Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

38. Bölüm Eğer Yiyorsa Arka Kapıda Buluşalım!

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

Saat sabahın 7.30’u.

  Kızlar yurdunun önünde sabırla kızların gelmesini bekliyordum. Bütün gece uyumadığım için vücudum dökülüyordu. Elimde kitap, tir tir titriyordum. Bugünün dersi ehhh---- unuttum. Elime rastgele bir kitap alıp çıkmıştım işte!

  Birkaç dakika geçtikten sonra iki güzellik de yurdun merdivenlerinde belirdi ve gözlerim bu ziyafetin karşısında parıldamaya başladı.

  Wan Er'in elinde kitaplar vardı. Pembe-beyaz renklerin karıştığı bir ceket giymişti.

  ‘’Nasılsın?’’

  Wan Er yanıma geldi ve gülümsedi: ‘’Gözlerin kıpkırmızı, gece boyu uyumayıp seviye mi kastın?’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Evet hanımefendi, sizin gözleriniz de kıpkırmızı, yani gece siz de uyumadınız herhalde? Kaç oldunuz?’’

  Wan Er dudaklarını yaladı ve kibirli bir ses tonuyla yanıtladı: ‘’31. Seviye süikastçi, nasılım ama?’’

  ‘’Oh, gayet iyisiniz…’’

  Oyundan çıkmadan önce sıralamayı kontrol etmiştim. Ba Huang’ın 1 numaralı oyuncusu hala 29. Seviye olan Savaşçı Yan Zhao’ydu. Ne kadar kasarsa kassın, Wan Er’i yakalaması mümkünmüş gibi görünmüyordu. Üstelik süikastçi olan Qing Qian ve Wei Liang daha 27. Seviyedeydi. Seviye farkları açıkça görülebiliyordu.

 ‘’Sınıfa gidelim o zaman…orada uyuyabiliriz…’’

  ‘’Tamam…’’

……

  Üçümüz de sınıfa yürümeye koyulduk ve sınıfa girdiğimizde, bu sefer artistlik yapıp ilk sıraya oturmamış, orta sıralara yönelmiştik. Wan Er ve Cheng Yue duvarın yanında otururken, ben açıkta oturuyordum. Çince kitabını çıkardım ve sıraya yerleştirdikten sonra koydum kafayı. Arkamızda oturan birkaç çocuk kızlara bakıyordu. Yaklaşmak isteseler de biraz korkuyorlardı. Yalnızca uzaktan izleme şerefine kavuştukları için bile kapleri dört nala koşmaya başlamıştı.

  Uyumaya devam ederken zil sesini duydum. Başımı kaldırdım ve yarı uyur vaziyette sordum: ‘’Öğle yemeği vakti mi?’’

  Yanımda oturan Wan Er ifadesiz suratıyla cevap verdi: ‘’Daha değil, sadece ilk ders bitti…’’

  ‘Mm, o zaman biraz daha uyuyalım…’’

 “Mm.”

……

  Ağır ağır geçen sabah periyodunda, 3. Dersin bitmesini sabırsız bir şekilde bekliyordum. Doğruldum ve vücudumu esnettim. Ahh, iyi uyuduk ama!

  Aynı sırada sınıfın dışından yüksek sesler geliyordu.

  ‘’Ne oluyor?’’ diye sordu Wan Er.

 Başımı iki yana doğru salladım: ‘’Bilmiyorum, şu artist tiplerden biri olabilir…’’

  ‘’Oh..hangi artist…’’

  Lafını bitirmeden sınıfa yeşil tişörtlü bir kız girdi. Kızın suratı ve vücut kıvrımları hiç de fena görünmüyordu. Yani birçok erkeğin rüyalarını süsleyecek tipten bir kadındı desek yanılmış olmazdık… Sıranın yanında dikilmiş, kıza bakıyordum. Olay kızın güzelliği değil, yüzündeki tanıdık ifadeydi.

  ‘’Kim o?’’ diye sordu arkamdan birkaç çocuk.

  Dört göz gözlüklerini düzeltti ve heyecanlı bir ses tonuyla: ‘’Xu Yue, ekonomi bölümü ikinci sınıf, bölüm başkanı. Ayrıca Liu Hua üniversitesinin en güzel 10 kadın listesinde 9. Sırada. Gerçekten güzelmiş…’’ diye açıkladı.

  Bedenim titremeye başlamıştı. Hassiktir, içimde garip bir his vardı!

  Düşündüğüm gibi Xu Yue bana doğru yürümeye başladı ve bana bir bakış fırlattı: ‘’Sen…Sen Kaygısız Xiao Yao’sun değil mi?’’

  Derin bir nefes aldım: ‘’Öyleysem ne olmuş?’’

  Xu Yue bir kahkaha patlattı: ‘’Alçak herif, ne kadar da kendini beğenmişsin!’’

  Kızın arkasından birkaç erkek öğrenci daha geldi. İçlerinden biri fiyakalı kıyafetleri ve altın kaplama saatiyle dikkatimi çekmişti. Bu herif okulda sözüm ona en yakışıklı öğrenci olarak bilinen Liu Ying’den başkası değildi.

