Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

41. Bölüm Cang Tong

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

  Birkaç kişinin yaklaştığını görebiliyordum. En önde Batılı Diktatör yürüyordu! Beni görünce bir kahkaha patlatmayı ihmal etmemişti: ‘’Xiao Yao, bu sefer nereye saklanacaksın? Artık sana kimse yardım edemez.’’

”…..”

  Batılı Diktatör’ün hemen yanındaki çimlerde ayak izleri seçilebiliyordu. Muhtemelen Ebedi Güzellik Görünmezlik yeteneğini kullanıyordu. Süikastçilerin Görünmezlik yeteneği özellikle suyla dolu alanlarda yerlerini belli ettiği için işe yaramıyordu.

  Batılı Diktatör’ün arkasında en azından yüz kişi vardı. Tek başıma olduğumdan onlara karşı bir şansım yoktu.

  Döndüm ve dikenli araziye doğru depara kalktım. Laflarına cevap vermek yalnızca zaman kaybı olacaktı. Asıl odağım bu görevi bir an önce bitirip, 30. Seviyeye kasmaktı. [Tedavi] yeteneğim 4. Seviyeye yükseldiğinden artık 600 can dolduruyordu ve Ufak Bobo da neredeyse tek başına bir haydutla kapışabiliyordu.

……

Voosh...

  Birkaç gölge bana doğru saldırıya kalktı ve ben daha tepki veremeden üzerime oklar yağmaya başladı.

  Okları savuşturmaya çalıştım ancak buna rağmen iki tanesi vücuduma saplanmıştı. [İlk Yardım] yeteneğimi kullanarak canımı doldurdum ve başımı kaldırıp 3 rüzgar elfinin bana saldırdığını gördüm. Öndeki okçu bana bir bakış fırlatmıştı: ‘’Xiao Yao, Rüzgar Elfleri buradayken kaçabileceğini mi sanıyorsun? [Kahramanın Öfkesi]’nin peşini öylece bırakacağını düşünmüyorsun ya?

 Sessiz bir çığlık attım. Rüzgar Elflerinden kaçmamın imkanı yoktu zira, 5 ırk içinde bir tek uçabilen onlar vardı. Uzun mesafeli saldırılarıya mücadeleyi kontrol edebiliyorlardı ve Liu Ying’in yanında 10 tane Rüzgar Elfi vardı!

  Liu Ying ve adamları beni takip ediyordu. Aynı zamanda orada bir yerde Liu Ying’in sevgilisi, Ebedi Güzellik’in saklandığını da biliyordum.

  Dişlerimi sıktım; canımı kaybedebileceğimi biliyordum ancak ben öylece pes edecek biri değildim. Eğer ilk başlarda bana saldırmalarına izin verirsem ve isimleri griye dönerse, ismim kırmızıya dönecek diye endişe etmeden onlara saldırabilirdim.

……

Shuaaa!

  Ufak Bobo havada geniş bir yay çizdi ve iğnesiyle okçulardan birini anında öldürdü. Çoktan isimleri griye döndüğünden onlara saldırabilecek durumdaydım. İlk okçuyu öldüren Bobo zaman kaybetmeden ikinciye geçti.

412!

  Rüzgar Elflerinin zayıf oldukları noktalardan birisi de canlarının %80’ini kaybedince kanatlarının kırılmasıydı. Yani canları %20 kalınca uçma özelliklerini kaybediyorlardı.

  Mızrak elimde hemen ileri atıldım. Yere düşen okçunun beline doğru mızrağımı savurdum ve 237 vurarak herifi öldürdüm.

  Ufak Bobo havada kalan son elfi kovalıyordu, üstün çevikliği sayesinde herifi öldürmesi çok zor olmamıştı.

  “Saldırın!”

  Tam ilerlemeye devam edecekken arkamdan tanıdık silah sesleri duydum ve zaman geçmeden sırtıma iki tane mermi saplanmıştı.

257!

224!

 Vakit kaybetmeden [İlk Yardım]’ı kullanarak canımı doldurdum ve Ufak Bobo’ya Piggy’e saldırması için talimat verdim!

  ‘’Süikastçiler yürüyün!’’

