Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

44. Bölüm Ejderha Şehri

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

  Ling Wan Er gülümsedi: ‘’Evet, Li Xiao Yao. Dong Cheng’le sana buraya kadar eşlik edeceğimizi söylemiştik. Daha fazla yaratıkla karşılaşmayacağımızdan biz Fan Shu Şehri’ne geri dönüp, evcil hayvanlarımıza seviye kasacağız. Umarım 40. Seviyeye ulaşmayı başaran ilk şifacı olursun…Oh, bu arada sakın öleyim deme…’’

 “……”

  İkisi de ışınlanma kağıdı kullanıp, şehirlerine geri dönmeye koyulmuştu. Ufak Bobo’nun başını okşadım: ‘’Hadi bakalım! Bir dahaki buluşmamızda onlara gerçek gücümüzü göstermemiz lazım!’’

……

  Kutup Ayısından düşen beyaz asayı elime aldım. +50 saldırı puanı katmasının yanında başka bir özelliği yoktu. Yine de hiç yoktan iyiydi. Karlı araziye doğru ilerlemeye koyulduk.

 “HouHou…..”

  Dağlardaki kurtların ulumaları kulaklarıma ulaşsa da onlara dikkat etmiyordum. Muhtemelen seviyeleri yüksekti; onlara karşı nasıl mücadele edebilirdim ki?
  Vadide ilerlerken vücudum titremeye başlamıştı…İlk başta bunun soğuktan dolayı olduğunu sanmıştım ancak yere baktığımda toprağın titrediğini görmüş ve ne olduğuna anlam verememiştim!

  ‘’Neler oluyor?’’ asayı sımsıkı kavradım.

  Tam bu sırada yüz metre ilerideki tepede devasa bir figür ortaya çıktı. Elinde taştan yapılma bir tokmak tutan bu canavarın en azından on metreye ulaşan bir boyu vardı! Bedeni yemyeşil tüylerle kaplıydı ve suratında yalnızca bir göz yer alıyordu. Tam bir kiklopa benziyordu; Hay böyle işe, efsanevi yaratıklardan biriyle karşılaşmıştım!

 “Pow!”

  20 santimlik bodur çalıların arasına saklanmaya uğraştım ve kiklopu incelemeye koyuldum.

  Seviye: ???

  Özellikleri: ???

  Böyle bir yaratığın yanına yaklaşacak kadar salak değildim zira nefesiyle bile beni öldürebilirdi!

 “HouHou…..”

  Kiklop önündeki siyah kaplana kükrüyordu. Kaplanın hafife alınacak bir hali yoktu; vücudu kızıl alevlerle kaplı olan yaratık ağzını açıp, kiklopa doğru kükremeye başladı.

  Tek gözlü dev anında çılgına dönmüş ve hemen tokmağını savurmaya koyulmuştu.

  Bang!

  Tokmak devasa kaplanın başına inmiş ve etraf kan gölüne dönmüştü. Yine de Kaplan pes edecekmiş gibi durmuyordu. Hemen pençesini kaldırdı ve devin sol ayağına bir hamle yaptı. Yaratığın bacağından etrafa yayılan kanlar gerçekten dehşet verici bir görüntü oluşturuyordu. Zaman geçmeden bütün zemin kana bürünmüş ve yaratıkların kıyasıya mücadelesi bir çıkmaza girmişti.

……

  Dişlerimi sıkıp bir fırsat kollamaya başladım. İki devin de canı inince ileri atılacak ve…ve ne yapacaktım?! Bu yaratıkların canları fazlaydı ve seviyeleri de en azından 100’ün üzerinde görünüyordu. Ufak Bobo’nun bu yaratıklara bir çizik bile atamayacağını biliyordum ve intihar etmek gibi bir niyetim de yoktu..

  Oracıkta salak salak dikilmeye devam edip, yaratıkların vahşi mücadelesini izlemeye koyuldum.

