Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

5. Bölüm Dokuz Ana Sınıf

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

  Öğlen vakti telefonda Lin Tian Nan’la görüşüyordum. Konu oldukça basitti: Kendisi Lin Wan Er’i yakından korumam için bana yardımcı olacaktı. Üstelik benden, Wan Er’le yakınlaşacak bütün erkeklerden kurtulmam da isteniyordu. Aksi taktirde, anında ona haber vermem gerekecekti. Tabii bu istekteki gizli mesaj, benim de Wan Er’e yaklaşmamın yasak oluşuydu. Aynı zamanda, kendisi Wan Er’in bana o gözle bakmayacağını düşündüğünden bu konuda pek de endişeli görünmüyordu. Tabii bu gururumu oldukça incitmişti.

 

  Liu Hua Üniversitesi’nin üniforması epey fiyakalıydı. Yurt odalarının her biri iki kişinin barınacağı şekilde tasarlanmış ve bütün ihtiyaçlar bizlere hazır halde sunulmuştu. Geniş yatak odasında otururken, sonunda Lider Wang’ın okul masrafları konusunda neden bu kadar endişeli olduğunu anlamıştım. Bu okulun on binlerce RMB’ye denk bir fiyat istediğinden şüphem yoktu.

 

  Akşam vakti tek başım kızlar yurduna gittim. Lin Wan Er aşağı indi, yanında yeşil kıyafetlerle kuşanmış bir kız duruyordu. Kız oldukça güzeldi, en azından kalabalığın dikkatini çekecek kadar güzeldi. Ne yazık ki kendisi Wan Er’in yanında duruyordu. E bu yüzden de güzelliği ikinci planda kalıyordu. Uzaktan bu kızın ne çabuk arkadaş bulduğunu düşünmeden edememiştim.

 

  İkisi de yanıma geldiğinde, Wan Er bana döndü ve: ‘’Hadi, yemeğe gidelim!’’ dedi.

 

 

  Herhangi bir şey söylemedim. Burada bulunma sebebim bana sıklıkla bu zengin çocukların arasına ait olmadığımı söylüyordu. Yalnızca Wan Er’i korumak için tutulan biriydim.

  Şans bu ki, Wan Er’in yanındaki güzel kız bana garip bakışlar fırlatıyordu. Elini bana doğru uzattı ve suratına oturan gülümsemeyle bana birkaç kelime söyledi: ‘’Sen şu bahsi geçen Li Xiao Yao olmalısın, değil mi? Bana her şeyi anlattı, ben Wan Er’in oda arkadaşı, Dong Cheng Yue. Tanıştığımıza memnun oldum!’’

  Elini sıktım ve başımı hafifçe öne doğru salladım: ‘’Ben de memnun oldum Dong Cheng!’’

 Bir anda Dong Cheng: ‘’Kaç yaşındasın, Xiao Yao?’’ diye sordu.

  Birazcık titresem de, meseleyi çaktırmamaya uğraştım: ‘’21…’’

  ‘’Görünüşüne bakılınca, dediğinin doğru olmadığını ikimiz de biliyoruz, değil mi?’’ diye muzip bir gülümsemeyle sordu.

  Yumruklarımı sıktım: ‘’Tamam, 23 yaşındayım.’’

 ‘’Hadi ama yalan söyleme, utanmasan çocuklarını bu okula göndereceksin yahu!’’

  Dong Cheng Yue benimle dalga geçmeye devam ediyordu. Tabii bir anda Wan Er ona dönüp: ‘’Bu kadarı yeter, fazla uğraşmasana, Xiao Yue. Niye böyle sıkıcı biriyle dalga geçiyorsun ki? Yarın ‘’Kader’’ resmen açılıyor ve bizim 1 numara için mücadele etmemiz lazım!’’ diyerek lafını kesince ortama garip bir hava hakim olmuştu.

  Dong Cheng Yue geniş bir gülümsemeyle: ‘’Tamam, tamam. Ama ne dersen de, ben Li Xiao Yao’yu oldukça ilgi çekici buluyorum.’’ Dedi.

  Gülsem mi, ağlasam mı bilmiyordum: ‘’Beni fazla övüyorsun, Dong Cheng. Hangi kantinde yiyoruz?’’

  ‘’1 Numarada!’’

  ‘’Tamam.’’

  İki güzellik önümde yürüyor, heyecanlı bir şekilde okulla ilgili meselelerden bahsediyordu. Lin Wan Er sonunda bir kahkaha patlattı. Yan taraftan bir bakış attım ve kalbimin dört nala koşmasına engel olamadım. Cidden gülümsediğinde inanılmaz güzel görünüyordu.

