Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

40. Bölüm Mektup

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

  Eşyalarımı topladım ve gitmek için hazırlanmaya koyuldum ancak bir anda ayaklarım durmuş, vücudum oracıkta kalakalmıştı. Düşüncelerimi toparladım ve kısa bir süre sonra unuttuğum şeyi hatırladım. Uzun zamandır Ba Huang’ın lorduna uğramamıştım. Üst seviye görevlerin birçoğu orada verildiğinden, bir göz atmanın zararı olmazdı!

  Mızrak elimde, Şehir Lordu’nun binasına doğru hızla atıldım. İlk gelişimdeki zamana kıyasla oyuncular burayı keşfetmiş gibi görünüyordu. Çoğu NPC’lerle konuşup, görev almaya uğraşıyordu. Hatta kimileri yerleri siren hizmetçilerle bile konuşuyordu!

  Şehir Lordu Dük Luo Lei’nin yanına çıktım.

…..

  Koyu siyah sakalıyla Luo Lei bana bakıp, gülümsedi. Ağır kolunu omzuma koyduktan sonra söylendi: ‘’Genç şifacı, senin kadar genç bir yetenek bulmak gerçekten her gün yapabildiğimiz bir şey değil. Tamamdır, madem buraya kadar geldin, sana bir görev vereyim.’’

  Dingg!

 Sistem Notu: Karizma puanınız 15’ten yüksek olduğu için ana görevlerden birini açmayı başardınız. [Mektup] görevini kabul ediyor musunuz? (Zorluk Derecesi: AA)

….

 Mektup mu? AA zorluk derecesi mi?

  Gözlerim sonuna kadar açılmış ve AA zorluğunun karşısında donakalmıştım. B seviyesindeki bir görevi yaparken bile birkaç kere öldüğüm düşünülürse, kim bilir bu görevi almaya çalışırsam başıma neler gelecekti? Yine de öylece görevi geri mi çevirecektim? Ardı ardına ölsem bile bu görevi bitirecektim.

 “Ding!”

Sistem Notu: AA zorluğundaki [Mektup] görevini kabul ettiniz.

Görev Açıklaması: Duke Luo Lei’nin mektubunu alarak Anka Vadisi’ndeki General Pei’nin yanına gitmelisiniz. Mektubu ona verdiğiniz taktirde Generalden yeni bir görev alacaksınız!

……

  Mektubu envanterime attım. Etrafa ışık hüzmeleri saçtığı için bunun bir görev eşyası olduğuna şüphe yoktu. Dük Luo Lei mektubu bana verdikten sonra kollarını birleştirdi. 2.5 metrelik devasa boyuyla bir dükten çok bir Barbara benziyordu. Bana bir bakış fırlattı ve söylendi: ‘’Genç adam, o ufaklığı en son yedi yıl önce gördüm. Bu mektubu mutlaka ona ulaştırman lazım!’’

  Kaşlarımı çattım. Hm, Luo Lei’nin ne dediğini anlamasam da görev talimatlarını takip ettiğim sürece bir sıkıntı çıkacağını sanmıyordum. İlk başta Anka Vadisi’ne gidecek ve General Pei’yi bulacaktım!

  Gitme zamanı, hedef: Anka Vadisi!

  Kuzey kapısından çıktım ve etrafımdaki oyuncuları kontrol ettim. Sonuçta [Kahramanın Öfkesi] tarafından saldırıya uğramak istemiyordum. Hemen mızrağımı aldım ve yakınlardaki ormana daldım. Anka Vadisi Ba Huang’ın Kuzey-Batısında, sınıra yakın ve okyanusun yanında yer alıyordu. Haritanın her yeri kızıl noktalarla kaplı olduğundan oradaki yaratıkların benden epey yüksek seviyede olduğunu biliyordum. Tam da NPC’lerin takılacağı bir yerdi yani.

  Yaratık gördüğüm mekanlardan kaçınıyor ve düşük bir profil çizmeye uğraşıyordum. Yaklaşık 50 dakikalık bir yolculuktan sonra ufak bir tepe gördüm. Düşe kalka ilerleye ilerleye sonunda tepenin üstüne çıkmayı başarmıştım. Tepeden aşağı baktığımda şok olmuştum. Gözlerimin önüne serilen vadinin her yerinde NPC askerler geziyordu. O kadar fazla çadır vardı ki, muhtemelen saymaya çalışsam matematiğim yetmeyecekti. Siyah zırhlı şövalyeler, savaş atları ve havada dalgalanan flamalar. Flamaların her birinde Ba Huang’ın şehir amblemi yer alıyordu.

  Tepeden aşağı indiğim sırada kaydım ve düşmeye başladım. Şans bu ki tepenin hemen altında ufak bir nehir bulunuyordu. Uzaktan beni gören NPC askerleri gülmeye başladı: ‘’Şu ufaklık Ba Huang maceraperestlerinden biri mi? Biraz dengesiz gibi görünüyor!’’

