Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

45. Bölüm Gümüş Bağcıklı Savaş Botları

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

  ‘’Benimle gel, sana yolu göstereceğim!’’

  Luo Lin cevap mektubunu yazıp bana verdikten sonra Kaptan Frost’un ağzından birkaç kelime dökülmüştü.

  Elimde mektup, kadını takip etmeye koyulmuş ve bu esnada onu incelemeyi de ihmal etmemiştim. Uzun saçları omuzlarından dökülüyor ve derinlerinde sakladığı narin yanını açığa çıkarıyordu. Yine de elinde tuttuğu yeşim kılıcın heybeti durumu dengeliyordu. Zarif ve düz bacaklarına bir çift bot eşlik ediyor, karlı zeminde ufak ayak izleri bırakıyordu.

 Dışarı çıktığımızda bulutlu gökyüzüne bir bakış fırlattım. Bu esnada Frost kaşlarını çatmış ve söylenmeye başlamıştı: ‘’Bu yıl kış erkenden bastırdı. Yeterince odun ve erzak toplamayı başaramadık. Ormanlar yaratıklarla dolup taşarken, bizim elimizde çok az adam var. Bu kışı atlatabileceğimize emin değilim.’’

   Hayvan Terbiyecisi Dalin elinde zincirlerle yanımızda belirdi: ‘’Kaptan Frost, endişelenmenize gerek yok. Ejderha Şehri’ndeki insanların aç kalmasına izin vermeyeceğim. Yedi imparatorlukta bir sürü yetenekli savaşçı olsa da, ne yazık ki hiçbiri böyle kasvetli ve çorak bir araziye gelmek istemiyor. Sonuçta kim aç kalmak ister ki…’’

  Frost göz kapaklarındaki kar tanelerini sildikten sonra ciddi bir ses tonuyla konuşmaya başladı: ‘’Daha fazla adama ihtiyacımız var. Ejderha Şehri’nin kuzeyinde şeytani bir gücün varlığını hissetmeye başladım. Ejderha Şehri’nin bu dağlara kurulmasının tek sebebi, şeytani varlıkların imparatorluğa girmesini engellemekti. Bu yüzden şehri savunmak için daha fazla adama ihtiyacımız var!’’

 Dalin gülümsedi: ‘’Biliyorum Kaptan Frost. General Pei’nin ordusundan birkaç adamı ikna etmeye uğraşacağım!’’

  Kaptan Frost’un suratı ekşimişti: ‘’Eğer Ejderha Şehri’ni korumak için gönüllü olmayacaklarsa, onlarla uğraşmanın ne anlamı var ki? Ayrıca oradaki adamların bizim askerlerimizle boy ölçüşebileceğini düşünmüyorsun ya? Burada eğitim görüp, kendini geliştiren her asker, dış dünyadaki 10 adama eşdeğerdir! Korkaklarla işim yok. Bir de onlara zaman ayıramam…’’

  Dalin hayal kırıklığına uğramıştı: ‘’Ne istiyorsunuz o zaman?’’

  Captan Frost başını iki yana salladıktan sonra cevap verdi: ‘’Bilmiyorum…’’

……

  Kenarda sessiz sessiz onları dinliyordum. Sonunda cesaretimi topladım ve elimdeki asayla ileri doğru atıldım: ‘’Ben…aslında ben Ejderha Şehri’ne katılmak istiyorum. Ancak beni ister misiniz bilmiyorum…’’

  ‘’Oh, gerçekten mi?’’

   Dalin bana bir bakış fırlattı ve başını arkaya atıp geniş bir kahkaha patlattı. Keyifli kahkahasını bitirdikten sonra başını indirmiş ve gözlerinden akan yaşları silerek bana bakmıştı: ‘’Wow, haha, garip birisin cidden…ancak…senin gibi narin bir şifacı Ejderha Şehri’ne mi katılacak? Lütfen ama, güldürme beni! Vahşi yaratık avlamayı falan biliyor musun bari? Bir kiklop öldürebilir misin? Eğer bunları yapamayacaksan bu şehrin atları besleyecek adama ihtiyacı yok!’’

  Dişlerimi sıkıp, Dalin’e öfke dolu bir bakış fırlattım.

  Kaptan Frost aramıza girmiş ve durumu gözleriyle incelemeye koyulmuştu. Bir anda omuzlarıma bembeyaz bir el dokunmuş ve kadın gülümsemişti: ‘’Yeteneğin fena değil, ancak sınıfın sana hiç uymuyor. Bir savaşçı olarak doğmuş olmana rağmen neden şifacı olmayı seçtiğini bilmiyorum. Yine de, şehre katılma konusunda gerçekten istekli misin?’’

Başımı öne doğru salladım: ‘’Evet, hem de çok!’’