  Birkaç dakika geçtikten sonra bir kükreme daha duymuştum. Tepenin zirvesinde elinde zincirler tutan bir barbar belirmiş ve yaratıklara doğru ilerlemeye başlamıştı: ‘’Sizi et parçaları, ne cürretle Ejderha Şehri’nin sınırlarında gezebiliyorsunuz? Gelin bakayım, sizi şehirde aç bekleyen insanlara yem yapacağım!’’

  Voosh!

  Bir anda zincirini ileri doğru savurdu ve hedef aldığı yaratık ne olduğunu bile anlamadan yere yığıldı. Tek darbede hayatını kaybetmişti!

  Herife bir bakış fırlatıp, özelliklerini incelemeye çalıştım.

 [Hayvan Terbiyecisi Dalin]

Seviye: ???

Saldırı: ???

Defans: ???

Can: ???

Yetenek: ???

Açıklama: Ejderha Şehri’nin koruyucularından biridir. Hayvan Terbiyecisi Dalin, Ejderha Şehri’nin sınırlarında boy gösteren yaratıkları temizlemek ve sınırları gezen insanlara güvenli bir yol rotası açmakla görevlidir. Bunun yanında kendisi yeni askerleri eğitmeye uğraşır. Eğittiği askerler Ejderha Şehri’nin yegane sahibi, Luo Lin’e sonsuza dek bağlı kalmaya yemin etmiş kişilerdir!

……

 Hayvan Terbiyecisi mi?

  Kafam karışmıştı ancak haritaya baktığımda, Ejderha Şehri’nin tam önümde yer aldığını görebiliyordum. Yüzlerce metre yüksekte, karlı dağların tepelerinde yer alıyordu. İlk başta binlerce yıldır terk edilmiş bir şehir gibi görünse de, aslında hiç de öyle bir yer sayılmazdı. Gee, bu mucizevi bir şehirdi, merak ediyorum da, acaba orada bir de ejderha var mıydı?

  Bu tarz düşünceler kafamda yankılanırken Dalin zincirlerini kiklopun boynuna doladı ve bir anda kendine doğru çekti.

  Splat!

  Kiklopun kafası vücudundan ayrılmış ve yaratık ağır ağır karlı zemine yığılmaya başlamıştı!

  Dişlerimi sıkıp, sahneyi izlemeye devam ettim. Hassiktir! Böyle Boss seviyesinde olan bir NPC’nin tırnağını bile kanatabilecek gücüm yoktu!

  Tam o sırada, etrafımda bir tehlike olduğunu hissettim ve vücudumdaki bütün sinirler bana kaçmamı söylemeye başladı! Durum iyi değil, fark edilmiştim!

  Asamı kavrayarak geri çekilmeye başladım. Ancak Dalin bana doğru hamle yapmış ve Bang! Önümdeki karlı zemin yerle bir olmuştu. Bana öfke dolu bir bakış fırlattı: ‘’Evlat, kimsin sen? Neden Ejderha Şehri’ne geldin? Yoksa sen Alevli Bulut Şehri’nin casuslarından biri misin? Seni geberteceğim!’’

  Birkaç adım geriye attıktan sonra doğruldum, omzumdaki amblemi göstererek, titreyen bir ses tonuyla: ‘’Ben…ben Ba Huang Şehri’nin maceraperestlerindenim! Buraya birini aramak için geldim!’’ dedim.

  ‘’Oh, öyle mi?’’

  Dalin’in gözlerindeki öfke dinmeye başlamıştı: ‘’Ba Huang’ın veletlerinden biri Ejderha Şehri’nin sınırlarında dolaşıyor. Kimi kandırmaya çalışıyorsun? Hmhp, bu dünyada Ejderha Şehri’ni bilen kişilerin sayısı ne kadar biliyor musun? Bilenler bile buraya gelmeye cesaret edemiyor. Kuzeyin soğuğu ve yaratıkların heybetine karşı kuyruklarını kıstırıp, burayı bilmiyormuş gibi davranıyor korkak herifler! Yani bana gerçekleri söylüyor olamazsın!’’