  NPC’lere cevap vermedim ve elimde mızrak, kampın derinlerine doğru ilerlemeye koyuldum. Kampın tam ortasına devasa bir çadır kurulmuş ve çadırın önüne de birkaç tane asker yerleştirilmişti. Çadıra adımımı atmadan askerler kılıçlarını kaldırarak beni durdurdu: ‘’Dur! Kimsin?’’

  ‘’Ben de sizdenim!’’

  Omzumdaki Ba Huang amblemini gösterdim ve devam ettim: ‘’Dük Luo Lei’nin emirleriyle buraya General Pei’yi bulmaya gelmiş bir maceraperestim!’’

  ‘’General Pei mi?’’ diye sordu askerlerden biri: ‘’Peki ya buraya dük adına geldiğine dair bir kanıtın var mı?’’

  Mektubu çıkardım ve askere gösterdim: ‘’Bu yeterli olur mu?’’

  Asker mektubu inceledikten sonra kağıdın üstündeki Ba Huang damgasını fark etti.

  ‘’Tamamdır. Benimle gel!’’

  Mızrağıma bir bakış fırlattıktan sonra başını iki yana doğru salladı: ‘’Artık şifacılar asa yerine mızrak mı kullanıyor herhalde, dünya değişiyor desene…’’

……

  Akseri devasa çadırın içine kadar takip ettim. Çadırın ortasına devasa bir masa ve masanın yanında da kızıl zırhlara kuşanmış General Pei duruyordu!

  ‘’General, bu adam size Dük’ten bir mektup getirdiğini söylüyor!

 “Oh?”

 Pei biraz gülümsedi ve kılıcını çekip bana doğru yürümeye başladı: ‘’Evlat, Ba Huang’ın maceraperestlerinden biri olduğunu söylüyorsun ama oldukça zayıf görünüyorsun. Bahse girerim bir tavuğu bile öldürebilecek cesaretin yoktur! Buraya nasıl geldin? Bildiğim kadarıyla Anka Vadisi’nin etrafı tehlikeli yaratıklarla doludur. Senin gibi ufak bir şifacı o yaratıklara nasıl yem olmadı?’’

  Mektubu çıkardım ve gülümsedim: ‘’Eğer bu mektubu size ulaştırmasam, nasıl rahatlayıp, yaratıklara yem olabilirdim ki?’’

  ‘’Haha! Güzel laf!’’

  Mektubu alan Pei’nin yüzü ekşidi. Bana bir bakış fırlattı: ‘’Bu mektup banaymış gibi görünüyordu ancak anladığım kadarıyla başkasına yazılmış. Bu konu hakkında bir şey biliyor musun?’’

  Başımı iki yana doğru salladım: ‘’Bilmiyorum.’’

  Pei dişlerini sıkıp masaya bir yumruk savurdu: ‘’Bencil şerefsiz!’’

  ‘’Sorun mu var?’’ diye sordum.

  Pei’nin suratı öfkeden kırmızıya dönmüştü: ‘’Dük Luo Lei bu ülkenin en saygı gören savaşçılarından birisidir. Sayısız savaşa katıldıktan sonra Ba Huang Şehri’ni kurdu. Luo Lin adında bir oğlu var. Çocuk erken yaşlarda bir dahi olarak görülmeye başladı ancak 16 yaşına bastığında, çoktan ülkenin özel askeri okuluna girip, tanınan bir asker olmayı başarmıştı. 17’sine bastığında Gök Şövalyelerinden biri oldu ve rakibi yok denilebilecek kadar azdı. Buna rağmen 19 yaşına basar basmaz şehri terk edip, herkesi hayal kırıklığına boğdu. Kimsenin gitmek istemediği o yere doğru yola çıkmıştı…’’

 Şaşırmıştım: ‘’Nereye gitti?’’

  ‘’Donmuş Çorak Arazi’ye…’’

  ‘’Donmuş Çorak Arazi mi?’’ daha önce böyle bir yer duymamıştım.

  Pei başını öne doğru salladı: ‘’Ba Huang’ın sınırlarında sayısız yaratık gezse de şehir o kadar da tehlikeli değildir. Ancak bu sınırların ötesinde Donmuş Çorak Arazi diye bir bölge yer alır. Yıldız Sınıfı kılıç ustalarının bile hayatlarını kaybettiği o lanet yer… İşte Luo Lin orada antrenman yapmak istediği için tek başına oraya doğru yola çıktı. Yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyoruz. Bu yüzden bana getirdiğin bu mektubun asıl sahibine ulaştırılabileceğiyle ilgili bir fikrim yok. Evlat, tek başına oraya gidip, hayatını kaybetmene izin veremem!’’

  Hemen cevap vermeyip durumu iyice düşündüm. Birkaç saniye geçtikten sonra yumruklarımı sıktım ve cevap verdim: ‘’Sorun değil. Denemeden pes edemem!’’