 Batılı Diktatör emir yağdırmaya başlamıştı. Ufak Bobo, süikastçilerin [Oyuk] yeteneğine maruz kaldığı için sersemlemişti! Batılı Diktatör bağırmaya devam etti: ‘’Büyücüler, [Keskin Rüzgar]’ı kullanın!’’

  Grupta en azından 10 büyücü vardı ve hepsi de aynı anda yeteneklerini kullanmaya başladı. Ufak Bobo’ya yardım edebilecek durumda değildim.

198!

219!

187!

……

  Ufak Bobo’nun canını dolduracak zaman bile bulamadan yaratık hayatını kaybetmişti.

  Liu Ying ileri doğru atıldı ve kılıcını havaya savurarak bana: ‘’Xiao Yao, intikam zamanı geldi!’’diye bağırdı.

Clang!

  Kadim Mızrağımla Liu Ying’in kılıcına doğru hamle yaptım. Bir kılıç ustasına kıyasla gücüm az olduğundan her saldırıdan sonra geriye çekilmek zorunda kalıyordum. Bir anda sırtım dikenlerden birine yaslandı ve daha fazla geriye gidemediğimi fark ettim. İki savaşçı baltalarıyla bana doğru atıldı ve ikisi de [Ateş Baltası] yeteneklerini kullanarak omuzlarıma saldırdı. Savunacak durumda olmadığımdan darbeleri direkt almış ve öteki dünyayı boylamıştım.

371!

344!

……

  Shuaa!

  Yakınlardaki mezarlıklardan birinde ruh formumda doğmuştum. Ellerimde hiçbir şeyin olmadığını görünce şok olmuştum…Bunun tek bir sebebi olabilirdi, Kadim Mızrağımı düşürmüştüm!

  Dişlerimi sıkıp kendimi toparlamaya çalıştım. Bir şifacı olarak o kadar oyuncuya karşı elimden ne gelebilirdi ki? 5 Rüzgar elfi Ufak Bobo’ya tek atabilecek seviyedeydi ve tek saldırı kaynağım olan mızrağımı da düşürmüştüm!

  Şu anki durumumla en fazla 3 kişiyle mücadele edebiliyordum ancak takım oyunları iyi olduğu taktirde o kadar insanla bile başa çıkmam mümkün değildi.

  Ruh formunda cesedimin olduğu yere doğru hızla ilerledim. Düşündüğüm gibi, Liu Ying ve Ebedi Güzellik cesedimin yanında duruyordu.

  Liu Ying elinde Kadim Mızrağımı tutuyordu: ‘’O eziğin böyle bir silaha sahip olabileceğini kim düşünebilirdi ki?’’

  Ebedi Güzellik cezbedici bir gülümseme fırlattı: ‘’Aynen, O Xiao Yao şerefsizi, hmph, yakışıklı olması dışında başka bir özelliği yok…korkağın önde gideni…’’

  Piggy’nin suratı ekşimiş ve Ebedi Güzellik’e karşı çıkmıştı: ‘’Bence durum öyle değil. Kendini onun yerine koysana; sen bu kadar insanla korkmadan karşılaşabilir miydin? Onu hafife almamamız lazım, ne yapacağı hiç belli olmaz.’’

 “Bah!”

  Liu Ying cesedimi çiğnedi ve söylendi: ‘’Bak nasıl eziyorum, görüyor musun? Kim daha güçlüymüş söyle bakayım!’’

  Piggy ve diğer silahşörler cevap vermedi.

……

“Ding!”

  Bir saat beklesem de gideceklermiş gibi görünmüyordu. Ancak kısa bir süre sonra Yue Qing Qian’dan bir mesaj aldım: ‘’Xiao Yao ge-ge, Batılı Diktatör’ün grubu cesedinin başında mı bekliyor?’’

  (ÇN: Çinlilerin kendilerine çok yakın gördükleri insanlara hitap için kullandıkları bir tabir: Ge-ge)

  ‘’Evet, nereden biliyorsun?’’

  ‘’Merak etme, birkaç adam toplayıp oraya geliyorum!’’

  ‘’Hayır!’’ hemen karşı çıktım: ‘’Bu meseleye Prag’ın karışmasına gerek yok. Ben hallederim.’’

