Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

4. Bölüm 34D'yle Tesadüfi Karşılaşma!

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

   Antrenman salonuna girdiğimde, maç yapan iki kişi gördüm. Kılıç darbeleri birbirini izliyordu, üstelik kullandıkları kılıçlar da öyle antrenman kılıçlarından değildi, ikisi de Xiao Hei gibi gerçek ve ağır birer kılıç kullanıyordu!

  İçlerinden biri siyahın ağırlıkta olduğu kıyafetler giyiyordu, dışarıdan görünüşü ise oldukça etkileyiciydi. Dudakları yukarı doğru bükülerek yavaşça bir gülümsemeye dönüştü. Yalnızca tek bir hareketle rakibinin saldırısını savurmayı başarmıştı. Zaten etrafa yaydığı auradan kaybetmeye hiç alışık olmadığı da anlaşılabiliyordu. Meseleyi fazla üstelemeye gerek yoktu zira, bu adamın Tian Xi grubunun efsanevi CEO’su, yani benim işverenim olduğu ortadaydı.

  Wang Xin kolumdan tutarak beni yanına çekti ve: ‘’Müdür Lin, bahsettiğim kişiyi getirdim!’’ diye bağırdı.

 

  Adam kılıcını indirdi ve bana doğru döndükten sonra gülümsedi. ‘’Lider Wang! Sonunda gelebildin. Getir bakalım şu bahsettiğin kişi kimmiş. Baya övmüştün, bakalım dediğin kadar var mıymış!’’

 

  Wang Xin bana işaret ederek: ‘’Bu sana bahsettiğim kişi – Li Xiao Ya. Xiao Li, karşındaki Tian Xi grubunun CEO’su, Li Tian Nan, kendini tanıt bakayım!’’

 

  Lin Tian Nan bana bir bakış fırlattı, suratında herhangi bir ifade yoktu. Elini uzattı ve gülümsedi: ‘’Genç adam, tanıştığımıza memnun oldum!’’

 

  Aynı şekilde ben de elimi uzattım: ‘’Ben de memnun oldum!’’

 

  Şansıma el sıkışırken abartı bir güç kullanmamıştı. Zaten öyle bir şey yapsaydı, ortalığı kan gölüne çevirirdim!

 

  Lin Tian Nan’ın yanındaki adam bana doğru gülümsedi, yüzünde kibrin hakim olduğu bir ifade vardı. ‘’Bunun gibi biri ne işe yarar ki?’’ diye söylendi.

 

  Lin Tian Nan başını iki yana salladı ve: ‘’Li Xiao Yao, bu benim üçüncü kardeşim, Lin Feng. Kardeşim, neden birkaç hamle değiş-tokuşu yapmıyorsunuz?’’

 

  Lin Feng başıyla onayladı ve elindeki kılıçla ilerlemeye başladı. ‘’Nasıl silah kullanacağını biliyor musun?’’

 

  ‘’Tabii ki, uzun mesafe ve kısa mesafe mücadelelerinde deneyimim var.’’

 

 ‘’Kılıç kullanabiliyor musun?’’

 

‘’Evet, deneyimim var!’’

 

‘’İyi o zaman, kılıçta ne kadar deneyimin varmış görelim.’’

  Bunu söyler söylemez Lin Feng elindeki uzun kılıcı havaya kaldırdı, gözlerine keskin bir bakış oturmuştu. Daha önce arkasında duran iki kalıplı adam önüme ufak bir ağaç gövdesi getirdi. İşin enteresan yanı ağaç gövdesinin içine bir de metal plaka yerleştirilmişti. Şans bu ki, metal plaka paslanmaya başlayalı baya bir zaman geçmişe benziyordu.

  Lin Feng gülümsedi: ‘’Tek bir hamleyle ikiye bölebilir misin?’’