  Kaptan Frost bir kahkaha patlattı: ‘’Ama sen Dük Luo Lei’nin emirleri altındaki Ba Huang maceraperestlerinden birisin! Neden Ba Huang’ın onurunu bir kenara bırakıp bu soğuk ve yemek kıtlığı yaşadığımız şehre katılmak istiyorsun? Söylesene bana, bunun arkasındaki sebep nedir?’’

  Hemen elimi havaya kaldırıp cevap verdim: ‘’Çünkü Ba Huang’daki insanlarla iyi geçinemiyorum!’’

  Frost başını iki yana sallayıp gülümsemiş ve soğuk suratı biraz da olsa normal insanlarınkine benzemeye başlamıştı: ‘’Oh, umarım söylediklerin doğrudur…’’

  Ne diyeceğimi bilemiyordum, sonuçta dediklerim doğruydu! [Kahramanın Öfkesi]’yle başım belada olduğundan Liu Ying parayı basıp, gece gündüz beni kovalamaya başlamıştı. Üstelik gün geçtikçe klanı daha da güçleniyor ve ben de ölmeye devam ediyordum. Cesaretim olsa bile yeterli güce sahip değildim. Eğer Ejderha Şehri’ne katılabilirsem, her gün canımdan olacağım diye endişe etmeme de gerek kalmayacaktı!

  Dalin ısrar etti: ‘’Kaptan, sakin olun. Bu çocuk muhtemelen bir tavuğu bile öldürecek güce sahip değil. Eğer Ejderha Şehri’ne katılırsa askerlerimizin ortalama gücünü düşürür! Bu konuya dikkat etmeniz gerekiyor, sırf yakışıklı diye…’’

  Frost hemen araya girmiş ve öfkeyle söylenmişti: ‘’Ne demeye çalışıyorsun!?’’

   Dalin’in vücudu titremeye başladı ve adam hemen dizlerinin üstüne çökerek: ‘’Bu askeriniz söylediği aptal şeyler yüzünden ölmeye hazır, lütfen bana gerekli cezayı vermekten çekinmeyin!’’ dedi.

  Frost adama cevap vermemiş, bunun yerine bana bir bakış fırlatmıştı: ‘’Genç şifacı, kararımı verdim. Ancak Ejderha Şehri’ne katılabilmen için kralın onayını alman gerekiyor. Bu yüzden ilk önce Dük Luo Lei’den bir onay mektubu almalısın. Ancak o zaman bizden biri olabilirsin!’’

  Derin bir nefes alıp cevap verdim: ‘’Tamamdır, size hayal kırıklığına uğratmayacağım!’’

  Lafımı bitirdikten sonra ışınlanma kağıdını çıkardım.

Shua!

  Ba Huang’a döndükten sonra hemen Lord’un binasına doğru ilerlemeye koyuldum. Dük Luo Lei tahtında oturuyordu. Yanına geldiğimde hemen ayağa fırladı. Suratındaki garip ifade bir anda gülümsemeye dönüşmüştü: ‘’Genç adam, bana ne haber getirdin söyle bakalım!’’

  Luo Lin’in mektubunu çıkarıp, cevap verdim: ‘’Soğuk ve çorak arazide Luo Lin’i bulmayı başardım. Buyrun efendim, bu size yazdığı cevap mektubu!’’

  ‘’Ah!’’

  Luo Lei heyecanlamış ve titreyen elleriyle mektubu eline almıştı: ‘’Oğlum ölmemiş, hala yaşıyor…’’

  Mektubu okumayı bitirdikten birkaç saniye sonra konuşmaya başladı: ‘’Bu gelişmelerden haberim var, Ejderha Şehri’nin erzağa ihtiyacı olduğunu biliyorum. Ancak Donmuş Çorak Arazi benim sınırlarımın dışında kalıyor. Erzaklara eşlik etmesi için 100 asker yollayacağım. Elimden yalnızca bu kadarı geliyor. Hatta bu yaptıklarım bile İmparatorlukla imzaladığım anlaşmayı bozacak nitelikte olan şeyler. Umarım oğlum kusuruma bakmaz.’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Size minnettar kalacağına şüphem yok efendim!’’

  Luo Lei gülümsedi ve bana baktı: ‘’Genç adam, bana yardım ettiğin için sana teşekkür ediyorum. Al bakalım, ödülün burada!’’

……

“Ding!”

  Sistem Notu: Tebrikler!!! AA ana görevi olan [Mektup]’u tamamlamayı başardınız. Ödül olarak 29.000 TP, 200 altın, 7 karizma puanı ve [Gümüş Bağcıklı Savaş Botları]’nı kazandınız!

……

Shua!

  Altın bir ışık hüzmesi bedenimi kaplamış ve 29. Seviyeye yükselmiştim. AA seviye bir görevin ödülleri cidden hafife alınacak şeyler değildi. Envanterimi açıp, yeni kazandığım botlara bir bakayım dedim.

