Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

48. Bölüm Ginseng Solucanı

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

 

Vooshh…

  Dondurucu rüzgar ormanı hakimiyeti almaya uğraşırken, uzaktan ormana doğru yürüyen iki insan seçilebiliyordu. İkiliden önde yürüyeni kaslı kollarıyla bir zincir sürüklüyor, diğeri de ufak arısıyla birlikte yürümeye çalışıyordu.

……

  ‘’Efendim, Ejderha Şehri’nin Korucuyusu tam olarak ne iş yapar?’’

  Dalin zinciri sürüklemeye devam ederken gülümsedi: ‘’Bizim asıl görevimiz şehir etrafında tehlike arz edebilecek her şeyi temizlemektir. Böylece normal insanları ve erzak konvoylarını da güvence altına almış oluruz.’’

  Başımı öne doğru salladım. Dalin’in Kiklopu tek hamlede yere indirdiği görüntü gözlerimin önüne gelmişti. Eğer öyle yaratıkları avlamam gerekseydi, muhtemelen günde 5-10 kez gebermem çok da şaşılacak bir durum olmazdı.

   ‘’Bunun yanında…’’ Hayvan Terbiyecisi Dalin uzaklara dalarak konuşmaya devam etti: ‘’Önemli bir görevimiz daha var.’’

  ‘’Neymiş?’’

  ‘’Gel benimle!’’

  ‘’Tamamdır!’’

  Dalin ileriye doğru atıldı ve tek bir zıplamada 100 metreyi katetmeyi başardı. Elimde asa, hemen onu takip etmeye koyuldum. Lakin devasa bir bok yığınıyla karşılaşınca durmak zorunda kalmıştım. Bir metrelik alanda boktan başka hiçbir şey yoktu.

  ‘’Bu ne böyle?’’ Şaşırmıştım.

  Dalin başını gökyüzüne çevirdi; ben de merak ettiğimden hemen gökyüzüne bakmaya koyuldum.

  ‘’Evlat, bu gördüğün bok yığını bir anka kuşuna ait. Anka kuşunun en sevdiği yiyecek volkanlarda yetişen bir tür meyvedir. Meyvenin kaliteli olmasından sebep anka kuşunun dışkısı da bir hayli yüksek kalitede ve ısınmak için birebirdir! Özellikle kışın sert geçtiğini düşünürsek, bu dışkı yığınını şehre götürmemiz büyük önem arz ediyor!’’

  Bir anda Dalin’in zincirleri havada dans etmeye başlamış ve dışkı yığınını kavrayarak Ejderha Şehri’ne doğru ilerlemeye koyulmuştu.

  Ne diyeceğimi bilemiyordum. Benim görevim bu muydu yani?

  ‘’Evlat, öyle boş boş gezeceğine şuradaki ayı dışkılarını getir bakayım!’’

 “Uhh.. Tam…Tamam….Tamam efendim!……”

  Devasa dışkı yığınına bir bakış fırlattım. Nasıl bir hayvan böyle devasa bir kitleyi vücudundan çıkarabilirdi ki? Bu Vahşi Ayılar muhtemelen akılalmaz boyutlara sahipti. Düşünüyorum da; ilk başta Ejderha Şehri’ne girer girmez heybetli bir Ejderha Savaşçısı ya da Ejderha Şövalyesi olacağımı düşünmüştüm. Bunun yerine şehrin etrafındaki bokları temizleyen bir çöpçü mu olduk yani…

  Neyse, her işin kendine özgü önemleri olduğunu unutmamak lazım. Hadi işe koyulalım!

  Paa!

  Asamı direkt bok yığınının içine soktum ve donmuş dışkı yığınını kaldırarak kampa doğru ilerlemeye koyuldum. Bu bahsi geçen kampta yalnızca Dalin’in çadırı vardı; bense dışarıda, kamp ateşinin yanında beklemek durumundaydım!

  Kampımızın hemen yanında dışkı yığınlarını depoladığımız geniş bir oyuk vardı. Asamı kaldırdım ve dışkı yığınını oyuğa fırlattım.

 Ding!!

 Sistem Notu: Tebrikler! Başarıyla dışkı yığınını gerekli lokasyona ulaştırdınız! +900 TP!

……

  Sürpriz bir şekilde bok taşıyarak TP kazanmıştım… Gülsem mi ağlasam mı bilemiyordum. Yalnız aldığım TP normal bir yaratığın verdiğinden bile biraz fazlaydı. İşin tek kötü yanı bok taşıyarak bir eşya ya da bir tasvir kağıdı düşüremeyecek olmamdı.