  Bunu söyler söylemez elindeki kılıcı havaya savurdu ve metalin metale sürtüşmesinden çıkan yüksek bir ses havada yayılmaya başladı. Ağaç gövdesi çoktan ikiye bölünmüş ve iki parça da yere düşmüştü.

  Leader Wang gördüğü şeyden etkilenmiş olacak ki başını çevirip Lin Feng’e: ‘’Muazzam, muazzam! Li Xiao Yao, sıra sende!’’ diye birkaç övgü dolu kelime söyledi.

  Tek bir kelime etmeden ileri doğru atıldım ve yerden, aynı görünen başka bir kılıcı aldım. Suratımdaki gülümsemeyle birlikte kılıcı hafifçe savurdum ve kılıç ağaç gövdesini delip geçti.

  Bu hareketim Lin Feng’i şok etmişe benziyordu: ‘’Güzel, devam edelim o zaman!’’

   Yalnız Lin Tian Nan ona pek katılıyormuş gibi görünmüyordu: ‘’Kardeşim, daha fazla test yapmana gerek yok. Li Xiao Yao senden daha güçlü.’’

  ‘’Abi, ne demek istiyorsun?’’ diye sitem etti Lin Feng.

  Lin Tian Nan öne doğru atıldı ve eliyle kılıcı işaret etti, ardından da cevabını söylemeye koyuldu: ‘’Kardeşim, evet sen de ağaç gövdesini ikiye ayırmayı başardın ancak kılıcın biraz hasar gördü. Bir de Li Xiao Yao’nun elindeki kılıca bak. İki kılıç da aynı malzemeden yapıldı ancak, onun kılıcında en ufak bir hasar bile göremiyorum. Aranızdaki farkı anlayabildin mi?’’

  Lin Feng’in nefesi kesilmişti: ‘’Bu nasıl olur?’’

  Lin Tian Nan gülümsedi ve cevap verdi: ‘’Sen ağaç gövdesini ikiye ayırmak için saf güç kullandın ancak O, kılıcı içsel enerjisini kullanarak savurdu. Aslına bakarsan ağaç gövdesini ikiye ayıran şey kılıç değildi, kendi iç enerjisiydi. Anladın mı? Tamamdır. Li Xiao Yao, Lider Wang sana güvendiğine göre, senin kişiliğini kontrol etmeme gerek yok. Yarın kızıma eşlik ediyor ve Liu Hua Üniversitesi’ne kayıt oluyorsun. Birinci sınıfa kayıt olacağına göre, sen de birinci sınıftan başlayacaksın. Bugün kayıt işini halletmek için birkaç kişiyi göndereceğim.’’

  ‘’Liu Hua Üniversitesi… Birinci sınıf…’’

  Aklım karmaşa içerisindeydi: ‘’Bay Lin, çoktan yirmi beş yaşımı geçtim, sizce de birinci sınıfa gitmem biraz garip olmaz mı?’’

  ‘’Hiç de değil! Dış görünüş değişse de, herkes genç bir kalbe sahip olabilir!’’

 “…”

  İşte bu gelişmeler yaşandıktan sonra, elimde Xiao Hei ile antrenman salonundan ayrıldım. Arabaya atladıktan sonra Lider Wang beni birkaç konu hakkında bilgilendirmeye koyuldu: ‘’Liu Hua Üniversitesi, halk tarafından kabul görmüş üst seviye okullardan birisidir. Dürüst olmak gerekirse okulun yıllık ücreti epey bir fazla. Lakin endişelenmene gerek yok zira, okul masrafların şirket tarafından karşılanacak. Yine de, dönem sonunda yediden fazla zayıfın olursa, işte o zaman kendini ölü sayabilirsin!’’

  Cidden işi kabul ettiğim için pişman olmaya başlamıştım: ‘’Daha fazla bu hayata devam etmek istemiyorum…’’

  ‘’Kaçışın yok, eğer sözünden dönersen, en azından on yılını hapiste geçireceğine şüphen olmasın!’’

