yeteneğimi kullandım.

  Yeteneğimi kullandıktan sonra mızrağı ileriye doğru savurdum ve zombinin boynuna bir darbe indirdim. Ufak Bobo’nun da yardımıyla ilk gaddar zombiyi 11 saniyede öldürmeyi başardık. Yaratık öldükten sonra Tecrübe puanımdaki artış gözümden kaçmamıştı!

  Üstelik bunun yanında yaratık bir de gümüş para düşürmüştü.

  Yavaş yavaş ve emin adımlarla Bobo’yla benim oluşturduğum ikili tam ilerlemeye devam etti. O saldırırken ben de canını dolduruyordum. Sonuçta saldırıyı yapan Bobo olsa da, canını doldurduğum için ben de iş yapmıyor değildim!

……

  İkinci zombinin de hayatını kaybetmesi fazla uzun sürmemişti. Bu sefer, yaratıktan bir gümüş para düşmemiş ve onun yerine bir parça eşyayla bir de kart düşmüştü.

  Eğildim ve ekipmanı elime aldım.

【Gaddar Ölümün Baldır Koruyucusu 】(Yeşil Ekipman)
Tür:Gümüş Zırh
Defans:35
Güç:+9
Kullanılması İçin Gerekli Seviye : 25

……

  Tipik bir saldırı odaklı baldır koruyucu. Muhtemelen iyi para edecekti.

  Bunun yanında asıl olay kızıl renkli karttı. Kartı elime aldım ve…
【Ateş İskeleti】
Saldırı:★★★★
Defans:★★★☆
Can:★★★★☆
Çeviklik:★★☆
Büyü:★☆

……

  Puan dağılımı beni biraz düşündürmüştü. Bir süre sonra ortalama bir yaratık olacağına şüphe yoktu çünkü puan dağılımı dengeliydi. Yani Ufak Bobo kadar değerli bir yaratık değildi. İyi vuracak ve iyi de darbe karşılayabilecek bir yaratıktı.

Shua!

  Tasvir kartı hemen tasvir kitabıma girdi. Bu haritanın Ateş İskeletlerini barındırmasını umuyordum. Eğer 1. Seviye yaratıklara denk gelirsem, zengin olacağıma şüphe yoktu!

  Yaratık avlayarak ilerlemeye devam ettim. Sonuçta rakiplerim zombi olduğu için, öldükten sonra dirilmeleri çok uzun bir süreyi kapsamıyordu. Ne uzun ne de kısa denilebilecek bir süre geçtikten sonra köşedeki basamakları buldum.

  Bir sonraki kata indikten sonra katın lambalarla aydınlandığını ve ellerinde mızrak taşıyan 30. Seviye ufak iblislerle dolu olduğunu gördüm. Eğer bu yaratıkları tek bir kelimeyle açıklamak istersem, muhtemelen bu kelime ‘çirkin’ olurdu. Ufak iblislerin derilerinden sarkan kızıl damarları vardı ve damarlar her an fırlayacakmış gibi görünüyordu. İlk bakışta güçlü görünmeseler de bu dezavantajlarını hızlı saldırılarıyla kapatacaklarına şüphe yoktu. Tahminlerime göre saniyede bir kez saldırabiliyorlardı. Bakalım can doldurma yeteneklerimle bu yaratıklara karşı nasıl bir mücadele sergileyecektim.

  Önümde seçebileceğim iki koridor olduğundan, vakit kaybetmeden sağdakine girdim.

 

“Chirp chirp!”

  Bize doğru atlayan ilk iblis Ufak Bobo’nun tek bir kombosuyla yere yığılmıştı. Tam yaratığın düşürdüğü şeyleri almak için yanına yürümeye koyulmuştum ki, yaratığın vücudu akılalmaz bir şekilde patladı ve her yerime kan saçıldı!

……

  1 saatin sonunda ikinci katın sonundaki basamakları bulmuştum. Aşağı inecektim ki, kulaklarıma garip bir ses geldi.

  ‘’Şuraya bak! Yerde yaratık cesetleri var! Buradan biri geçmiş; o Kaygısız Xiao Yao şerefsizi olmalı. İlerleyin! O şerefsiz yüzünden Lin Wan Er’e yaklaşamadım! Hmph! Bekle de gör bakayım. Son gülen kim olacakmış!