  Cevap verdim: ‘’Korkak… Ne korkağı? Buraya geldiğime göre birkaç yaratıktan korkacak değilim ya! Nasıl buna korkaklık diyebiliyorsun?’’

  ‘’Ne? Cidden birini mi arıyorsun?’’

  ‘’Evet!’’

  Dalin gözlerini kısıp bana bir bakış fırlattı: ‘’Kimmiş bu aradığın kişi?’’

   Mektubu çıkardım ve cevap verdim: ‘’Luo Lin adında bir adamı arıyorum…’’

  ‘’Ah?!’’ Dalin titredi ve hemen söylenmeye başladı: ‘’Luo Lin…Sen…Kral Luo Lin’i, Ejderha Şehri’nin kralını mı arıyorsun? Gerçekten bir casus olmalısın. Buraya kralı öldürmek için geldin, değil mi?!’’

  Ona bir bakış fırlattım: ‘’Tek başıma kralı nasıl öldürebilirim ki? İstersen mektubun üstündeki mühre bak. Eğer Luo Lin Ejderha Şehri’nin kralıysa, o zaman bu mektup da kralın babası tarafından yazılmış bir kağıt parçasıdır!’’

  ‘’D…doğruyu mu söylüyorsun?’’

  Dalin hemen mektubu açtı ve şok oldu: ‘’Bu imparatorluk yazışmalarını anlamıyorum ancak bu mühür…Yanlış hatırlamıyorsam kral Luo Lin’in böyle bir madalyonu vardı! Gerçekten Ba Huang’ın yolladığı elçilerden biri misin!? Tamamdır, hemen seni Luo Lin Wang’a götüreceğim, o zaman casus olup olmadığını anlarız!’’

  Lafını bitirdikten sonra Dalin omuzlarımdan tutup beni havaya kaldırdı. Birkaç dakika geçtikten sonra yaratıkları da zincirlemiş ve kükreyerek dağa doğru ilerlemeye koyulmuştu. Rüzgarın uğultusu kulakarımda dalgalanıyor ve kar hiç durmadan gökyüzünden boşalıyordu. Hassiktir, bu nasıl bir soğuk böyle! Göz açıp kapayıncaya dek şehrin önüne ulaşmıştık. Dalin hemen başını kaldırdı ve kükredi: ‘’Ben Dalin, halatı gönder!!’’

  Voosh!

  Demirden yapılmış bir zincir şehir duvarlarından sarktı ve Dalin beni yaratık cesetlerinin üstüne koyduktan sonra tek eliyle zincire tırmanmaya başladı.

  Pa!

  Bir anda şehir zeminine düşmüştüm. Ayaklarımı kontrol ettikten sonra cesetlerin üstünden zıpladım ve önümde buzla kaplı bir yol olduğunu gördüm. Bunun yanında şehirde gezinen birkaç asker de dikkatimi çekmişti. Lakin hepsi pelerin giydiğinden figürleri tam olarak seçilemiyordu.

  ‘’Hadi evlat!’’

……

  Dalin beni sürüklüyor ve şehirdeki koridorların birine doğru beraber ilerliyorduk. Uzakta antrenman yapan genç savaşçıları görebiliyordum. Onlardan daha da ileride bir grup süvari beyaz atlarını sürüyordu. Sürücülerden biri bize doğru depara kalktı; üstünde beyaz bir pelerin vardı. Atından indi ve Dalin’in önünde dikilmeye başladı. Pelerinini çıkardıktan sonra gözlerimin önüne güzeller güzeli bir surat serilmişti. Kadın Dalin’e bir bakış fırlattı: ‘’Bugün bize ne getirdin?’’

