Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

50. Bölüm 30 Saniye

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

Gece rüzgarı usul usul eserken, beraberinde dökülen yaprakları da sürüklüyordu. Okulun içindeki ufak ormanda ağır adımlarla yürüyordum. Daha yeni bahara girmiş olsak bile, etrafta ateş böceklerini görmek mümkündü.

Önümde, kısa beyaz eteğiyle Wan Er yürüyordu. Makyaj yapmamış olmasına rağmen sokak lambalarının puslu ışıkları güzel yüzünü gözler önüne seriyordu. Basit kıyafetler giyse de, onu gören herkes güzelliğini taktir etmeden yapamıyordu. Wan Er’in arkasından yürüdüğümden, onun koruması olarak görülebiliyordum. Yanında yürüseydim, erkek arkadaşı olarak yanlış bir anlaşılma yaratabilirdim.

‘’Xiao Yao, bugün kantinde yemiyoruz. Başka bir yere gidelim. Nereye gidelim, var mı bir önerin?’’ diye sordu.

Nefes bile almadan cevap verdim: ‘’Gidip pahalı yiyeceklere yumulalım!’’

Wan Er bir anda arkasını döndü ve bana güzel gözleriyle keskin bir bakış fırlattı: ‘’Ölmek mi istiyorsun? Bu ayki harçlığımın büyük bir kısmını harcadım zaten…’’

Ellerimi açıp cevap verdim: ‘’O zaman kızarmış pilav satan tezgahlardan yiyelim, tabii beğeneceğinizi düşünmüyorum orası ayrı…’’

Wan Er gülümsedi: ‘’Neden beğenmeyecek mişim? Hadi gidelim!’’

‘’Cidden kızarmış pilav mı yiyeceğiz?’’

‘’Tabii ki, neden yalan söyleyeyim!’’

‘’Tamam…’’

……

Okulun dışına çıktık ve leziz yemekler satan sokaklara doğru ilerlemeye koyulduk. Okulda Kader’i oynayan en azından bin kişi olduğu için, akşam saatleri tezgah yemekleri satanlar için en işlek zamanlardı.

Hemen ufak bir tezgahın yanına kurulduk ve tabureyi çekip, Wan Er’e uzattım. Onun oturmasını bekledikten sonra ben de karşısına oturdum: ‘’Patron, bize iki kase kızarmış pilav yapsana! Şu 4 yuanlıklardan! (4 Yuan=70 Cent= Günümüz dolarıyla 2.5 lira civarı.)

Wan Er telefonunu çıkarıp forumlarda gezmeye başladı. Tabii bu sırada etrafta oturan öğrenciler de mekana gelen güzelliği fark etmişti. Hepsi gözleri açık bir vaziyette Wan Er’e bakmaya başlamıştı.

Sağ elimi çenemin altına koyduktan sonra bıkkın bir bakış fırlattım. Wan Er bir anda başını kaldırıp konuşmaya başladı: ‘’Hay böyle işe ya! Daha demin şehirde birinciydim, şimdiyse 4. olmuşum. Cheng Yue’ye bir görevde yardım etmek durumunda kalmamış olsaydım, böyle bir şey de yaşanmayacaktı...’’

Hafif sulanmış bir çift muazzam göz ve üstelik suratı da fevkalade. Wan Er’in gözlerinde kaybolmuştum. Kıyafetleri ona inanılmaz uyuyordu ve ufacık tatlı suratı gecemi renklendiriyordu. Neredeyse suratına dokunacaktım ancak kendime hakim olmayı son anda başardım.

‘’Keşke benim evcil hayvanım olsaydın…’’ Yanlışlıkla ağzımdan ölümcül kelimeler dökülmüştü.

Wan Er hafiften dikkatini kaybetmiş gibi görünüyordu: ‘’Ne dedin demin?’’

Hemen meseleyi çaktırmamak için: ‘’Hiçbir şey. Bir şey söylemedim!’’ dedim.

Dudakları bükülerek bir gülümsemeye dönüştü: ‘’Kimi evcil hayvanın yapmak istiyorsun?’’

Başımı iki yana doğru salladım: ‘’Bir şey söylemedim yahu! Yanlış duymuşsun…’’

Wan Er pofladıktan sonra cevap verdi: ‘’Neyse, zaten beni yetiştirmek istesen bile buna paran yetmezdi…’’

“……”

‘’Doğru ya.’’ Wan Er bana bir bakış fırlattı: ‘’Forumda bir konu görmüştüm. Yue Qing Qian yüzünden Yan Zhao’yla düello yapıp, kaybetmişsin…’’

Başımı öne doğru salladım: ‘’Mm, Yan Zhao’nun saldırı puanı benden çok yüksekti. 4. Seviye Kombosunu karşılayamadığımdan, kaybetmem pek şaşırtıcı değildi.