  Bu dışkı taşıma işi tek seferlik bir iş olmadığından, bir ormana, bir kampa Dalin’le koşturmaya devam ettik. Bu bölge Ejderha Şehri’nin sınırları içindeydi. Üstelik Ejderha Şehri’nin diğer büyük şehirlere en azından bir saat mesafede olduğu ve etrafında da yüksek seviyeli yaratıkların olduğu düşünülürse, normal oyuncuların buraya gelmesi pek mümkün değildi. Bu yüzden bok çuvalı olarak yaptığım görevimi görüp, benimle dalga geçebilecek kimse yoktu!

  Her neyse, aynı şekilde gide gele bok taşımaya devam etmiş ve kısa bir sürede %27’ye ulaşmıştım. Bu akşama kadar 30. Seviyeye ulaşmak istiyordum. Böylece Yeşim Şehri’nin Kılıcı ve Gümüş Bağcıklı Savaş Botları’nı takıp, gücümü ikiye katlayabilecektim!

……

Tırırırım….

  Aynı tepeyi çıkarken bir anda Dalin elini kaldırdı ve bana durmamı işaret etti: ‘’Evlat, kıpırdama.’’

  Gözlerimi kısarak etrafı inceledim: ‘’Neler oluyor?’’

  ‘’Turnayı gözünden vurduk!’’

  ‘’Oh?’’

  Toprak bir anda delindi ve içinden garip bir baş çıktı. Bu topraktan çıkan baş tam bir böceği andırıyordu ve çok zaman geçmeden de bu teorim doğru çıkmıştı. Vücudu bir salatalığınki gibi düz ve uzun olan böcek delikten yavaş yavaş çıktı. Yaratığın başının üstünde ‘’Ginseng Solucanı’’ yazıyordu ve seviyesini göremiyordum. Yani en azından 35. Seviyede olmalıydı.

 
 

 “Bugün gerçekten şanslıyım.”

  Hayvan Terbiyecisi Dalin yaratığa bakarken salyalarına hakim olamamıştı: ‘’Evlat, bu Ginseng Solucanın eti muazzam kalitededir. Tian Ling İmparatorluğu’nun sınırları içinde, bu yaratığın bir kilo etine 100 altın veriyorlar! Bunun yanında soğuğa karşı da birebirdir. Böyle devasa bir Ginseng Solucanı bütün Ejderha Şehri’ni bile bir haftalığına doyurabilir!’’

 Zincirlerini sıkıca kavradı ve Ginseng Solucanı’na bir bakış fırlattı. Çevik hareketlerle çantasından kurumuş bir balık çıkartıp: ‘’Ginseng Solucanları balığı çok sever. Ben balığı kullanarak yaratığı kendime çekeceğim, sen de dolaşıp arkasından saldıracaksın. Yalnız sakın geldiği deliğe geri girmesine izin verme. Deliğe girdiği an onu yakalama şansımızı kaybederiz.’’ Dedi.

  Başımı öne doğru salladım ve asamı kaldırıp Ufak Bobo’yu çağırdım.

  Biz yaratığın arkasına doğru geniş bir yay çizerken, Dalin de tepeye çıkmış ve kendini göstermeden balığı bırakıp geri çekilmişti. Bir dakika bile geçmeden devasa solucan balığın kokusunu alıp, tepeye doğru ilerlemeye koyuldu. Yaratık balığı yemeye başlar başlamaz Dalin ileri atıldı ve kükredi: ‘’Bu sefer kaçamayacaksın!’’

  Chu!

  Demir zincirler yaratığın vücudunu delip geçerken, etrafı da kana bulamıştı. Yaratık debelenmeye başlamış ve zincirden kurtulmak için çırpınmaya koyulmuştu.

  Snap!

  Akılalmaz bir şekilde debelenmeye devam eden devasa solucan zincirlerden kurtulmayı başarmıştı! Her ne kadar canının büyük bir kısmını kaybetmiş olsa da, yaratık deliğe doğru bütün gücüyle sürünmeye başlamıştı.

  ‘’HADİ, YAKALA ŞUNU!’’

  Yaratığın önünde belirip, asamı uzattım. Bu esnada Bobo’ya da saldırması için talimat vermiştim. Ufak Bobo zaman kaybetmeden Kombo’sunu kullanmış ve yaratığa 1000’in üzerinde hasar vermişti. Hmm, yaratığın defansı fazlaymış gibi görünmüyordu.

  ‘Güzel, evlat, durdur şunu, DURDUR ARTIK!’’ Dalin kükrediği gibi zincirini fırlatmaya hazırlandı.

  Ginseng Solucanı çaresizce sürünmeye devam ediyordu; yaratığı durdurmaya çalışsam da yanımdan geçip gitmesine engel olamamıştım. Bu esnada Ufak Bobo durmadan saldırıyordu. Yaratığın 5.000 civarında bir canı kalmış olsa da, o ufak zaman diliminde solucanı öldürmeyi başaramadık.