  Pei bana bir bakış fırlatıp gülümsedi: ‘’Evlat, hareketlerin bana küçüklüğümü hatırlatıyor. Korkusuz ve tasasız geçen yıllar…Peki öyle olsun, ancak gitmeden önce bana gerçek gücünü göstermen lazım. Yoksa gitmene izin veremem!’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Tamamdır!’’

 “Ding!”

  Sistem Notu: AA zorluğundaki göreviniz [Gücünü Kanıtla!] olarak değişmiştir.

  Görev Açıklaması: Anka Vadisi’nin güney sınırlarında kızıl bir orman yer alır. Ormanda yaşayan haydutlar çevre köyleri yağmalamayı alışkanlık haline getirmiştir. Haydutlarla karşılaştığınızda, en azından 100 tanesini öldürüp, mezarlıktan çaldıkları notlardan 1-7. Sayfaları ele geçirin. Bu sayfaları General Pei’ye getirdiğiniz taktirde büyük bir ödül almanın yanında Generale da kendinizi kanıtlamış sayılacaksınız!

……

  Görevi alır almaz hemen kamptan ayrıldım. Ufak Bobo’yu çağırdıktan sonra vadinin güney-batısına doğru ilerlemeye koyuldum. 5 dakika geçtikten sonra önümdeki orman bir anda kırmızıya dönmüştü. Kızıl Orman’a varmıştım! Gökyüzü kızıl yapraklarla kaplıydı. Manzara o kadar muazzamdı ki, zamanım olsa burada biraz mola verip, keyif yapabilirdim. Ancak zamanım yoktu, ilerlemeye devam ettim. Ormanın derinliklerine doğru giderken gökyüzüne yükselen dumanlar dikkatimi çekmişti. Başımı kaldırıp baktığımda birbiri ardına sıralanmış çadırlar olduğunu gördüm. Her çadırın yanında aşağı yukarı 10 haydut duruyordu.

 Biraz ilerledim ve haydutların özelliklerini incelemeye koyuldum.

【Kanlı Haydutlar】(Normal Yaratık)

Seviye:35

Saldırı: ???

Defans: ???

Can: ???

Yetenek:???

Açıklama: Kana susamış bir grup haydut.

……

  1. seviye bir yaratık olsa da yalnızca uzaktan fiyakalı görünüyordu. Ufak Bobo’ya talimatı verdim ve tek başına dikilen haydutlardan birine saldırmasını söyledim!

  Kombo ve Arı Sokması’na maruz kalan haydut 700 canını kaybetmişti ancak bu yaratıkların 1700 civarı canı vardı.

  ‘’Hassiktir, yabancılar!!’’

  Saldırıya uğradıktan sonra yalnız başına mücadele eden haydut etrafındaki arkadaşlarını çağırmış ve hemen yanında uyuyan haydutlardan biri uyanıp, Bobo’ya saldırmştı!

  Kibirli davranmayıp, hemen [İlk Yardım]’ı kullanarak Bobo’nun canını doldurdum. Aynı zamanda mızrağımı kaldırıp, ileriye de atılmaya hazırlanmıştım. Birkaç tur mücadele ettikten sonra iki haydut da yere yığılmıştı. Lakin manamın büyük bir kısmını da kullanmıştım. Gerçekten yüksek seviye yaratıklarla başa çıkmak hiç kolay değildi.

Pa Ta!

  İkinci haydut öldükten sonra arkasında bir kağıt parçası bırakmıştı. Kağıdı aldığımda bunun [Mezar Soyguncusunun Günlüğü]’nün 3. Sayfası olduğunu gördüm. Üstünde: ‘’Bugün bir mezar daha kazdık. Mezarın içinde bronz kazanlar vardı ancak ne yazık ki çoğu kırılmıştı. Aksi taktirde birkaç altın kazanabilirdik. Belki de altınım olsa evlenebilirdim…’’ yazıyordu.

……

  Sayfayı envanterime attım ve ilerlemeye devam ettim!

  Haydutların seviyeleri yüksekti; bu yüzden verdikleri TP de bir hayli fazlaydı. 2 saatin sonunda 28 olmuştum. Aynı zamanda birkaç haydut öldürmeyi ihmal etmediğim için 1-6 sayfaları toplamıştım. Geriye son sayfa kalmıştı.

…….

  Haydutları öldürürken bir anda haritada mavi noktalar olduğunu gördüm; oyuncular geliyordu!

……

  Sasasasa….

  Kızıl yapraklar ayrıldı ve içlerinden güzeller güzeli bir figür fırladı. Hafifçe eğildikten sonra hemen kayboldu. Ancak o ufak sürede ismini görebilmiştim: ‘’Ebedi Güzellik!’’

  O kadar oyuncunun içinde, yine [Kahramanın Öfkesi]’yle karşılaşmıştım!