  Kantinde Wan Er, Dong Cheng Yue’yle birlikte karşımda oturuyordu. Batı stili bir yemek istemişlerdi. Bense pilav, omlet ve bir porsiyon da Xie Huang Geng söyledim. Tabii bütün bu yemekleri söyleyebilmemin sebebi, Wan Er’in masaya koyduğu altın karttan başka bir şey değildi. Şükürler olsun ki yemeğe para vermeyecektim! Böylece Xiao Lang, Lao K ve Hu Li’ye başlıkları almaları için yardım edebilecektim. E sonuçta Zhan Long’u tek başıma kuracak değilim ya! Doğruyu söylemek gerekirse Zhan Long daha önceleri pek de başarı yakalamış sayılmazdı…

 

  ‘’Xiao Yao…’’ Dong Cheng Yue yüzünde bir gülümsemeyle bana seslendi: ‘’ Wan Er’den duyduğuma göre senin de oyun başlığın varmış, Wan Er’e oyunda eşlik etmen için sana verildi, değil mi?’’

 

  Başımı hafifçe öne doğru salladım: ‘’Evet, başlık numaram 000747, oldukça küçük bir sayı değil mi?’’

 

  Wan Er dudakları büküldü: ‘’Babam sıraya girmeleri için birkaç kişi tutmuştu, bu yüzden numaranın küçük olmasına şaşmamalı. Çok şanslısın.’’

 

  Dong Cheng Yue gülümsedi: ‘’Xiao Yao, daha önce herhangi bir oyun oynamış mıydın?’’

 

  İşaret parmağımı yukarı kaldırdım ve konuşmaya başladım: ‘’2014’te, %27 gerçekliğiyle övünen bir oyun yok muydu? Sanırım adı ‘Fetih’di, orada oynamıştım.’’

 

  ‘’Oh, ciddi misin?’’ Dong Cheng Yue’nin gözleri sonuna kadar açılmıştı: ‘’Ben de orada oynamıştım, nickin ve rankın neydi?’’

  Korkusuz bir şekilde cevap verdim: ‘’Adımı geçtim, ben bile neler yaşadığımı hatırlamıyorum. Sadece yanlış hatırlamıyorsam sıralamada 3.970.000’inci falandım.’’

  Dong Cheng Yue geniş bir kahkaha patlattı: ‘’Zaten ‘Fetih’in 5 milyon oyuncusu yok muydu? Baya kötüyüm desene…’’

  Başımı ağır ağır öne doğru salladım: ‘’Eh, biraz…’’

  Wan Er’in suratında hayal kırıklığının hakim olduğu bir ifade seçilebiliyordu: ‘’Ohohoh, o zaman…sana verdiğim sınırlı sayıda üretilen başlık boşa mı gidecek yani? Ne yazık ama…’’

  Dong Cheng Yue hafifçe Wan Er’in omzuna dokunduktan sonra: ‘’Herkesin kendi gururu var, o kadar da abartma…Xiao Yao, Kader'i beraber oynayacağız, herhangi bir planın var mı? 5 ırkın içinde 9 farklı karakter bulunuyor, hangisini seçeceksin?’’

  ‘’Şey…doğruyu söylemek gerekirse henüz oyunla ilgili bir bilgim yok.’’ Diye cevapladım.

 Wan Er biraz sinirlenmişe benziyordu: ‘’Daha oyunla ilgili bir fikre bile sahip olmadan, başlığı öylece aldın mı yani?’’

  Garip bir gülümsemeyle cevap verdim: ‘’Fazla endişelenmene gerek yok, internetten iki dakika bakar, karar veririm. Dong Cheng, niye şu ırklardan falan bahsetmiyorsun?’’

  Dong Cheng Yue tam bir oyun bağımlısına benziyordu, garip bir ses tonuyla anlatmaya başladı: ‘’Beş ırk sırasıyla; insanlar, rüzgar elfleri, barbarlar, namevtler –Undead dediğimiz arkadaşlar- ve ay elfleri. Barbar ırkı doğal olarak saf güç bakımından en kuvvetli ırkken, rüzgar elfleri uzun mesafe mücadelelerinde tartışılmaz bir üstünlüğe sahip. Ay Elfleri de uzun sureli mücadelelere en çok yatkın olan ırk. Namevt’lerin direkt olarak %15 daha fazla saldırıya sahip olduğunu düşünürsek, en ölümcül olan ırkın da onlar olduğunu söylesek yanılmış olmayız. Bütün bunların arasında insanlar en ortalama ırk, ama istedikleri herhangi bir sınıfı seçebiliyorlar.’’

 Başımı hafifçe öne doğru salladım: ‘’Peki ya sınıflar?’’