  Yeni bir iş olduğundan, hala daha ayrıntıları tam olarak anlayabilmiş değildim. Lider Wang’dan aldığım 10.000 RMB cebimde duruyordu. Şimdiyse üniversitenin yanında bir ev bulacak ve ondan sonra yaşanacak gelişmelere ayak uyduracaktım.

  Valizi elimde taşırken, üniversitenin önüne doğru yürümeye başladım. Uzaktan okulun çevresi oldukça keyifli görünüyordu. Elimdeki Xiao Hei’yle beraber, kampüsün etrafında bir tur attım ve ardından yakınlardaki emlakçılardan birinin ofisine girdim. Duvara asılmış ilanları incelerken, gözüme takılan bir evin numarasını aldım ve hemen yakında bulunan eve doğru ilerlemeye koyuldum. Kısa bir sürenin sonunda, emlakçıda gördüğüm evin önüne gelmeyi başarmıştım. İlan numarasına ait kapıyı tıklattıktan sonra kapıdan yüz kiloluk bir kadın çıktı: ‘’Eve bakıyorsun değil mi, gel içeri!’’

  İçeri adımımı atar atmaz kaşlarımı çatmıştım. Salonun her yerinde karpuz kabukları vardı ancak beni rahatsız eden görüntü bu değildi. Zeminin tam orta yerinde Durex markalı bir prezervatif duruyordu. Görüntüyle karşılaşır karşılaşmaz bunun iğrenç olduğunu düşünmüştüm. Evet, iğrenç!

  ‘’Geceleri nasıl oluyor? Fazla ses yapıyorlar mı?’’ diye sordum.

  Meselenin bu kısmına dikkat etmek durumundaydım zira, önceki evimde bu konudan oldukça sıkıntı çekmiştim. Öyle ki, bütün komşularımın birer ruh hastası olduğuna şüphem yoktu!

  Tabii her gün yanı başımda 34D gibi bir güzelliğin olacağını hayal etmişken, bunun aksine yaşlı yaşlı amcalarla karşılaşmam da bir ayrı güzellikti! Hele içlerinden Er Hu adlı biri vardı ki, gecenin üçüne kadar kendi kendine oynamayı huy haline getirmişti!

  İstisnasız her gün; sabah, öğle ve akşam çalıştıktan sonra eve döndüğümde, bu yaşlı bunağın işkencesine maruz kalmak durumundaydım. Eğer anılarımdan silmek isteyeceğim bir kısımını seçebilecek şansım olsaydı, ilk kurtulacağım kişi bu yaşlı bunaktan başkası olmazdı.

  Derin düşüncelere dalmışken, ev sahibesinin sözleriyle gerçekliğe döndüm: ‘’Şartlar fena değil, pek gürültü olmuyor. İstiyorsan odaya gir de bak.’’

  Başımı hafifçe öne doğru salladım ve odaya girdim. İçeri girer girmez kulağıma gelen sesler dikkatimi çekmişti. Ara sıra inleyen bir kadının sesi de bu seslerin içine karıştığında, suratım kıpkırmızı kesilmişti. Kusura bakmayın ama, daha bir sevgilim bile olmadığı için buna katlanamıyorum!

  ‘’Kira ne kadar?’’ diye sordum.

  ‘’Üç odalı ev, ayrıca elimde kalan son bina . 400 diyelim. Üç aylık depozito da alacağımı düşünürsek, 1600 RMB fiyat!’’ diye cevap verdi.

  Başımı iki yana doğru salladım: ‘’Biraz abartmıyor musun? Şu evin haline bak, bir de aylık 400 istiyorsun.’’

  ‘’Beğenmiyorsan seni kiralaman için zorlayacak değilim. Ayrıca istersen diğer emlakçılara da bir bak derim, daha iyisini bulamayacağına eminim!’’

  Kaşlarımı çattım ve cama doğru yürüdüm. Perdeyi çektikten sonra karşı binada çırılçıplak bir vaziyette şarkı söyleyen kadını görür görmez kararımı çoktan vermiştim!