  ‘’Olmaz!’’ ısrar etmeye devam ediyordu: ‘’Merak etme, Prag’ı bu meselenin dışında tutacağım. Arkadaşlarımı alıp geliyorum, 20 dakikaya oradayım.’’

  ‘’Ehm, seni durdurabilecekmişim gibi görünmüyor. Teşekkür ederim Qing Qian.’’

  ‘’Hehe, teşekküre gerek yok!’’

 “……”

……

 Mesaj sekmesini kapattıktan sonra kulaklarımda bir ses yankılandı.

 Sistem Notu: Oyuncu [Cang Yue] size arkadaşlık isteği yolladı, kabul ediyor musunuz?

 Huh, bu kim yahu? İsteği kabul ettim ve gönderenin resmine bakınca şok oldum. Suratı tanıdık geliyordu ancak asıl önemli olan durum bu kızın 32. Seviye bir büyücü olmasıydı!

 “Ding!”

Cang Yue bir mesaj yolladı: ‘’Hehe, kim olduğumu biliyor musun?’’

Cevap verdim: ‘’Dong Cheng Yue?’’

‘’Evet! Lin Wan Er’le Ba Huang’a geldik. Ancak cesedinin başında bekliyorlarmış sanırım?’’

Utanmıştım: ‘’Şey, [Kahramanın Öfkesi] işte…’’

‘’[Kahramanın Öfkesi]’yle aranızda nasıl bir nefret var böyle?’’ Dong Cheng Yue sinirlenmişe benziyordu: ‘’Sen benim arkadaşımsın ve Lin Wan Er de bu konuda benimle aynı fikirde. Nasıl içimizden birini tek başına bırakabiliriz? Eğer bizim adımızı lekelersen bu hiç hoş olmaz…’’

Ne diyeceğimi bilemiyordum: ‘’Lütfen, beni şehirde bekleyin!’’

‘’Tamamdır, acele et de diril!’’

 “Mm….”

…… 

  Çok zaman geçmeden ormanın yanında bir grup insan belirdi ve gördüğüm kadarıyla grubun içinde Prag’ın ikizleri, Qing Qian ve Wei Liang vardı!

  ‘’Hassiktir!’’

  Batılı Diktatör bir anda doğruldu ve başını çevirip gelen gruba baktı: ‘’Hassiktir Prag geliyor. Çabuk, herkes hazırlansın, fazla kalabalık değiller!’’

  Birkaç tane kılıç ustası ileri atıldı ve rakiplerini karşıladı. Ancak Qing Qian’ın hareketleri bir hayli çevikti. Göz açıp kapayıncaya dek defansı yarmış ve [Kahramanın Öfkesi]’nin büyücülerine doğru ilerlemeye koyulmuştu. Büyücülere varmadan bir ışık hüzmesi dalgalandı ve bi randa 30’u aşkın Prag oyuncusu belirdi!

  Anında kıyasıya bir mücadele başlamış ve ortalık savaş alanın dönmüştü. Sağda solda oyuncular can veriyordu.

Diril!

  Vücudum hala yerde yatıyordu. Hemen Bobo’yu çağırdım ve [Tedavi]’yi kullanarak canımı doldurdum. Ardından elimde silah olmadan saldırmaya koyuldum. Aynı zamanda Bobo’ya da [Kahramanın Öfkesi] şerefsizlerine saldırması için emir vermeyi ihmal etmemiştim! İlk başta büyücülerden kurtulmam gerekiyordu. Aksi taktirde Qing Qian’ın getirdiği insanlar yeterli gelmeyebilirdi.

Clang!

  Havada iki hançer birbiriyle çarpıştı ve Qing Qian birkaç adım geri çekilmek zorunda kaldı. Tabii diğer hançeri tutan Ebedi Güzellik de geriye çekilmek durumunda kalmıştı.

  Qing Qian Ebedi Güzellik’in suratına bir bakış fırlattı ve dişlerini sıkarak: ‘’Hmph, bu kadın mı Xiao Yao’ya zarar verdi? Aşağılık…’’dedi.

  Xu Yue’nin suratı çirkin bir hale bürünmüştü: ‘’Geber!’’

  İki saniye içerisinde Xu Yue, Qing Qian’ın [Kan] ve [Arkadan Bıçaklama] kombosu altında can vermişti. Kendini savunma fırsatı bile bulamamıştı!