  Dalin gülümseyerek cevap verdi: ‘’Kaptan Frost, bize neredeyse 15 gün yetecek kadar et ve Luo Lin’e mektup getirdiğini söyleyen bir casus getirdim…’’

  Dişlerimi sıkarak araya girdim: ‘’Ben casus falan değilim!’’

  Güzeller güzeli NPC kadının başının üstünde birkaç kelime yazıyordu: [Ejderha Şehri’ndeki Ejder Sürücülerinin Kaptanı, Frost]. Bana yaklaştı ve bir bakış fırlattıktan sonra: ‘’Yüce kralımız Luo Lin senin casus olup olmadığını anlayacaktır! Benimle gel, seni krala götüreceğim!’’

  ‘’Tamam…’’

……

  Kılıçlarla kuşanmış dört muhafız sözüm ona ‘güvenliğim’ için beni takip ediyor ve ben de kalenin içine doğru ilerleyen Forst’un peşinden gidiyordum. Uzun bir tüneli geçtikten sonra sonunda salona ulaşmayı başarmıştık. Etraf oldukça sade ve ihtişamdan yoksundu. Tek bir masa bile görmek mümkün değildi. Elinde kılıç tutan siyah saçlı bir adam salonun ucunda dikiliyordu; kılıçları andıran kaşları çatılmıştı. Başının üstüne birkaç kelime yazıyordu: ‘’Ejderha Şehri’nin Kralı Luo Lin’’

 “Efendim!”

  Frost tek dizinin üstüne çöktü ve saygıyla söylendi: ‘’Devriyeden geri döndüm. Yanımda casus olabileceğini düşündüğüm bir elçi de getirdim…’’

  ‘’Oh, gerçekten mi? Bir elçi getirdin demek?’’

  Luo Lin başını kaldırıp bana baktı. Parıldayan siyah gözleri bilgeliğin ve cesaretin ışığıyla aydınlanmıştı. Neredeyse kalbimi okuyabildiğini düşünmüştüm. Yavaşça söylendi: ‘’Genç maceraperest, ne tür bir mektup getirdin bana?’’

  Mektubu ona uzattım ve sessizce beklemeye başladım.

……

  Luo Lin mektubu okumaya başlar başlamaz vücudunun kontrolünü kaybetmiş, gözleri kan çanağına dönmüştü. Nihayet doğrulmayı başardı ve yumruklarını sıkarak rahat bir nefes aldı: ‘’Ülkemi ve babamı yüzüstü bıraktım…’’

  Frost ona doğru bakıp: ‘’Lordum, sorun nedir?’’ diye sordu.

  ‘’Hiçbir şey…’’ Luo Lin elini havaya savurdu ve konuşmaya devam etti: ‘’Zamanında, ülkemi yüzüstü bırakıp bu çorak araziye gelmiştim. Burada Ejderha Şehri’ni kurdum ancak, babamın beklentilerini karşılamayı başaramadım. Şimdiyse babam, Dük Luo Lei, benim hayatta olup olmadığımı öğrenmek için bu mektubu yazmış, benden cevap bekliyor.’’

  Frost başını öne doğru salladı: ‘’Lordum, bu gayet normal. Ba Huang’a yazacağınız cevabı bizzat götüreceğim!’’

  ‘’Hayır!’’

  Luo Lin başını iki yana doğru salladı: ‘’Kaptan Frost, sen Ejderha Şehri’nin insanlarından birisin. Ba Huang’ı tanımadığın için oraya gidebileceğini sanmıyorum. Maceraperestin götürmesi daha iyi olur…’’

  ‘’Emredersiniz Lordum!’’

……

  Ellerimi ovuşturdum. O kadar ölüm tehlikesi atlattıktan sonra nihayet AA zorluk seviyesine sahip olan görevi bitirmeye yaklaşmıştım. Sistemin beni nasıl ödüllendireceğini bilimesem de, olağanüstü ödüllerimi aldıktan sonra [Kahramanın Öfkesi]’ne güzel bir ders vermeyi ihmal etmeyecektim!