  Liu Ying bana doğru geldi ve ellerini Xu Yue’nin omuzlarına koydu. Başını uzatıp, kızı öptükten sonra bana bir bakış fırlatıp gülümsedi: ‘’Li Xiao Yao, mağarada geberip gitmek nasıl bir his?’’

  Cevap verdim: ‘’Hiç de fena değil…’’

  Herifin suratındaki ifade hemen değişmişti: ‘’Şerefsiz herif, sana biraz yüz veriyorum hemen astarını istiyorsun! Hala kahramanı oynamak mı istiyorsun? Sana bir şey söyleyeyim, Xu Yue benim kadınım. Ne tür hayaller kurduğun beni ilgilendirmiyor ancak Xu Yue’nin yanına yaklaşayım deme. Hiç aynaya baktın mı? Tipsiz herif…’’

  Başımı kaldırdım ve ciddi bir ses tonuyla cevap verdim: ‘’Liu Ying söylesene bana, ben ne zaman Xu Yue’nin yanına yaklaşacağım diye bir şey söyledim? Bu kadın…benim tipim bile değil. Lafı dolaştırma da söyle ne söyleceksen!’’

  Liu Ying’in suratı gitgide çirkinleşiyordu, elini kaldırıp bana uzattı: ‘’Ne söylemek istediğim gayet açık. Aşağılık herif, bir daha gözüme gözükeyim deme sakın. Xu Yue benim kadınım. Senin gibi adamların bu dünyada nefes almaya bile hakkı yok. Ona yaklaşayım deme, anlaşıldı mı? Yalnızca ben böyle kadınlara sahip olabilirim, sakın aklından geçireyim deme şerefsiz!’’

 “…”

  Etrafımızdaki öğrencilerden çıt çıkmıyordu. Herkes benim Xu Yue’yi kovaladığımı düşünmeye başlamıştı. Hatta dört göz bile bana bir bakış fırlatmış ve: ‘’Ah Li. Pek isteklisin değil mi? Böyle bir güzelliği elde etmeye çalışmak…’’ diye söylenmişti.

 “……”

……

  Tam ne diyeceğimi bilemediğim bir konuma gelmiştim ki burnuma tatlı bir aroma geldi. Wan Er’in ne zaman ayağa kalktığını bilmiyordum ancak kollarıma yaslanmış ve omzuma başını koymuştu. Ardından Liu Ying’e gülümsedi: ‘’Oh? Cidden Xu Yue gibilere yakışan bir tip değil mi? Ben öyle düşünmüyorum. Bence Li Xiao Yao hiç de fena bir adam değil…’’

  Söylendikten sonra hemen bana bir bakış fırlattı: ‘’Devam et!!’’

  Boş boş bakındım ancak durumu kavramam uzun sürmemişti. Kollarını tuttum ve pürüzsüz hissiyat bütün vücuduma yayılmaya başladı. Neredeyse çıldıracaktım…

 ‘’Sen!’’

  Liu Ying’in vücudu titremeye başlamıştı. Buraya gelip, bana bulaşmak istemiş ancak böyle bir tepki alacağını hesaba katmamıştı. Xu Yue güzel olsa da Wan Er’e kıyasla ortalama bile sayılabilecek bir kadın değildi. Wan Er’in yardımı sayesinde önümdeki tipler donup kalmıştı!

  ‘’Sen! Bunu unutmayacağım Li Xiao Yao!’’

  Liu Ying elini aynı şekilde kaldırıp bana işaret etti: ‘’Eğer yiyorsa çıkışta arka kapıda buluşalım!’’

  Lafını bitirdikten sonra bir hışımla sınıfı terk etti.

……

 İfadesiz bir suratla oracıkta dikiliyordum. ‘’Eğer yiyorsa çıkışta arka kapıda buluşalım!’’ Bu cümle beni ortaokul yıllarıma götürmüştü…Ahhhh o güzel günler, güzelim hatıralar…

  Yanımda duran Wan Er bana bir bakış fırlattı: ‘’Ne oldu, bırakmak istemiyor musun?’’

  Hemen Wan Er’in kolunu bıraktım: ‘’Öhmm, hanımefendi…’’

  Wan Er cevap vermedi. Oturdu ve önündeki deftere bakmaya koyuldu. Parmağını kaldırdıktan sonra gülümsedi: ‘’Bana borçlandın, unutayım deme…’’

  Ben de oturdum ve kısık bir sesle cevap verdim: ‘’Mm, unutmayacağım…’’

……

  Cheng Yue masaya yayıldıktan sonra Wan Er’e bir bakış fırlattı: ‘’Wan Er, bence demin baya cesurca davrandın. Haksıza karşı çıktın, korkağı kurtaran bir güzellik…’’

  Wan Er arkasına yaslandıktan sonra hafif bir kahkaha patlattı: ‘’Yue, öyle şeyler söylemesene…’’

  Cheng Yue gülümsedikten sonra sordu: ‘’Xiao Yao, Liu Ying seni çıkışta bekleyeceğini söyledi. Gidecek misin? Sanırım herkes kapışmanızı bekliyor…’’