   Dong Cheng Yue derin bir nefes aldıktan sonra açıklamaya kaldığı yerden devam etti: ‘’Dokuz farklı sınıf sırasıyla; kılıç ustaları, büyücüler, savaşçılar, şövalyeler, süikastçiler, şifacılar, nişancılar, okçular ve rahiplerdir. Sınıflara verilen isimlerden özelliklerini az-çok anlayabilirsin. Ha burada, hangi sınıfı seçeceksin?’’

  Başımı iki yana doğru salladıktan sonra: ‘’Orası basit, yardımcı bir sınıf seçmeyi düşünüyorum, tercihen canı doldurabilen cinsten. Yani sanırım şifacı kısmı seçeceğim. Hani şu ‘süt dolu göğüsler’ diye hitap edilen sınıf…’’ dedim.

 

   Dong Cheng Yue geniş bir kahkaha patlattı: ‘’Evet, şifacı diğerlerinin canlarını doldurabilir, yani popüler bir sınıf olacağına şüphe yok. Ben senin daha çok kılıç ustası ya da savaşçı sınıfını seçeceğini düşünmüştüm. Duyduğuma göre bizim sınıftaki çocukların çoğu savaşa yatkın sınıflara yöneliyormuş.’’

 

  Lafını bitirir bitirmez Wan Er’e muziplik dolu bir bakış fırlattı: ‘’Wan Er, senin için yardımcı sınıf oynayacak bir adam duruyor karşımızda, bence fırsat kaçmadan bas nikahı gitsin!’’

 

  Lin Wan Er’in suratında herhangi bir değişiklik yoktu: ‘’Eğer istiyorsan, kendi başına karar verebilirsin. Bu hiç hoşuma gitmiyor. Li Xiao Yao, bakalım şifacıyı seçtikten sonra oyunun başlarında nasıl ilerleyeceksin. Çok merak ediyorum doğrusu!’’

 

  Tabii Wan Er’in ne demek istediğini anlamıştım. Şifacıların hehangi bir saldırı gücü bulunmadığından ve sürekli onları taşıyacak başka sınıflara ihtiyaç duyduklarından, durum oldukça karışıktı. Tabii şifacı karakterini açan bir kız olunca, durum yüz seksen derecelik bir değişime uğruyordu. Düşünsenize, size doğru gelip: ‘’Bayım, lütfen bana yardım eder misiniz?’’ diye tatlı tatlı soran bir kızı hanginiz reddedebilir ki? Aynen öyle, muhtemelen kalabalıktan birisi ortaya atlayıp, kahramanı oynamak isteyecektir. Öte yandan bir erkek olarak şifacı açarsanız, manyak bir top model olmadığınız sürece, kimsenin umrumda olmayacağınızı varsaysak pek de yanılmış olmayız.

 

  Bütün bunlara rağmen kalbim ve vücudum yaşanacaklara hazırlıklıydı.

 

  Kendimden emin bir şekilde Wan Er’e doğru döndüm ve ona: ‘’Hiç mi hiç endişelenmene gerek yok, bir şekilde başımın çaresine bakarım.’’ Dedim.

 

  Diğer taraftaki Dong Cheng Yue sıcak bir ses tonuyla bana döndü: ‘’Ben büyücü sınıfını seçmeye çoktan karar verdim. Wan Er de süikastçi sınıfını seçecek. Böylece uzun ve yakın mesafe mücadelelerinde iyi bir kombinasyon oluşturabileceğiz. Yani 1 numaraya elimizden geldiğince hızlı ulaşmak istiyoruz!’’

 

   Başımı öne doğru salladım: ‘’Mm güzel, bol şans!’’

 

 

Yemeği yedikten sonra, kantinden çıktık ve biraz etrafı turladık. Bize doğru gelen bir sürü öğrenci vardı.

  Birkaç dakika geçtikten sonra, kalabalığın içindeki bir çocuk parmağıyla bize işaret etti, hortlak görmüş gibi bir hali vardı: ‘’Y…Yanlış görmedim değil mi? Şu kız… beş ay önce eğlence sektörünü bırakacağını açıklayan Lin Wan Er değil mi?’’

  Ondan sonra, birkaç çocuk daha bize doğru baktı ve hepsi başıyla onayladı: ‘’Aynen! Gerçekten de Lin Wan Er! Wow! Kim Lin Wan Er’in bu okula yazılacağını düşünebilirdi ki, çok şanslıyız oğlum!’’

  Bir anda birden fazla çocuk bize doğru koşmaya başladı: ‘’Lin Wan Er, sensin değil mi? Biz…bir fotoğraf çektirebilir miyiz? Senin en büyük hayranınım, ayrıca ‘Zamanın Kalbi’ adlı şarkına da bayılıyorum!’’

  Lin Wan Er biraz utanmışa benziyordu: ‘’Üzgünüm, çoktan o işi bıraktım. Yalnızca normal bir insan gibi hayatıma devam etmek istiyorum.’’