  ‘’Anlaştık, tutuyorum!’’

........

   Ertesi sabah kalkar kalkmaz giyinmeye koyuldum, yanıma da ufak valizi almayı ihmal etmemiştim. Şimdilik bu yeri evim olarak kullanacaktım.

  Ağustosun yirmi beşinde Liu Hua Üniversite’si açılıyordu.

  Kapıya ulaştığımda, içerisi insandan geçilmiyordu.

 Telefonum çaldı, arayan Lider Wang’di. Bana kapının hemen sağ tarafında beklediğini söyledi. Onunla buluştuktan sonra, kalabalığa bir bakış fırlattım ve ona: ‘’Lider Wang, şu koruyacağım kişi hakkında bana biraz bilgi verebilir misin?’’ diye sordum

  Lider Wang gülümseyerek cevap verdi: ‘’Tam emin değilim ama, duyduklarıma göre Lin Tian Nan’ın kızı acayip güzelmiş. Üstelik kendisi ara sıra televizyona çıkan starlardan biriymiş!’’

  Başımı öne doğru salladım. ‘’Güzel…’’

  Kısa bir süre sonra, bir Lincoln kapıya yanaştı ve arabanın içinden etrafı korumalarla çevrili bir kız çıktı. Kızın önünde yürüyen adamı yakından tanıyordum, kendisi önceki gün tanıştığım Lin Feng’den başkası değildi.

  Kalabalık kıza yol verdikten sonra, kısa bir bluz giyen güzel kız dikkatimi çekti. Uzun saçları rüzgarda dalgalanıyordu. Kalabalığın içinde bir anda beliren bu güzel surat, insanların dikkatini çekmişti. Gözlerini sonuna kadar açtı ve bana bir bakış fırlattı: ‘’Demek sensin…’

  Vücudum titredi ve kalbim dört nala koşmaya başladı: ‘’Nasıl olur da burada onunla karşılaşırım? Korumam gereken kişi, 34D miymiş yani? Bittim ben, hayatımın sonuna geldim!’’

  Lin Feng gülümsedi: ‘’Oh, birbiriniz tanıyor musunuz?’’ Li Xiao Yao, seni koruman gereken kişiyle tanıştırayım, kendisi abimin değerli mücevheri, Lin Wan Er! Wan Er, hadi yeni öğrenciyle tanış bakalım!’’

 Lin Wan Er ileri doğru atıldı, yanında bavulunu da getiriyordu. Rüzgarın muzip oyunuyla havalanan kısa eteği, bir çift kar beyazı bacağı da gözler önüne sermişti. Yüzüne oturan geniş gülümsemeyle bana: ‘’Li Xiao Yao, tanıştığımıza memnun oldum.’’ Dedi.

  Bu formalite icabı söylenen sözler kulağa ne kadar hoş gelse de, sözlerin arasına gizlenmiş sinsi irade dikkatimden kaçmamıştı.  Aylardan ağustos olduğu için günün sıcak geçmesini beklerken, vücudum tir tir titremeye başlamıştı! Tanrım, geleceğim ellerimden kayıp gidiyor!

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Wan Er, tanıştığıma memnun oldum…’’

  ‘’Hadi kayıt yaptırmaya gidelim.’’

  Kolumdan tutarak beni kayıt masasına doğru sürüklemeye başladı. Aynı sırada, elimde tuttuğum ufak valize de birkaç bakış fırlatmıştı: ‘’Ne taşıyorsun?’’

  ‘’Yemeklerde bana eşlik eden partnerimi!’’

  ‘’Mm…’’

  34D, ya da diğer adıyla Lin Wan Er gülümsedi, hemen arkasını döndü ve korumalara işaret etti: ‘’Tamam, artık gidebilirsiniz. Amca, sen de gidebilirsin!’’