  Cevap verdim: ‘’Neden gidecekmişim ki? O kadar bira ve şaraptan sonra, vücudunun tek bir yumruğu bile kaldırabileceğini sanmıyorum. Nasıl benimle başa çıkabilir? Meseleyi üstelemeyeceğim…’’

  ‘’Oh doğru, Liu Ying niye senden nefret ediyor? Eğer yanlış hatırlamıyorsam oyundaki ismi Batılı Diktatör’dü ve hatta bir klanın başkanıydı…’’

  ‘’Mm, dün gece biraz PK yaptık da…’’

  ‘’Oh, anlaşıldı durum…’’

  Cheng Yue telefonundan internete girdi ve araştırmaya başladı. Bir anda başını kaldırmış ve konuşmaya koyulmuştu: ‘’Waa, Wan Er şuna bak! İlk altın ekipman olan [Yeşim Şehri’nin Kılıcı] düşmüşt! Bu silah kılıç kullananların rüyası resmen. Sunucudaki en değerli silah olduğuna şüphe yok. Acaba hangi şanslının elinde şu an. Hmm, ismin dört hanesi olduğuna göre…Kim olabilir…’’

  Wan Er hafifçe gülümsedi: ‘’Nereden bileyim ben, benim ismimde yalnızca iki hane var. Yoksa…Savaşçı Yan Zhao mu?’’

  ‘’Sanmıyorum…’’ Cheng Yue hemen cevap verdi: ‘’2013’ten beri Prag gitgide güç kaybediyor ve Yan Zhao klanı toparlamak için elinden geleni yapıyor. Eğer kılıcı almış olsaydı ismini herkese göstereceğine şüphem yok. Baksana, ilk bronz başlığı alır almaz ismini açıklamış zaten…’’

  Wan Er bir anda bana bakıp gülümsemeye başladı.

  Hemen başımı kaldırıp sordum: ‘’Oi, neden bana bakıp gülüyorsun?’’

  Wan Er durmadan gülüyordu: ‘’Düşünüyordum da…Senin gibi şansız tiplerin bu kılıcı elde etmesine imkan yok, ismin dört haneli olsa bile…’’

  ‘’Hmph, bekle de sana [Yeşim Şehri’nin Kılıcı]’nı gösterdiğimde konuş. Bakalım o zaman ne diyeceksin?’’

  Wan Er doğruldu ve bana bir bakış fırlattı: ‘’Tamam, bakalım o kılıcı nasıl ele geçirip, beni şaşırtacaksın…’’

 “…”

……

Tick!

  Telefonuma satışa koyduğum 100 altının satıldığını belirten bir mesaj gelmişti. Altınların tanesini 17 Yuan’a (2.7 dolar, dolar 10 lira olacağı için yakında 27 lira deyip geçin. Bkz: Ağlanacak hale gülmek.) sattığımdan toplamda 1700 RMB elde etmiştim. Böylece banka hesabımda 15.000 RMB olmuştu.

  Yemeği yedikten sonra kızları yurtlarına götürdüm. Ardından Song Han’ı aradım.

  ‘’Oh Xiao Yao, noldu? Bir durum mu var?’’

  ‘’Aynen, bir durum vardı. Kader’in bir sonraki başlıkları ne zaman satışa çıkaracağını biliyor musun?’’

  ‘’Sanırım bir hafta içerisinde, niye sordun ki?’’

  ‘’Liu Hua Üniversitesi’nin kuzey girişindeyim. Sana bir şey vermem lazım.’’

  ‘’Tamam, 20 dakikaya oradayım.’’

  ‘’Tamamdır!’’

……

 20 dakika geçtikten sonra 10 yıllık elektrikli motorsiklet görüşüme girmişti. Song Han kaskını çıkardı ve gülümsedi: ‘’Xiao Yao, sorun ne?’’

  Tuttuğum iki plastik poşeti ona doğru uzattım: ‘’Burada 15.000 RMB para var. Sen de 5.000 eklersen yeni çıkacak olan başlıklardan 2 tane alabiliriz!’’

  (Aynen Xiao Yao, paraları plastik poşetlere koyuyoruz, aferin.)

 “Ah! 15.000 RMB!”

  Song Han heyecanlanmaya başlamış olacak ki suratı kıpkırmızı olmuştu: ‘’Ben bir tane alırım, K da bir tane alır. Geriye bir tek Fox kalıyor. Sonunda Zhan Long küllerinden dirilmeye başlıyor!’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Aynen öyle, başlıklar satışa çıkınca hemen almaya git. Ardından K ve Fox’u bul. Bir an önce oyuna girip seviye kasmaya başlayın. Seviye farkını zaman kaybetmeden kapatmanız lazım yoksa Zhan Long’u tekrar kurmamız imkansız.’’

 “Tamamdır!”

  Song Han’ı uğurladıktan sonra rahatlamıştım. Görevimin yarısını yerine getirmiş sayılabilirdim. Zhan Long’u tekrar kurabilmek için biraz daha para kazanmam gerekiyordu!

……