 Vhişşş.

  Hemen Lin Wan Er’in önüne geçtim ve kollarımı iki tarafa doğru genişçe açarak kalabalığı uzaklaştırmaya koyuldum: ‘’Kusura bakmayın, Bayan Wan Er rahatsız edilmek istemiyor, lütfen aynı okulda okuyan öğrenciler olarak onun bu kararına saygı duyun!’’

    Çocuklardan biri oldukça sinirlenmişti: ‘’Sen de kimsin? Burada sana konuşma hakkını kim veriyor! Kaybol!’’

  Tek bir kelime bile etmedim ancak, kollarımı hafifçe öne doğru salladım.

Hu!

  Çocuklardan hiçbiri nasıl geriye doğru itildiklerini anlamışa benzemiyordu.

 Soğuk bir taş parçası gibi orada dikilirken, ağzımdan tek bir kelime bile çıkmıyordu. Lin Tian Nan’ın emirlerine göre, tek bir erkeğin bile Wan Er’e yaklaşmasına izin veremezdim!

  Arkadan Dong Cheng’in gülümsemesi duyuldu: ‘’Woah, şu xiao Yao hiç de fena değilmiş.’’

  ‘’Yurda geri dönelim mi?’’ diye sordum.

‘’Tamam.’’

 ……..

  Lin Wan Er kız yurdunun önünde dikiliyordu, bir anda bana döndü ve: ‘’Li Xiao Yao, yarının kahvaltısı ve öğle yemeği direkt olarak odalarımıza gönderilecek, gelmene gerek yok. 12’de Kader açılıyor, unutayım deme.’’

  ‘’Anlaşıldı.’’ Başımı hafifçe öne doğru salladım.

  Lin Wan Er’in yurda girdiğini görür görmez ben de kendi odama doğru yola koyuldum. Yurtları bağlayan geniş alanda yürürken, alnımdan akan terleri silmeyi ihmal etmedim. Açıkçası Wan Er’in bu denli fanatik hayranlarının olduğunu görünce, geçmişte ne iş yaptığını oldukça merak etmiştim. Şüphesiz ki beni daha bir sürü garip olay bekliyordu!

   Yatak odasına girer girmez, masanın üstünde bir günlüğün olduğunu gördüm. Benim yatağımı paralelindeki yatakta bir çocuk oturuyordu. Tabii mesel gayet açıktı: Sonunda oda arkadaşımla tanışacaktım.

  Oda arkadaşım başını yukarı doğru kaldırdı, kalın gözlükleri odadaki ışığı suratıma yansıtıyordu. Gülümsedi ve: ‘’Sanırım bundan sonra oda arkadaşı olacağız, adın Li Xiao Yao, değil mi? Tanıştığımıza memnun oldum, benim adım Tang Gu, bana Ah Gu diyebilirsin.’’

 Başımı öne doğru salladım: ‘’Mm, tanıştığımıza memnun oldum dört göz.’’

  ‘’Lütfen bana adımla hitap et, Tang Gu!’’

 ‘’Tamamdır, dört göz.’’

  Dört gözün yaşı, suratındaki kırışıklıkları göz önünde bulundurursak kesinlikle 25’in üstündeydi. Merak ediyorum da, bu okula kayıt olabilmek için kaç para ödemişti acaba?

   Dört göz hemen yanındaki sandalyeyi çekti ve oturdu. Suratında heyecan dolu bir ifade vardı: ‘’Daha demin kantindeyken seni gördüm, Wan Er’le oturuyordunuz. Onunla nasıl bir ilişkin var? Hoho, Lin Wan Er’i tanıdığına göre, oldukça şanslı bir adamsın!’’

  ‘’Niye şanslıymışım?’’ diye sordum. ‘’Tam olarak kim bu Lin Wan Er?’’

  ‘’Yok artık!’’

  Dört göz masaya yumruğunu vurdu ve konuşmaya başladı: ‘’Hiçbir fikrin yok mu cidden? Lin Wan Er… iki yıl önce, henüz 17 yaşındayken, bir singlela piyasaya adını yazdırdı: ‘Zamanın Kalbi’. Şarkı o kadar iyiydi ki, neredeyse bütün Asya’da şarkıyı dinlemeyen kalmamıştı. O kız benim de içinde bulunduğum büyük bir kitlenin hayali! Ne yazık ki beş ay önce piyasadan çekileceğini açıkladı. Kim bilebilirdi ki, bu asyayı sallayan starın Liu Hua Üniversitesi’ne geleceğini?

 Şok olmuştum: ‘’O…şarkı söyleyebiliyor mu yani?’’

Dört göz neredeyse bu cümlemi duyar duymaz öksürük krizinden geberiyordu.