  Lin Feng ve korumalar çay içmek için alanı terk ettiler, tabii bu esnada ben Wan Er tarafından sürükleniyordum. Daha önce üniversitede okumadığım için bana büyük yardımı dokundu.

  Kayıt masasına ulaştığımızda, Lin Wan Er gerekli belgeleri uzattı ve: ‘’ Çin Dili ve Edebiyatı, Lin Wan Er, aynı zamanda… Çin Dili ve Edebiyatı, Li Xiao Yao.’’

  Kayıt masasında görevli olan öğretmen başını kaldırır kaldırmaz ağzı sulanmıştı: ‘’Oh, sen birinci kızlar yurdundasın, yurdun yerini göstermemi ister misin?’’

  Lin Wan Er gülümsedi, gözleri sonuna kadar açılmıştı: ‘’Gerek yok. Li Xiao Yao’nun yurt numarasını söyleyebilir misiniz? Kendisi bana eşlik edeceğinden, yardıma ihtiyacım olmayacak.’’

  Görevli öğretmen ağzından akan salyaları sildikten sonra: ‘’Li Xiao Yao ikinci erkek yurdunda, birbirinize oldukça yakınsınız.’’

  ‘’Teşekkürler.’’

  ‘’Lin Wan Er, lütfen bana mesaj atmayı unutma…’’

   Birinci kız yurduna girdikten sonra, Wan Er’in odasının dördüncü kata olduğunu öğrendik. Önümüze kimse çıkmadığından, valizleri taşımasına yardım ettim. Ardından: ‘’Bayan Lin, bana telefon numaranızı vermeyi unutmayın, sizinle gerektiği anda irtibata geçebilmem gerekiyor.’’

  ‘’Tamamdır!’’

  Numaralarımızı değiştikten sonra Lin Wan Er çantasını açtı. Çantanın içinden iki başlık çıkarmaya koyuldu. Başlıklardan biri kırmızı, diğeriyse beyazdı. İlginçtir ki kırmızı başlığı bana uzattı ve: ‘’Al bakalım, bu senin için.’’ Dedi

  Ne diyeceğimi bilemiyordum. Ağzım ve dilim kurumuştu. Hani o an dışarıda bir bomba falan patlasaydı, açıkçası bu benim pek de umrumda olmazdı.

  ‘’Bu…’’Kader’’in dağıttığı başlıklardan değil mi?’’

  Wan Er cevapladı: ‘’Babam oyunu senin de oynaman gerektiğini söyledi. Böylece sanal dünyada da bana göz kulak olabilecekmişsin. Çoktan meseleyi anladın aslında, değil mi?’’

  Başımı öne doğru salladım ve başlığı aldım. Aklımda uzun zamandır Wan Er’e sormak istediğim bir soru vardı : ‘’Hanımefendi, benden nefret ediyor musunuz?’’

  Lin Wan Er dudaklarını ısırdı ve gözlerime derin bir bakış fırlattı. Ellerini göğüs hizasında birleştirdiğinden, tepecikleri az da olsa gözler önüne seriliydi. Gülümsedi ve soruma cevap vermeye koyuldu: ‘’Bu soruya nasıl bir cevap verebileceğimi inan bilmiyorum. Lakin gelecekte ne olacağını bilmiyoruz, yani sorunun cevabını ileride sana karşı olacak tavırlarımdan anlayabilirsin. Hadi şimdi kendi yurduna git.’’

  Kızlar yurdundan çıktıktan sonra elimdeki kırmızı başlığı sıkıca tutuyordum. Üstelik bu başlık bir de bahsi geçen sınırlı sayıda üretilen başlıklardandı! Kalbim çoktan dört nala koşmaya başlamıştı: ‘’Salla gitsin, benden nefret edip etmediği kimin umrunda! Artık ‘’Kader’’i fethetmek için gerekli bütün imkanlar ayaklarımın önüne serilmiş durumda, kim tutar oğlum artık beni!’’