 [Gümüş Bağcıklı Savaş Botları] (Gümüş Tip)

Tip: Zırh

Defans: 75

Güç: +25

Dayanıklılık: +21

Ekstra: Saldırı hasarını %0.7 arttırır.

Kullanılması İçin Gerekli Seviye: 30

……

 Hassiktir, botun özellikleri acayip iyiydi! Verdiği 2 özellik de +20’nin üstündeydi. Bunun yanında %0.7 saldırı ekstrası da başka bir güzellikti. Oyunun bu zamanlarında böyle eşyalar bulmak neredeyse imkansız sayılabilirdi. Lakin şifacı olduğumdan bu botları kullanabilecek durumda değildim…Dur bir saniye, Kaptan Frost’un dediğine göre, Ejderha Şehri’ne katıldığımda sınıfımı değiştirebilecektim. Yani bu botları ileride kullanma şansım olabilirdi!

  Luo Lei’ye bir bakış fırlattım: ‘’Düküm, sizden bir isteğim daha var…’’

  ‘’Söyle bakalım neymiş?’’ Luo Lei şaşırmıştı.

  ‘’Ejderha Şehri’nin etrafındaki şeytani varlıklar gitgide kontrolden çıkıyor. Ba Huang’ın maceraperstlerinden biri olarak Ejderha Şehri’ne yardım etmek istiyorum. Umarım bana bir onay mektubu yazar ve beni Luo Lin’e devredebilirsiniz. Her ne kadar Ejderha Şehri’ne katılacak olsam da, kalbim her zaman Ba Huang’a sadık kalacak…’’

  Luo Lei biraz düşündükten sonra başını öne doğru salladı: ‘’Hmm, sen oğlumla beni birleştiren bir elçisin. Bu yüzden bahsi geçen mektubu yazacağım!’’

  Birkaç dakika geçtikten sonra elimde onay mektubu, kapıdan çıkmaya koyuldum!

……

 Ekipmanlarımı tamir ettirdim ve eksik malzemeleri de aldıktan sonra şehir kapısına doğru yürümeye başladım.

  Ancak kuzey kapısını birkaç oyuncu kapatmış ve gürültüden kendi sesimi bile duyamamaya başlamıştım. Oyuncuların birçoğu Prag’tandı!

  ‘’Hayır, nasıl böyle bir karar verebilirsin. Qing Qian’ın bu klana ne kadar yardım ettiğini unutma. Ufacık bir şey yüzünden böyle ağır bir cezayı hak etmiş olamaz!’’

  ‘’Evet amca, lütfen bir kez daha düşün…’’

……

  Kalabalığın içinde parıltılı zırhlarla kuşanmış Savaşçı Yan Zhao dikiliyordu. Kılıcını kaldırdı ve kükredi: ‘’Sessizlik!’’

  Prag’ın yüzlerce oyuncusu anında sessizleşmişti.

  Savaşçı Yan Zhao etrafa göz gezdirdikten sonra söylendi: ‘’Qing Qian arkadaşımın kızı olduğundan ona haksızlık yapacak değilim. Ancak büyük bir klan olduğumuza göre, Prag’ın da katı kurallara ihtiyacı var. Size defalarca kez söyledim; oyunun başlarında, Prag’ın önceliği seviye atlamak ve boss kesmek olacak! Kişisel PK’lara bulaşmayacağız! Bunun yanında, diğer klanlarla da aramızı iyi tutmak durumundayız. Ancak siz, sadece Kaygısız Xiao Yao için [Kahramanın Öfkesi]’yle mücadele ettiniz. Bu yüzden Qing Qian’ın gerekli cezayı alması şart. Bir haftalığına klandan atılacak ve sonrasında onu klana geri alacağım!’’

  Kalabalık grup dikilmeye devam ediyordu.

  Qing Qian kanlı bıçağını çıkardı ve etrafındaki insanlara bakındı: ‘’Hepinizin iyiliğimi istediğini biliyorum ancak ben…tamam sorun yok, bir şey söylemek zorunda değilsiniz. Amcamın cezasını kabul edip, klandan ayrılacağım…ancak, [Prag] henüz oyunda resmi bir klan olarak kurulmadığından nasıl çıkacağımı bilmiyorum…’’

  Qing Qian gülümserken Savaşçı Yan Zhao’nun suratı ekşimişti.

……

Sha sha!

 Asa elimde, ileriye doğru atıldım ve kalabalığı yararak yürümeye koyuldum. Adım adım Yan Zhao’ya yaklaşıyordum: ‘’Yan Zhao amca, bütün hata bendeydi, lütfen Qing Qian’ı cezalandırmayın. Bütün sorumluluğu ben alacağım!’’