‘’Ama bunun yanında Yan Zhao’nun [Eşsiz Darbe]’sinin son 2 vuruşunu savuşturduğunu duydum.’’ Wan Er gülümsedi: ‘’Eşsiz Darbe 1.7 saniye sürse bile komboyu durdurmayı başarmışsın. Hiç fena değil…’’

Suratım kızarmıştı: ‘’Sadece şansım yaver gitti o kadar…’’

‘’Tabii öyledir…’’ Wan Er bir kahkaha patlatıp, bana baktı: ‘’Li Xiao Yao, babamın dediğine göre normal biri değilmişsin. Hangzhou şehrinde senin seviyende başka birinin olmadığını söylemişti. Bu konu merakımı cezbediyor, gerçekten o kadar güçlü müsün?’’

Dişlerimi sıkarak cevap verdim: ‘’Bu meselelerden bahsetmeyelim. Savaşmam gerekmediği sürece savaşmam, böylece ilişkilerime de zarar vermekten kaçınırım…’’

‘’Peki o zaman neden Yan Zhao’yla dövüştün?’’

‘’Çünkü…’’

‘’Qing Qian’dan hoşlanıyorsun!’’

‘’Hayır, kesinlikle hayır!’’

‘’Hehe, yalancı!’’

Pes ettim: ‘’Tamam, Qing Qian’dan hoşlanıyorum. Mutlu musun şimdi?’’

Wan Er başını alçaltıp cevap verdi: ‘’Özel hayatın ve hislerin umrumda bile değil…’’

“……”

Birkaç dakika geçtikten sonra kızarmış pilavlar hazırlanmıştı. İkinci kaseyi bitirdiğimde, Wan Er henüz ilk kaseyi bile bitirememişti.  Sordum: ‘’Cheng Yue niye gelmedi?’’

‘’Görev yapıyor şu an, dışarıdan söyleyeceğim demişti.’’

“Ah…”

Yemeğini bitirdikten sonra ellerimi birleştirdim: ‘’Gidelim. Yarın dersimiz var mı?’’

‘’Evet, gidecek misin?’’

‘’İstemiyorum. Sorun olur mu?’’

‘’Sıkıntı olmaz, ben sana imza atarım. Zaten yarınki dersin profesörünü tanıyorum…’’

‘’Tamamdır!’’

……

Tekrar okula girdik ve aynı yoldan geri yürümeye koyulduk. Patika benzeri yol taşlarla doluydu. 7 santim topuklular giyen Wan Er doğal olarak dengesini korumakta zorlanıyordu.

“Ah….”

Bir çığlık atıp düşmeye başladı.

Ancak hızlı reflekslerim sayesinde hemen elimi Wan Er’in beline dolamış ve onu düşmekten kurtarmıştım. Buna rağmen hesabı tam yapamamış olacağım ki, ellerim beline değil yumuşak ve elastik bir bölgeye dokunmuştu.

Sırtımdan soğuk terler akarken hemen dengesini sağlaması için onu kaldırdım ve elimi geri çektim.

“Eh…”

Wan Er’in suratı kıpkırmızı kesilmişti. Bana bir bakış fırlatıp: ‘’Bil…Bilerek yaptın!’’ diye sitem etti.

Hemen durumu açıklamaya koyuldum: ‘’K…kazaydı! Nasıl o bölgeye dokunmaya cesaret edebilirim ki?’’

Wan Er ayaklarını yere vurduktan sonra: ‘’Hangi bölgeye!?’’ diye sordu.

‘’Şey…Bu…Yanlış hesapladım. Oraya dokunmak istememiştim…’’

‘’Hmph, babamdan yetenekli olduğunu duymuştum. Demek yalanmış…’’

Bir anda cesaretim gelmiş ve her şeyi siktir etmeye karar vermiştim: ‘’Evet, bilerek yaptım. Ne olmuş yani?’’

Wan Er şaşırmışa benziyordu. Ağzını zor da olsa açtı ve birkaç kelime söyledi: ‘’Gidelim, erken yatmamız lazım…’’

……

Yürümeye devam ederken çalılardan sesler geldiğini duydum. Bir anda önüme 4 tane tulum giyen tip çıktı.

Anında Wan Er’in önüne geçtim: ‘’Ne istiyorsunuz?’’

Sokak lambaları biraz loş olsa da suratlarını görebiliyordum. Niyetlerinin iyi olmadığı ortadaydı. Arkada duran tip konuşmaya başladı: ‘’Li Xiao Yao, cidden sana saldırmayacağımızı mı düşünüyorsun?’’

Keskin bir bakış attım: ‘’Liu Ying!’’