…….

  Beni fark eden Batılı Diktatör hemen kükremeye başladı: ‘’Kaygısız Xiao Yao dirildi! Herkes ilk önce önü öldürsün!’’

  Zaman geçmeden herkesin hedefi haline gelmiştim ve Qing Qian’ın sesini duydum: ‘’Xiao Yao dikkatli ol!’’

  [Keskin Rüzgar] ve [Patlayan Kayalar] tarafından yok edilmek gerçekten bir saniyemi bile almamıştı. Eh, yine ölmüştüm. Böylece 26. Seviyeye geri dönmüş ve aynı sırada Qing Qian’ın ekibine girmiştim. Ekipte yaşayan iki insan vardı: Qing Qian ve Wei Liang.

  Mezarlıkta uyandıktan sonra hemen ona bir mesaj yolladım: ‘’Geliyorum, 7 dakika sonra oradayım!’’

 ‘’Merak etme… [Kahramanın Öfkesi]’nden geriye fazla kişi kalmadı. Batılı Diktatör bile kardeşimin hançerine can verdi…’’

 ‘’Mm, güzel…’’

……

 Ancak birkaç saniye geçtikten sonra Qing Qian’ın çığlığını duydum: ‘’Waa, bu…’’

 Başımı çevirdiğimde Qing Qian’ın ruh formunda dikildiğini görmüştüm: ‘’Kim olduğunu bilmediğim bir süikastçi gelip beni ve kardeşimi öldürdü…’’

 “……”

……

  Birkaç dakika sonra savaş alanına geri dönmüştüm ancak mücadele çoktan sona ermişti. Kim bilir burada neler yaşanmıştı!

  Yakınlardaki ağaç dallarından birinden bir çift kar beyazı bacak sallanıyordu. Deri zırh giyen genç bir kadının belinden kızıl bir hançer sarkıyordu. Sol elinde ağır çelikten yapılmış bir şemsiye tutuyordu ve suratı akılalmaz derecede güzeldi. Omuzlarının üstünde altın harflerle birkaç kelime yazıyordu: ‘’Fan Shu Şehri’nin 3 Numaralı Oyuncusu’’ ki bu da kimliğini açıklıyordu. Orada oturmuş, keyifle etrafa bakıyordu: ‘’Hadi! Dirilin de göreyim! Benim adamıma dokunmak neymiş göreceksiniz!’’

  Ne diyeceğimi bilmiyordum. Kızın ismine baktığımda ve suratını incelediğimde içimde garip bir his oluşmuştu.

İsim: Cang Tong Seviye-32 Süikastçi

……

Shasha!

 İki ruh bir anda dirildi ve Qing Qian’la Wei Liang ayağa kalktı. Hançerlerini aldıkları gibi ağaçta oturan figüre doğru saldırıya geçmişlerdi: ‘’Öldüreceğim seni!’’

  Yabancı kadın daldan atladı ve ona doğru koşan ikiliye birer bakış fırlattı. Sağ elinde bir hançer belirmiş ve Qing Qian’ın darbesini savurmuştu. Sol elindeki şemsiyeyi havaya savurmayı da unutmamıştı!

Bang!

  Şemsiye açıldı ve Wei Liang geriye çekilmek zorunda kaldı.

  Mücadeleyi ağzım açık izliyordum. Qing Qian ve Wei Liang Prag’ın üyeleri olmalarına rağmen bu kadına karşı hiçbir şey yapamıyorlar mıydı? Bu…Kadın fazla güçlü değil miydi yahu?

……

Sha!

 Dirildim ve hemen Qing Qian’ın canını doldurdum: ‘’Durun!’’

 Üç güzellik de dönüp bana bakmaya başladı.

 Biraz utanmıştım: ‘’Hepimiz aynı taraftayız…Hanımefendi, buraya nasıl geldiniz?’’

Seviye 32 bir süikastçi olan Cang Tong Wan Er’den başkası değildi! Zaten başka kim olacaktı ki? Elinde şemsiye, bana güzel gözleriyle bakan bir Ay Elfi: ‘’Başının belada olduğunu duyduğumdan gelip bir bakayım dedim…’’