Ka ka……

  Göz açıp kapayıncaya dek solucan deliğe girmiş ve gözden kaybolmuştu. Şansımızı kaybetmiştik. Ufak Bobo’nun ne kadar hayal kırıklığına uğradığını vızıltılarından anlayabiliyordum.

……

  Aradan kısa bir süre geçtikten sonra Dalin’le birlikte deliğin önünde dikilmeye başladık. Adam bir hayli üzgün gözüküyordu: ‘’Hay böyle işe, yine kaçtı. Evlat, kendini suçlama, senin hatan değildi…’’

  Başımı çevirdikten sonra: ‘’Zaten benim hatam diye bir şey söylemedim ki…’’ diye söylendim.

  ‘’Tamamdır, ileride birkaç ayı görebiliyorum, onları avlayalım madem. Kış sertleşmeye devam ettikçe konvoyların uğradığı saldırılar da artıyor. Bu yüzden konvoylara fazla umut bağlamadan kendi başımızın çağresine bakmamız lazım.’’

  Başımı öne doğru salladım: ‘’Efendim, Ejderha Şehri’nde bir sürü güçlü figür var ancak neden hiçbiri avlanmıyor?’’

  Dalin gülümsedi: ‘’Gerçekten de Ejderha Şehri’nde bir sürü güçlü insan var ancak, çoğu ya meditasyon yapıyor ya da dövüş sanatları eğitimi yapıyor. Yaratık avlamak için ayırabilecekleri zamanları yok. Bu bizim görevimiz. Ayrıca Frost’un şehre katılmana izin vermesini de bu sebebe bağlayabilirsin. Kısacası bizler şehrin mutfağını dolduran insanlarız…’’

  Biraz hayal kırıklığına uğramıştım. Ejderha Şehri’ne doğru bir bakış fırlattım ve sordum: ‘’Efendim, donmuş çorak arazide gerçekten bir ejderha var mı?’’

  ‘’Ah?!’’

  Dalin birkaç dakika düşündükten sonra cevapladı: ‘’Kim bilir, birkaç asırdır kimse Ejderha göremiyor. Hatta yanlış hatırlamıyorsam en son bir Ejderha’nın görülmesinden beri 500 yıl geçmişti. Belki de Ejderhalar kutsallıklarını kaybedip, bu dünyadan göçmüştür…’’

  Derin bir nefes aldım. Görünüşe göre ileride bir Ejderha’yla savaşma imkanım olmayacaktı.

……

  İlerlemeye devam ettik ve çok zaman geçmeden devasa ayılar görüşümüze girdi. Ana saldırı gücümüz Dalin’di; ben de onu arkadan destekliyordum. 15 saniye geçmeden ayılardan ilki yere yığılmış ve etrafa kar taneleri saçılmıştı.

  ‘’Etleri sert olsa da bu kış zamanlarında hiç yoktan iyidir.’’

  Dalin zincirlerini fırlatıp, ayıyı kampa doğru çekmeye başladı. Kampa vardığımızda bizi birkaç düzine siyah zırhlı Ejderha Savaşçıları'nın beklediğini gördüm. İçlerinden biri ileri doğru atılıp, saygıyla söylendi: ‘’Dalin, başka yiyecek bulabildin mi?’’

  Dalin ayıyı yere bıraktıktan sonra cevap verdi: ‘’Evet, yaklaşık 500 kiloluk bir ayı, götürebilirsiniz. Sonuçta pastırma ve biraz da şaraptan daha iyisi yoktur evlat!’’

  ‘’Haha, teşekkürler efendim.’’

  Ayıyı adamlara verdiğimizde bir mesaj yankılandı.

 “Ding!”

  Sistem Notu: Tebrikler! Şehre yiyecek sağladığınız için 3000 TP kazandınız.

……

  Mutlu olmuştum, acayip mutlu olmuştum! Yaratıkları teslim ettiğim için bile TP alıyordum! Yani hem yaratık avladığımda, hem de onları kampa getirdiğimde TP alabilecektim! Tabii bir de dışkıları oyuğa fırlatıp TP alma meselesi vardı.

  Eğer şanslıysam ileride tek başıma bu işi yapıp, daha fazla TP kazanabilirdim. Her neyse, Dalinle avlanmaya devam ettik ve tekrar askerlerin gelmelerini beklemeye koyulduk.

  Öğlen olmadan %87’ye ulaşmış ve 30. Seviyeye ulaşmaya çok yaklaşmıştım!

  ‘’Evlat, biraz mola vereceğim, sen devam et.’’

  Dalin çadırına çekildi ve dinlenmeye başladı. Ben de Ufak Bobo’yu yanıma almış, tek başıma avlanmak için yola çıkmıştım!