‘’Aynen öyle!’’ Liu Ying’in üstünde de siyah bir tulum vardı. İleri atıldı ve Wan Er’e gülümsedi: ‘’Lin Wan Er, bu mesele Li Xiao Yao’yla benim aramda, seni ilgilendiren bir durum yok. Gidebilirsin…’’

Wan Er’in dudakları hafifçe açıldı: ‘’Liu Ying ne yapmaya çalışıyorsun? Okul kurallarını unutma: Dövüşen öğrenciler okuldan atılır!’’

Liu Ying bir kahkaha patlattı: ‘’Okul kuralları yalnızca süt içen inekler içindir güzelim. Bana bak, tam tipim olduğunu kabul ediyorum. Bu yüzden geri çekil, sana zarar vermek istemiyorum!’’

Wan Er konuşmaya devam etmek istese de hemen arkamı dönüp, ona gülümsemiştim: ‘’Hanımefendi, bir yere gitmenize gerek yok. 30 saniye bekleseniz yeter.’’

Başını öne doğru salladı ve belki de özgüvenimi fark ettiğinden: ‘’Mm, bekleyeceğim.’’ Dedi.

……

“Şuna bakın lan, kendini bir şey sanıyor!”

Liu Ying hemen eline bir beyzbol sopası aldı ve yanındakilere kükredi: ‘’Ölmediği sürece bütün sorumluluğu ben alacağım!’’

Diğer üçlü gülümsedikleri gibi sopaları çıkarmış ve bana doğru koşmaya başlamışlardı.

  Tırırırım…

Yapraklara basar basmaz ileri atıldım. Gücümü sol bacağıma odakladıktan sonra havaya sıçradım ve ardı ardına iki tane tekme savurdum. Öğrencilerden ikisi ne olduğunu bile anlamadan yere yığılmıştı. Zaman kaybetmeden havadayken vücudumu döndürdüm ve üçüncü öğrenciye bir yumruk geçirdim!

Bang!

Çocuğun ağzından etrafa saçılan kanlara birkaç tane diş de eşlik etmişti. Suratını iyice benzettiğimden, çocuk bilincini kaybetmişti.

“……”

Arkada duran Liu Ying şok olmuştu. Yanında getirdiği üç adam da saniyeler içerisinde yere serilmişti. Muhtemelen böyle bir şeyin olacağını hayal bile etmemişti. Sinirden çılgına dönmüş olacak ki, elindeki sopayı havaya kaldırdığı gibi bana doğru koşmaya başladı!

Oracıkta dikilip, sağ elimi geniş bir yay çizecek şekilde savurdum ve sopayı ortadan ikiye ayırdım. Elimi geri çeker çekmez tekrar ileri savurmuş ve Liu Ying’in göğsüne sağlam bir yumruk geçirmiştim!

Suratı ekşiyen Liu Ying geriye birkaç adım attıktan sonra göğsünü tutmaya başladı. Suratından akan soğuk terleri görebiliyordum. Her ne kadar demin attığım yumruk ona ciddi bir zarar vermemiş olsa da bu acı hissetmeyeceği anlamına gelmiyordu. Acılar içerisinde kıvrılmaya devam etti.

……

Ellerimi birleştirdim, arkamı döndüm ve gülümsedim: ‘’Tamamdır, işim bitti!’’

Wan Er oracıkta ağzı açık bir vaziyette dikiliyordu.

Ağzından tek bir kelime çıkmadığını gördüğümden, omzuna dokunup: ‘’Hanımefendi, erken yatmamız lazım…’’dedim.

“Oh, oh…”

Wan Er gerçekliğe geri döndü.

……

‘’Liu Ying beyzbol takımına katıldıktan sonra yanına birkaç salak daha katmış…’’

Wan Er konuşmaya devam etti: ‘’Duyduklarıma göre Liu Ying yüzünden kavgaya karışan sürüyle insan varmış. Hatta kavgalardan birinde bir çocuğun sol ayağını bile kırmışlar…’’

Suratım ekşimişti: ‘’Cidden ne yapıyor bu herif…’’

‘’Aynen öyle, gerçekte nasılsa oyunda da aynı davranıyor. Bu yüzden Ba Huang’ın dört bir yanında seni kovalıyor ya…’’ Kızlar yurduna ulaşmıştık. Wan Er bana derin bir bakış fırlattı ve gülümsedi: ‘’Şuna ne diyorsun. Fan Shu Şehri’ne gelip, bizimle takıl. O zaman endişe etmene gerek kalmaz.’’

Başımı iki yana doğru sallayıp cevap verdim: ‘’Olmaz, Ba Huang’da yerimi sağlamlaştıracağım!’’

(ÇN: Bizimkinin efsane bok çuvalı Ejderha Koruyucusu olduğunu bilmiyor tabii Wan Er, yazık…)

‘’Tamam o zaman, ben gidiyorum…’’

‘’Mm, iyi geceler hanımefendi.’’

‘’Mm.’’